Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

84. Bölüm Cenneti Fethetmek (2)

Çevirmen: Violet / Editor: Güz

“Tamam, gitmemizin zamanı geldi. Daha sonra tüm bunlara bakmak için bol bol vaktin olacak,” diyerek el salladıktan sonra Lav’ı Mucize Tepesi'ne doğru ilerletti Mordred. Richard hayranlığını bastırmayı becerip söylendiği gibi takip etti.

Grubun, zirvenin ayağına ulaşması tam bir saat aldı ve beş kilometre genişliğinde ve üç kilometre uzunluğundaki dağ, huşu uyandıran ihtişamını ancak bu kadar yakın mesafede gerçekten gösteriyordu. Herhangi bir insanın bu engin manzaranın güzelliğini tek seferde tatması imkansızdı, zira sürekli olarak farklı alanlara, zirveye ya da tepeye giden yola bakmak için bakış açılarını çevirmek zorunda kalırdı.

Dağ zirvesine yöneldiğini gördükleri ince çizgi, artık dört büyük arabayı yan yana barındırabilecek geniş bir geçit olarak gözler önüne seriliyordu. Yol, düzensiz kayalarla döşenmişti, ne var ki hepsi aralarında herhangi bir çatlak olmaksızın garip bir şekilde birbirine uyuyordu. İnsan daha dikkatli bakarsa, pürüzsüz yüzey üzerinde aracın tekerleklerinin kaymasını engellemeye yönelik olan yoğun granülleri görülebilirdi. Yolun kenarı çelik bir korkuluk ile kaplıydı ve tepesinde, gerçekten canlı görünen metalik hayvan kafaları duran bariyerler vardı. Yolun ortasında, karşıt trafiği ayırt etmek için sarıya boyanmış şerit halinde taşlar vardı.

Richard başını yukarı doğru eğdi ve görüşü kaldırımı takip etti. Olduğu yerden boynunu mümkün olan en fazla şekilde eğse bile, sadece zirveyi çevreleyen kalın bulutları görebilirdi. Yukarıda yer alan adayı hayal etmek veya düşünmek bile zordu. Yine de matematiksel yetenekleri, eğimden yolun toplam uzunluğunu hesaplamak konusunda başarısızlığa uğratmadı onu. Ancak, her bir tuğla parçası ve buradaki her bariyerin bunca titizlikte hazırlanmış olduğuna bakılırsa, bu kadar uzun bir yolu yapmak için ne kadar harcamak zorunda kalmış olabilirlerdi? Richard için akla hayale gelmez bir servetti bu. Geçmişte de Koyumavi'nn inşaat maliyetlerini hesaplamaya çalıştığında bu şekilde hissetmişti. Ne var ki, bu daha sadece efsanelerin kentine giden yoldu.

“Hey Richard, şuraya bak!” Mordred’ın sesi duyulunca, Richard gözlerini işaret edilen yöne doğru çevirdi. Yaklaşık bir kilometre uzaklıkta tuhaf görünümlü binalar topluluğu gördü. Bu binaların en göze çarpan özelliği, düz çatılarıydı ki bunların üzerine, griffinler arada sırada iniş yaptıktan sonra ivme kazanıp kalkıyorlar, bir süre uçarak zirveyi saran bulutlara doğru yöneliyorlardı.

Çoğu zaman sadece bir veya iki kişi taşıyorlardı. Ancak kalabalıkları taşıyan bazı gruplar vardı ki bunlar görkemli ötüşleri yankılanırken muhteşem kanatlarını bir anda açarak gökyüzünü karartıp insanı huşu içinde bırakıyorlardı. Sesleri çok uzaklardan bile duyabiliyordu.

“Bu griffin durağı. Kolaylık için dağa inip çıkarken kullanılabilirsin ancak haberin olsun, kendi griffinini getirmene izin vermezler. Tepenin diğer ucunda, iki adet wyvern durağı da var. Ne var ki, Faust halkı ejderhaların kokusundan hiç hazzetmezler, bu yüzden wyvernler sadece malları taşımak için kullanılabiliyor. Her neyse, yukarı çıkma zamanı, yakından takip et beni. Uzun bir yolculuk olacak, yani mümkünken atına biraz daha büyü yap sen.”

Lav biraz hırıldandıktan sonra Mordred, vahşi hayvanın boynuna hafifçe vurunca yola devam etti. Yol geniş olmasına rağmen, diğer şövalyeler ve mal gönderen arabalardan dolayı yoğun trafik nedeniyle nispeten kalabalıktı. Şaşırtıcı bir şekilde, yol boyunca gördükleri şövalyelerin çoğu rün şövalyeleriydi ki bazıları Mordred ve grubunu gölgede bırakıyordu.

Atları nihayet bulutlara girdiğinde, Richard havada belli belirsiz bir büyü hissi alabiliyordu. Mananın akışı şifreliydi ama insan çabalarsa hala tespit edilebilirdi zira görünmez, yoğunlaşmış enerji iplikleri oluşturuyordu. Richard, bu ipliklerin amacını çözdüğünde şaşırmıştı - bunlar aslında bir büyü formasyonunun parçasıydı! Bulutların her kısmı bu iplerle doluysa, büyü formasyonu tam olarak ne kadar büyüktü böyle?

"Bak! Faust'un kapısı önünde!” Mordred’ın sesi, bulutların daha üstünden Richard’a ulaştı. Richard düşüncelerini bir kez daha toplayıp patikadan yola çıkarken atını hızlandırdı ve kendisini geniş bir araziye girmiş buldu.

Artık görüşünü engelleyen bulutlar olmadan, ufuk anında genişleyivermişti. Kökenini anlayamadığı bronz bir kayadan yapılmış, çevresi yaklaşık bir kilometre olan büyük bir alana geldiğini fark etti Richard. Atların yüzeyde en küçük bir çizik bile bırakamadıkları gerçeğinden yola çıkarak, bu malzemenin oldukça sert olduğu açıktı. Alanın tamamı açık bir altın rengiydi ve çok sayıda damar, mavi ve koyu yeşilin bir karışımıyla renklendiriyordu onu. Bu çizgiler rünleri ve büyü sembollerini andırıyordu ve adeta dev bir büyü formasyonu oluşturuyordu. Richard, bu kayanın bileşenlerinin ne olduğunu da çıkaramıyor ve aynı zamanda dev büyü formasyonundan gelen hiçbir mana akışı da hissedemiyordu.

İçinden bir ses, Richard'a bir büyü formasyonuna adım attığını söylüyordu, ama daha önce bu konuda hiçbir şey öğrenmemişti. Bildiği geleneksel büyülerden farklıydı, tek tek sembollerinin manasını bile kavrayamıyordu. Bu büyü formasyonunu, büyü teorisi hakkında bildiklerini kullanarak açıklamak imkansızdı.

Çok geçmeden Richard'ın dikkatini alanın merkezindeki iki büyük heykel çekti. Her biri yüz metre boyundaydı ve yüzleri pelerinleriyle örtülü kılıç tutan savaşçıları betimliyorlardı. Ellerindeki kılıçlar sade ve yalındı, sadece bıçağın ortasında iki lacivert rün vardı. Yüce bir varlığı selamlıyormuş gibi hafifçe eğilmişlerdi. Bunlar sadece cansız heykeller olsa da, gerçekliklerini hissedebiliyordu. Ve her nasılsa, Richard bu heykellerden gelen belli belirsiz bir güç hissi ve öldürme duygusu alabiliyordu.

Heykellerin ardında, kubbeli bir çatı ile köprülenmiş, her ikisi de yüz metre boyunda iki sütun vardı. Gerek sütunlar gerek çatı olsun, her ikisi de arenayı inşa etmek için kullanılan aynı kayalardan yapılmıştı, etraflarında anlayamadığı aynı lacivert ve yeşil sihirli damarlarla. Ancak Richard bu yapıları ne kadar yakından gözlemlese de, iki kaya arasındaki bağlantıyı gösteren herhangi çatlak bir kısım bulamadı. Tam olarak ne demek oluyordu bu? İki savaşçı heykeli ve arkalarındaki sütunların hepsi tek bir kaya parçasından mı oyulmuştu?

Böyle olağanüstü bir parçayı oyma yeteneğine sahip kişi kim olabilirdi ki?

Richard yine nefes almakta zorlanıyordu. Gözlerini kapatıp düşüncelerini kafasından boşaltmaya çalıştı, beyaz alandan başka bir şey kalmayana kadar. Ardından kemerli kapının kubbeli çatısına bakmak için yavaş yavaş gözlerini açtı. Ortada, Norland’in her yanında kullanılmakta olan aynı büyülerle kazınmış Faust adı vardı. Şehrin adının sihirli büyülerle oyulmuş olmasından başka, Richard bu kemerli kapı ve efsaneler kenti arasındaki bağlantıya dair bir kanıt bulamadı.