Bizimki baya geç kaldi yaw
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
7. Bölüm Başarısız Savunma Hattı
Chambord Kalesi.
Herkesin kulağı, kederli bağırışlar ve savaş çığlıklarıyla dolmuştu.
Saldıranlar da savunanlar da savaşa sahip oldukları her şeyi veriyordu. Bu, ya sen ölürsün ya ben meselesiydi.
Siyah, hafif bir zırh giyinen düşman dalgaları, kaleye siyah bir tsunami gibi çarpıyordu.
Üç devasa kuşatma merdiveni ise savaş canavarları gibiydi; kancaları, mazgallı siperlerin kenarına bağlamış, devamlı olarak yukarıya daha çok asker yolluyordu. Kancalı kuşatma merdivenleri kurtulması zor şeylerdi. Düşmanlar, merdivenleri korumak için otuz kişilik gruplar halinde, daha da saldırgan bir şekilde savaşıyorlardı.
Zaman geçtikte daha fazla düşman, duvarların üstüne çıkıyordu.
Bu, Chambord Kalesi için iyi bir durum değildi. Orada, Chambord askerlerinden on kat fazla düşman askeri vardı.
‘’Pierce, Pierce… Neredesin? Seni şerefsiz!’’ Bir seksen boylarında, siyah saçlı ve zincirden bir yelek giyen bir adam, bir yandan bir düşmanı imha ederken, bir yandan da bağırmıştı. ‘’Pierce! Birkaç büyük herif getir ve şu lanet merdivenlerden kurtul! Çabuk ol!’’
‘’Emredersiniz!’’
Çok uzakta olmayan beyaz saçlı Pierce, kanlarla sırılsıklam olmuştu. Onun ne olduğunu ve öldürdüğü düşmanların ne kadar olduğunu söylemek zordu. Komutayı duyduğu gibi birkaç askere eliyle işaret vermiş ve onlara yakınlaşmıştı. ‘’Hadi beyler, bitirelim! Bu şerefsizleri öldürüp, şu merdivenleri parçalayalım!’’
Beyaz saçlı Pierce, Chambord’da vahşi kuvvetiyle bilinirdi.
Kollarındaki damarlar şiştiği gibi, elindeki iki basketbol topu büyüklüğünde olan demir çekicini savurmaya başlamıştı. Efsanevi vahşi savaşçı gibi, yolundaki düşmanları sanki birer sinekmişçesine ezip geçmişti. Düşmanlardan hiçbiri onu durduramamıştı.
Kuşatma merdivenlerine hızlıca yaklaşırken, arkasında bir kan ve ölüm yolu bırakıyordu. Yirmi kadar asker onu takip etti. Kendilerini görevi tamamlamaya adamışlardı.
Merdiveni koruyan düşmanlar da alarma geçmişti.
‘’Dikkat! İleri! Yarı-yay Oluşumu!’’
Düşmanın koruma takımının lideri bağırmıştı!
‘’Kata, kata, kata, kata!’’
Otuzlu düşmanlar, duvarın yanında yarım bir daire oluşturmuş ve bu üç merdiveni, bu yarım dairelerle korumaya başlamışlardı. Hala, uçlarından kan damlayan köpek balığı dişleri gibi görünen kılıçlarıyla, metal kirpiler gibiydiler. Düşmanlar, çıkar sağlamaya başlamadan önce bir hata yapmalarını ve bu şekilde onlara saldırıp işi bitirmeyi bekliyorlardı.
Düşmanlar, şüphesiz Chambord’un askerlerinden çok daha antrenmanlıydı.
On metre…
Altı metre…
Üç metre…
Bir metre…
Pierce tarafından liderlik edilen, askerlerle düşmanların arasındaki mesafe saniyeler içinde sıfırlanmıştı.
Sonunda…
‘’Hooo! Cehenneme gidin ulan!’’
Pierce aniden bağırdı. Çekicini tüm gücüyle fırlattı. Çekiç, onun ellerinden bir cirit gibi çıktı ve düşmanın oluşumuna doğru fırladı.
Devasa kanlı çekiç ,havada güzel bir gidişat oluşturmuş ve düşmanın savunma oluşumunu yıkıcı gücüyle ezip geçmişti.
‘’Bam!’’
Bu darbe, düşmanda büyük bir hasara neden olmuştu. Etrafa saçılan kanlar, kırık kemik ve kaburgalar her yerdeydi.
Düşmanlar, kesinlikle böyle bir manevrayı beklemiyordu. Uçan çekiç, düşman oluşumunun merkezinde büyük bir çukur oluşturmuştu.
Üç kuşatma merdiveni de yok edilince, düşmanların Chambord Kalesi’ne girmek için bir yolu kalmamıştı. Surun üzerindeki tüm düşmanlar öldürüldükten sonra, kaleyi koruyanlar sonunda güven içinde dinlenmek için zaman kazanmıştı. Eğer böyle olmasaydı, kale ele geçirilecek ve tüm arkadaşları, aileleri savaş kölelerine dönüşecek, gelecek nesiller için hiçbir umut kalmayacaktı.
Bunu düşündükten sonra, tüm askerler düşmanla savaşmak için motive olmuş ve moralleri, vücutlarındaki kanı neredeyse kaynatacak kadar yükselmişti.
Düşmanın bu kaleyi ele geçirmesine izin veremezlerdi. Ölseler bile, buradan geri adım atmayacaklardı.
‘’Taarruz!’’
‘’Taarruz!!’’
Pierce’yi takip eden askerler, öfkeli bir şekilde düşmanlara karşı taarruza geçmişti.
Pierce ileri fırlayıp biraz önce, düşmanlar tepki dahi verememişken fırlattığı çekicini geri aldı ve tekrar ezip geçmeye başladı. Son derece güçlü olan savuruşları yakınındaki düşmanları parçalıyordu. En yakında olanın ise tepki vermeye dahi zamanı olmadan, Pierce tarafından kafası ezilmiş oluyordu. Onu gerçekten de kimse durduramıyordu.
‘’Ez! Parçala!’’
‘’Bam! Güm!’’
‘’Pat!’’
‘’Çat!’’
Silah, zırh ve yumruklar çarpışıyordu.
Fışkıran kanlar ve kopan uzuvlar, cehennemin bir resmini çizmişti.
‘’Boom!’’
Pierce, düşmanı ve kılıcını kalenin önünde ezdi. Hemen ön tarafındaki merdivene baktı ve yaklaşan düşmanları geri püskürtmek için onu tekrar savurmaya başladı.
‘’Dang! Dang! Dang!’’
İleriye doğru koştu ve merdivenin tüm kancalarını söküp attı.
‘’Siktirin gidin şimdi!’’
Pierce, merdiveni güçlü bir şekilde tekmeledi. Aynı zamanda, bir sürü çığlık duyuyordu. Merdiven düşer düşmez biraz önce hala tırmanıyor olan düşmanlar, köfteler gibi yere düşmüş, ağır merdivenin altında anında kanlı bir şekilde ezilmişlerdi.
‘’Güzel!’’
Siyah saçlı komutan, Pierce’nin yaptığını gördükten sonra bağırmıştı.
‘’Pierce! İyi iş! İki tane daha kaldı! Hepsini bitirirsen, sana bu gece en iyi birayı ısmarlayacağım! İç içebildiğin kadar!’’ Bağırırken, bir yandan da ince ve uzun bir düşmanla savaşıyordu. Düşman oldukça yetenekliydi. O bir komutan olmasına rağmen, on saniyeden fazla süredir savaşıyorlardı ve ikisi de bir avantaja sahip değildi.
‘’Haha! Brook, patron! Bu gece bira sende o zaman!’’
Pierce heyecanlı bir şekilde cevapladı. Bir yandan konuşuyor olmasına rağmen, saldırılarını yavaşlatmıyordu. Çekici yıldırım kadar hızlıydı, ilk merdivene yaptığının aynısını yapmıştı.
‘’Dang! Dang! Dang!’’
Tüm kancaları ikinci merdivenden de sökmüştü. Tam onu duvardan öteye tekmelemek üzereyken…
Aniden…
‘’Öl, serseri seni!’’
Siyah bir gölge savunma duvarının üstüne uçmuştu. Bu düşmanın kullanıyor olduğu Rapier,* direkt olarak Pierce’nin kafasını hedeflemişti. O, apaçık bir şekilde Pierce’yi öldürmeye çalışıyordu.
Pierce’nin tepki vermesi için çok zamanı yoktu. Sahip olduğu tüm zamanda tek yapabildiği, çekicinin pozisyonunu değiştirmek ve kafasını korumaktı.
‘’Ding! Ding! Ding!’’
Bu saldırıların tamamı çekicin merkezini vurmuş ve birkaç kıvılcım oluşturmuştu.
Durdurulamaz bir güç, çekicin içine nüfuz etmiş ve Pierce’yi şoka uğratmıştı.
Pierce insanüstü bir güçle doğmuş olsa bile, buna karşı dayanamamıştı. Güç, onu dört adım geri itmişti. Aynı zamanda adam, Pierce’nin birkaç parmağını kırmış ve neredeyse, çekici daha fazla tutamaz hale getirmişti.
‘’Siktir! Bu bir usta!’’ Pierce şaşkındı.
Ancak, düşman ona saldırmayı bırakmıştı. Düşman Rapier’ını bir kere daha kaldırdığında, Pierce tonlarca çığlığı duymuştu. Düşman çok hızlı hareket ettiğinden, hemen siyah bir gölge haline gelmişti. Pierce ile gelen diğer askerlerin tamamı yere düşmüştü. Biraz daha dikkatli baktığında, Pierce, onların tamamının kafasında birer delik olduğunu görmüştü. Beyaz ve kırmızı sıvılar, beyinlerinden dışarı akıyordu.
‘’Bender! Bond! Tony!.. Kardeşlerim!!’’ Pierce bir çığlık koparmıştı.
Gördüklerini kabullenemiyordu, neredeyse şoktan dolayı bayılacaktı.
Dün gece birlikte barda eğlendiği, güvendiği ve sevdiği en iyi arkadaşları gözlerinin önünde hemen, şimdi öldürülmüştü… Gökyüzü düşüyormuş gibi hissetmişti.
‘’Geber, şeytan!’’ diye bağırdı. Vücudundaki yaraları unutmuştu, düşmana bakmaya başladı ve savunma girişimlerini bıraktı, direkt olarak taarruza geçti. Bu düşman onun vücudunda, Pierce’nin kendisine dokunamamasını sağlayacak ağır yaralar bırakmıştı. Ama o bunu umursamıyordu, sadece çekicini savurmaya devam ediyordu.
‘’Haha, bu işe yaramaz!’’ Düşman gülmüştü. Tıpkı bir karga gibi çıkıyordu sesi.
Rapier çok hızlı ve düşman ise çok güçlüydü.
Düşman, bir kere daha harekete geçti. Rapier tekrardan Pierce’nin kafasını hedef alıyordu.
Pierce, saldırıdan kaçınmak istiyormuşçasına vücudunu eğmişti. Ancak Rapier, onun sağ omzuna rahatça ulaşmıştı. Düşman hor görürcesine gülümsemişti, Rapier’ını çekecek ve Pierce’nin hayatına son verecekti.
Ama…
Artık Rapier’ını geri çekemeyeceğini fark ettiğinde şaşkınlığa uğradı!
Kan, Pierce’nin ağzından fışkırıyordu.
Ama beyaz saçlı adam, gülmeye başlamıştı.
Mutlu bir şekilde hem de!
Düşman ne olduğunu bilmese de, kendi düşmanını küçümsediğini hissetmişti.
Ama, tepki vermek için bir zaman yoktu.
Pierce kılıcı iki eliyle de sıkıca kavradı; sanki hiç acı hissetmiyormuşçasına Rapier’i omzunda bıraktı ve vücudunu, düşmana çarptırarak ilerledi. Rapier kullanıcısı olan adam, şaşkınlıkla geri çekilmek zorunda kalmıştı.
Surların uç kısmına ulaşmaları sadece üç saniye almıştı.
Eğer düşman daha da geri gitmeye çalışırsa, iki yüz metre yükseklikteki duvardan düşecekti. Güçlü olsa bile, böylesine bir yükseklikten düşmesiyle birlikte hayatta kalmasının yolu yoktu.
‘’Siktir!’’
Düşman öfkeliydi, ancak Rapier’ının gitmesine izin vermekten başka bir seçeneği yoktu.
Ayaktakımından biri tarafından, en iyi kılıcının gitmesine izin vermek zorunda bırakılması… Düşman, kendinden utanmıştı. O prestijli bir Yıldız Savaşçısı’ydı.
Rapier’ının gitmesine izin verdikten sonra, kırmızı alevler vücudunun etrafında ortaya çıkmaya başladı. Demiri eritebilecek kadar sıcak olan yumruklar, Pierce’nin sırtına inmeye başlamıştı. Eğer bu beyaz saçlı adamı yiyip bitirebilirse, hayatta kalırdı.
‘’Pu… Hahaha. Bu raundu ben kazandım, seni şerefsiz!’’
Pierce ağız dolusu kan kusmuş olsa da gururlu bir şekilde gülmeye devam ediyordu.
Pierce, Rapier’in gitmesine izin verdi ve ikinci kuşatma merdivenine doğru taarruz etti. Çünkü çoktan onun kancalarını kırmıştı. Yanına ulaşmış ve sol omzuyla onu iterek, merdivene tırmanan tüm düşmanların zemine düşüp ezilmesini ve birer kanlı ezme haline gelmesini sağlamıştı.
‘’Siktir! Seni ayaktakımı kölesi! Yemin ederim ki bu kaledeki herkesi öldüreceğim!’’
Düşman öfkeliydi. Bu herifin planının, kendisini kaleden aşağı atmak değil de ikinci merdiveni yok etmek olduğunu şimdi anlamıştı. Tam anlamıyla aptal yerine konulmuştu!
Pierce’daki Rapier’ı ve elindeki her şeyle ona vurdu. Pierce, kan kaybı ve yaralarından dolayı baygın düşmüştü.
‘’Siktir! Dikkat et!’’
Brook, kumandan, endişeyle bağırdı. Yapabileceği hiçbir şey yoktu, hala o yetenekli düşmanla yakın temas içerisinde savaşıyordu.
Kuşatma savaşı, neredeyse tüm günü almıştı. Chambord’un tarafında birkaç güçlü birey vardı, ama onlar düşmanın komutanlarına odaklanmıştı. Üç Yıldız Savaşçısı olan Lampard bile, bir Yıldız Savaşçısı tarafından tutuluyordu.
Bu sırada, kimse Pierce’nin hayatını kurtaramamıştı!
Alevlerle kaplanmış Rapier, Pierce’nin boynundan yalnızca birkaç santim uzaktaydı!
Magnec