?????????
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
12. Bölüm Bu O!
Kimse bu miğferin altındaki yüzün kime ait olduğunu bilmiyor olsa da bu herif, kesinlikle askerlerin saygı ve güvenini kazanmıştı. Fei’nin savaşı kaybettiğini görünce, Brook ve diğer birkaç cesur asker ona doğru hızla koşmuşlardı. Bugün Chambord Kalesi’ni tek başına düşman kuşatmasından kurtarmış bu adamı korumak için, hayatlarını riske atmak için hazırdılar.
Kılıç ustası Landes de Üç Yıldız Seviyesi bir savaşçıydı, bir avantaja sahip olduğunu biliyordu. Düşmanın dehşet verici, ejderhavari gücü çarpışma sırasında ona ulaşmıştı. Kılıcı tutan sağ kolu tam anlamıyla hissizleşmiş, uyuşmuştu ve adam zar zor nefes alıyordu. Hepsinin en kötüsü de, çarpışma onu havaya kaldırmış ve bir yere basarak dengesini tekrar kazanması için hiçbir fırsatının olmamasını sağlamıştı.
Ama…
‘’Geber ulan!’’
Landes burada durmaya niyetli değildi. Sol bileğiyle aniden bir kanca fırlatmıştı. Biraz önceki düşmanın kullandığıyla benzer bir şeymiş gibi görünüyordu bu da. Siperin üstüne takıldığı gibi, kendini güçlü bir şekilde çekmiş ve momentum, onu tekrardan sura yollamıştı.
Fei’ye yardım etmeye çalışan Brook ve diğer asker, kendilerine birkaç santimetre kadar yakınlaşmış patlamaya hazır enerjinin baskısından dolayı, hareket edemiyorlardı.
Landes, silahını tekrardan enerjisiyle doldurdu. Kılıcının üzerindeki kırmızı alevlerle birlikte Fei’yi delmişti! Kararı, bu çöpe, Üç Yıldız Seviyesi’ndeki birine bulaşılmayacağına dair ölümcül bir ders vermekti!
Chambord’lu askerler dehşete kapılmıştı. Herkes Fei’nin kesinlikle öldüğünü düşünüyordu.
Ancak…
‘’Hahaha! Acınası piç seni, yoksa tüm sahip olduğun bu mu?!’’
Fei hafifçe vücudunu eğmiş, tüm saldırıyı savuşturmaya çalışmamıştı. Korkudan hareket etmeyi unutmuşçasına kılıç, omzuna kolayca saplanmıştı. Ancak, Fei, yaralı bir aslan gibi kükremişti!
‘’Roar!!..’’
Barbar’ın savaş çığlığı - [Uluma]
Gizemli güç, kükreyişin ardından tekrar ortaya çıkmıştı.
Landes ise sersemlemişti. Gerçekten korktuğunu hissediyordu. Daha önce hiç böyle bir şey hissetmemişti. Düşmanından yayılan enerji, vücudunun bir saniyeliğine donmasına bile neden olmuştu. Rakibinin mızrağının arkasında bir çift göz görmüştü Landes, tam anlamıyla delilikle doluydu…
Ölümü temsil eden gözlerdi bunlar…
‘’Geber, piç herif!’’
Fei gücünü yumruğuna topladı ve yumruğunu, Landes’in göğsüne yapıştırdı!
Landes’in zihni, o, [Uluma]dan etkilendiğinden dolayı pek iyi değildi. Tehlikeyi hissetmiş olsa da, bu yumruğu savuşturması mümkün olmamıştı. Devasa güç, ona hiçbir şans tanımamıştı. Bir anda yumrukla geri fırlatıldı ve kanlar, ağzından dökülmeye başladı. Vücudu mazgallı sipere çarpmış ve onu kırmıştı. Siperle birlikte surdan aşağıya düşüyorlarken, kılıcı hala Fei’nin omzuna saplanmış vaziyetteydi.
Landes Üç Yıldız Seviyesi’ndeki bir savaşçının enerjisine sahip olmasına rağmen, bu yumruğu yedikten sonra, vücudundaki hasar dağ gibi olmuştu. Aşağı düşerken, tam anlamıyla şok ve inançsızlıkla doluydu. Kancasına kendisini tekrar çekmek için uğraşmış, en sonunda da kendini surun yan tarafında güvenceye almıştı. Yavaşça onu bıraktı, düşme konusunda olan deneyiminden yararlanarak güvenli bir şekilde yere indi.
Yaralı olsa da bu surdan düşüyor olmak, onu öldürmek için yeterli değildi. Surun en üst kısmına baktı, kısa bir süreliğine tereddüt etti ve geçici bir şekilde olmak üzere geri çekilmeye karar verdi.
Yumruklandığında, adeta Azrail’in çağrısını duymuştu. Bu herifin gücü, Fei’ninkinden düşük olsa da onun savaşmaya olan isteği ve deliliği, şu anda Landes’in onunla tekrar savaşmaya yönelik olan cesaretinin kaybolmasına yol açmıştı.
***
Surun üstünde.
Omzuna bir kılıç saplı olan Fei’ye bakan askerlerlerin gözlerindeki bakış, tam anlamıyla değişmişti.
Saygı, o akılalmaz, cinnetle dolu bir varlıkmış gibi şekillendirilmiş bakışlar, hatta neredeyse tapınma…
Ona, o sanki bir savaş Tanrısı’ymış gibi bakmışlardı. Üç Yıldız Seviyesi bir savaşçı olan, sonunda, eskiden aldığı fark edilmeyen yarasının etkisinden kurtulmuş Lampard bile, Fei’ye ciddiyet ve saygıyla bakıyordu.
Fei ve Landes’in arasında olan saldırılardan sonra, Lampard bu ‘’demir adam’’ın nasıl bir savaşçı olduğunu açıkça görebiliyordu!
***
Bu noktada, herkesin aklında olan asıl soru ise…
‘’Bu herif de kim yahu?’’
‘’Kim olabilir ki?’’
Herkes kendisine soruyordu: ‘’Düşmanın kanlarıyla boyanmış bu miğferin altındaki yüz, nasıl bir yüz olabilir?’’
Fei, kolunu kaldırmıştı.
Onun her bir küçük hareketi bile, Chambord’un insanları tarafından kesinlikle en ince detayına kadar gözleniyordu.
Fei, sağ omzuna saplı bir şekilde duran Landes’in kılıcının üstüne elini yerleştirdi. Dişlerini sıkmış ve onu dışarı çıkarmıştı.
‘’Pu--’’
Kanın oku, metal zırhı vurmuştu.
Bazı insanlar dayanamamış ve Landes’in kılıcıyla delinmiş kişiler, sanki kendileriymişçesine bağırmıştı.
Fei ise biraz bile elini titretmemiş ve bir ses çıkarmamıştı. Acı çekmiyormuş gibi basit bir şekilde ona bakmış ve kendini gizleyen sayısız insanı, bir kere daha şok etmişti.
Fei biraz önce derin bir nefes almış ve kılıcı dışarı çıkarmıştı. Hızla gelen acı, bir anlığına başının dönmesine neden olsa da kendini çok iyi bir şekilde toparlayabilmişti. Bu yüzden de kimse bunu görememişti. Baş dönmesinin geçişinin ardından, miğferini yavaşça çıkardı.
Bu sahne, askerlerin gözlerinde çok daha yavaştı. Bu onlar için sanki, ağır çekimdeki bir film gibiydi.
Sadece bir saniye almış olsa da, gözleyiciler için on yıla tekabül ediyordu. Sonunda, gizem aydınlatılmıştı.
Sonunda, miğferin altındaki yüzü görmüşlerdi. Onun siyah saçları sırılsıklam olmuş ve alnının üstüne yapışmıştı. Belirgin kaşları ve parıldayan gülümsemesi, onun yüzünü daha da yakışıklı kılıyordu.
‘’o…’’
Surun üstündeki askerler, Medusa’ya bakıyorlarmışçasına nefes almayı ve konuşmayı unutmuşlardı.
Üç Yıldız Seviye bir savaşçı olan Lampard, normal koşullar altında çok ciddi bir kişiydi ancak, şu an onun bile ağzı genişçe açılmıştı ve adam, ne söyleyeceğini bilmiyordu. Kral’ın gardiyanlarının ikinci komutanı Brook ve diğer rütbelilerin gözleri sonuna kadar açılmıştı; gördüklerine inanamıyorlardı. Herkes, yalnızca çok yorulduklarını ve yanlış gördüklerini düşünmüştü.
Bu… Kral Alexander’dı!
İmkansızdı bu!
Gerçeği söylemek için, herkesin bu savaşçının kim olabileceğini düşündüğü sırada Fei, öncelikli olarak miğferini çıkarmıştı. Ama insanlar akıllarına gelen herkesi düşündükten sonra, hatta bunlara Chambord’daki dilenci ve evsizler dahildi, kimse bu yüzü, yani Kral’ın yüzünü görmeyi beklemiyordu!
Şu meşhur salak Alexander!
Bu herif, Chambord’ın son üç yıldaki mutlak utancıydı!
Bu oydu!
Ama bu nasıl olabilirdi ki?
Sura bir ölüm sessizliği hakimdi.
Fei’nin savunuculara miğferini çıkararak verdiği şok, onun iki Yıldız Seviye savaşçıyı öldürmesinde ve Üç Yıldız Seviyesi savaşçı Landes’i yaralamasında verdiğinden on kat daha güçlüydü!
Üç ya da dört dakikanın sessizlik içerisinde geçmesinin ardından, birisi sonunda gerçekliği kabullenmiş ve coşkuyla bağırmıştı, ‘’O Kral Alex… Alexander! O, Kral Alexander!’’
Bu bağırış herkesi uykudan uyandırmıştı.
Sonunda insanlar gördüklerine inanmış ve kırmızıya boyanmış yüzleriyle, heyecanlı bir şekilde bağırmaya başlamışlardı.
‘’Tanrım! Bu gerçekten de Kral Alexander!’’
‘’Bu harbiden Kral Alexander!’’
‘’Kral Alexander bizi kurtardı!’’
‘’Kral Alexander’ı selamlayın!’’
‘’Kral Alexander çok yaşa!’’
Magnec