Adam parayı buldu bozuldu
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
95. Bölüm Buluşalım Mı?
Malacus’la aynı kademedeydim ve öldürdüğüm boss sayısı arttıkça dünyadaki en zengin insan oluyordum. Kollarımda düzinelerce kadın vardı. Jishuka ve Laella, ayrıca ilk aşkım Ahyoung…
“Yura’dan neden hoşlanmıyorsun?”
“…”
Yura gerçek dışı bir güzelliğe sahipti. Dürüst olmak gerekirse hayatımda onun kadar güzel birini hiç görmemiştim; öyle ki kadının varlığı herkesi anlamsız kılıyordu. 10 yıldır sevdiğim Ahyoung bile onun yanında bir hiçti.
Fakat ihtişamlı değildi. Göğüsleri ortalamanın bir tık üstündeydi. Destekli sütyen giydiğini düşünürsek göğüsleri ortalamaya düşüyordu.
“Çekici değilsin, burada ne işin var…”
Diye sordum ve Yura’nın yüzü buz kesti. Görünüşe göre yumuşak noktasına parmak basmıştım.
“Hiiik!”
Başladım yalvarmaya, ama Kanlı Cadı’nın acıması yoktu.
Puok.
Hançer kalbime girdi.
“Ah… Örghhh! Öylece bir adamı öldürüyorsun… Gerçekten de Kanlı Cadısın…”
Acımasız bir kadındı.
“Heoookkk!!”
Gözlerimi açtığımda tanıdık bir manzara karşıladı beni; ufak odamın kirli tavanı. Dünyanın en zengin adamı olduğum, kadınları kollarıma aldığım güzel bir rüyaydı. Fakat bir yandan kötüydü de, çünkü sonunda Yura beni öldürüyordu.
“… Bir daha Malacus baskını gibi bir şeye rastlama şansım yok.”
Tek baskında 40 milyon götürmüştüm. Baskınlara hazırlanmak uzun sürüyordu, ama rastgele ekipmanlardan medet umacağıma baskın yoluyla para kazanmak daha kolaydı. Tabii söz konusu baskınlar sadece üst düzey yaratıkları içeren baskınlardı.
“Tzedakah Klanı…”
Tzedakah Klanı onları ilk gördüğümde Ormanın Muhafızı baskınına hazırlanıyordu. Üst düzey bir klanla baskınlardan parayı kırıp servet edinmiş olsalar gerekti. Benden tamamen farklı bir dünyada yaşıyorlardı.
“Fakat bir şekilde onlarla tanıştım… Ne güzeldi ama.”
Açtım. Saat tam öğlendi. Altında bir baksır, karnımı kaşıya kaşıya salona yollandım. Ardından mutfakta pilav hazırlayan Sehee beni görünce yüzünü ekşitti.
“Kaslı değilsin, niye çıplak gezip duruyorsun? Neden diğer insanları hiç düşünmüyorsun? Şu karnına bak, resmen içe göçmüş. Diğer kadınların önünde sakın kıyafetlerini çıkarma.”
“… Bu saatte evde ne işin var? Okulun yok muydu senin?”
“Okulun açılış yıl dönemi olduğu için tatil ettiler. Gel öğlen yemeğini ye. Pardon, kahvaltını.”
“Ih.”
Küçük kardeşim bana kahvaltı mı hazırlamıştı?
“Görünüşe göre evliliğe hazırsın.”
Beklentiyle ellerimi ovuşturarak masaya kuruldum, ama sadece tek çeşit yemek vardı.
“Ne? Diğer yemekler nerede?”
“Başka yemek mi istiyorsun? 560 milyon borcumuz var. Ayrıca her ay faiz biniyor… Pilav yiyebildiğimize şükret.”
“… Olamaz.”
Yemek yemek üzere olan Sehee’den yemek çubuklarını kaptım.
“Ne yapıyorsun?”
Sehee şaşkına döndü. Hemen kalktım ve ona baktım. “Yürü hadi! Dışarı çıkıp et yiyeceğiz!”
Kız kardeşim büyüme çağındaydı, ona sadece pilav yediremezdim.
“Böyle yemekler yersen göğüslerin küçük kalır!”
“… İyi de zaten yeterince büyük değiller mi? Hem para biriktirmemiz gerekirken niye et yemeye gidiyoruz?”
“Huhu… Ağabeyin dün 40 milyon kazandı. Merak etme, yürü hadi!”
“Eh? 40 milyon mu? Nakit mi?”
“Evet! Hem de bir günde! Nasıl ama? Süperim, değil mi? Hadi, gidiyoruz!”
Sehee’yi sürükledim, sonra 10 yıldır vazgeçemediğim mavi kotumu giydim. Bu esnada Sehee güzeller güzeli kıyafetlerini giydi; dışarı çıkmaya hazırdı.
“Benim kardeşimsin, ama çok güzelsin.”
Kaç yıl olmuştu ona en son yemek ısmarlayalı? Dur biraz, yoksa ilk defa mı çıkıyorduk? Kendimle gurur duyuyordum ve tutturdum bir ıslık, öyle çıktım odadan. Sonra otobüse atlayıp dört durak gittik. Şehir merkezinde restoranların olduğu bölgede indik.
İnsanlar yanımda yürüyen Sehee’ye bakıp bakıp duruyordu.
“Şu vücut hatlarına bak, inanılmaz. Yoksa idol falan mı olacak?”
“Masum güzellik diye buna derim ben. Demek mahallede böyle biri vardı? İyi de şu yanındaki hergele kim? Öyle biriyle çıkıyor olamaz, değil mi?”
“Ne saçmalıyorsun sen? Aynı yaşta olmadıkları belli. Muhtemelen yan yana yürüyen iki yabancıdırlar.”
“Evet, muhtemelen. Haklısın!”
“K-Kardeş olmasınlar…?”
“…”
Sehee çok güzeldi ve ona hiç benzemiyordum. Bana göre Yura’dan bile daha güzel ve tatlıydı. Zekiydi ve insanlarla konuşmayı iyi bilirdi; her ne kadar bana soğuk davranıyor olsa da ailemizin gururuydu. Dolayısıyla onunla dışarı çıkmaktan hoşlanmazdım.
‘Hiçbir şey yapmama rağmen imajına zarar veriyorum resmen…’
Biraz yavaşladım. Onun yanında yürürsem utanacaktı. Sonra Sehee kolumu kaptı. “Ne yapıyorsun? Neden tek başına yürüyorsun?”
“Şey, ah… Lütfen kolumu bırak. Herkes bize bakıyor.”
İnsanların gözleri üstümdeydi ve hiç dostane görünmüyorlardı. Adeta Sehee’yi tehdit eden sapığın tekiydim. Her an polisi çağırabilirlerdi!
Sehee huzursuzlandı ve iyice bana yaklaştı. “Tek başıma yürümekten hiç hoşlanmıyorum, çünkü erkekler yanıma gelip duruyor. Seni kullanarak buna engel olabilirim. Ayrıca hergelenin tekine benzediğin için gayet işe yarıyorsun, Oppa.”
“… Tamam.”
Sonra Hanwoo dükkanının önüne geldik; Kore’nin en pahalı et çeşitlerinin satıldığı yerlerden biriydi. Kişi başı 250.000 won harcamadan buradan çıkamazdınız.
Böyle bir yere geleceğim aklımın ucundan bile geçmezdi. Tatmin sağ olsun. Oyunu oynadığım için burada yemek yiyebilecektim. Mutluluktan gözlerim yaşardı.
Tam dükkana gireceğimiz sırada Sehee önüme geçti. “Burada yemeyeceğiz, değil mi?”
“Tek günde 40 milyon kazandım dedim ya! Şaka yapmıyordum. Bana inanmıyor musun?”
“İnanıyorum. Bugünlerde Tatmin’de işlerin yolunda gittiğini de biliyorum, ama her gün 40 milyon kazanamazsın, değil mi?”
“E-E tabii canım. Bazen hiçbir şey kazanmıyorum, ama günde 40 milyondan fazla kazanacağım zamanlar da olabilir. Bu yüzden dert etme. Girelim hadi.”
“Oppa. Ne zaman para kazanacağın belli değil. Böyle zamanlarda para biriktirmek daha iyidir. Ayrıca ben dana etinden çok domuz eti seviyorum.”
“Ne diyorsun sen? Daha önce hiç böyle bir şey yedin mi ki? Günün birinde burada birlikte yemek yemenin hayalini kuruyordum. Bir kez olsun inan bana. Hadi!”
Sehee’nin elini tuttuğum gibi içeri daldım.
“Hoş geldiniz.”
Görevli beni nazikçe karşıladı, ama yüzündeki ifade iyi değildi. Eski kıyafetlerimle fakirin tekine benziyordum. Fakat Sehee’yi görünce yüzü değişti.
“İki kişi miyiz?”
“Evet.”
“Buyurun buradan.”
Bizi bir odaya götürdü. Yürüdüğümüz sırada farklı farklı insanların oturduğu bir salondan geçtik. Öyle ışıltılıydı ki televizyondaki dizilerden birinde bulmuştum adeta kendimi. Sanki biriyle röportaj yapıyorlardı.
“Ünlü biri mi?”
Sehee oturdu ve cevap vermedi. İhtişamlı odaya bakarak iç geçirdi.
“Keşke annemler de gelseydi.”
“Ah, ne iyi bir çocuksun sen. Merak etme. Onları daha iyisine götüreceğim.”
“Oh, asıl sen ne iyi bir çocuksun!”
Sehee’nin gözleri parladı. Bugün ağabey ve kardeş olarak en kaliteli eti yedik.
***
"Ve son olarak… Dünyadaki insanlar bu konuyu çok merak ediyor. Yura, Sekizinci Hizmetkar olduğuna dair söylentilerde doğruluk payı var mı? İnsanların çoğu bu konuda hemfikir.”
Kore’nin sıralamadaki temsilcisi, Yura. Şu anda Tatmin’e dair medya haberleri yapan bir kanala röportaj veriyordu. Bir türlü dikkatini toplayamıyordu, çünkü röportajın yapıldığı yer Hanwoo dükkanlarından biriydi. Onu asıl şaşırtan şey ise demin içeri giren ikiliydi. Adamı tanıyordu.
‘Grid…?’
Ortak sıralamada 5.sırada yer alan Yura’yı alt eden ilk adamdı Grid. Tapınak’taki o hadiseden sonra Yura onu araştırmış, her taşın altına bakmış ama bir türlü ipucu bulamamıştı. Fakat gelin görün ki o gizemli adamla Kore’de, gerçek hayatta karşılaşmıştı.
‘Bir daha onu göreceğimiz sanmıyordum.’
Yura’nın yanakları kızardı ve gülümsedi. Yoğun bir karşılaşmaydı. Dolayısıyla Tapınak’taki o gün hala aklındaydı. O karşılaşmanın ‘ana karakteri’yle tekrar görüşmeyi bekliyordu.
“Bir sonraki röportaja geçelim.”
“…”
Yura’yla röportaj yapan görevliler şaşkına döndüler, çünkü bir anda yüzünde dünyaları aydınlatan müthiş bir gülümseme belirdi. Yura ara vermek istediğini söyleyerek restorandan çıktı. Tatmin’e başladığından beri bilgi aldığı şahsı aradı.
“Sana konum gönderiyorum. Orada yemek yiyen şu adamı detaylıca araştıracaksın. Görünüşü…”
***
“Hoff hoff… O kadar yedim ki nefes alamıyorum.”
Eve dönüş yolunda otobüse binmiştik. Şişen karnımı tutuyordum.
Sonra Sehee bana baktı. “İnip yürüsek mi biraz? Sindirmiş oluruz hem.”
“Eh? Ne saçmalıyorsun sen? En kaliteli Kore etini niye sindirecekmişiz? Bana kalırsa karnımda ne kadar durursa o kadar iyi.”
“…Ah, evet.”
“Ne o? Yüzündeki ifade ne öyle? İyi görünmüyorsun.”
“Ah, iyiyim. Sadece çok sarımsak kokuyor , o kadar.”
“…”
Ortam garipleşti, çünkü Sehee nedense kızmıştı. Tam o anda cebimdeki telefon çalmaya başladı; en sıradan modellerden biriydi.
“Heok.”
Yoksa alacaklılar mı arıyordu? Bankalarla çok içli dışlı olduğum için tereddüt ettim, çünkü tanımadığım bir numaraydı. Sonra farkına vardım.
‘Salak, daha geçen borcunu ödedin ya!’
Artık borcum yoktu. Tabii babam kefil olduğu için borca batmıştı, ama alacaklıları beni aramayacaktı. Dolayısıyla sakince telefonu açtım.
“Alo?”
O anda hiç unutmadığım bir ses çalındı kulağıma.
[Shin Youngwoo’yla mı görüşüyorum?]
… Ahyoung. İlk ve tek aşkım. Kim Ahyoung.
Sesim titredi. “Evet… Yoksa sen… Ahyoung?”
Telefondaki ses keyifle yanıtladı.
[Evet, benim. Demek hala sesimi hatırlıyorsun? Detayları hiç kaçırmazdın zaten. Bu yanını seviyorum.]
Bu sesi ölsem de unutamazdım. Gerginlikten başım dönüyordu. Bu yüzden doğru düzgün konuşamıyordum.
“Ş-Şey… Neler oluyor?”
Ah! Neden bu haldeydim? İlk aşkım beni arıyordu, neden ona saçma sapan şeyler soruyordum? Aptal! Titrediğim esnada Ahyoung konuştu.
[Geçen gün eski fotoğraf albümüne bakıyordum. Fotoğraflara bakarken aniden seni görmek istedim. Liseden mezun olduktan sonra sadece mezunlar toplantısında buluşma fırsatımız oldu. Ne diyorsun? Benimle bir şeyler içmek ister misin?]
Beni mi görmek istiyordu? İlk aşkım Ahyoung benimle bir şeyler mi içmek istiyordu?
‘Yoksa o da benden mi hoşlanıyor? Kalbinde gizlediği duyguları itiraf etmeye mi karar verdi?’
Heyecanla ayağa fırladım. “Ne zaman buluşuyoruz?”
Otobüs tam o anda durdu. Dengemi kaybettiğim için öne fırladım ve takla attım, ama ne canım acıyordu ne de utanç içindeydim.
[Bugün buluşabiliriz. Sen iyi misin? O ses neydi öyle…?]
“Ah, yok bir şey, yok! Bugün mü diyorsun? Akşam olur mu?”
[Evet, olur. Akşam 7 diyelim o zaman…]
Nerede buluşacağımızı konuştuk, sonra Ahyoung telefonu kapattı.
“Ah…!”
Tatmin’den para kazanmaya başlamıştım ve hayatım sürekli değişiyordu. Artık bankacılardan korkum yoktu ve ilk aşkımı kazanacaktım. Rüyada gibiydim, bulutların arasında süzülüyordum sanki.
“Demin arayan bir kız mıydı?” Sehee sordu.
Telefona sarılırken ona bakmadım bile. “Evet.”
“Heh… Onunla mı buluşacaksın?”
“Evet.”
“Hmmm…”
Ardından eve gidene kadar konuşmadık. Heyecandan titriyordum, Sehee de çok konuşmuyordu. Eve vardığım gibi hemen kendimi duşa attım, çıkar çıkmaz Sehee’ye sordum.
“Sehee, bana düzgün kıyafet lazım. Modaya uygun bir şeyler… Hey, gelsene birlikte alışverişe çıkalım. Lütfen giydir beni.”
“Çalışmam lazım---“
ÇAT!
“Kapıyı yüzüme kapattı.”
Sehee kapıyı kilitlediği için tek başıma kıyafet almak zorundaydım. Görevlinin de yardımıyla son modaya uygun birkaç şey aldım ve kuaföre gittim. Tabii kuaförde de moda neyse saçlarımı ona göre kestirdim. Ardından sokağa çıktım; insanlar benimle aynı tarzda giyinmişti.
‘Toplu üretim…’
Sokakta yürüyen diğer herkese benzemek hoş değildi. Dürüst olmak gerekirse utanmıştım. Fakat eski kıyafetlerime kıyasla bunlar daha iyiydi.
‘Daha önce hiç doğru düzgün giyinmezdim, haliyle son modaya uymak zorunda kaldım.’
Kendimi teselli ettim ve başladım koşmaya.
……
Magnec