Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

18. Bölüm Bizden Biri

Çevirmen: Clumsy / Editor: Clumsy

Grup, malikaneyi tarayarak görevi tamamlamıştı. Müritler ya ölmüş ya da kaçmış, onları ana tarikata yönlendiren çok sayıda doküman bulunmuştu.

Dolabı karıştıran Jason, “Bu insanlar sadece tarikatın yerel bir kolu muymuş yani?” diye sordu.

“Aynen öyle,” diyen Rufus, bir şifonyeri açtı. “Onlara Kırmızı Masa deniyor. Yalnızca böyle ücra yerlerde güçsüzler. Asıl üyelerin icabına bakmak için bizden daha üst seviye maceracılar gerekir.”

Yola koyulmadan önce geceyi malikanede geçirmekte karar kılmışlardı. Böylece Jason etrafı kolaçan edebilmiş ve buldukları karşısında şaşkına dönmüştü. Orta Çağ teknolojileri beklerken iç mekan su tesisatından buzdolabına dek tüm imkanların büyüyle sağlandığını görmüştü. Yamyamların mutfağında bulduklarıysa kabuslara konu olacak cinstendi.

Jason, şu anki kıyafetleri olan kirlenmiş paçavraların yerine yeni kıyafetler arıyordu. Burada moda, çöl sıcaklarında hava akımı sağlayan bol kesim kıyafetlerdi. Bu da bedenine uyan bir şey bulmasını kolaylaştırıyordu.

Üzerine uyacak bir şeyler bulduktan sonra sıcaklığı ve su akışı bir çift kristalle kontrol edilen bir banyoda duş aldı. Ferahlamış bir şekilde duştan çıkarak yeni kıyafetlerini giyindi. Giydiği üst nefes alabiliyordu, hafifti, kollarını tamamen kapatıyordu ve kafası ile suratını güneşten koruyan bir başlığa sahipti. Gary de daha önceki çöl yürüyüşlerinde buna benzer bir şey giyinmişti. Jason’ın kıyafetlerinin geri kalanı bol bir pantolonla pratik çöl botlarından oluşuyordu. Altında da o güne dek gördüğü en ipeksi don vardı.

Birinden çaldığı iç çamaşırını giymekten yana tereddüt etse de çölde donsuz gezmemekten yanaydı. Ansızın şu anda öldürdüğüm kişinin kıyafetlerini mi giyiyorum acaba diye merak etti. Eski kıyafetlerine gelince, kurtarılabilir tek parça tişörtüydü. Pantolon ve sandaletse kurtarılamaz durumdaydı ve her ikisi de çöpe gitti.

- Artık [Başlangıç Teçhizatı] kıyafetlerine sahip değilsiniz. [Başlangıç Teçhizatı] kıyafetleri envanterinizdeki kıyafet sekmesinden çıkartıldı.

Kıyafet sekmesini hatırlayan Jason, biraz kurcalayarak topladığı kıyafetlerden birkaç deneme yaptı. Yılan dişli hançerini de grubun diğer üyelerinin ekipmanlarıyla birlikte geri almıştı, o yüzden onu da yılan derisi kemeri ve kınıyla birlikte kıyafetine ekledi. Bir iki parça daha kıyafet toparlayıp yeni kombinler hazırladı. Neyse ki kıyafet sekmesindeki nesneler ana envanter yuvalarında yer kaplamıyordu.

En ilginç kısım, kıyafetlerini değiştirdiği andı. Teçhizatını değişirken bedeni bir anlığına koyu bir sisle çevrelendi, bu esnada eski teçhizatı envanterine dönerken yenileri doğruca bedenine yerleşti. Denemek için çeşitli kıyafetleri hızla değiştirip durdu. Kara dumanlar tenini hafiften karıncalandırıyordu.

Gece çöktüğünde bir yatağa serilerek tavanı izlemeye başladı. Hayatının en tuhaf ve en tehlikeli gününün sonunda bitkin düşmüştü ama zihni uykuya dalmayı reddediyordu. Örtüleri iterek yeni kıyafetlerinden birini giyinmek için envanterini açtı.

Grup, üst kattaki yan yana yatak odalarını sahiplenmişti. Ortak bir balkon tüm odaları birbirine bağlıyor, hepsinden Fransız kapılar aracılığıyla balkona ulaşılabiliyordu. Jason, kendi kapısını açarak etrafına bakındı. Ellerini korkuluğa dayadı ve gözlerini göğe dikti. Devasa yıldızlı gökte biri yarımay, biri hilal şeklinde iki ay parlıyordu.

“Gerçekten de farklı bir dünyadayım.”

Arka taraftan, “Daha yeni mi anladın?” diyen Rufus’un sesi geldi.

Jason, kafasını çevirerek Rufus’un da kendi odasından çıktığını gördü. Ve Rufus ilerleyerek korkuluğa yaslanan Jason’a eşlik etti.

“Seni de mi uyku tutmadı?” diye sordu Jason.

“Nöbetteyim,” dedi Rufus. “Müritlerin geri döneceğini sanmıyorum ama bizi daha önce de gafil avlamışlardı. Gece boyu dönüşümlü olarak nöbet tutacağız.”

“Benim de tutmamı istemez misiniz?” diye sordu Jason. “Dürüstçe cevaplayayım mı? Hayır.”

Jason kıs kıs güldü. “Doğru karar.”

Ardından bakışlarını yeniden göğe çevirdi.

“Ee, sen neden uyumuyorsun?” dedi Rufus. “Çarşaflara temas ettiğin an bayılırsın diye düşünmüştüm.”

“Bugün yaşanan her şey beynimde dönüp duruyor,” dedi Jason. “Çoğunda beyin sarsıntısı geçirmiş olduğum için bunları yaşayan ben değilmişim gibi geliyor. Ama bendim. Yıkadığım kanlar benim elime bulaşmıştı.”

“Bugün etkileyiciydin. Sen olmasaydın ölmüş olurduk.”

“Yaptıklarım bana hiç etkileyici gelmiyor. Daha ziyade daimi bir çaresizlik ve panik haliydi. Tuhaf bir şekilde kafama aldığım onca darbe işe yaramış olabilir diye düşünüyorum. Kafam delice acısa da gerçekten neler olup bittiğini düşünemeyecek kadar sersemlemiştim. Aksi takdirde aklımı oynatıp bir masanın altına saklanmış olurdum.”

“Ben öyle düşünmüyorum,” dedi Rufus. “Bugüne dek çok maceracı gördüm. Çoğu eğitilebilir ama bir kısmı gereken şeye asla sahip olamaz. Bir kısmıysa…”

Diyerek Jason’ın sırtını sıvazladı.

“… öğretilenleri bunun için doğmuşçasına benimser. Sen de gereken şeye sahipsin, Jason.”

Jason iç çekti. “Bana hiç de öyle gelmiyor. Hiç değilse senin bahsettiğin şeye sahip olduğumu sanmıyorum. Burada ilk gözümü açtığımda nerede olduğuma ya da neler döndüğüne dair en ufak bir fikrim yoktu. En iyi açıklamam, aklımı yitirmiş olduğum ve tüm bunları kafamda kurduğumdu.”

“Beni hayal ürünü mü sandın yani?” diye sordu Rufus.

“Sizinle tanıştığımda,” dedi Jason, “düşünme evresini çoktan geride bırakmıştım. Bir ölümcül durumdan diğerine atılmakla fazlasıyla meşguldüm.”

“Zor koşulların ortasına düştüğün kesin.”

“Bana kalırsa imkansız koşulların,” dedi Jason. “Buradaki her şey imkansız zaten. Benim geldiğim yerde ne büyü var ne de elfler. Gary isimli harikulade aslan adamlar olmadığı da kesin. Canavarlar yalnızca efsanelerde ve metaforlarda mevcut. Kendi tabiatımızın karanlık kuytularında birbirimize anlattığımız hikayelerden ibaret.”

“Ama artık inanıyor musun? Tüm bunların gerçek olduğuna yani?” Jason başıyla onay verdi. “Anisa beni biraz duraksatsa da evet, inanıyorum.” “Anisa mı?”

“Bana duyduğu nefreti gizlemeyen, deri taytlı, kibirli bir elf kızı mı? Bu tam da beynimin uyduracağı türden bir şey.”

Rufus Jason’a bir yan bakış attı.

“Bana senin hiç takıntın yokmuş gibi bakma şimdi,” dedi Jason. “Bir şey demedim canım.”

“Aynen ahbap. Ama anlıyorum. O gerçek. Tüm bunlar gerçek. Bu tecrübe beyin sarsıntısına rağmen fazlasıyla uzun ve fazlasıyla tutarlıydı. Benim dünyamda bir mantığa oturan hiçbir açıklamaya uymayan bir deneyimdi. Hiç değilse benim bildiğim şeylere uymuyor. Halüsinasyonlar, delilik, düşler. Biraz olsun mantıksal bir tarafsızlık sergileyebildiğimde bunların yanıt olmadığı anlaşılıyor.”

Diyen Jason bir kez daha iç çekti.

“Hiç değilse,” diye devam etti, “benim bütünüyle çözemeyeceğim kadar çok şey yaşanıyor. Tüm bunları uyduracak bir hayal gücünden yoksunum. Yani ana hatlarıyla bir ihtimal ama tüm bu küçük detayların mümkünatı yok.”

“Peki,” dedi Rufus, “bu durumu kabullendiğine göre sıradaki hamlen ne olacak?”

“Hiçbir fikrim yok,” diyerek güldü Jason. “Gerçekten buradaysam eve dönmenin bir yolunu aramaya başlamalıyım sanırım.”

“Bu konuda pek heyecanlı görünmüyorsun.”

“Arkamda pek fazla şey bırakmadım,” dedi Jason. “Bir nevi hayatımın içine sıçtım diyebilirim.”

“E yeni bir başlangıç yap, öyleyse,” dedi Rufus. “Bizler gibi bir maceracı olmakla başlayabilirsin.”

Jason Rufus’a baktı.

“İstediğim şeyin bu olduğundan emin değilim,” dedi Jason. “Bugün yaşananlar, sizin yaptığınız şey bu, değil mi?”

“Normalde daha sorunsuz ilerliyor,” dedi Rufus. “Bu kadar tehlikeli olmuyor. Tabii ki genel olarak tehlikeli bir yaşam tarzı; bu konuda yalan söyleyemem.”

“Beni endişelendiren şey tehlikeli oluşu değil,” dedi Jason. “Şey, o da var tabii ama beni uyutmayan şey o değil.”

“İlk kez mi birini öldürdün?” dedi Rufus, usulca. Jason da başıyla onayladı.

“Dün bu saatlerde,” dedi, “on senedir kimseyle dövüşmemiş biriydim. En son ne konuda kavga ettiğimi bile hatırlamıyorum. Kesin 13 yaşımdayken bana önemli gelen bir saçmalıktır. Çocukça sebeplerden çıkan çocukça bir kavga. Ama bugün birilerini öldürdüm. Kendimi kötü insanlardı diye avutabilirim fakat bunun bir önemi yok. Kendimi savunduğumu da söyleyebilirim ama bu, ölmelerini sağlamak için insanları manipüle ettiğim gerçeğini değiştirmez.”

Jason kafasını salladı.

“En kötü kısım bu da değil,” dedi. “En kötüsü yatağa uzandığımda geldi. Bir yabancının, belki de öldürdüğüm birinin yatağına. İşte o anda bugün öldürdüğüm kişilerin hesabını tutmam gerektiğini fark ettim. Ve saniyesinde yatağımdan fırladım.”

Jason sessizleşti ve ikili bir müddet çıt çıkartmadan karanlığı izledi.

 “Senin dünyan güvenliydi sanırım,” dedi Rufus, Jason’ın söylediklerini yorumlayarak.

“Tamamı değil,” dedi Jason. “Ama benim yaşadığım kısmı öyleydi, evet.”

“İyiymiş,” dedi Rufus. “Ama artık orada olmadığını kabullenmek zorundasın. Bu dünya zorlu, buradaki yaşam da ucuz olabilir. Öldürdüğüm kişilerin kötü olmasının bir önemi yoktu dedin ama yanılıyorsun. Onların kesme tahtasına düşen ilk grup biz miydik sanıyorsun? O mutfakta olanları gördün. Alt katta insanları hücreye tıktıkları bir kiler vardı ve o hücre hiç de yeni değildi. Bunu uzun bir süredir yapıyorlar. Onları durdurmasaydık bizi de bizden sonra daha nice insanı da öldüreceklerdi. Senin dünyanda adalet nasıl işliyor bilmiyorum ama bu dünyada bazen onlar gibilerin icabına bizim gibilerin bakması gerekiyor.”

“O kadar sert olabileceğimden emin değilim,” dedi Jason. “Bugün seni izledim,” dedi Rufus. “Olabilirsin.”

“Peki ya olmak istemezsem?”

Rufus başıyla onayladı. “Bu yalnızca senin yapabileceğin bir seçim. Eskiden nasıl biriydin bilmiyorum ama o kişiyi ardında bırakma şansına sahipsin. Kim olmayı seçersen o olma şansına. Bu nadir rastlanır bir fırsat. Ama her seçimin bir sonucu olduğunu unutma. Hiçbir şey yapmamayı seçmenin bile.”

Rufus önce Jason’a, sonra da gece göğüne baktı.

“Ben bir maceracıyım,” dedi. “Bir maceracı olmak tüm kapıları açabiliyor, insana istediği her şeyi sağlayabiliyor. Güç, para, saygınlık. Dünyayı gezip harika şeyler görmek. On gecenin dokuzunda bir maceracı olmak insanın başına gelebilecek en güzel şey oluyor. Ama o onuncu gece var ya, işte geri kalanları kazandığın gece o gece. Zorlu seçimleri yaptığın, başka hiç kimse yapmak zorunda kalmasın diye ateşlerde yürüdüğün o gece.”

Rufus, Jason’a dönerek yorgun bir şekilde gülümsedi.

“Bu beni duygusuz biri mi yaptı?” diye sordu. “Evet, yaptı. Uykularıma mı mal oldu? Kesinlikle. Ama ben ve benim gibi insanlar sayesinde bu gece güvenli ve mutlu bir uyku çeken bir sürü kişi var. Eğer istersen o güvenli ve mutlu insanlardan biri olabilirsin. Asla zor seçimler yapmak zorunda kalmazsın; asla yapılması gerekeni yapmazsın. Ama bugün başına gelenleri düşünsene. Korkunç bir durumun içerisinde ayağa kalktın ve kontrolü ele aldın. Mutlu ve güvenli insanlar bunu yapamazlar. Kaderleriyle burun buruna geldiklerinde, önlerine geçecek benim gibi insanlara ihtiyaç duyarlar. Bunda bir sakınca yok; ben bunun için varım. Ama sen, kaderine benim gibi insanların yön vermesindense bizzat kendin yön vermek istiyorsan, bizden biri olmak zorundasın.”

Rufus bu noktada derin bir nefes alıp yavaşça geri verdi.

“Yalan söylemeyeceğim,” diye devam etti. “Bizim gibi bir maceracı olursan bu son uykusuz gecen olmayacak.”

“Buna değer mi peki?” diye sordu Jason.

“Buna yalnızca sen cevap verebilirsin. Bugün benimki de dahil olmak üzere birçok hayat kurtardın ama bunu yapmak için ellerini kirletmek zorunda kaldın. Aynı seçimleri tekrar yapacak olsaydın her şeyi aynı şekilde tekrarlar mıydın?”

“Bilmiyorum.”

Rufus kendisini korkuluktan geriye itti.

Ve “Biraz düşün,” dedi. “Bu soruyu cevaplayabildiğin zaman ne yapacağını da bilirsin belki. Ben biraz devriye gezeceğim. Senin düşünmen gereken çok şey var.”

Tam malikane girişinde gözden kaybolacakken Jason, arkasından seslendi.

“Rufus.”

“Evet?”

“Bir maceracı olmaya karar verirsem ne yapmam gerekecek?”

“Biz seni eğitebiliriz,” dedi Rufus, “ama işe daha çok öz özümsemekle başlaman gerekecek. Çünkü maceracılar her şeyden önce güçlüdürler.”