Ellerinize sağlık çeviri ve edit için teşekkürler Nobel her geçen bölüm biraz daha adamımızı kahramanı çeviriyor
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
53. Bölüm Düşünüyorum I
Cale düşünmeye başladı.
‘Kaçmalı mıyım?’
Ama bu Balina’nın göz bebekleri tam da ona bakıyordu. Ayrıca ellerine güç ekliyor gibiydi çünkü Cale, parmaklarının yeri kazdığını görebiliyordu. Gücü, ölüme bu denli yakınken bile inanılmazdı.
Aklında tek bir soru oluştu.
‘Bir Balina Kabilesi üyesi, deniz kızı zehriyle zarar görebilir mi?’
Cevap kendiliğinden geldi.
Melez.
Olası tek yanıt buydu.
Cale hızla “Bir Kahramanın Doğuşu”nun içeriğini düşündü. Neredeyse ejderhalar kadar az kişiyi barındıran Balina Kabilesi’nde melez kana sahip kimse yoktu.
‘Fakat ölen biri vardı.’
Cale kaşlarını çattı, endişelenmişti.
“Ugh.”
Balina daha fazla sürünemiyordu. Vücudu bir şey yapmaktan aciz halde titremeye başladı. O anda Cale, kafasında Kara Ejderha’nın sesini duydu.
‘İnsan, yardım edecek misin?’
Kara Ejderha kuşkuyla sordu. Cale ona yanıt vermedi ve ayağa kalktı. İşe yaramaz hislerden ve sebepsiz yere yardım etmekten nefret ediyordu. Ancak…
“Hey.”
Cale melez kanlı Balina’ya yaklaştı ve önünde çömeldi. Yerde titreyen Balina insan yavaşça başını kaldırdı.
Bu uzun saçlı adam, Balinaların ne kadar güzel olduğunu, hatta elflerin onların yanında mürekkep balığı gibi kaldığını anlatan hikayelere uyuyordu. Böylesi güzel bir adam Cale’e bakmaktaydı.
“... Kurtar…”
Cale sesinde duygu kırıntısı olmaksızın yanıtladı.
“Evet. Seni kurtaracağım.”
Karışık kanlı bir Balina insan. Cale, bu balina için hayatta olmanın, gelecek birkaç dakika içinde ölmekten daha acı verici olabileceğini biliyordu. Balina’nın da bunun doğru olduğunu bildiğine emindi.
Cale, kitapta geçen Balina Kralı ile Lock’un konuşmasını hatırladı.
< “Sen saf kan bir Kurtsun.
“Neden böyle söyledin?”
“Benim çocuğum saf kan değil.”
“Hmm? Noona saf kan bir Balina değil mi?”
“Ondan bahsetmiyorum. Karışık kanlı bir oğlum var. Bu yüzden… çok zorluk yaşadı. Okyanusta yaşamak için çok zayıf.”
“Öyleyse karada mı yaşıyor?”
“Hayır. Oğlum, dünyadan benden önce ayrıldı.” >
Balina Kabilesi’nin kralı ve okyanusun hakemi, mavi saçlı ve mavi gözlüydü. Cale karanlık olduğu için bundan emin olamasa da, ona bakan bu Balina’nın yüzü, kitapta tarif edildiği kadarıyla Balina Kral’a oldukça benziyordu.
Cale deniz mavisi gözlere baktı ve konuştu, “Biraz uyu. Sen uyandığında her şey düzelecek.”
Mavi gözler yavaşça kapanmadan önce birkaç kez kırpıştı. Cale, bilinçsiz balinaya bir süre baktıktan sonra onun bacaklarına yaklaşıp inceledi.
“Ne düşünüyorsun?”
Kara Ejderha, karışık kanlı Balina baygın düşünce kendini gösterdi ve hemen ona yaklaştı. Ardından büyü ile minik bir ışık topu yaptı, böylece bacaklarına daha iyi bakabileceklerdi.
“Bu çok berbat.”
Balina Kabilesi’nin derisi çok kalın ve karttı. Ciltleri mükemmel ve güzel görünse de, aynı zamanda son derece sertti. Ne yazık ki karışık kanlı Balina bu lükse sahip değildi. Deniz kızının saldırısına ve zehrine maruz kalma nedeni buydu. Cale, Balina’yı incelerken Kara Ejderha da Cale’i tuhaf bir ifadeyle izledi.
“… Çok garip bir insansın. Hem zayıf hem de garip.”
“Yeterince saçmaladın.”
Cale Balina’yı göstererek komut verdi, “Onu suya sok.”
“… Ona yalan mı söyledin?”
Kara Ejderha şoke olmuştu.
“İnsan, onu kurtaracağımızı söyledin! Zayıfsın evet, ama bu zamana kadar verdiğin tüm sözleri tuttun! Öyleyse onu neden suya atmamı söylüyorsun? Boğup öldürecek misin?!”
Of.
Cale derin bir nefes verdi. Ardından havada süzülen ışık topunu aldı. Sıcak değildi.
“Onu kurtarmak için yapıyorum bunu.”
“Onu suya soktuktan sonra, önceki cesetleri hatırlıyorsun değil mi?”
“… Bana ne yaptırmaya çalışıyorsun acaba?..”
“Çok bir şey değil. Git bana bir tane kol getir.”
Kara Ejderha’nın çenesi yere düşecekti. Cale onu umursamadan mağaraya yöneldi. Kara Ejderha şoke olsa da hayır dememişti.
“… İstediğin şeyi yapacağım.”
Kara Ejderha gerçekten sadıktı. Cale arkasına bile bakmadan ilerledi. Bunu halledip, kasabada kargaşa çıkmadan dönmesi gerekiyordu.
Mağara çok derin değildi ve Cale sonuna hızla ulaştı.
‘Buldum.’
Toonka’nın kaçınılmaz şekilde karşılaştığı şey “Küçük Gölcük”tü. Cale yanında getirdiği parçalardan bir tanesini çıkardı. Bu bir alarm cihazıydı. Bölgeye yaklaşan biri olursa Cale’i bilgilendirecekti.
‘Gitmeden bunu yanıma almam lazım.’
Cale, cam şişeye su birikintisinden biraz koydu.
‘Ateşi-Bastıran Su.’
Su her zaman ateşe karşı güçlüydü fakat bu suyun gücü daha farklıydı. Eğer Cale Lock’un ona getireceği şeyi bu suya atarsa, ortaya çok değerli bir eşya çıkacaktı.
Bu, ölen ormanı kurtaracak bir hazine olabilirdi.
Cale, mağaranın girişine döndü. Kara Ejderha çoktan kolu getirmişti, kolu Cale’e verirken kuşkucu bir ifadesi vardı. Cale sırılsıklam olmuş Balina çocuğu da görebiliyordu.
“Gidelim.”
Kara Ejderha iç çektikten sonra karışık kanlı Balina’yı, deniz kızının kolunu ve Cale’i havaya kaldırdı, eve doğru süzüldüler.
Cale eve döner dönmez On ve Hong bunaltıcı bir karşılama yaptılar.
“Gece geldin!”
“Kahya bir süredir kapıyı yumrukluyor!”
Kediler ona söylemese de Cale bunu anlayabilirdi. Hans'ın kapının dışından gelen sesini duyabiliyordu. Hans, her an ağlamak üzereymiş gibi konuşuyordu.
“Genç efendi, içeri girmeye cesaret edemedim çünkü sizi uyandırırsam beni öldürürsünüz. O yüzden sadece kapıyı çalmaya devam ediyorum… lütfen kapıyı açar mısınız genç efendi?”
Cale dalgıç kıyafetini çıkardı ve onu köşeye attıktan sonra sihirli kutudan bir cihaz çıkardı ve onu Kara Ejderha’ya fırlattı. Ardından bornozunu giyip kapıyı açtı.
“Genç efendi, genç hanım Amiru, benden sizin güvende olduğunuzu doğrulamamı istedi. Lütfen kalkıp kapıyı…”
“Ne istiyorsun?”
“Oh! Genç efendi… duş mu alıyordunuz?”
Cale ıslak saçlarını geriye doğru ittirdi ve Hans’a sakince yanıt verdi,
“Uyuyamadım, o yüzden deniz suyu banyosunda oturuyordum.”
“Ah, demek banyodaydınız. Uyumadığınıza göre canımın derdine düşmeme gerek yok…”
“… Acaba?..”
“Özür dilerim genç efendi.”
Ahem, hem. Hans Cale’i incelemeden önce yalandan öksürdü ve konuştu, “Bir yere zarar verdiniz mi? Dışarısı şu anda çok karmaşık. Bir süre önce birkaç patlama sesi geldi. Denizde bir şeyler yaşandığını düşünüyorum.”
Cale içeri girdiği pencereye baktı. Gece yarısı olmasına rağmen köy şu anda tamamıyla aydınlıktı. Denizden gelen birkaç ışığı da görebiliyordu.
Amiru, girdaplara rağmen insanları denize göndererek cesur bir karar vermiş gibiydi. Çünkü gelişmeler kapıdaydı.
“Yüksek bir ses vardı fakat sebebi belli olmadı mı?”
“Genç hanım Amiru denize birilerini göndereceğini söyledi. Yakında çözülür diye düşünüyorum.”
Cale’e göre, Amiru merkezi adadaki girdap kaybolduğu için mutlu olacaktı. Sadece bu, kıyı şeridinin değerini katlayarak artıracaktı.
“Öyle mi?”
“Evet, efendim.”
“Öyleyse gidebilirsin.”
Hans saygılı bir şekilde başını eğdikten sonra hızlıca çıktı. Aynı anda, Kara Ejderha görünmezlik cihazını kapadı ve kendisi ile karışık kanlı Balina’yı açığa çıkardı, yanında deniz kızının kolu da vardı.
Deniz kızının kolunu gördükten sonra On da Hong da köşeden ayrılmadı. Birçok saçma şey bu kedicikleri korkutmaya yetiyordu.
Cale banyoya yöneldi ve banyodan biraz deniz suyu çıkardı. Kara Ejderha, Cale deniz kızının kolunun bir tarafını deniz suyuna sokarken merakla onu izliyordu.
Czzzz-
Yanma sesi duyuldu, fakat kurumuş kol hemen normale döndü. Cesedin hızlı değişimi On ve Hong’un yatağın altına saklanmasına neden olmuştu. Ceset kolu bir dakikanın ardından tamamen normale döndü. Cale Balina insanın bacağına baktı. Öncekinin aksine, yeşil sıvı deniz suyuyla karışmıştı.
Cale bir bıçak çıkardı.
O anda, baygın adamın göz kapakları pırpır etmeye başladı, vücudu da seğiriyordu.
“Uyanacak gibi duruyor. İnsan, bıçağı kaldır!”
Kara Ejderha bağırdıktan sonra adam gözlerini açtı. Gördüğü ilk şey, Cale’in kafasının üstünde tuttuğu bıçaktı. Cale, insan balinayla göz kontağı kurduktan sonra rahatlamasını söylemek için gülümsedi. Bıçak hareket ederken Balina insanın gözleri kırpışıyordu.
Bıçak deniz kızının koluna saplandı ve deriyi kesti. Kesik koldan dışarı bir sıvı akın etti. Bu, deniz kızının kanıydı. Kol normale döndükten sonra kan da onarılmıştı.
Cale, hala titreyen adama, “Güzel,” dedi.
Kan, damlayarak adamın bacağına akıyordu.
Czzz.
Adamın bacağındaki yeşil sıvı, deniz kızının kanıyla temas edince cızırdamaya başladı.
Cale, kanayan kolu adama verdi.
“Kan kuruyana kadar iç. En iyi çözüm bu.”
Beşinci kitap. Rosalyn’in, deniz kızıyla dövüştükten sonra yaralanan Lock’u iyileştirmek için kullandığı yöntem buydu. Bu yöntem bu dünyada hala bilinmiyordu.
Yirmilerinin başında gibi duran adamın gözleri yeniden kımıldanmaya başladı. Bu durum On, Hong ve Kara Ejderha için de geçerliydi.
Sonuç olarak adam daha da iyi oldu. Damlayan kanın bacağını iyileştirdiğini gördükten sonra kanı içmeye karar verdi.
Cale, kafası karışan karışık kanlı Balina’nın suratına bakarak konuştu, “Ne? Bu deniz kızını öldüren sen değil misin?”
Adamın yüzü sertleşti. Cale, bu ifadeyi görünce alay etmeye başladı. Deniz kızını öldürüp öldürmediğini sorduktan sonra suratı böyle endişeli hale bürünen bir Balina görmek tuhaftı.
Ardından Cale, kalan kanı Balina insanın bacağına döktü, ardından kolu tekrar suya koydu. Kol, suyun içinde yavaş yavaş dağılıyor, Cale de onu izliyordu.
Cale kolun dağılışını izlemeye devam ederken Balina insanla konuşmaya başladı.
“Eğer sen bir Balinaysan, muhtemelen tamamen iyileşmen için sabah okyanusa dönmen gerekecek. Biraz uyu, sonra kendi başına dönersin.”
Adamın yüzü donuklaştı. Bu, Choi Han’ınkinden farklı bir huysuzluktu. Bu, sürekli küçük görülen, diğer kabile üyeleri kadar iyi olmadığı başına kakılan birinin suratıydı. Bu huysuzluk, sadece böyle şeyler yaşamış birinden gelebilirdi.
“Balina olduğumu nereden biliyorsun?”
“Üç deniz kızını başka kim öldürebilir?”
“… Eve dönmeliyim.”
Cale, işe yaramaz bir hikaye dinlemek zorunda kalacağını hissettiği için hemen elini salladı.
“Senin anlamsız hikayeni dinlemeye hiç niyetim yok.”
Cale bu yüzden Balina’ya ismini sormamıştı veya Hans’ın Balina’yı görmesine izin vermemişti.
“Seni sadece, benden seni kurtarmamı istediğin, ben de kabul ettiğim için kurtardım.”
Cale yatağa uzandı. Duş alması gerekiyordu fakat şu anda bunun için çok yorgundu.
“Ben uyuyorum. Çıkarken sessiz ol.”
Cale gözlerini kapadı. Ejderha orada olduğu için endişelenecek bir şey yoktu. Ardından kitapta Balina Kralı’nın Lock’a söylediği son sözleri hatırladı.
< Bu yüzden artık başka bir aile ferdimi daha kaybetmek istemiyorum. >
Bu nedenle Kim Rok Soo harekete geçmişti. Tüm aile üyelerini kaybetmiş biriydi. Elbette, bu deneyimden zarar görmeyi planlamıyordu.
< Eğer o çocuk hayatta olsaydı, tahtı kızıma devreder gidip onunla insan dünyasında yaşardım. Böyle yapsaydık o çocuk çok mutlu olurdu diye düşünüyorum.”
“Mm, noona kraliçe olsaydı iyi idare ederdi bence. Ama noona da şefkatli biri, sizinle yaşamak istemez miydi?”
“Elbette. Oğlum kaybolunca tüm okyanusu aradı.”
“Araştırmayı yapan noona ise, eminim okyanusun altını üstüne getirmiştir. Hey, bayım, oğlunuzun ismi neydi?”
“… Oğlumun ismi Paseton.” >
Kralın oğlunun kurtarıcısı. Şu anki Balina Kral ya da geleceğin Balina Kraliçesi olsa da, bunu kendi lehine kullanamaz mıydı?
Ama daha da önemlisi, Balina Kabilesi, deniz kızlarıyla olan savaşı kazanmak zorundaydı. Cale berrak bir kafayla uykuya daldı. Ertesi sabah uyandığında Paseton çoktan gitmişti.
Kırmızı kedi Hong ona bilgi verdi, “Gece döneceğini söyledi.”
“Bunu yapması için bir neden yok…”
Cale cümlesini bitirmeden yalnızca omuz silkti. Ancak, bir dakika sonra “bu gerçekten gerekli” hissiyatı aklını kuşattı.
“Genç efendi Cale! Bu kadar erken geldiğim için özür dilerim ama sizinle paylaşmam gereken harika haberler var!”
Genç hanım Amiru, capcanlı gülümsedi. Amiru’yu böyle sakin görmek nadirdi. Direkt denizden gelmiş gibi görünüyordu, çünkü üstünde hala yağmurluk vardı ve diğer insanlar da yanındaydı.
“Ne olduğunu biliyor musunuz?”
“Hiçbir fikrim yok.”
Heyecanlı Amiru’ya kıyasla, Cale tamamen sakindi. Hayır, neredeyse duygusuzdu.
“Girdap, merkezi adanın önündeki girdap kayboldu! Bir gecede iz bile bırakmadan kayboldu!”
‘Bunu ben yaptım.’
Cale bunu kendisinin yaptığını söyleyemezdi, yalnızca bakışlarını çevirdi. Amiru’nun yanında kıdemli balıkçı ve birkaç şövalye vardı. Ve Toonka.
Kitaptaki tarifine göre, Toonka tıpkı bir aslan yelesi gibi uzun kahverengi saçlara sahipti. Bir orku tek tokatla havaya uçurabilecekmiş gibi duran tehlikeli görünümlü bu adam, dilini “cık”latıp gevelemeye başladı.
“Ne hayal kırıklığı ama. Girdaba atlamak istiyordum. Bunun yerine başka bir tanesine atlasam olur mu?”
Gerçekten çılgın bir piçti.
O anda, Amiru bir kez daha heyecan içinde Cale’le konuştu.
“Genç efendi Cale! Henituse ailesinin yatırımı karşılığında, size huzurlu Ubarr denizinin manzarasını göstermek isterim. Benimle merkezi adaya gelir misiniz?”
Cale, Henituse bölgesinden biri gelene dek bu proje konusunda samimiyet göstermeliydi. Cale, ona nazikçe gülümsedi ve sordu, “Buradaki herkes geliyor mu?”
“Evet.”
Bu cevapla Cale’in dudakları kıvrılarak titredi.
Bunu görmeyip yalnızca tebessümü gören Amiru, Toonka’yı işaret etti ve konuşmaya devam etti, “Ah, bu adamı ilk defa görüyorsunuz değil mi? Neredeyse girdaba yakalanan kişi o. Bay Bob, bu da genç efendi Cale Henituse.”
‘Bob?’
Cale’in yüzünde tuhaf bir ifade belirdi.
Toonka, ağzına korkunç bir gülümseme kondurdu. Gülümseyen bir gulyabaninin suratından bile daha korkunç görünüyordu.
“Memnun oldum. İsmim Bob.”
Bob. Toonka gerçekten takma bir isim için uygun bir şey seçmişti. Bu, en az onun kadar aptalcaydı.
Magnec