lita mi a caba ben bile özledim
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
51. Bölüm Yalnızca Bana Özel Bir Partner (3)
Il Han, annesinin hazırladığı deniz ürünleri yemeğini yemek dışında bütün gününü atölyesinde çalışarak geçirdi.
Metal Kalplerle pile bunker gövdesi ve çeşitli kemikler ve kabuklarla da kurşunlar yaptı. Bunların arasında bir kerede düşmanının bütün bedenini patlatan ‘parçalanan bombalar’ onun şaheseriydi.
İlk pile bunker yaptığı seferinin tersine elinde aşırı derecede ikinci sınıf büyü taşı vardı. Harcamaktan kaçınmadan onları kullanarak sadece pile bunkere değil bazı mermilere de mana işledi ve sonuç onun beklediğinden daha iyiydi. Belki bunun elindeki çeşitli malzemeler ve de bir öncekine kıyasla daha üst seviye olan mana işçiliğiydi.
[Korkunç Yıkıcı Metal Pile Bunker]
[Seviye – Nadir]
[Saldırı Gücü –
- seviye: 2,100
- seviye: 3,200
- seviye: 4,300
- seviye: 5,500]
[Seçenekler – Parçalayıcı güç ve saldırı gücü 40% artar]
[Dayanıklılık – 2,100/2,100]
[Dünya üzerindeki en iyi silah ustası tarafından yapılmış korkutucu bir silah. Korkunç bir gücü ve daha da korkunç bir geri tepmeye sahip yani bu silahı düşmanına karşı kullanan kişinin çok cesur olması gerekir.]
Metal Kalpleri kullanmış olsa da, onları kullanmaya devam edebilmek için 5. Seviyeyi dolduramamıştı. Çünkü Devin Lastiğinin gücü pile bunkerin dayanıklılığıyla doğru orantılı artıyordu. Elbette 4. Seviye de en az onun kadar korkunçtu bu yüzden de çok fazla şikayeti yoktu.
Bunun dışında Il Han başka sert kemikleri ve kabukları kullanarak bir çok çeşit silah da yapmıştı. Çekiçler, baltalar, büyük kılıçlar ve hatta Devin Lastiğini kullanarak bir el bombası bile yapmıştı.
Bir sonraki etapta gözlerini uzun mesafeli silahlara dikmişti.
Atış yeteneği olduğundan bir yay ya da tabanca yapmak iyi olsa da Gölge Leoparla yaptığı dövüşü düşününce mana kullanamayan biri için küçük kurşunları ya da okları kullanarak yüksek seviyedeki canavarlara büyük zararlar vermek çok zordu.
Durum böyle olunca, Il Han’ın yaptığı ne yay, ne tabanca ne de metal şişlerdi. Bir atlat yapmıştı; kadim zamanlardan beri avcıların kullandığı mızrak fırlatan bir alet.
[Sert Ay ışığı Kemik Atlat]
[Seviye – Nadir]
[Saldırı Gücü – 2,800]
[Seçenekler – Ay ışığında saldırı aralığı 50% artar, saldırı gücü ve isabetliliği 40% artar]
[Dayanıklılık – 1,850/1,850]
[Çengel atışı yapmak için bir boşluğa küçük mızrak yerleştirilerek kullanılan mızrak fırlatma cihazı. Kullanıcının yeteneğine bağlı olarak sonuç farklılıklar gösterebilir.]
Atlat, ucu kıvrık olan bir sırığa benziyordu. Ve küçük bir yarığa kullanılacak mızrak yerleştirilerek kullanılan ve mızrağı fırlatmak için sadece sallanması yeterli olan kullanışlı bir aletti.
Atış mesafesi ve saldırı gücü, mızrak fırlatan elin kuvvetine bağlıydı ve hepsinden de önemlisi en büyük avantajı Il Han’ın sahip olduğu seviye mızrak kullanıcılığından etkileniyor ve onu kullanan herkesten daha iyi bir sonuç ortaya koyuyordu.
Bunlardan ayrı olarak Il Han birçok silah yaptıktan sonra hemen zırhını tamir etmeye koyuldu.
Sadece, Reta Kar’iha ile olan savaşında zarar gören tek parça siyah zırhını tamir etmekle kalmadı bir de patron trolün derisini kullanarak kalın bir kıyafet de yaptı. Sağlamlığını ve de savunma gücünü artırmak için mana işlemeyi de unutmadı.
Son olarak çantasını açarak zıpkın ve ipleri daha da iyileştirdi. Çoktan unuttuğu savaş ganimetlerini de buldu.
“Ah.”
Bunlar Reta Kar’iha’nın geride bıraktığı büyü taşı, siyah pelerin ve de kocaman kara oraktı. Ret Kar’iha’nın ezici gücünü düşününce Il Han büyük bir beklentiyle bütün malzemelerin bilgilerini kontrol etti.
[Gizemli Orakçının Düşmüş Pelerini]
[Seviye – Nadir]
[Savunma – 2,400]
[Seçenekler – Kişinin gizlenme yeteneği 20% artar, sürpriz saldırıda saldırı gücü 20% artar]
[Dayanıklılık – 1,238/2,430]
[Kara manayı uzun süre içine çekerek Ölüm Tanrısının gücüne egemen olur.]
[Orakçının Ölümcül ve Keskin Orağı]
[Seviye – Nadir]
[Saldırı Gücü – 3,100]
[Seçenekler – Kritik vuruş ve verilen hasar 40% artar]
[Dayanıklılık – 1,780/2,800]
[Mahvolmuş dünyada, bilinmeyen bir kökenden gelen metalle yapılan son demircilik ürünü.]
“Bunlar, yetenekleriyle kıyaslandıklarında biraz daha alt seviyedeler.”
Il Han başını kaldırarak beklentilerinin aşağısında olduklarını gördü. Daha düşük seviyede malzemeler olduklarının farkına varamamıştı.
Ama olan özelliklerinin biraz altında olmaları, onlara eklenen seçeneklerin Il Han’ın savaş gücünü anında artırabileceği anlamına geliyordu. Il Han pelerini güzelce tamir etmek için büyü taşı kullandı ve çantasına geri koydu. Zaten yeterince güçlü olan gizlenmesini artıracak bir pelerini toplum içinde giymek niyetinde değildi.
Orağın da, kendi yaptığı Ölüm Tanrısının Kara Mızrağına kıyasla oldukça yüksek bir saldırı gücü vardı. Ama ne tesadüf ki Il Han’ın orak kullanmada deneyimi yoktu.
Saldırı gücü ne kadar yüksek olursa olsun ve seçenekler ne kadar iyi olursa olsun normalde kullanmadığı bir silahı kullanmak aptallık olurdu. Bu yüzden de hiç tereddüt etmeden orağı ocağa koydu. Eğer Erta onu izliyor olsaydı ‘ne yapıyorsun?’ diye bağırmıştı.
Ama Il Han deli değildi ve böyle iyi bir silahı aleve yemek olarak vermek niyetinde değildi. Onu eriterek yeniden bir mızrak yapmayı planlıyordu.
‘Metalinin, Metal Kalplerden daha iyi olduğu kesin. Üstelik üzerinde mana işçiliği olup olmadığını bilmiyorum ama metalin içinde bulunan gücün kendisi küçük görülemez. Belki de yıllarca güç kazandı.’
Sonsuz Alev güçlüce ve parlak mavi bir şekilde yandı. Bunun ne demek olduğunu çok iyi bilen Il Han hiç beklemeden büyü taşını da aleve fırlattı. Artık elinde ondan az büyü taşı kalmıştı ama artık yapması gereken her şeyi yaptığından bunun bir kayıp olduğunu düşünmedi.
Ama orak güçlüydü. Büyük bir güçle yanan Sonsuz Aleve rağmen erimeyi düşünmüyor gibiydi. Sonsuz Alev derecesini yükselttiğinde siyah bir enerji oraktan yayılmaya ve ocağın tepesinde siyah bir siluet oluşturmaya başladı.
[Sssssssss]
“Reta Kar’iha?”
[Sssssss]
İçinde biraz irade kalmış olabileceğini düşünerek konuştu ama durum böyle değil gibiydi. Ama denemesi de boşa değildi. Çünkü adını söylediğinde kara siluette bir dalgalanma fark etmişti.
‘Bu kolay olacak.’
Il Han hemen kolay bir yol bulmuştu. Kara siluetin kim olduğunu tam olarak bilemese de bu projesini başarması için ne yapması gerektiğini içgüdüsel olarak anlamıştı.
“Reta Kar’iha. Kaçak. Ölüm. Ölüm Tanrısı. Mahvolmuş.”
Reta Kar’iha ile ilgili kelimeleri söylerken Il Han kara enerjide bir değişiklik olduğunu gördü. Kelime saldırısı oldukça etkiliydi! Il Han’ın her kelime söyleyişinde Sonsuz Alev daha parlak yandı ve kara siluet en sonunda gücünü kaybetti.
“Savaş, çoğunluğa karşı bir, kritik, pusu?”
Il Han onunla ilgili her türlü kelimeyi söyledi ama sonuç olarak bu işe yaramıyordu.
Kara enerji için bu kadar çıkarım gücü gerekmiyordu. Sadece Reta Kar’iha’dan ve yeteneklerinden bahsetmek enerjide yeteri kadar değişiklik yapmaya yetiyordu.
Yalnız, kadın, Ölüm Tanrısı, heh!”
Ve son an geldi. Il Han’ın sözlerini daha fazla dinlemek istemeyen yada yeterli geldiğini düşünen kara siluet hem orağı hem de ocağı terk etti.
“Ah.”
Kara enerji bir süre havada süzülerek Il Han’ın masada bıraktığı büyü taşı tarafından emildi.
Zaten oldukça özel olan büyü taşı, kara enerjiyi tamamen emdikten sonra bir de yabancı bir kara ışık yaymaya başladı. Oldukça lezzetli görünüyordu.
“Güzel, eriyor.”
Elbette Il Han bunu umursamıyordu. Sadece eriyen orağa bakarak gururla gülümsedi.
Bu sıralarda bir konuk atölyeye girdi ama Il Han eriyen orağa yoğunlaştığından davetsiz misafiri fark etmedi. Gerçekten de büyüleyici bir yoğunlaşmaydı.
“Hayır, sakın onu yeme! Evet, bu şekilde.”
Erimiş bir halde olan metali kalıba dökerek temel şeklini vermeye başladı. Ve tamamen şekil aldığında da metal işçiliğine başladı.
Buna hazırlıklı olsa da bu metal, Dev Metal Kalp’ten bile daha sertti. Il Han orijinal şeklini çoktan bozduğundan, o şey ölse bile Il Han’ın ihtiyaçları tarafından sarsılmayacağını söylemek yanlış olmazdı.
“Biraz daha büyü taşı ye!”
İnatçılık konusunda Il Han hiç de azımsanamazdı. Eğer yaptıkları işe yaramazsa, işe yarayana kadar yapmaya devam ederdi. Başka bir büyü taşını ocağa fırlattı ve demir eridikten sonra da acımasızca dövmeye başladı.
Çelik mızrağı yaptığından beri ilk defa bu kadar uzun çalışıyordu. Ama Il Han tam bir sapık olduğundan düşman ne kadar güçlü olursa o da o kadar güçlü bir şekilde öfkelenen biriydi. Metalin inatçılığı sadece Il Han’ın inatçılığını daha da pekiştirebilirdi.
Sonunda metal II Han’ın iradesiyle değişmeye başladı.
[Yani onu da işliyor. Gerçi bu halini harkanium ile çalışırken de görmüştüm.]
[Çok havalı.]
[Hphm.]
Davetsiz misafirler ne söyleseler de Il Han onları duymuyordu. Eğer onları fark etseydi işine bu kadar yoğunlaşamazdı.
Metali dövmeye başlayalı ne kadar zaman geçmişti? Öncelikle mızrağın gövdesi güçlendi ve mızrağın başı şekil aldı. Daha sonra bıçak sivrildi ve mızrak cilalandı.
Il Han’ın gözleri önünde mızrak, gövdesinden ucuna kadar siyah bir ışık yaymaya başlamıştı. Mızrak, birisi fazla yaklaşarak baktığında gözünü kesebilecek kadar keskindi.
[Yok edici Sivri Mızrak]
[Seviye – Efsanevi]
[Saldırı Gücü – 3,700]
[Seçenekler – Kritik vuruş hasarı 70% artar.]
[Dayanıklılık – 3,100/3,100]
[Dünya’nın en iyi demirci ustasının elinden çıkan ve başka dünyanın metali eritilerek yapılmış usta bir silah. Daha tamamlanmadı.]
“Şimdi de silahın bilgisi bile aklımı okuyor.”
Bu doğruydu. Bu silah ancak Reta Kar’iha’nın büyü taşıyla mana işlendiğinde tamamlanabilirdi.
O an bile Il Han büyü taşı tarafından emilen siyah enerjinin ona baktığını hissedebiliyordu. Kendi inatçılığına kapılıp silahın şeklini değiştirmişti. En azından enerjinin o kadarcık inatçılığına katlanması gerekmiyor muydu?
Il Han hemen mana işlemeye başlamayı düşünüyordu ama yapılacak ilk iş tamamlandığından endişeleri biraz da olsa azalmıştı. Bunun sayesinde bir şeyi fark edebildi.
Melekler tarafından insanların girişinin engellendiği atölyede Il Han iki kişinin varlığını hissetti.
Hatta birisinden tanıdık bir koku alabiliyordu. Çok tanıdık ve aynı zamanda hasret kaldığı bir koku.
O anda zırhlı meleğin sözlerini hatırlayamadı.
“Fuu.”
Ön gösterimin biraz fazla hızlı olduğunu düşünürken Il Han ayağa kalktı ve başını kaşırken arkasına döndü. Arkasında yüzü gülen bir melekle yüzü asık bir melek duruyordu.
Çoktan haberinin olduğu iki kişi.
[Biz döndük.]
[Geri döndüm!]
Aynı cevaplar, farklı anlamlar. Nasıl bir ifade takınması gerektiğini bilmeden boş boş baktı ama sonunda hislerini dinleyerek gülümsedi ve hemen konuştu.
“Hoş geldiniz davetsiz misafirler.”
Magnec