Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

32. Bölüm Huroi

Çevirmen: Shuiqui / Editor: T4icho

 "Khan, söylentileri duydum. Ama… içmiyorsun?”

Kaaang! Kaaang!

Demircide yeteneklerimi geliştirmeye çalışırken Khan’ın bir arkadaşı geldi ve konuşmaya başladılar.

“İçmiyorsun derken?”

“Şey, madem ayıksın neden her gün bu sıradan çaylakla takılıyorsun? Hayret bir şey. Dünya hakkında hiçbir şey bilmeyen cahilin tekine benziyor.”

‘Cahilin teki’ demişti bana şerefsiz. Demirciye girdiğinden beri susmuyordu.

“Yaşlı Adam, eğer bu yüzden içmeyi bıraktıysan…”

Çekici sımsıkı kavradım. Öldürme isteği yükseliyordu! Khan elimdeki çekicin titrediğini görünce hemen arkadaşına döndü.

“Hey, kapa çeneni. Yanılıyorsun.”

“Yanılıyor muyum?”

“Evet. O genç adam dışarıdan eziğin tekiymiş gibi görünüyor olabilir, ama kitabı kapağına göre yargılamayacaksın. Aslında büyük bir yetenek.”

Eziğin teki mi?, Khan hakkımda böyle mi düşünüyordu? İhanet keskin bir kılıç misali kalbime saplandı.

Keng! Keng!

Öfkemi çekice odakladım ve çeliği dövmeye devam ettim. Sonra bir anda kendime baktım. Serserilerle yaptığım savaş sonucunda seviye atlamıştım, ama sadece 21. Seviye’deydim. Zırhımı ve silahımı depoda bıraktığım için üstümde başlangıç kıyafetleri vardı.

Oyundaki NPCler kullanıcıları seviyelerine, ekipmanlarına ve itibarlarına göre değerlendiriyordu. Ekipmanım yoktu, seviyem düşüktü ve itibarım yerlerdeydi; dolayısıyla NPClerin gözünde eziğin tekiydim.

‘Ama serserileri öldürdüğüm için itibar kazanmıştım?’

Kendimce şüphelerim vardı, ama Khan ve arkadaşının konuşmasını dinlemeyi ihmal etmedim.

“İnanmıyor musun? Görünüşüne aldanma, tekniklerini yakından izle. Normal değil. Ayrıca kimseye söyleme, ama Veil’in çetesinin icabına bakan kişi bu genç adamdı.”

“Ahh! Ne saçmalıyorsun sen? Evet, kendi gözlerimle gördükten sonra demirci tekniğinin sağlam olduğunu söyleyebilirim. Görünüşünün aksine hiç de fena sayılmaz. Fakat Veil’in çetesini tek başına mı indirdi? Winston’daki en ünlü kanunsuzları? İmkansız! Bir demirci bunu tek başına nasıl yapabilir?”

“O esnada yanındaydım. Ayrıca Veil’in çetesini bugünlerde hiç gördün mü? Ortadan kayboldular, değil mi? Her şey onun sayesinde.”

“Huhuhu… cidden alkolü bırakmam lazım. Ama dediklerin doğruysa genç adamın ismini duymuş olmamız gerekmez miydi?”

Khan dilini şaklattı. “Düşün biraz. Eğer Veil’i yendiğini duyarlarsa Mero Şirketi onu yalnız bırakmaz. Niye bunu yayalım ki? Kimsenin kulağına gitmedi, çünkü olayı gören tek kişi bendim. Dolayısıyla hala çok tanınmıyor.

“Yani, gören kişi sensin. O kadar iyi demek? Huhhut, şimdi yakından bakıyorum da, biraz asil görünüyor?”

Şimdi anlaşıldı. Veil’in grubunu yendiğimi kimse duymadığı için itibarın etkisi kendini gösteremiyordu.

“Khan! Orada mısın?”

O esnada bir grup insan içeri girdi. Ellerinde afişler vardı. Orta yaşlı bir adam afişi Khan’a göstererek sordu, “Doğru mu bu?”

Khan afişe baktıktan sonra başını salladı. “Evet.”

İnsanlar heyecanlıydı. Neler oluyordu? Meraklanmıştım, yaklaştım ve afişe baktım.

‘Ohu.’

(Mero Şirketi Demirci Khan ile ekipman yarışına girecek. Bu yarışı düzenliyoruz, çünkü Khan’a bir insan olarak saygı duyuyor, demirci yeteneklerinin önemini biliyoruz. Eğer Mero Şirketi yarışı kaybederse borcunu ödeyerek Khan’a yardım edeceğiz. Öte yandan biz kazanırsak dükkan Mero Şirketi’ne aktarılacak, ama işletme haklarını Khan’a devredeceğiz. Nihai amacımız Winston sakinleriyle bir bütün olarak yaşamak. Yarışın tarihi yakında açıklanacak.)

Afişte bu sözler yazıyordu. Yarışın yaklaştığını hissediyordum.

‘Heh. Hiç gergin değilim. Karşıma nasıl bir demirci koyarlarsa koysunlar ben, Pagma’nın Soyu’ndan gelen adamım!’

‘Efsanevi Demirci’nin Ustalığı yeteneğine sahiptim. Mero Şirketi’nin tutacağı demirciden korkmuyordu.

Demircilik bu kadar yaygın mıydı? En ünlü NPC demirciler bile muhtemelen en fazla İleri Düzey’deydi. Karşıma da büyük ihtimalle böyle biri çıkacaktı. Pagma’nın Soyu’ndan gelen adam olarak İleri Düzey demircileri yenebilirdim.

İnsanlar heyecanlıydı.

“Mero Şirketi dükkanı kolayca almak yerine adil bir yarış yapmaya karar vermiş. Khan’a iş de sunuyorlar. İddia ettiklerine göre sana gerçekten saygı duyuyorlarmış, Khan.”

“Evet, yarışı kazansalar bile dükkanın işletmesini ona devredeceklermiş. O zaman Mero Şirketi’nin köy sakinleri için istihdam yaratacağı doğru mu?”

“Öyle görünüyor. Belki de Mero Şirketi düşündüğümüz kadar kötü değildir. Bizimle bir arada var olmaya çalışıyorlar.”

İnsanların sözlerini dinleyince kulağa mantıklı geliyordu.

‘Mero Şirketi… Khan’ı tehdit etmek için serserileri gönderdiler, kötü olduklarını sanıyordum. Meğerse fena değillermiş. Peki o zaman serseriler niye o kadar kibirliydi? Emir komuta zincirinde sıkıntı mı çıktı?”

Mero Şirketi’ne karşı duyduğum düşmanlık anında kayboldu.

‘Bana 600 altın kazanma fırsatı verdiler. Haklarında kötü düşünmeye gerek yok. Evet.’

Dükkandaki çoğu insan gibi ben de Mero Şirketi’ni biraz sevmeye başlamıştım. Fakat Khan farklıydı.

“Şimdi anladım. Demek Mero Şirketi bu yüzden yarış istemiş! O Tavşan, sıradan bir adam değil!” öfkeli Khan afişi kaptı ve onu ikiye ayırdı. Ardından insanlara döndü.

“Bir kağıt parçası yüzünden çektiğiniz onca acıyı ve maruz kaldığınız hakaretleri nasıl unutursunuz? Mero Şirketi Winston’un geliştiğini görünce bu diyarı tekeline almaya çalışan bir şeytandır. Her şeyinize el koydular, fakir kaldınız, açlıktan kırıldınız. O zaman ne yapmışlardı?”

Khan’ın sözleri mantıklıydı.

“Evet. Mero Şirketi düşmanımız! Bir kez daha oyuna gelmeyeceğiz! Onlara nazik davranmayacağız!”

Winston sakinleri ve Mero Şirketi’nin arası kötüydü. Aralarındaki sorun oldukça derindi.

“Pardon,” dedi biri ve elini kaldırdı. Herkes ona baktı.

‘Oyuncu.’

NPClerin ismi yeşildi, ama bu adamınki beyazdı. Suç işlememiş normal bir oyuncuydu.

Khan sordu. “Genç adam, sen bu köyün sakini değilsin.”

“Adım Huroi. Winston’a ilk kez gelmiş sıradan bir gezginim.”

“Anladım. Huroi, bir şey mi soracaktın?”

“Evet. Konuşmama izin verir misiniz?”

“Konuş.”

NPCler ilk defa tanıştıkları bir adama karşı iyi niyet mi gösteriyordu? Huroi benim aksime yüksek seviyeli ya da itibarlı bir gezgine benziyordu.

“Buraya geldiğimde duyduğum söylentilere göre… köyün potansiyelini bilen Mero Şirketi sizlere yaklaşmış ve bu konudan haberi olmayan sakinlerin topraklarını almış. Ardından Winston hızla büyüyünce Mero Şirketi paraya para dememiş. Doğru mudur?”

“Evet.”

“Peki Mero Şirketi sizi topraklarınızı satmaya mı zorladı?”

“Hayır.”

“O halde gerçekten Mero Şirketi’ne kötü diyebilir miyiz? Dükkanlarınızı ve topraklarınızı satarken gözünüz paradan başka bir şey görüyor muydu? Kazandığınız parayla ilerlemeye çalışmıyor muydunuz? Fakat Winston’un geliştiğini görünce gitmek istemediniz ve durum böyle bir hal aldı. Nihayetinde suç Mero Şirketi’nin değil, sizin kendi cahilliğiniz ve bencilliğinizdi.”

“Neler diyorsun?”

“Mero Şirketi’nin adamı bu!”

Ortam aniden değişti, ama Huroi geri çekilmedi.

“Şirketler servet uğruna kurulur! Bilgiyi kullanarak köyü tekele almaya çalışmaları gayet normal. Onlardan nefret ediyorsunuz, ama düşman olmanıza gerek yok. Yanlış bir şey yapmadılar!”

“Şerefsiz hala konuşuyor!”

“Çenesini kapatalım mı?”

Mero Şirketi’ni savunan bir adamı dinlemek kimsenin hoşuna gitmedi. Bazı insanlar Huroi’yi dövmeye bile niyetliydi, ama adam bana mısın demiyordu.

“Mero Şirketi’nin adamı değilim! Bu sözleri sizin için söylüyorum. Bakın! Mero Şirketi’yle savaşmak yerine onunla birlikte var olmaya çalışın. Daha akıllıca olur.”

Öfkeli insanlar sakinleşti. Huroi garip bir cazibeyle onları ikna ediyordu

Sonra Khan konuştu. “Bu genç adam onu ilgilendirmeyen şeylere burnunu sokuyor. Niye buraya geldin?”

Khan şüphelerini gizlemedi. Huroi’nin Mero Şirketi tarafından gönderildiğine emindi.

‘Açık değil mi? Böyle konuştuğuna göre bir sebebi olmalı.’

Ben Huroi’nin Mero Şirketi’nden görev aldığına emindim. Eğer insanları ikna ederse görevi başarılı olacaktı. ‘Çoğunu ikna etti bile. Buna izin veremem. Araya girmem lazım!’

Mero Şirketi’nin düşman olup olmaması beni bağlamıyordu. Peki o zaman neden araya girecektim? Çünkü…

‘Başkasının mutsuzluğu bana keyif veriyordu! Gözümün önünde görevi tamamlamasını istemiyordum. Onu indirecektim!’

Evet, işte bu kadardı. Huroi’nin başarısız olmasını istiyordum.

…..