Mukemmmel bir novel tesekkurler çeviri için birde şu 60 karakter zorlamasi olmasa tessekkur bile ederken roman yazmamiz gerekiyor
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
17. Bölüm Hayalet Koridor
Birkaç parça parşömeni elinde tutan Maven, etkilendiğini hissetti.
Dili tanıyordu ama okuyamıyordu.
Antik Gnom diliydi bu. Gnom klanlarının düşüşünden önce bu ırk oldukça göz kamaştırıcı bir medeniyete sahipti. Mühendislik alanındaki başarıları cücelerinkiyle yarışıyordu.
Maven, Antik Gnom medeniyetinin düşüşü hakkında pek az şey biliyordu ama onların mühendislik alanında çok sağlam oldukları hakkında bilgi sahibiydi.
‘Bu tablolar onların mühendislik çizimlerine benziyor.’
‘Mühendislik sınıfına sahip değilim, soylu olduğum için aldığım eğitimlere rağmen yine de okuyamıyorum.’
‘Ama bu şeyi dikkatlice saklamalıyım, ileride işime yarayabilir.’
Maven üzerinde yazan şeyleri anlayamıyordu ama çizimin ne olduğunu çıkarabilmişti.
Parşömenlerin ilkinde gerçekçi bir sembol vardı. Eğer doğru tahmin ediyorsa, bu çok ünlü bir mühendislik eseri olan, Mekanik Gargoyl’du.
Görünüşe göre bu hazine sandığı gnomlar tarafından kazılıp çıkartılmamıştı, aksine nesilden nesile aktarılmıştı.
Maven parşömen yığınını ve bilinmeyen bir materyalden olan mücevheri alıp dikkatlice kaldırdı.
Piyasada çok fazla mavi renkli cevher vardı. [Jeoloji] ve [Mücevher Saptama] alanlarında tam bir acemiydi, bu yüzden o cevherin kökenini söyleyemiyordu.
Bunun için mücevher saptama uzmanı bulmalıydı.
Ama yine de Mekanik Gargoyl prototipi ve mücevher birlikte saklandıklarına göre, muhtemelen aynı yerden geldiklerini düşünmek yanlış sayılmazdı.
…
Antik Gnom parşömenlerini bulmasıyla birlikte, bu küçük ve rutubetli mağara ona o kadar kötü gelmemeye başladı.
Maven neşeli bir şekilde aşağı doğru inen patikayı takip etti.
Kısa süre sonra mağaranın sonuna vardı ve duvarlara dokunarak hissetmeye başladı. Bir taşı ittikten sonra küçük platform önünde ortaya çıktı.
Güneşin batışı ufukta görülebiliyordu ve yoğun sis vadiyi tamamen örtmüş vaziyetteydi.
Maven’in küçük bedeni platformun üzerinde durdu, aşağı doğru bakıyordu.
Sadece manastırın çokta uzakta olmayan kapısını görebiliyordu. O iki Acı Keşişi içeride olan her şeyi tamamen görmezden gelerek kapıyı koruyorlardı.
Kızıl köleler dua etmek için Hayalet Koridor’un arka kapısına saklanırlardı, yani eğer hiç bir problem yoksa, dışarı çıkmaktan kaçınırlardı.
Şeytan Tanrı İnfazcıları içinse tüm manastırda o manyaklardan sadece birkaç tane vardı. Maven bu kadar geniş bir manastırda şansının o kadar kötü olmamasını umdu. Kesin olarak bir tanesine rastlamazdı değil mi?
Küçük platformun bir tarafında derin kökleri olan küçük bir ağaç vardı, kökler kayaların içine doğru büyümüşlerdi.
Maven İstekli Halat’ın bir ucunu ağaca, diğer ucunu da beline bağladı.
Gün batımının altında halata sıkıca tutundu, dikkatlice adım adım aşağı doğru iniyordu.
Maven’in hareketli gölgesi sisin içindeki vadide yamaca düşüyor, yavaşça aşağı doğru inerken görülebiliyordu.
Üç dakika sonra ayakları yere değdi.
‘Güvenli bir şekilde indim.’
Etrafını kontrol etti ve Şeytan Tanrı İnfazcılarından hiç bir iz göremedi.
Halatı tekrardan küçültmek için gerekli efsunu okuduktan sonra, İstekli Halat otomatik olarak kendini toplayarak kendini tepeye ulaştırdı, geride hiç bir iz kalmamıştı.
Maven tekrardan yukarıya tırmanmak isteyene kadar orada kalacaktı. Sadece gerekli olan efsunu okuyarak halatın kendini tekrardan uzatmasını sağlayabilirdi.
Bu sonuçta bir yüksek elfe ait beceriydi. Sadece onlar böyle maharetli ekipmanlar yapmayı başarabilirlerdi.
Gökyüzünde hala biraz ışık olması avantajını kullanarak, Maven kendini ellerini kullanarak gideceği yolu hissederek bulması için hazırladı. Bir süre sonra ilk salona geldi.
Ama o sırada aniden, yaklaşan bir atın, vadinin derinliklerinden gelen sesi duyuldu.
‘İyi değil!’
‘Bu Şeytan Tanrı İnfazcı’sı!’
‘Çok yakında!’
Maven kaskatı kesildi ve neredeyse tamamen içgüdüsel olarak kendini yamaca yasladı. Sırtı yamaca yaslı bir şekilde hızlıca birkaç adım attı ve kendine ufak bir oyuk buldu.
Saklanma!
[Saklanma (41+9) yeteneği başarıyla kullanıldı!]
[Vahşi doğa bonus etkisi...]
[Ortam (Dağ Oyuğu, Yoğun Sis) bonus etkisi...]
…
Zırhlı uzun süvari korkutucu bir atın üzerinde, Hayalet Koridor’un önündeki boş alana vardı.
Onun bulunduğu yerle kapı arası yaklaşık olarak on metreydi.
Maven eğimli hançerinin sapını sıkıca tuttu, inanılmaz gergindi.
Şeytan Tanrı İnfazcı’sını yenmesinin imkanı yoktu!
Şeytan Tanrı İnfazcı’sının kendisi yaklaşık iki metre boyundaydı ve bir de korkutucu bir atın üzerindeydi. Maven beline kadar ulaşacak boyda bile değildi.
Üstüne üstük tam takım bir ağır zırh giyiyordu, ağır zırhlar Korucu sınıfının felaketiydiler.
Onun eğimli hançeri, böyle güçlü bir zırha kesik attığı taktirde muhtemelen bükülecek ve körleşecekti. Hayati organa bir isabetse…
Bu yaratıklar daha önce bir kere ölmüş yaratıklar oldukları için hayati bir organları artık yoktu.
Bu önündeki şeyin sadece rütbe 2 olduğunu varsayarsa, Maven rütbe 2’nin zirvesinde bir Hayalet Suikastçı bile olsa, onlardan bir tanesiyle savaşmanın zor olacağını tahmin ediyordu.
Savunması ve yaşam gücü, iki özelliği de insanları kızdırmaya yetecek kadar yüksekti.
Kutsal su işe yarardı ama Gümüş Kilise’nin sattığı kutsal suyun içine yüksek miktarda normal su katılmış vaziyetteydi. Muhtemelen sattıkları kutsal suyun konsantresi 1/100.000’di.
Basit zombiler için yeterliydi ama onu Şeytan Tanrı İnfazcıları için kullanmak, vahşi bir köpeği parfümle öldürmeye çalışmak kadar saçmaydı.
Maven sadece onun saklanma yeteneğinin etkisini göstermesi için dua edebiliyordu.
Şeytan Tanrı İnfazcısı Maven’in olduğu yerden geçerken aniden durdu.
Maven’in kalbi bir an için tekledi.
Ama beklediğinin aksine, Şeytan Tanrı İnfazcısı aniden tuhaf ve hoş olmayan bir sesle birkaç kelime söyledi.
Manastır kapısının açılması uzun sürmedi.
Şeytan Tanrı İnfazcısı savaş atının dizginlerini çekti ve arkasına bile bakmadan direk olarak içeriye girdi.
Manastır girişindeki iki Acı Keşişi hala tepkisiz bir şekilde dururken, kapı bir kez daha kapandı.
Bir toz bulutu uçuştu.
…
‘Şansıma daha yavaş inmedim o platformdan da o Şeytan Tanrı İnfazcısı ile karşılaşmadım.’
Üç dakika sonra, Maven’in bütün vücudu ter içinde kalmıştı, daha fazla orada kalmaya cesaret edemeyerek hızlıca Hayalet Koridor’a girdi.
Saklanma yeteneği bu sefer onu kurtarmıştı. Belki de Şeytan Tanrı İnfazcısı, birinin kapıyı sıkı gözetim altında tutan o iki Acı Keşişini atlatarak gizlice içeri sızacağını beklemiyor olabilirdi.
Ama eğer o durum ipte asılı bir haldeyken başına gelmiş olsaydı, kendini saklamak için ya da kendini aceleyle de olsa savunabilmek için hiç bir şey yapamazdı.
Bu Şeytan Tanrı İnfazcı’sı bir görevi hallediyor olmalıydı. Onların patronu, hırs dolu bir adam olan [İntikamcı] Fegan, üçüncü salonda kalıyordu. Geçmişte o da uyuyan liçin takipçilerinden biriydi, sonrasında kendi ilahi gücüne sahip olma fikrine kapıldı.
Kısaca baş belası bir herifti ve Maven’in onunla bir fincan çay içmek gibi bir niyeti yoktu.
Onun bu seferki hedefi, 1. Salon’la Hayalet Koridor arasındaki on sekiz odaydı.
O odalarda kızıl köleler olabilirdi. Ölü değillerdi ama Şeytan Tanrı İnfazcıları onların düşünme kabiliyetlerini ellerinden almışlardı. Onları öldürmek acınacak miktarda tecrübe kazandıracaktı ve üzerlerinden de bir şey çıkacak değildi.
Ancak o odaların içinde saklı olan bir sürü hazine sandığı vardı ve Maven o hazine sandıklarını hedefliyordu.
Maven Gizlenme’yi kullandı ve ihtiyatlı bir şekilde sessiz Hayalet Koridor’da yürümeye başladı.
Kızıl Manastır bir yeraltı şehri olmamasına ve tuzaklarla dolu olma ihtimali az olmasına rağmen Maven, yine de tehlikeli bir iş yapıyordu ve çok dikkatli olması gerekliydi.
Bir tuzağı tetiklemek korkunç bir şeydi, özellikle bir alarm tuzağını.
Hayalet Koridor’un iki duvarında da tablolar asılıydı. Hepsi de portrelerdi. Şövalyelerin, soyluların, sihirbazların, bilginlerin…
Portrelerin hepsi gülümsüyordu ama hepsi çok acayip gülümsemelerdi.
Eğer bir portreye çok uzun süre bakarsan, omurgana bir ürperti yayılıyordu.
Gözler sanki direk olarak sana bakıyor gibi hissettiriyordu. Gülümsemelerinde kötücül manalar saklı gibi görünüyordu.
Bu tablolarla alakalı garip bir şeyler vardı.
Ama Maven, daha öncesinde sık sık Kızıl Manastır’ı ziyaret etmiş olduğu için onları incelemedi. Onlara dikkat etmediği sürece, başı belaya girmeyecekti.
Hayalet Koridor’u takip etmeye, bir yol ayrımına gelene kadar devam etti.
Önünde üç farklı yol vardı. Hepsi de birbirinin aynı odalara çıkıyordu, koridorların her birinde altı totalde on sekiz oda vardı.
O üç yolun sonunda da ilk salon.
‘Son durak.’
Maven sol tarafa doğru yöneldi. Koridorları sol taraftan başlayıp oda oda tarayarak temizlemeyi düşünüyordu, odalarda hazine sandığı arayacaktı.
Az bulunur eşyalar hazine sandıklarının içinden çıkabiliyorlardı. Geçmiş hayatında oyunu oynarken bu odalardaki hazine sandıklarının birinde az bulunur bir hançer bulmuştu. O hançerin etkileri baya sağlamdı, uzun bir süre kullanmıştı burada bulduğu hançeri.
O sırada, beklenmedik bir şekilde gözünün ucu köşede asılı duran bir tabloya takıldı.
Bu tablo oldukça özeldi ve Maven’in aniden dikkatini çekmişti.
‘Oh? Bu tablo… Neden bunu önceki hayatımda görmedim?’
Maven biraz şaşırmıştı, Hayalet Koridor’un sol duvarındaki son resme baktı.
Genç bir bayandı son tablodaki kişi, saçları buğday rengindeydi ve gülümsemesi göz alıcıydı.
Tablolarda tasvir edilen diğer insanlardan oldukça farklıydı. Gülümsemesi çok samimiydi.
‘Tuhaf.’
Bu Maven’in önceki hayatında oynadığı oyunun dünyasıyla şu anda içinde bulunduğu dünya arasındaki ilk uyuşmazlıktı.
Elinde olmadan tablonun önünde durdu ve açıklamasına baktı.
Ama tablonun altındaki isim onun korkarak geriye doğru sıçramasına neden oldu.
[Başsız Kız]!
Bu bir hayalet miydi!?
Tablodaki kız açıkça düzgün bir genç bayandı!
Maven aniden garip bir çeşit hisle doldu.
Ürperdi, ansızın kendi istatistik penceresine ve savaş kayıtlarına baktı.
Hiçbir şey olmamıştı.
‘Psikolojik olabilir mi?’
‘Lanet yok, irade gücü kurtarması yok… Cesaretim mi azaldı acaba?’
Maven mırıldandı ve kendi yoluna döndü.
Hızlıca ilk odaya yaklaştı, sadece küçük bir aralık bırakacak şekilde kapıyı nazikçe itti.
Güneşin batışının yaydığı loş ışık sayesinde odanın içindeki tahta yatağı görebiliyordu ve o yatağın üzerine oturmuş olan hissiz bir adam vardı.
Kızıl köle!
Maven kapıyı ayağıyla açtı ve vücudunu alçakta tuttu, yatağın kenarından saldırıya geçmeden önce yerde yuvarlandı.
Kızıl Köle uyandı ve tam ses çıkartacaktı ki, Maven’in eğimli hançeri çoktan boğazını kesmişti bile.
Kan yok. Çığlık yok.
Kızıl köle öylece ölüverdi.
Onlar ruh kuklaları değillerdi bu yüzden onu öldürerek Maven sadece 11 TP aldı.
Düşük seviye bir Hırsız kadar, belki daha bile kötü.
Ama odanın içinde başka bir mükafat vardı.
Tamamen boş yatağın hemen yanında eski bir ahşap sandık etkileyici bir şekilde duruyordu.
Magnec