Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

83. Bölüm Cenneti Fethetmek

Çevirmen: Violet / Editor: Güz

Richard başını kaldırıp cevap vermeden önce karanlık gökyüzüne baktı, “Ama benim gibi davranan 15 yaşında bir sürü Archeron var, değil mi?”

Mordred bu sefer kahkahalarını tutmamıştı, Richard'ı attan alıp neredeyse çamurun içine düşürecek kadar sert bir şekilde sırtına vurduktan sonra haykırdı, “Çok fazla düşünüyorsun! Gerçekten on beş yaşında bir sürü zeki Archeron var ama hepsi bu. Efendim 15 yaşındayken, kendisi daha ziyade aptal biriydi ve ondan daha akıllı düzinelerce çocuklar vardı. Şimdi oldukları yere bak, zeki olanlar ortalarda değil!”

Richard’ın gözleri aydınlandı, “Gaton Archeron’dan mı bahsediyorsun?”

“Evet, baban!” diye düzeltti Mordred.

“Gaton Archeron, değil mi?” Richard sorusunu tekrarladı.

“Tamam, tamam, işte o.” Mordred omuz silkerek şöyle dedi, “Siz Archeronlar gerçekten tuhaf varlıklarsınız.”

"Ee, ne demek istiyordun?” diyerek sorgulamaya devam etti Richard.

"Basit. Ailenin on beş yaşındakileri arasında oldukça göze çarpıyorsun, ancak on altı yaşına geldiğinde durum tersine dönebilir. En son gülen iyi güler, bu yüzden önce on altı yaşına kadar hayatta kalmaya çalışmalısın, evlat! İşte bu yüzden de efendim, seni yol boyunca birkaç savaştan geçirmemi istedi. Faust sadece zenginliği, refahı ve kadınlarıyla ünlü değil!”

Richard bir şey söyleyemeden önce, Mordred devam etme fırsatını değerlendirdi, “Pekala evlat, şimdi yemek ve uyumaya zaman ayırmalısın. Şu garip "Zindelik" rününe sahip olduğuna göre, planda bazı değişiklikler yapmalıyız. Yarınki yolculuğunuz 700 kilometre olacak!”

......

Bulutlu gökyüzü, yağmurlu gökyüzü ve açık gökyüzü. Hava, zaman geçtikçe döngüsüne devam etti. Göz açıp kapayınca bir ay geçmişti bile ve Richard’ın grubu Faust’a ulaşmaya yakındı.

Dünya karmaşıktır ve en zeki insanların bile başına kazalar gelebilir. Ne Gaton ne de Mordred, ailenin eski düşmanlarının bu kadar… ılımlı olmalarını bekliyordu. Hiçbiri kavga çıkarmamış veya Mordred'i kışkırtmamıştı, tam donanımlı rün şövalyeleriyle onların topraklarından geçerken ya da kalelerine adım attıklarında bile sadece gülümseyip geçiyorlardı. Kavgaya yönelik provokasyonların hiçbirine karşılık vermediklerinde Mordred şaşkına dönüyordu.

Her ne kadar Mordred kana susamış ve öldürmeye bayılan biri olsa da, ahlaksız bir serseri değildi. Bütün insanlar ona gülümserken ve hatta kazayla önemli bir anıtlarını yıktığında, bazı insanlar kişisel iblis demircilerinin, Lav’ın toynaklarını kontrol etmesini bile teklif etmişken nasıl herhangi bir saldırı nasıl başlatabilirdi ki? Tahrip ettiği anıtlara tazminat olarak sadece bir parça altın sikke bırakıp gitmekten başka seçeneği kalmıyordu.

Böylece Richard, Faust'a yaptıkları yolculuk boyunca herhangi bir dövüşe girmedi. Öldürdüğü tek şey, yollarından geçen hayvanlardı.

Lav, Ebedi Ovalar'ın toprağına ayak basana kadar, Richard beklenmedik bir savaşta, hiçbir şekilde yer almamıştı. Archeronlar'ın ünü, yani kötü ünü Kutsal İttifak’a yayılmış gibi görünüyordu. Hiç kimse, bu çılgın adamlarla yeterli çıkar ve istikrarlı bir müttefik olmaksızın tek başına yüzleşmek istemiyordu.

Ebedi Ovalar efsanevi şehrin topraklarıydı. Bu, onların şu anda tehlikeyle karşı karşıya kalma ihtimalleri olmadığı anlamına geliyordu - en azından doğrudan bir tehlike. Ovalar yumuşak ve pürüzsüzdü, ufuk, Richard'ın daha önce hiç görmediği gibi gökyüzüne doğru uzanıyordu. Plato, akaju rengi taşlarla süslenmişti ve çatlaklardan gözüken utangaç çimenler sayısız renkli çiçekle süslenmişti. Renklerin patlaması görsel bir şölendi.

Richard atını durdurup başını kaldırdı. Kendisine doğru esen kuvvetli rüzgarlar boğuluyor gibi hissettirmişti ona ama soluğunu kesen diğer bir şey de tam karşısındaki olağanüstü manzaraydı. Ona bakarken, Richard neredeyse tüm ovayı bir defada görebiliyormuş gibi hissetti.

Ebedi Ova’nın toplam alanı aslında büyük değildi, zira çevresi sadece yüz kilometreydi ama Norland'ın içinde yükselen dev bir platform gibiydi daha çok. Her ne kadar küçük olsa da, bir defada tamamıyla görünebilecek bir şey değildi. Tam manzarayı gören herkes kendini boğuluyormuş gibi hissederdi!

Binlerce metrekarelik kapalı mekanları görmeye alışkın olan Richard bile, şu an önündeki manzara karşısında hayran kalmıştı. Kendisini kaybolmaktan alıkoymak için itici bir dürtü hissetti, nefesini tutup yavaş yavaş görüş hattını ilerlettikten sonra, parlak kırmızı bir sütunu andıran dağ zirvesini gördü. Bu onun mekan ve uzaklık kavramını bozmuştu, dolayısıyla zihnindeki kızıl zirveyi tanımlayan rakamlar, gördüklerine uymuyordu. Onu delirten bir hataydı bu!

Mucize dolu Ebedi Ova'yı ilk kez ziyaret edenlerin kutsanacağı ve ovanın her köşesine bakabilme yeteneği kazanacakları söylenirdi. Richard nihayet şimdi efsanenin doğru olduğuna kendisi tanık olmuştu. Kutsanma duygusu, düşündüğü kadar iyi değildi, ama heyecan vericiydi yine de.

Bu parlak kırmızı zirve, Faust'u ayakta tutan Mucize Tepesi'ydi. Dağ son derece ince ve yukarı doğru giden bir çizgi ile çevrilmişti - neredeyse gözün seçemediği. Zirveye giden yol buydu ve zirve bulutlarda gizlenmişti! Sanki canlıymış gibi yavaş ve zerafetle ilerleyen, saf ve beyaz bir bulut kütlesi kaplıyordu zirve ve asla en güçlü rüzgârlar tarafından bile etkilenmiyordu.

Ancak Richard bu kutsal bulutların içinde bir şeylerin olduğunu gördü. Gözlerini ovuşturup olabildiğince uzağa bakmaya çalıştığında, tarif edilemez bir şoktaydı ve sonunda bunun yüzen bir ada olduğunu fark etti! Adada dağlar, akarsular ve bitki örtüsü vardı, hatta her biri birbirinden farklı binalar gördü.

“Bu… bu…” Richard adadaki bulutlara işaret ederken nutku tutulmuştu.

“Faust'daki on dört ailenin yaşadığı Yüzen Ada bu. İlk gördüğümde, ben de gözlerime inanamamıştım. Ama Faust'a doğru yolculuğumuzda babanın yanında çarpışırken, yaklaşık 6 aydır uyumamıştık. Kaç tane savaşa katıldığımı veya kaç kişiyi öldürdüğümü hatırlayamıyorum. Ebedi Ovalar'a nihayet geldiğimizde, ölü gibiydim ve sadece yatıp uyuyabileceğim bir yer istiyordum, o yüzden böyle şeylere hayran kalacak gücüm nasıl olabilirdi ki? Buraya geldiğimize göre, artık varmamız sadece an meselesi.” Mordred, Faust'a destansı ilerleyişlerini birkaç sıkıcı ve sıradan cümleyle yumuşatmıştı, fakat doğal kibri ve kıvancı kelimelerinin arasından sızıyordu yine de.