tabii ki biliyor büyü kitabının bilmediği şey yok :D
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
44. Bölüm Senden isteğim #1
Theo’nun ifadesi, Radolph’un sözleriyle sinsi bir hale büründü.
‘Eve 5 yıl sonra dönünce kimlik kontrolü yapılıyor demek.’ Derken ne gülebildi ne de kızabildi.
Randolph, Theo’nun halini kendine göre yorumlayıp homurdandı. Kendisine yardımı dokunan birine kimlik kontrolü yapacağını söylemesinin biraz kaba kaçtığını farketti. ‘Size sorun çıkarmak istemem. Ama içinde bulunduğumuz koşullara bakarsak geçmenize bu kadar kolay izin vermem mümkün değil. Kısa bir kontrol olacak.’
‘Tabi, bu çok makul.’
Miller kasabası gibi bir yerde zombilere karşı savaşmışlardı.Theo, askerlerin niye burada olduğuna anlam veremese de şimdilik bu soruyu sormadı. Öncelikle kasabaya girebilmek için Randolph’un güvenini kazanmalıydı.
Theo, müfettiş rozetini uzatırken ödül töreninde verilen sertifikayı da ekledi.
‘Oh, Müfettiş rozeti. Bunları göreli uzun zaman oldu. Bu da... bu sertifikanın sahibi bizim için kıymetli bir konttur, Theodore Miller. Burada kraliyet mührü olduğundan eminim ki... ha?’ Randolph sertifikaya dikkatle baktı ve kafası karışınca çenesini tuttu.
Sertifikada yazılı asillerin ismi bilinen isimlerden farklıydı. İlk isimler biraz kaymış olsa da, bu soyadını kullanan başka insanlara da rastlamıştı. Asillerin soyadları, kraldan aldıkları onur nişanının ve damarlarında akan asil kanın kanıtı mahiyetindeydi. Hangi akılsız soyadını başkalarıyla paylaşabilirdi?
Yine de, yazılı isim Miller kasabası kontunun ismiyle aynıydı.
‘...Kontun bir oğlu olduğunu duymuştum.’
‘Babam.’
‘Ah Tanrım, patronumun oğlusun yani.’
Theodore gülüncü Radolph da gülümsedi ve Theo’nun neden kontrol işini garipsediğini anladı. Kontun oğlu geri dönmüş ve kimlik kontrolüne maruz kalmıştı. Düşününce komik geliyordu.
Radolph memnun bir ifade takındı ve elini uzattı. ‘Eve hoş geldiniz, genç efendi. Biraz kargaşa oldu ama sonuç olarak çok büyük bir mesele değildi.’
‘Bayağı kalabalıklardı.’
‘İçeri girip konuşalım mı?’
Zombiler güneş parıl parıl parlıyorken saldırmamışlardı. Randolph da onunla geri döndü. Duruma bakılırsa anlatacağı hikaye oldukça uzundu. Theo ve Sylvia arkadan onu takip etti. Şöyle bir bakınca, eve dönüşleri ilginç olmuştu.
***
Üçü kasabaya girdiğinde, çoktan kasabaya yığılan askerleri gördüler. Üzerlerşnde dün gecenin yorgunluğu vardı.Yerel halk askerlere sıcak lapa ikram etti ve yaralarını bandajlarla sardı.
İçlerinden biri Theo’yu herkesten önce tanımıştı. ‘Eh? Sen Theodore değil misin?’
‘Ne? Genç efendi okuyor, niye buraya gelsin?’
‘Hayır, bak işte!’
‘Aslında, ona çok benziyor...’
Aradan 5 yıl geçmişti ve Theo artık modaya uygun giyiniyordu. O yüzden insanlar ona Theodore demeye çekiniyordu. İlk bakışta asil birini andırdığından genç efendinin döneceğini hiç düşünmemişlerdi.
Halk arasında uğultular başlayınca, aralarından bir adam öne çıktı. ‘G-genç efendi Theo...?’
Theo kısılan sesi duyunca ağlayacak gibi oldu. ‘Albert dede...’
Çocukluğundan beri, onun elinden kaç kere ekmek yemişti? Hatırladığından çok daha zayıf elleri vardı ama Theo hiç tereddüt etmeden o elleri sıkıca tuttu. Yumuşak bir his yaşlı adamın ellerinden Theo’ya geçince, Theo’nun içinden ağlasa da sarılmak geldi. Theo sonunda onca yılın aslında ne kadar ağır olduğunu hissetmişti.
Akrabası olmayan yaşlı adam için, Theo gerçek bir torun gibiydi.
‘Ah, genç efendimiz! Nasıl bu kadar saygın biri oldun...?’
‘Dede!’ Theo konuşamadı ve onu daha sıkı sardı.
‘Genç efendi!’
‘Genç efendi Theo geri döndü!’
Ardından, halk her yerden toplanmaya başladı.kimisi örgüsüyle bekliyordu, kimisi ağzındaki ekmekle çıkagelmişti. Halk telaşla oraya gelince, Theodore doğal olarak kalabalığın ortasında kalmış oldu.
‘...?!’ Sylvia, Theo’ya yakın duruyordu. Masallardaki gibi parlayan gümüş saçlarıyla nereye gitse dikkat çekiyordu. O yüzden Theo’ya yakın durması, halkın ona yorum yapmasıyla sonuç buldu.
‘Bu genç bayan kim?’ Yoksa?’
‘Hadi ama. Başka ne sebeple böyle tatlı bir kız getirsin ki?’
‘Genç efendi! Dükkanımızda ipeğimiz var! Harika bir duvak için yeterlidir!’
‘Hadi oradan’ Güldürme beni! Paçavraların ortada olmazsa güzel olur.’
‘Neyin var senin?’
Sesli konuşmalar askerlerin uyanmasına veya yemek yedikleri yerden dışarı bakmalarına sebep oldu. Zombilerle savaşları sırasında hava kararmıştı, ama şimdi kasabada ılık bir hava hakimdi. Bu, Theo’nun onlar için ne kadar değerli olduğunu gösteriyordu.
Kalabalık sonunda Miller kasabasının malikanesine vardı.
‘Theo, Bizim Theo’muz nerede?’
İnce saçlı ve mütevazi giyimli orta yaşlı bir adam kalabalığa yaklaştı. Neyse ki, onu tanıyanlar hemen geri çekildi. Herkes Theodore’a selam vermek için yarışıyordu ama bu kişi Theo konusunda diğer herkesten daha çok hakka sahipti.
Ortaya gelen adam, Dennis Miller seslendi. ‘Theo!’
‘... Baba.’ Theo bu sesi hiç unutmamıştı.
Theo’nun babası sıkı sıkı sarılırken, tanıdık gelen toprak ve ekmek kokusu Theo’nun burnunu gıdıkladı. Bu koku babasından geliyordu. Sözcüklere gerek yoktu. Önce Dennis çekilene kadar uzun uzun sarıldılar.
Sıkıca oğlunun omzundan kavradı ve söze başladı. ‘Eve hoş geldin.’
‘Hoş buldum.’
‘Soracak çok sorun vardır? Onca zaman sonra eve döndün... Bunun olması gerektiği için üzgünüm.’
‘Öyle deme.’ Derken Theo kafasını salladı. Babası neden üzgün olmalıydı? Asıl babsı ve halk zombilerden çekmişti.
Dennis oğlunun çıkagelmesinden memnundu ama sonra Theo’nun cüppesindeki tozları fark etti. Ayrıca Sylvia’nın utangaç tavırları da gözünden kaçmamıştı.
‘Yorulmadın mı? Konuşmamızın kalanını yarın tamamlarız.’
İkiside yorgun halde aynı anda kafasını salladılar.
***
Theo’nun dönüşünün ardından bayağı bir zaman geçmişti, ama değişen bir şey yoktu.
Şömine ve merdivenler eskimişti, yere her bastığında gıcırdıyordu. Mutfaktan gelen su sesi duyuluyor ve tavandaki rutubet de yerini muhafaza ediyordu. Aslında karşısında oturan ailesine baktıkça gözleri, tavandaki rutubetin artmış olduğunu da görebiliyordu.
Babası biraz bıyık bırakmış, annesi de biraz zayıflamıştı. 3 yaşındaki kardeşi annesinin eteklerindeydi.
‘Kardeşimi ilk kez görüyorum.’ Kardeşinin büyüdüğünü görememişti bile.
Ama yine de aile muhabbetleri hala aynıydı. Theo sorunları çözmeyi kişisel meselelerinden öncelikli tutardı. Sorunları halletmesinin ardından ailesiyle yeterince vakit geçirmişti.
‘...O halde, zombiler 1 ay önce mi ortaya çıkmaya başladı?’
‘Evet, oduncu ilk gören kişi oldu.’
Babasına göre, zombiler 1 ay önce görülmüş ve 1 hafta önce de saldırmaya başlamıştı.
Theo bu zaman farkına anlam veremiyordu. Bu 20 günlük sürede ne yapmış olabilirlerdi? Acaba kayıp büyücüler kara büyü öğrenmeye mi çalışmıştı? Ama zombi ejderhayı meydana getirmek 2 aydan daha uzun vakit alırdı. Randolph gibi bir kılıç ustası bile birden fazla ejderhayla karşılaşsa zorluk çekerdi.
Dahası Theo’nun bir sorusu vardı. ‘Peki ya askerler? Bizim kasabanın bütçesi o askerlere yetmez...’
‘Hoo, onlara çok şey borçluyum.’
‘Borç?’ Theo babasını sorgularcasına baktı.
‘Buraya yakın sınır boylarında savaşmaya gelen askerler. Aslında bizimle bir ilgileri yoktu. Ama kasabamızda konakladıkları gün bu canavarlar çıkageldi.’
‘...Yani, 1 haftadır bu çevreyi koruyorlar mı?’
‘Evet, ayrılacakları zaman, pişmanlığım olmayacak... sadece teşekkür edeceğim.’
İnanması zordu. Askerler para için her şeyi yapardı. Yalnızca çok azı hakka riayet edip sadakatini korurdu. Tabi çoğunun amacı yasal yollarla insan öldürebilmekti. Bu tipte olanlar tespit edilip ayıklanmalıydı. Bununla birlikte, asla gönüllü işe koşan insanlar değillerdi.
‘Bu kasabada saklı bir hazine olmadığı sürece...ki bu imkansız.’
Düşününce, doğrudan Randolph ile konuşmasının daha doğru olacağı kanaatine vardı.
Bu kararından sonra daha fazla konuşmadı ve annesinin pişirdiği çorbayı sessizce içti. Birka malzemeli hafif çorba boğazından kolayca akıyordu. Bergen Akademisi ve Mana-vi’de daha lezzetlileri olsa da, onun istediği çorba bu çorbaydı.
Sylvia’nın yemek seçen biri olmadığı, kuru ekmeği bile çiğnemesinden anlaşılıyordu. Theo, annesinin mutlu yüzünü görmemezlikten geldi ve kaşığını ağzına götürdü.
Ancak hala endişe edecekleri birkaç problem daha vardı. Bu geçici rahatlıkları, çatal bıçak sesleri dışında tüm seslerin kesilmesine kadar devam etti.
‘O zaman sonra görüşürüz.’
‘...tabi.’
Yemek bittikten sonra, Sylvia ve Theo kendi odalarına çıktılar. Mana-vil’den buraya kadar tuhaf geçen beş günlük bir yolculuk atlatmışlardı ama her şeye rağmen bir erkekle bir bayanın aynı odada kalmasına müsaade edilemezdi.
Theo odasına doğru rahat tavırlarla yürüdü.
Gıcırt...
5 yıl sonra döndüğü odası, aynı bıraktığı gibiydi. Raflardaki kitaplar bile aynı sıradaydı. Yatağı hala bozuk, yırtılan posteri de tamir edilmemiş bir haldeydi.
‘Huuuuuu...’ Theo derin bir nefes aldıktan sonra devam etti. ‘Hey, şimdi uyanabilir misin?’
Sessizce uyuyan Obur’la konuşuyordu.
Son sefer sorduğu sorudan sonra huy edindiği bir şeydi. Kısa bir süre önce, elinde yaşayan bu yaratığın durumunu hisseder olmuştu. Acıktığını, iyi hissedip hissetmediğini anlayabiliyordu. Bu sayede, Sylvia’yı kafaya takmadan onu kitaplarla besleyebiliyordu. Ama şimdi Obur’u çağırmanın uygun olacağını düşünmüştü.
Beklendiği gibi, Obur bu çağrıya karşılık verdi.
-...Anlıyorsun. Düşündüğümden daha hassas çıktın.
Hoşnutsuz bir ses duyulmuştu. Sesinde bariz bir rehavet vardı. Bu da, hala uykulu olduğuna delaletti. Theo bununla birlikte algılarının daha da iyileştiğini hissetmişti.
‘Uzun konuşmaya gerek yok. Bugün kaç kitap istiyorsun?’
-2 ya da 3.
‘Pekala. O zaman sana 2 kitap vereceğim.’
Önceden hazırladığı iki kitabı sol eliyle tuttu.
Dil iki kitabı da yutuverdi.
(‘Büyülü Duvar’ tüketildi. Anlayış seviyen yükseldi.)
(4.halka büyüsü ‘Taş Duvar’ yeterliliği arttı.’
(‘İnfilak bir sanattır.’ Tüketildi. Anlayış seviyen yükseldi.)
(4.halka büyüsü olan ‘infilak’ elde edildi.)
Tek seferde iki tane 4.halka büyüsü öğrenmişti. Ama birini önceden bildiğinden şanslıydı. Bu sayede, daha az baş ağrısı çekiyordu.
Taş duvar, Toprak duvarın bir üst versiyonuydu. Sert kayalarla duvar örmeye yarayan dayanıklı bir büyüydü. İnfilak büyüsüyle ilgili olarak da, Theo sahip olduğu bilgileri aklında hızlıca düzene sokarak organize etti.
Çok sayıda zombinin işini bitirmek için ideal bir büyüydü.
‘...Tamamdır, bitti.’
Vücudundan geçen büyü dalgasından sonra, Theo dikkatle sol eline baktı. 3 kitapla da besleyebilirdi, ama soru sorabilmek için 2 kitap vermişti. Fazladan büyüye sahip olmak yerine sorularına cevap bulması şu an için daha önemliydi.
Theo’nun bu felaketi nsıl durduracağını bilmesi gerekiyordu.
‘O halde senden isteğim...’
Büyü kitabı, bu sorunun cevabını biliyor olmalıyıdı.
Magnec