Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

44. Bölüm Süper Güçlü Adamlar!

Çevirmen: Tomato / Editor: Venus

“Eh?”

Lampard Alexander'ın böyle bir istekte bulunacağını beklemiyordu. Böylesine tehlikeli bir durumda bile, Fei'nin aklına gelen ilk şey kendi güvenliğinden ziyade Angela ve Emma'nın güvenliğiydi. Bu, Lampard'ın Alexander'a dair olan izleniminin birkaç puan iyileşmesine yol açmıştı.

Ancak, Fei'nin kaleyi terk edip bir saldırı başlatma fikri de, izlenimini birkaç puan düşürmüştü.

Chambord'daki en mal adam bile bir saldırı başlatmanın en kötü karar olacağını bilebilirdi. Bu sadece Chambord'un değerli askerlerini hiçbir şey için öldürmek demekti. Dahası bu, iyi eğitimli ve donanımlı düşmanların daha da büyük bir avantaja sahip olmasını sağlardı.

Lampard, Alexander'ın geçen günkü kuşatma savaşında tahminlerinden çok daha güçlü ve cesur olduğunu kabul ediyordu. Ancak olay savaşa geldiğinde, eğer ki birisi Ay Seviyesi'ndeki bir ustanın gücüne sahip değilse, bireysel güç pek çok sorunu çözebilecek seviyede olmuyordu. Lampard Alexander'ın bir iki zaferden sonra kibirli bir hale geldiğini görmek istemezdi.

''Eğer sinsi bir saldırı yaparsam, şu mancınıkları yok edebilirim belki, yani... Bu yüzden, ölümüne koşmak zorunda değilsin.''

Çoktan ruhu cennete ulaşmış olan eski arkadaşı ile saf ve masum olan Angela için, Lampard, gizli durumdaki iç yaraları açılmış olsa dahi şu mancınıkları yok etmek zorunda olduğuna karar vermişti. Chambord için en büyük tehdit şüphesiz onlardı. Ancak bu çok büyük bir riskti... Tek umut, onların Yıldız Seviyesi'ndeki savaşçı ya da büyücüler tarafından korunmuyor olmasıydı.

''Lampard Amca, bu sadece birkaç mancınık problemi değil. Böyle bir durumda, sen birkaç mancınığı yok etsen dahi, Chambord düşmanın ağır taarruzu altında çok uzun süre dayanmayacaktır. Rahatla, benim gibi ölümden epey korkan biri çok riskli bir şeyi yapmayacaktır...''

Fei konuştuktan sonra ifadesini ciddileştirmiş ve Lampard'a daha da yakınlaşmıştı. Fısıldayarak, ''Bunun yanı sıra, sen surda kalmak zorundasın. Sen, şu gizlenmiş zehirli yılanı kısıtlayabilecek tek kişisin çünkü...''

Lampard'ın ifadesi aniden değişmişti.

''Sen de mi farkettin?''

Gizemli bir gülümseme yerleşmişti Fei'nin yüzüne. Hafifçe kafasını sallayarak konuşmaya devam etti: ''Eh, maalesef sadece birkaç fikri keşfettim; kim olduğundan emin değilim... Ama içimden bir ses öyle diyor ki, onu geçici olarak da olsa tutabilecek tek kişisin...''

Lampard kafa sallamış olsa da, sonraki saniyede ifadesi sertleşmişti. Fei'ye bakmıştı yavaşça; mavi, su benzeri bir enerji birden ortaya çıkmış ve sağ kolunu kaplamıştı. Hiçbir şey söylemeden ileriye doğru adım atmasıyla birlikte kolunu kaplayan enerji, daha da büyümüştü. Yumruğu ise bir anda, yıldırım gibi inmişti Fei'nin göğsüne.

Yumruk Fei'ye doğru ilerlerken dağ gibi bir baskı ortaya çıkmış ve Fei ile Lampard'ı çevreleyen her şeyin üzerinde adeta patlamıştı. Kimse, Chambord'un bir numaralı savaşçısının Kral Alexander'a saldıracağını düşünemezdi. Surdaki herkesin nefesinin kesildiğini duymak zor değildi.

Ancak görünüşe göre Fei bunu zaten bekliyordu, zerre kadar korkmamıştı.

''Vızz!..''

''Boom!''

İki güçlü yumruk, güçlü bir şekilde çarpışmıştı.

Aniden, muazzam bir enerji dalgası çarpışmanın göbeğinde patlamış ve yayılmaya başlamıştı etrafa. Güçlü bir kasırga gibi gidiyordu her yöne, yakındaki askerler gözlerini kapatıp devasa bir rüzgara karşı direnmeye çalışmak zorunda kalmışlardı. Bazıları enerji dalgasıyla geriye itilirken bir çığlık koparmışlardı, silahlarını çekmeye dahi vakit bulamamışlardı.

Lampard'ın sağ kolunu kaplayan mavi, su benzeri enerji parçalara ayrılmış ve aniden kaybolmuştu. Lampard titretmişti kendini, zar zor ayakta duruyormuş gibiydi.

Fei çarpışmanın etkisiyle üç adım kadar geriye gitmişti. Hızlı hızlı soluk alıp veriyordu, sağ eli uyuşmuştu ve sağ kolu, acıyla sızlıyordu.

''Güzel!'' Lampard kafa salladı. Fei'ye memnun bir şekilde bakıyordu. Ancak herkes son derece şaşkındı, şok içindelerdi. Fei'nin gelişimi, onun için aşırı derecede anlamsızdı, anlaması çok zordu. Bir numaralı savaşçı da sonunda Fei'nin fikrine katılarak, ''Gücün, aşağıda kendini korumak için yeterli gibi görünüyor. Pekala, surun üstünde kalacağım, sen de bir saldırı başlatabilirsin... Ama unutma, eğer ki durum çok tehlikeli olursa, inatçı olma ve birkaç mancınığı yok ettikten sonra askerlerle geri dön. Onları sadece biraz daha fazla tutmak zorundayız. Zenit İmparatorluğu'na yakında neler olduğu bildirilecek, daha sonra da kısa bir süre içerisinde destek kuvvetlerle buraya ulaşacaklardır.'' demişti. Yüzünde karışık bir ifade vardı.

Lampard, ilk defa Alexander ile bu kadar konuşmuştu. Çok fazla şey söylemiş olmasa da, Fei, Lampard'ın onun için endişelendiğini ve tasalandığını hissetmişti.

''Eh, güven bana, ne yapacağımı pek iyi biliyorum.''

Fei Lampard'ın önünde hafifçe eğilerek arkasına dönmüş ve gözetleme kulesine geri dönmüştü.

Lampard ona saldırdığı anda, Fei, onun kendi gücünü test ettiğini biliyordu. Lampard onun kaleyi terk etmesine, ancak kendi standartlarında bir güce sahip olursa izin verirdi.

Bu test ayrıca Fei'nin daha önceki tahminlerini de doğrulamıştı; 12. Seviye bir Barbar İki Yıldız Seviyesi'ndeki bir savaşçıyı yenebilir, ama Üç Yıldız Seviyesi'ndeki bir savaşçıya karşı zor anlar yaşardı.

Lampard onu yumrukladığında, Fei tüm gücüyle ona karşı saldırı yapmayı denemiş, ancak sadece Lampard'ın kolunu kaplayan enerjiyi parçalayabilmişti. Diğer bir yandan ise kendisi, savaşın kontrolünü kaybetmiş ve birkaç adım geriye gönderilmişti.

''Hızlıca gücümü artırmam lazım!'' demişti kendi kendine. Chambord bu durumun üstesinden geldiği anda Diablo Dünyası'na dönerek, karakterlerinin seviyesini olabildiğince hızlı bir şekilde yükseltmeli ve böylece gücünü da artırmalıydı. Bu savaş dolu Azeroth Kıtası'nda hayatta kalmasının ve yakınındakileri korumasının tek yolu, kuvvetli olmak ve güçlü bir etkiye sahip olmaktı.

Fei gözetleme kulesine geri döndüğünde, Brook'un kendisini yirmi tane sert ve sağlam herifle bekliyor olduğunu gördü.

Hepsi aşağı yukarı 210 santimetre uzunluğundaydı. Yarı çıplaklardı ve patlamaya hazır güçlerini içeriyor olan son derece kaslı vücutlarını gösteriyorlardı. Siyah vücut kıllarıyla kaplanmışlardı. Bu da onları vahşi doğadan gelen insansı canavarlara benzetiyordu.

Brook'un seçtiği güçlü adamlardı bunlar.

''Boom, boom!''

Fei kafasını sallamış ve yanında duran koca adamın göğsüne vurmuştu birkaç kere. ''Savaşçı, adını söyle!''

''Drogba, Majesteleri. Didier Drogba!'

''Pekala, bana gücünü göster savaşçı Drogba.'' Fei bir gülümseme eşliğinde konuştu.

Drogba'nın yüzünde, Fei'nin söylediklerini duyduğu gibi mütevazi bir gülümseme belirmişti. Etrafına bakmış ve gözetleme kulesine doğru yürümüştü. Sırtını eğmiş ve beş metrelik bir uzunluğa sahip olan kare mazgallı siperi hızlıca tutmuştu. Üst vücudundaki kaslar adam kuvvet uygulayıp sıkı sıkı yeri tutarken genişlemişti.

Fei memnun olmuştu. Siper en azından üç yüz elli, dört yüz kilo kadardı ama Drogba, onu kaldırırken biraz bile zorlanmamıştı. Limitinin bu olmadığı belli oluyordu. Fei, Azeroth Kıtası'ndaki insanların Dünya'daki insanlara göre çok daha güçlü vücutlara sahip olduğunu kabul etmek zorundaydı. Drogba olarak çağrılan bu herif, dünyadaki En Güçlü Adam yarışmasını basitçe kazanabilirdi.

''Güzel! Yenilmez bir savaşçı!'' Fei güldüğü gibi değerlendirmişti Drogba'yı. Drogba'nın yanına yürümüş ve tek eliyle, Drogba'nın kaldırıyor olduğu mazgallı siperi yakalamıştı. Biraz güç uygulamış ve  devamında onu on metre kadar ileriye fırlatmıştı. ''Boom!'' Mazgallı siper yere düştüğü gibi parçalara ayrılıp, bir ton tozun yayılmaya başlamasını sağlamıştı.

Fei'nin tek eliyle basit bir şekilde mazgallı siperi fırlatmış olması, oradaki yirmi güçlü adamı şok etmişti.

Drogba aralarındaki en kuvvetli kişiydi ve o bile, bu mazgallı siperi iki eliyle kaldırabilmişti, ama Kral Alexander bir su şişesi kaldırıyormuşçasına tek eliyle siperi yakalayıp fırlatmıştı. ''Bu nasıl bir güç böyle?! Akılalmaz!''

Fei, bu güçlü adamları tam olarak elde etmişti. Heyecanlı bir şekilde kendisine bakıyorlardı, bu, tam da onun görmek istediği şeydi.

Barbar modundayken, 12. Seviye bir Barbar olarak iki bin beş yüz kiloyla bile başa çıkabilirdi Fei. Limitsiz fiziksel güç, bir Barbar'ın tanımı olarak görülebilirdi. Bu güçlü, kaslı herifleri sadık astlarına çevirmesinin en iyi yolu, onları en iyi yaptıkları şey de yenmekti.

''Tabii, tabii, sizler fiziksel güç açısından Chambord'daki en iyi adamlarsınız, değil mi? Öyle tabii, öyle, ama ben, sizdeki cesaretin fiziksel gücünüz kadar kuvvetli olduğundan pek emin değilim! Heh, sonuçta filde de kuvvet var ama fareyi görünce topuklar! Sizler, düşmanı görünce topuklayacak mısınız, ha?!''  Fei güçlü herifleri canlandırarak onlara moral aşılamaya çalışıyordu.

Konuşmasının hemen ardından, hepsinin gözlerinin öfkeden kızıla döndüğünü fark etmişti. ''Ne o, sinirlendiniz mi?! Evet, evet, güzel! Bu öfkenizi düşmanlar karşı kullanacaksınız! Bir fil gibi olmayacak... Karşısına çıkan her şeyin korkudan tir tir titrediği bir kaplan gibi, düşmanların içine korku salacaksınız, değil mi?!''

Kaslı heriflerin bazıları göğüslerini şişiriyor, bazıları da parmaklarını çatırdatıyordu. Neyden yapıldıklarını göstermek için sabırsızlanıyorlardı. ''Evet!''

''Onları ezeceksiniz, değil mi?!'' diyerek onlara moral aşılamaya devam etti Fei.

''Evet, ezeceğiz!''

''Söyleyin bana, ne yapacaksınız?!'' Fei sesini yükseltmişti epey.

''İçlerinden geçeceğiz!''

''Yok edeceğiz onları! Şu düşmanın komutanı kimse, tek yumrukla Allah’ına kavuşturacağım onu yeminle!''

''Öyle bir vuracağım ki hepsine, sağdakine tokadı vurduğum gibi soldaki korkudan komaya girecek, o kadar diyorum!''

Güçlü adamlar kısa bir süre içerisinde coşkuyla bağırmaya başlamıştı.

''Hahaha, iyi iyi. Kaleyi terk edip, şu puştlara unutamayacakları bir ders vereceğim ben, bu nasıl peki?! Benimle gelecek kadar taşağınız var mı, yoksa gidip analarınızın kucağına mı koşacaksınız?!'' Fei aniden arkasına dönmüş ve büyük bir yılana benzeyen köprüdeki düşmanları işaret etmişti.

''Majesteleri, ben de zaten gidip onlara şöyle güzelinden bir ders vermek istiyordum epeydir!'' Büyük adam Drogba bağırmış ve yumruklarını sıkmış, savurmuştu.

''Majesteleri, hücumda başı çekmezsem içim rahat etmez!''

''Hahaha, beyler hepsini ben alırım zaten, hadi siz ananızın kucağına koşun bakayım!''

''Bak sen... Oğlum ben var ya değil hepsini, aha şu arkadaki mancınıkları bile tek alırım. Hatta siz de karşıya geçin de azıcık zorluk olsun, ben tek, siz hepiniz!''

''Yirmi bir kafayı ellerimin arasında ezdim. Birkaç yüz tane daha ezsem sorun olmaz herhalde, hahahaha...''

“Beyler, Kral Alexander ile birlikte çok güçlü olduk. Bizden üç beş kişi karşıya geçsin hadi.”

Güçlü adamlar Fei'nin kararını duyduktan sonra korkmamış, hatta daha da çok heyecanlanmışlardı. Düşmanların arasına dalmak için sabırsızlanıyorlardı.

''Majesteleri, istediğiniz şey hazır!''

Pierce uzaklardan bağırmış, herkesin dikkatini çekmişti. Arkasında kırk kadar asker vardı. Sura hayret verici, ultra ağır şövalye zırhı setleri taşıyor olduklarından, epey terlemişlerdi.