Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

62. Bölüm Destek Kuvvetler

Çevirmen: Tomato / Editor: Venus

Fei'nin yüz ifadesi değişmişti. Daha yüksek bir tepeye zıplayarak gözlerini oralarda yavaşça gezdirmişti. Epey uzakta, yeşil alanlarla mavi gökyüzünün buluştuğu ufuk noktasında, yukarı uzatılmış sayısız gümüş renkli bayrak vardı. Bayraklar rüzgarda uçuşuyor ve uçuşan, gümüş ejderler gibi görünüyorlardı. Daha sonra zemin titremeye başladı. Chambord'a doğru yol alan, içinde çok sayıda gümüş zırhlı süvarinin bulunduğu bir dalga geliyordu...

''Daha buradan görüp hissedebiliyorum. Görünüşe göre orada en azından altı yüz süvari var... Acaba Zenit İmparatorluğu'ndan gelen yardım mı bunlar? Yoksa, gümüş maskeli şövalyenin destek kuvvetleri mi?''

Fei dikkatli bir şekilde izliyordu. Hızlı bir şekilde, aniden belirmiş gümüş zırhlı süvarilerin bozguna uğratılmış düşmanları gördüklerinde hücumlarının hızını düşürmediğini, bunun yerine sesli borazanların altında, acımasız bir katliama başladıklarını görmüştü. Demir at nallarının bastığı her yerde kan ve et kokusu havaya karışıyordu. Mızrak ve kılıçlar düşmanları delip geçiyordu; aç kaplanlar büyük bir koyun kafesine bırakılmıştı sanki. Bin düşman çığlık atıyor, feryat ediyorlardı; ancak savaşmak ve karşılık vermek için güçleri kalmamıştı artık... Bu tek taraflı bir savaştı.

''Heh... İyi, görünüşe göre bunlar Zenit İmparatorluğu'ndan gelen destekler.'' Fei biraz rahatlamıştı. Bir şeyler düşünmüş ve tepeden atlamıştı daha sonra da, gizemli büyücünün çadırına dönmüş ve burada, birkaç çırpınma izi bulmuştu. Dört Yıldız Büyücüsü'nün uyanıp iplerden kurtulmaya çalıştığı açıktı. Ama maalesef, pek de başarılı olamamıştı... Fei'nin biraz iğrenç olsa da başarılı olan bağlama metodu işe yararlılığını kanıtlamıştı. Zavallı adamın arkasına kıran girmişti ve kanı yerde bir iz bırakmıştı. Anlaşıldığı üzere büyücü mücadele ettikçe tahta çubuk hareket etmiş ve adam, dayanılmaz acıyla tekrar bayılmıştı.

Fei baygın büyücüyü yerden kaldırdı ve gümüş maskeli şövalyenin bulunduğu siyah çadıra doğru yürümeye başladı. Daha sonra da onu gümüş maskeli şövalyenin cesedinin yanına koymuş, [Fırtına Kılıcı] ile siyah çadırdan iki büyük kumaş parçası kesmişti. Bunları büyücüye ve cesede sararak büyük bir paket haline getirdikten sonra, yan tarafına koymuştu.

Bunu yapmasının ardından, bir düzlüğün üstünde dururken Zenit İmparatorluğu'nun gönderdiği desteğe doğru bakmaya başladı genç adam. Eş zamanlı bir şekilde süvari birlikleri, parıldayan zırhlarıyla birlikte kalan düşmanlara hücum ediyor, onları silip yok ederek ilerlemeye devam ediyorlardı. Yirmi civarında sayıları olan süvariler bölünmüş ve Fei'ye doğru hücuma geçmişlerdi.

Fei onlara bir şey sormak üzereydi ki, süvarilerin, kendilerini görmelerinin ardından yavaşlamak yerine gülerek atlarının hızını artırdıkları, daha sonra da küstahça bağırdıklarını görmüştü. Ellerindeki mızraklar yükselmiş durumdaydı ve güneşin altında ölümcül bir şekilde ışıldıyorlardı. Fei'yi hedef aldıkları sırada, hala düşmanların kanı bu mızrakların başlarından damlıyordu.

''Ulan bu mallar beni şu yenilmiş düşmanlardan biri falan mı sanıyor?''

Fei şaşırmıştı. Bağırıp kendisini açıklamaya çalışmak üzereydi ki lüks bir zırh giyiyor ve hücuma liderlik ediyor olan şövalye, gülerek vücudunu çevirmiş ve mızrağını, hücumda olan atının hızıyla Fei'ye doğru fırlatmıştı. İki metre uzunluğundaki mızrak, direkt olarak Fei'yi hedef almış bir şekilde havada vızlayarak ilerliyordu.

''Tink!''

Fei'nin ifadesi soğuklaşmıştı. Sol kolunu kaldırmıştı ve [Gök Mavisi Çivili Kalkan] ile mızrağa hafifçe vurmuştu. Keskin uçlu mızrağın ucu bir anda gökyüzüne dönmüştü elbette. Fei, mızrağı fırlatan savaşçının Yıldız Seviyesi'nde bile olmadığını hissetmişti. Bu seviyedeki bir saldırı, 12. Seviye bir Barbar olan kendisini tehdit etmiyordu.

''Sen... Sen direnmeye cüret mi ediyorsun? Gidin ve onu bir köfte gibi ayaklarınızın altında ezin!''

Lüks bir zırh giyiyor olan şövalye, en isabetli saldırısının, düşmanla kaplanmış bir ''yenilmiş düşman'' tarafından basitçe halledileceğini beklememişti. Kısa bir süreliğine şaşırmasının ardından, prestijinin sarsılmakta olduğunu fark etmişti.

''Tink!'' Adam öfkeliydi ve belinden kılıcını çektiği gibi Fei'yi işaret ederek bağırdı. Arkasındaki bir düzine süvari ise onunla birlikte atlarını demir botlarıyla tekmeledi. Acıyı hisseden atlar, aniden hızlanmış ve Fei'ye doğru koşmaya başlamışlardı.

Önlerindeki düşmanı fırlatmak istiyorlardı.

''Hey, bekleyin, durun! Ben Chambord'danım, bir düşman değilim!''

Fei yüksek bir sesle bağırmıştı ama kendisini açıklayabileceğini sanmıyordu.

Fei'nin bağırışını duymasının ardından, hücuma liderlik ediyor olan lüks zırhlı şövalyenin atını dizginleyip yavaşlatmayacağını kim bilebilirdi ki? Başını eğmiş ve atını daha da hızlandırmıştı. Arkasındaki süvariler de aynı şekilde yüzlerindeki heyecanlı ve küçümseyici gülümsemeyle birlikte Fei'ye, salak bir ölüye bakarmış gibi bakıyorlardı.

''Lanet, bu hiç doğru değil... Bu lavuklar beni kasten öldürmek istiyor...''

Fei'nin kalbi, o bir şeylerin ters gittiğini hissettiğinde hafifçe hızlanmıştı. Şövalye ve süvarilerin yüzündeki alaycı ifadelere baktığında, Fei, kelimelerin hiçbir şeyi çözemeyeceğini fark etmişti. O da yüzüne alaylı bir gülümseme yerleştirmiş ve [Gök Mavisi Çivili Kalkan]'ı omzuna yerleştirerek, direkt ve agresif bir şekilde çarpışmıştı şövalye ve süvarilerle.

''Ulan sibop herifler, görelim bakalım kimmiş çetin!'' Kışkırtmaları Fei'yi sinirlendirmişti.

Tek bir adam, hızlı bir şekilde on dört atlı ile kafa kafaya çarpışmıştı.

''Bom, bom, bom, bom, bom!''

Yükselen boğuk sesler, sanki adamlar sert bir sura çarpmış gibi yükselmişti. İnançsızlıkla dolu bir şekilde atlarından koparılmış ve  korkunç bir şekilde yere düşmüşlerdi. Ağlamayı ve çığlık atmayı bırakamıyorlardı. En önde giden şövalye özellikle kötü durumdaydı, adeta bir futbol topuna dönmüştü, yerde yuvarlanıp duruyordu. Lüks kıyafet ve zırhı kan ve pislikle dolmuştu; miğferi kayıptı ve yüzü, yıllardır duş almamış evsiz bir dilencininki gibi pislik içindeydi.

Düzinelerce at da yere yapışmıştı ve kalkmak için mücadele ediyorlardı.

Fei arkasına dönüp hareketsizce durmaya başlamıştı. Tek kelime etmemiş ve ayağa kalkmak için güçlük çekerek mücadele eden süvari grubuna alayla bakmıştı. İfadesinden, adamları oldukça hor gördüğü belli oluyordu. Bir ejderha, kendisiyle savaşmaya çalışmış birkaç köpeğe bakıyormuş gibiydi. Bu, şövalye ve süvarilerin, kan kusacak kadar içerlemiş gibi görünmelerine neden olmuştu.

''Seni...'' En önde geliyor, liderlik ediyor olan şövalye parmağıyla Fei'yi işaret etti. ''Seni utanmaz piç, nasıl Zenit İmparatorluğu'nun şövalyelerine saldırmaya cüret edersin? Ahhhhh, sen öldün, bittin lan!.. Seni öldüreceğim!'' Vahşi ve kibirli bir şekilde bağırıyor olsa da o, içlerinden hiçbirisi Fei'ye tekrar saldırmaya cesaret edemiyordu. Kendisine hücum eden bir düzine atlıyı haklarken sahip olduğu baskıcılığı, az daha adamların donlarını bombalamalarına neden oluyordu.

Fei'nin söyleyecek hiçbir şeyi yoktu.

''Ulan dingil misin nesin? Bana mızrağını ilk fırlatan ve daha fazla adama sahip bir şekilde beni üstüne basılan bir köfteye çevirmek isteyen sen değil miydin? Kendimi savunmayıp da burada sessiz bir şekilde durup, beni öldürmeni mi izleseydim? Oh, tamam, beni öldürmen acayip mantıklı ve seni engellediğim zaman mı ölü bir adam oluyorum, vay anasını!'' diye geçirmişti içinden.

Bu destek kuvvetlerinin aptal tavırları ve zavallı performansları, Fei'nin Zenit İmparatorluğu'nun desteğine olan ilgisini aniden kaybetmesini sağlamıştı. Büyücüyü ve gümüş maskeli şövalyenin cesedini içeren kumaş paketini aldığı gibi, hiçbir şey söylemeden Chambord Kalesi'ne doğru yürümeye devam etmişti.

''Cesaretin varsa kaçma, şerefsiz herif...''

Lüks zırhlı şövalye acayip korkmuş olsa da, ağzını kapatmıyordu. Düşmanın geri çekildiğini gördükten sonra cesareti yeniden alevlenmişti ve Fei'yi işaret ederek, ona küfür edip kışkırtma içerikli bir şeyler söylemeye devam etmişti.

Fei durmuş ve arkasına dönmüştü usulca; ifadesi, buzullar kadar soğuktu.

''Eğer tek bir şey daha söylersen, kafanı koparırım!''

O an, Fei gerçekten de öldürme niyetine sahipti. Onların, kendilerinin Esas İmparatorluğu Zenit'ten geliyor olmasından dolayı, bu aptal şövalyelerle bir yaygara çıkarmak istememişti Fei. Ama bu salak heriflerin, tekrardan onu kışkırtmaya çalışacaklarını kim düşünebilirdi ki? Fei konuştuktan sonra, [Fırtına Kılıcı] altın bir ışıltıyla parıldamıştı. Eğer bu şövalyeler tek bir şey daha söylerse, onlara cehennemi tattıracaktı.

Fei'nin vücudundan aniden, kana susamış ve ölümcül bir hissiyat vahşi bir şekilde yayılmaya, sızmaya başlamıştı.

Diablo Dünyası'ndaki ve normal dünyadaki sonu gelmeyen katliamlar ile birlikte, kimse Fei'nin silahının altında kaç düşmanın, yaratığın ya da şeytanın öldüğünü bilemezdi. Fei son birkaç gün içerisinde ceset dağlarında, kan denizlerinde gezinmeye, yüzmeye başlamıştı adeta. Vücudundan çıkarak yoğunlaşan ölümcül hissiyat adeta maddi ve somut bir şey haline gelmişti. Şimdi,düşmanın moral ve cesaretini sökerken gökyüzüne keskin bir bıçakmışçasına yükseliyordu.

Şövalyeler korkuyla ağızlarını kapatmıştı, en kibirlileri olan lider şövalye bile susmuştu. Soğuk terler, düşmanının soğuk gözlerinden ölüm tehdidini aldığı gibi alnından akmaya başlamıştı, bir kar fırtınasındaymış gibi hissetmişlerdi. Fei'nin söylediğinin sadece bir tehdit olmadığını biliyordu; hiç şüphesi yoktu ki eğer tek bir şey daha söylerse, kesinlikle öldürülecekti.

''Heh, poşet!'' Fei rakibini, içinden birkaç küfür savurarak iyice küçük görmüştü. Chambord'a ellerindeki kocaman poşetle birlikte geri dönmek için adımlarını hızlandırmıştı. Surdaki herkes onun ölü taklidini görmüştü. Onların, özellikle Angela ve Brook'un  asıl endişelendiklerini hayal dahi edemiyordu... Kesin bir kaosa neden olmuştu bu, bu yüzden Fei, acele edip herkesi rahatlatmak için geri dönmeliydi.

 

Çevirmen notu
Sonunda savaş bitti yav. Vallahi bayılacaktım aksiyondan. Ne savaşmış ya!