Hahah bu nasil npc lan xD boss olmasin bu ama baslangic yerinde takiliyordur xDbu kadinla alakali yanlis bisiler var
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
17. Bölüm Hoşgörü ‘’Tanrısı’’
Diablo sistemi, Fei’ye seçtiğinden pişman olması için pek zaman vermemişti. Bir saniye sonra, Fei’nin önündeki her şey bir anda değişmişti.
‘’Huuuu-’’
Fei tekrar bu ‘’zaman tüneli’’nde yolculuk etmeye başlayarak sıfır yerçekimli ortamı hissetmişti. Görüşü bir saniyeliğine bulanıklaşmıştı. Daha sonra gerçekleşen şey ise bildiği üzere, [Akıncı Kampı]nda, yeni oyuncuların doğdukları yerde ortaya çıkışıydı.
Gökyüzü hala karanlıktı ve yağmur, aşağıya doğru düşmeye devam ediyordu.
[Akıncı Kampı] tam anlamıyla sessizdi.
Fei, sınıfını ‘’büyücü’’ olarak değiştirdiğinde her şeyin aniden, tekrar simsiyah olduğunu fark etti. Oyun tekrar başlatılıyormuş gibi görünüyordu. Hemen [Kötülüğün İni] görevini almak için Yüksek Rahibe Akara’nın yanına gitti. Yapay bir zekaya sahip olan kadın Fei’ye bir görev verirken, ona bir yabancı gibi davranmıştı.
Görevi aldıktan sonra ise, doğduğu yere geri gitmişti. Aniden bir şeyi hatırladı, hemen aşağıya baktı ve pantolonunda, elleriyle hissedebileceği bir şeylerin olmasını umdu.
Kısa bir aradan sonra…
‘’Eh… Tamam, tamam. Öyleyse ben bir kadın olmadım. Bu gerçekten de çok acımasızca olurdu.’’
Fei son derece mutluydu. Büyücü sınıfı Diablo dünyasında bir kadın karakter ile temsil ediliyor olsa da, onun görünüşü gerçek dünyadaki Alexander’a temellendirilmişti. Bazı küçük değişiklikler olsa da, ‘’Barbar Fei’’ ile oldukça benzer bir görünüşe sahipti.
Oldukça bayağı bir cüppe giymişti ve aşağı yukarı iki metre uzunluğunda bir asaya sahipti. Bu eşyalar, Fei’ye bu dünyada doğduğunda verilen eşyalardı. Dolayısıyla da bir hayli ucuz ve güçsüzlerdi.
Hızlıca, NPC Warriv tekrardan yanına yanaştı ve konuşmaya başladı. Geçmişten gelen deneyimlerine dayanarak, ‘’Selamlar, yabancı. Seni burada gördüğüme hiç şaşırmadım…’’ demişti. Fei onu görmezden gelmiş ve buradan uzaklaşmaya başlamıştı.
Bu noktada, Fei, hipotezinin doğruluğundan kesinlikle emindi.
Diablo dünyasındaki her sınıfı seçebilirdi. Ancak hepsinin yeteneklerini, oyun dünyasından çıkış yapmasının ardından, gerçek dünyaya götürüp götüremeyeceğini bilmiyordu.
***
Hipotezini kanıtlamasının ardından, büyücü karakterinden çıkmaya karar vermişti.
Bu, bir büyücü olmak istemediğinden değildi, ama şu anda tüm konsantresini yalnızca bir sınıfa vermesinin daha iyi olacağını düşünüyordu. Sonuçta, Chambord büyük bir tehdit altındaydı. Barbar olarak seviye atlamaya, güçlenmeye, odaklanmaya ve bu yönde zaman harcamaya karar vermişti. Böylece bir sonraki savaşta daha çok işe yarayabilirdi.
Bu moddan, yani büyücü modundan çıkması gerektiği hakkında düşünürken, hiçbir butona basmaksızın, bir anda 3D karakterleri seçtiği ekrana gönderilmişti.
‘’Hey yavrum hey! Her şeyi yalnızca düşünerek kontrol edebiliyor muyum yoksa?’’ diye düşünürken Seviye 5 olan barbarı seçmişti ve görüşü, sıfır yer çekimini hissetmesinin yanı sıra bulanıklaşmıştı. Diablo dünyasına, tekrardan Seviye 5 bir barbar olarak giriş yapmıştı.
‘’Bu harbiden havalı!’’ diye düşünmüştü Fei. O sadece basit bir şekilde yapmak istediği şey hakkında düşünmüştü ve daha sonra, herhangi bir butona basması gerekmemişti.
İçinde ortaya çıktığı yer [Kötülüğün İni] gibi görünüyordu.
Yaratıkları öldürüp görevi tamamlamasının ardından, [Portal Parşömen]i kullanarak daha önce Diablo dünyasından çıktığı yere geri gelmişti.
Yerde, düşürülmüş gibi görünen birkaç eşya vardı. Fei, hemen [Eşya Deposu]nu kontrol etti. Değerli görüp yerden aldığı tüm eşyalar epey işe yaramazdı. Mavi portalın içine adım attı ve bir kere daha [Akıncı Kampı]nda ortaya çıktı.
Karanlık ve yağmurlu hava durmuş, [Akıncı Kampı]nın üzerine gün ışığı parlamaya başlamıştı.
Gökyüzü, biraz loş ve Dünya’da yaşayan insanları depresif hissettirecek şekilde kasvetli olsa da temiz ve taze hava Fei’nin zihnini ışıklandırmıştı.
Direkt olarak Rahibe Akara’nın yanına gitmişti. Orijinal oyundaki diyaloğun birebir aynısı tekrar konuşulduktan sonra, Fei [Yeni Yetenek Puanları] ile ödüllendirilmişti. Fei bunların tamamını, düşünmeye bile ihtiyaç duymadan [Silah Ustalığı]na vermişti.
Fei, puanları tüm yeteneklerine dağıtacak kadar zamana sahip değildi. [Silah Ustalığı], onun ilahi balta teknikleriyle, Yıldız Seviyesi savaşçılarını dahi bozguna uğratmasını sağlıyordu. Bu yüzden bu yeteneği geliştirmek, onun savaştaki etkisini epey artıracaktı.
Puanları dağıtmasının ardından, Akara’yı hemen darlamaya başlamıştı.
‘’Onurlu Rahibe Akara, birkaç sorum var…’’
‘’Ne soracağını biliyorum, genç yolcu…’’ [Akıncı Kampı]nın manevi lideri, Fei’yi baştan sona okumuş gibi görünüyordu. Gülümsedi ve konuşmaya devam etti: ‘’Sorularını cevaplamak için can atıyorum, ama bilmelisin ki; Akıncı Kampı’nda her şeyin bir fiyatı vardır… Yani diyorum ki, benim ilgimi çekecek bir şeylerin var mı senin?’’
‘’Vay anasını, kadın direkt girdi konuya!’’ Fei, Akara’nın kaba dürüstlüğünden dolayı şaşırmıştı.
Bu, yüksek rahibenin herhangi bir şey ile cezbedilemeyeceğini değiştiriyordu. Kim [Akıncı Kampı]nın manevi liderinin direkt olarak rüşvet isteyeceğini düşünebilirdi ki? Fei, bu kadına yönelik olan saygısının yavaş yavaş düşmeye başladığını hissetmişti.
‘’Eh… Pekala, altınlar bu ‘fiyat’lara dahil mi?’’
‘’Elbette.’’ Akara’nın yüzündeki gülümseme daha da parlamıştı: ‘’Her bir cevap, sana iki bin altına mal olacak. Tabii, bazı cevaplar sorulara da bağlı olarak daha pahalıya kaçabilir. Onların fiyatını bu noktada karşılamak için yeterli olmayabilirsin.’’
Fei, Akara’nın onun sorularını cevaplamaya gönüllü olmuş olmasıyla şaşırmıştı. Ancak, [Eşya Deposu]nu kontrol ettiğinde gerçekten de hayal kırıklığına uğramıştı. Yalnızca bin yüz altını vardı, bu yüzden bir tane cevabı bile satın alamazdı… Daha fazla şeyle gelmek zorundaydı.
Küfür ediyormuş gibi hissetmişti genç adam. ‘’Bu Akara şerefsizi… Bir cevap için iki bin altın nedir?! Neden gidip direkt bir banka soymuyorsun?!’’
‘’Görünüşe göre eşyalarını satmam gerekiyor… Eh, bir dakika, eşyalarım mı?’’
Fei, büyülü iki mavi eşyayı görmüştü. ‘’Eğer altınlar bir cevabı satın almak için kullanılabiliyorsa, muhtemelen eşyalar da aynı şekilde kullanılabilir, değil mi?’’
Cevapların fiyatı hakkında içten içe homurdanıyor olsa da, bunu yüzüne yansıtmamıştı Fei. Akara’ya döndü ve saygı dolu bir şekilde sordu: ‘’Onurlu Rahibe Akara, yeterli altına sahip değilim. Bu iki eşya da bir karşılık olarak kullanılabilir mi?’’
Bir yandan konuşurken, bir yandan da [Gaddar Asa]’yı ve [Mızrak]’ı çıkarmıştı. Eş zamanlı olarak Akara’nın gözleri parlamıştı.
‘’Büyülü eşyalar mı?’’
‘’Evet, onlar da bir bedel olarak kullanılabilir. [Akıncı Kampı]’nda bu kalitede eşyalar görülmeyeli epey olmuştu. Genç yolcu, bu [Alevli Gaddar Asa] ve şu [Athiete’nin Mızrağı], sekiz bin altın değerindeler. Senin dört sorunu karşılamam için yeterliler!’’
Akara bir yüksek rahibe olarak, [Tanımlama Parşömeni] kullanmadan eşyaları tanımlayabilme yeteneğine sahipti. Bu yüzden de yalnızca gözleriyle tarayarak, o eşyaların özelliklerini açığa çıkarıp söyleyebilmişti.
Eşyaları tanımlarken fazlasıyla ciddi görünmüştü ve Fei, onun gözlerindeki değerliliğin bir ipucunu yakalamıştı. Üzerindeki mor rahibe elbisesinin dışında, Fei’nin aklındaki kurnaz tüccardan tam anlamıyla farklı bir hale gelmişti o anda.
‘’Sadece sekiz bin altın mı? Bu kadarı kurtarmaz beni, kusura bakma!’’ diye bağırmıştı Fei, abartarak.
Aslında bu iki büyülü eşyanın doğru fiyatı hakkında hiçbir fikri olmasa da zihninde oluşmuş Akara’nın kötü izlenimi yüzünden, onun standartın altında bir fiyat söylediğini hissetmişti. ‘’Onurlu Rahibe Akara, sizin gibi manevi bir liderin böyle sırf altınlardan bahsetmesi hiç uygun değil. Peki buna ne dersiniz, hadi bu iki eşya ile beş cevabı takaslayalım. Eğer böyle daha çok eşya elde edersem gelecekte, onları da sana getiririm.’’
Akara bu yolcunun yüzsüzlüğü tarafından yenilmişti. Bir yandan altınlardan, onlar sanki değersiz ve pis şeylermişçesine bahsetmiş ve bir yandan da, elindeki eşyaların değerini iki bin artırmıştı.
O, Fei’nin önerisi ile ilgili biraz düşünmüş ve daha sonra da kabul etmeye karar vermişti.
Uzun yıllardan sonra hemen önündeki bu herif, [Akıncı Kampı]na ayak basabilen ve üstüne, [Kanlı Kır]’da hayatta kalabilen tek kişiydi. Her ne kadar burada birkaç kadın savaşçı bulunsa da, onlar ancak Kamp’ı korumaya yetebiliyordu. Onların [Kanlı Kır]’da hayatta kalması ve değerli eşyalar getirmesi için bir yol yoktu.
Ayrıca Akara, Diablo’nun gücünün bu dünyanın enerjisini günden güne daha hızlı çürütmeye başladığını hissediyordu. Bu yolcunun tamamlaması gereken önemli plan vardı kafasında.
‘’Cömertliğiniz için teşekkür ederim, Onurlu Rahibe Akara. Öyleyse ilk sorum, bu dünyaya nasıl geldiğimdir…’’
‘’Genç yolcu…’’
Akara, Fei’ye garip bir şekilde baktı ve konuştu. ‘’Buraya nereden geldiğini bilmiyorum, ama anlıyorum ki, bu dünyadan değilsin. Ancak, bu varışının Tanrı’nın bir kararı olduğundan eminim. Bu dünyanın sana ihtiyacı var!’’
‘’Ne? Tanrı’nın kararı mı? Bu mu senin cevabın ulan?’’ Fei, nasıl cevaplayacağını bilmiyordu.
‘’Evet, bu benim cevabım.’’ Akara ciddi bir şekilde kafa sallamıştı.
Fei neredeyse bayılacaktı, bu cevap onu epey kızdırmıştı. ‘’Tanrı’nın kararı mı? Bu saçmalıktansa hiçbir cevap almamak daha iyiydi!’’ Fei, hala Dünya’dayken bilim tarafından büyülenmiş ve hayaletlere ya da tanrılara inanmamıştı. Akara’nın ona cevabı ise tam anlamıyla bir saçmalıktı.
Ama bu öfkeye tahammül etmek zorundaydı. Hızlıca ikinci soruya geçmişti.
‘’Pekala, öyleyse ikinci soru olarak. Eğer kırda canavarlar tarafından öldürülürsem, tekrar canlanacak mıyım?’’
Bu, Fei için çok önemli bir soruydu. Diablo dünyasında bir görevler listesi vardı. Seviye atladıkça daha da zorlaşıyorlardı. Bir gün, cehennemden gelmiş tüm güçlü şeytanlarla karşılaşmak zorunda kalabilirdi ve böyle bir durumda, ölüm muhtemelen engellenemez olurdu.
Bu yüzden, ölümünün gerçekten de gerçekleşmesinden önce, bunun orijinal oyundaki gibi olup olmadığından, yani ölen karakterlerin öldükten sonra tekrar canlanıp canlanmayacağından emin olması lazımdı.
Akara, Fei’ye tekrardan garip bir şekilde bakmaya başlamıştı.
‘’Genç adam, bu dünya hakkında beklediğimden fazlasını bildiğini itiraf etmek zorundayım. Bu, uzun bir süre önce mümkündü. Yolcu ve savaşçılar, ölümlerinin ardından tanrıların kefareti ile tekrar hayata dönebiliyordu.’’ demiş, bir yandan konuşurken bir yandan yavaşlamıştı. ‘’Ama bunun üstünden çok uzun bir süre geçti. Diablo’nun gücü her bir saniye dünyayı çürütmeye devam ediyor. Bir yolcunun Akıncı Kampı’na adım atmasının üzerinden bile neredeyse altmış yıl geçmişti… Yani, bu sorunun cevabı… Bilmiyorum!’’
Fei şok olmuştu, ‘’Sen… Sen, bilmiyor musun? Bu da cevaptan sayılıyor mu?’’
‘’Evet, çünkü sana tüm bildiğimi söyledim!’’
Fei’nin gözlerinde yanan bir ateş vardı. Dumanı, adeta ağzından ve burnundan çıkıyordu. ‘’Yok artık anasını be! Bu rahibe benimle dalga geçmiyor, değil mi?’’
Fei öfkeliydi, ama yapabileceği hiçbir şey yoktu. Tek yapabileceği hoşgörü göstermekti.
Magnec