Bu adam.kesnlikle daha birkaç yüz dünyaya hukmedecek
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
116. Bölüm Hayatlarınızın Efendisiyim (7)
[Kroooaar!]
[Kihak!]
[12,019,283 deneyim kazandın.]
[7,985,102 deneyim kazandın.]
[…deneyim…]
Savaş meydanındaki kaos devam ediyordu. O sırada bile yüzlerce kurt, renk ayrımı olmaksızın ölüyordu. Ölü kurtların sayısının binlere ve binlerden de on binlere ulaştığı an önemli bir andı.
“Ah, Aaaaah!”
“Quesad, Quesad bile öldü. Onu öldüremeyiz!”
Öldükleri anda kurtların cesetleri Il Han’ın envanterine gidiyordu. Dolayısıyla karlı boş alanda yalnızca ayak izleri ve kan kalmıştı. Il Han karlı zemini bir tuval, ejderha kemiklerini de fırça ve kurtların kanını da mürekkep olarak kullanıp yıkımı büyük bir eser haline getiriyordu.
“Ah, kahretsin! Baş ağrısı…”
[Uzaysal farkındalıkta çok özel bir anlayışı sahipsin. Büyüyü de iyi kullanacağını düşünüyorum.] (Erta)
“Bu kadarı yeterli. Kapı B-“ (Ç/N: Babylon Kapısı)
[Orada dur hemen!] (Erta)
Düşük seviyeliler öldürmekle başladığından başka ikinci seviye kurt bulmak zordu. Bu yüzden de taktik değiştirerek tek atışla öldüremeyeceğini düşündüklerine birden fazla mızrak atmaya başladı!
Bunu yaparak öldürme hızı düşse de gizlenmesi bozulmuyordu ve bu şekilde de Ölüm Tanrısı yeteneği sürekli aktif kalıyordu. Bir taşla iki kuş…
Il Han, envanterini kullanarak asıl saldırılarını geliştirirken dördüncü sınıf kurtlar, kendi türlerinin başına gelen felaketten ötürü umutsuzluğa ve öfkeye kapılmıştı.
“Flemir! Eğer Ikedka’yı öldürmemiş olsaydın o insanı parçalayabilirdik!”
“Artık kurt türüne ait değildin. O insanı öldürsen bile bu kurt türleri için bir zafer olmaz. Ayrıca…”
Flemir öfkesini yönlendirecek bir hedef bulamadığından dişlerini gıcırdatarak ona kükreyen DD-kurtlar ile yüzleşti.
Kiroa’daki en güçlü kurt türü olan Quesad’ın kolayca bir insan tarafından öldürülüşünü izlemişti. Kendi müttefiki olan Kiona’nın kendi hayatını ortaya koyarak onu ciddi şekilde yaralamasıyla bu mümkün olmuş olsa da Flemir, aynı koşullar altında kendisinin Quesad’ı öldürebileceğini sanmıyordu.
Hayır, ilk tekmeyle bile hareketsiz hale gelirdi. Ayrıca Quesad’ın sonunu getiren mızrak darbesini… tam olarak görememişti bile.
Bu insanın, diğer insanlara göre inanılmaz bir gücü vardı. Karşısındakinin, bir zamanlar Kiora’da yaşayan insanlarla aynı ırktan olduğuna inanmak zordu.
‘Ejderhanın babası… Bunun için yeterli bir seviyede.’
Flemir gözlerini kapattı. Her şeyin bu hale gelmesinin nedenini sonunda anlamıştı.
Dünya’daki insanlara müttefiklik teklif etmek? Karşısındakini kandırmak?
Hayır. Kendilerini kurtarmak için Dünya’yı kullanmaya çalıştıkları anda kendi yollarının üzerine taş koymuştular.
Ne yapabilirim? Ne yapamam gerekiyor? Prenses güvende mi? Belki de diğer insanlar bütün siyah kurtları tıpkı buradakinin yaptığı gibi öldürmüştür? Bu kötü durumdan kurtulabilecek miyim?
Sayısız soru aklından geçerken umutsuzluk yüreğini kapladı. Bu sırada hemen yanından inanılmaz kısık bir ses duyuldu.
“Kkaaak!”
Kafasını çevirdiğinde, etrafı çevreleyen DD-kurtlardan birinin kafasının koparak cesedinin acınası bir şekilde yere düşüşüne tanık oldu. İnsan şeklindeki felaket de oradaydı. Bu sefer, kritik vuruş yapamadığından düşmanı tek seferde öldürememişti.
Bilinmeyen Yörüngeye sahip Mızrak’ı kullanarak birkaç atış yaptıktan sonra kurt anında ölmüştü!
[820,224,008 deneyim kazandın.]
“Huaaaah!”
Böylece dördüncü sınıflardan geriye iki tane kaldı – Il Han kendi kendine mırıldanarak mızrağını geri çekti. O sırada Flemir’in yanında duran kurt, delirmiş gibi uluyarak koşmaya başladı.
“Aklından bile geçirme!”
“Kyaooooh!”
Hareketini fark eden Il Han hemen mızrağını fırlattı ama rakibi bunu tahmin etmiş gibi insan şeklinden kurt şekline dönüş yaparak mızrağın ıskalamasına sebep oldu.
[Yani tekrar kurda dönüşmek için yöntemleri var!] (Erta)
“Yeni bir bilgiye sahip olduğun için çoook mutlu olmalısın, huh!”
Il Han duraksamadan mızrağını tekrar fırlattı. Bu sefer hedefini vurmuştu ama ölümcül bir yara açmaktan çok uzaktı. Kurt karşılık bile vermeye çalışmadan kıçına saplanmış mızrakla birlikte geçitte kayboldu.
“Bu da ne!? Bu adam gerçekten de dördüncü sınıf mı?”
[Benim de böyle utanç verici bir dördüncü sınıfı ilk görüşüm…] (Erta)
Il Han onu kovalamayı düşündü ama imparatoriçeye daha önceden gönderdiği mesajı düşünerek başını salladı. Eğer Mi Rae, dev mızrağını kullanırsa o kurdu öldürmesi için sayısız şansı olurdu. Dahası kurdun kıçında bir mızrak olduğundan Mi Rae onu gözden kaçırmayacaktır.
Üstelik artık insanların dördüncü sınıflarlar karşılaşarak yenmelerinin zamanıydı. Il Han onları sonsuza dek koruyamazdı! Ancak bütün insanlık birlikte acı çekerse Il Han’ın insanları güçlendirme planının bir anlamı olurdu!
“Ve böylece…”
Il Han kendilerini geçide atan kurtları öldürerek mızraklarını topladıktan sonra Flemir ile konuştu.
“Neden onu takip etmiyorsun? Bunu yapmak için bir sebebin yok mu?”
O sırada birçok farklı görevi yerine getirmesinin beyni üzerindeki etkisi çok büyüktü ama yüz ifadesi soğuk ve sertti.
Belki de sayısız kitabı hızlı okumaya çalıştığından ötürü bu ‘eğitim’ ona yardım etmiş olabilirdi.
[Ne kadar saçma bir eğitim…] (Erta)
“Sana aklımı okuma dedim.”
Erta ve Il Han’ın sakince şakalaşmaları devam edecekti ki Flemir konuştu.
“Yani en başından beri biliyor muydun?”
Sesi duygusuz ve bomboştu. Il Han doğal bir şekilde başıyla onayladı. Bir kez daha yüzden fazla kurt öldü.
“Beynimin olması gereken yerde noodle olduğunu mu sanıyorsun?”
“…Özür dilerim.”
“Buna gerek yok. Nasılsa hepsini öldürebilirim.”
Tekrar parmaklarını şaklattığında ejderha kemikleri yeniden düştü. Geriye kalan bütün canavarların hepsi elit olduğundan, dikey olarak üstlerine düşen mızraklar yüzünden ölenlerin sayısı onda birdi. Her seferinde yüzlerce canavarın arasından onlarcası ölüyordu.
“Eii!”
Kontrolündeki gecikmeyi ve de asıl sonucu, envanterinin uzaktan toplama yöntemiyle hesapladıktan sonra Il Han artık on mızrağı bir demet haline getirerek daha küçük ama daha hızlı bir saldırıya dönüştürmüştü.
“Kyaoooh!”
İlk saldırıdan kurtulan canavarlar bile sürekli yağmur gibi yağan ve bütün hareketlerini okuyabiliyormuş gibi görünen mızraklardan kaçamıyordu. Sonunda kendilerini savunmanın yolunu bulmuş üçüncü sınıf kurtlar bile ölmüştü. Bütün kurtları saydığında bile geriye 20 binden daha az kurt kalmıştı.
[Aah, bu korkunç yetenek daha da iyileşiyor.] (Erta)
Erta’nın umutsuzluğunu umursamayan Il Han’ın mızrak yağmuru son bulmadı. Canavarlar sonu hiç gelmeyecekmiş gibi ölmeye devam etti.
Il Han’ın gizlenmesi kalkalı çok olmuştu ama canavarlar ona saldırmıyordu bile. Yapabildikleri tek şey, hayatta kalmak için çaresizce kendilerini geçide fırlatmaktı.
Bu sırada Il Han’ın retinasında güzel bir mesaj belirdi.
[140. Seviye oldun. 2 Güç, 1 Çeviklik, 1 Sağlık, 1 Büyü artar.]
“Yay!”
Güç, çeviklik sağlık ve büyünün yükseldiğini hisseden Il Han çok mutluydu.
Gerçekten sinirli hissediyordu. Dünya’nın kaderi kendi ellerinde olduğu halde yüz binlerce kurtla savaşmıştı ama sadece üç kere seviye atlayabilmişti! Elbette, Dareu’nun aksine buradakilerin çoğunluğu zayıftı ama bütün bunları bir gün içinde yapmıştı ve buna rağmen..!
Ama Il Han elini kaldırarak neşesini bir kenara bırakacağı sırada Flemir kendini yere attı.
“Lütfen bizi affet!”
“İstemiyorum.”
“Kurt türünün soyunun bu şekilde tükenmesine izin veremem, lütfen!”
“İstemiyorum.”
Müttefik olduğu ejderhalardan ve ona bir imparator gibi hizmet eden elflerden çok farklı değil miydi? İlk olarak buradaki kurtlar, kendi iradesiyle insanları yok etmişti ve üstelik bütün kontrol Yıkıcı Şeytan Ordusu’ndaydı.
Ve nereden geldikleri önemli olmadan hepsi Dünya’yı bir av olarak görmüştü. İkili günah. İdam!
Hepsinden de önemlisi, kesin bir şekilde…
“Neden sana inanayım ki?”
“Ama!”
“Bir yöntem var!”
Bağıran Flemir değildi. Temiz kadın sesini duyan Il Han başını sallayarak arkasını döndü ve arkasında dikilen siyah saçlı kadını gördü.
Kafasında tüylü kurt kulakları vardı ve deri ile metalden oluşan zırhına rağmen göz alıcı bedeninin şekli apaçık ortadaydı. Özellikle metal zırha güçlendirilmiş göğüs bölgesi fazlasıyla seksiydi.
“P-prenses!? Nasıl!”
“Buraya kendim geldim, Flemir.”
“Neden!”
Oyunculukta berbat olan Flemir prensesle paniklemiş bir ifadeyle konuştu. Görünüşe göre bu kadınsı kurt gerçekten de kurt prensesiydi. Buraya kendi başına geldiğini söylemesine bakılırsa gerçekten de Dünya’ya gitmiş ve Kiroa’ya geri dönmüştü.
Ama… Il Han’ın soruları vardı.
“Orada Flemir dışında yalnızca kurtlar vardı, değil mi?”
“Kurt türlerinin arasında ayın vaftiz ettikleri istedikleri şekilde insan şeklinden kurt şekline geçebilirler. Ben de onlardan biriyim.”
Prensesin cevabı ile Il Han yanıldığını kabul etti. Sadece dördüncü sınıfların insan görünümüne sahip olabileceğini düşünürken yanılmıştı, durum daha farklıydı.
Sadece dördüncü sınıflar insan görünümüne sahip olamıyordu, asıl cevap şu şekilde olmalıydı ‘ayın vaftiziyle insan şekline geçenlerin dördüncü sınıf olma ihtimali daha yüksek.’
“Peki neden daha tehlikeli olduğunu bilmene rağmen buraya geldin?”
“Hem kurt türlerinin hem de Yıkıcı şeytan Ordusu’na bağlı olanların mahvolmuş ve korku dolu bir şekilde kapıdan çıktığını gördüğümde tahmin ettim. Dahası Melod’u gördükten sonra emin olmuştum… Yıkıcı Şeytan Ordusu tarafından baştan çıkarılan zavallı kurt sanki bir şeyden kaçmak ister gibi kapıdan çıkmıştı; sen sinirlenmiştin ve kurt türünü yok etmek istiyordun.”
Belki de kraliyet ailesinden olduğundan kafası Flemir’den daha iyi çalışıyordu. Ve Dünya’da saklanması gerekirken, türünün yok olmak üzere olduğunu anlayarak Kiora’ya gelmişti, buna engel olmak istiyordu.
“Başka kraliyet ailesinden olan var mı?”
“Yok, tek kurtulan kişi benim.”
“Gerçekten mi?”
Il Han elini kaldırdı. O sırada Flemir umutsuzca başını eğerek bağırdı.
“Lütfen prensesin gitmesine izin ver! Her şeyi yaparım!”
“Hayır, gerek yok. Sizden birine ihtiyacım yok.”
“Peki ya bütün kurt türüne ne dersin! Hayatta kalan kurt türlerine hükmetmeye..!”
Bu sefer bağıran prensesti. Ne kadar da iyi kalpli biriydi. Il Han tekrar güldü.
“Size inanmıyorum ve size ihtiyacım da yok.”
“Bize inanmanı sağlayabilirim! Ve bir gün kesinlikle bizim yardımımıza ihtiyaç duyacaksın!”
Prensesin kendinden emin sözleri üzerine Il Han cevap verircesine parmaklarını şaklattı. Yüzlerce ejderha kemiği tekrardan yere düştü ama bu sefer sadece kırmızı kurtların üzerine.
“Aah.”
Bu sahneyi gören prenses rahatlayarak nefesini bıraktı. Ama Il Han tekrar parmaklarını şaklatarak sordu.
“”Ve? Benim inanmamı nasıl sağlayacaksın?”
Prenses cevap verdi.
“Elflerin konuşmasını duydum; Hükmetme yeteneğine sahipsin.”
Neden bundan bahsettiniz ki! – Il Han elflere küfrederken prenses kendinden emin bir şekilde konuştu.
“Eğer bu yeteneği kullanarak bana hükmedersen kurt türü de sana itaat etmek zorunda kalacaktır!”
Kadının sözleri üzerine Il Han düşündü.
Huh? Sanırım böyle bir senaryoyu daha önce bir yerde görmüştüm.
Magnec