Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

52. Bölüm Kılıç Düellosu

Çevirmen: Hadeschan / Editor: T4icho

 

“Tabii ki bakabilirsin.” Mosaide hemen sabresini çekti ve sabre ortaya çıkar çıkmaz odayı soğuk bir ışıltı sardı. Sıcaklık bile düşmüştü.

 Oda ansızın sessizleşti. Wei Hao durumdan hiç de memnun değildi. Sabre babasına verilen o kılıçtan bile daha etkileyiciydi!

 Mosaide yalan söylemiyordu. Elindeki silah gerçekten de üst düzey bir aletti. Sırf yaydığı soğuk auradan bile sıradan bir silah olmadığı anlaşılıyordu. Muhtemelen Merkezi Ovalar’da bu silahla aşık atabilecek fazla kılıç yoktu.

 “Buyurun!” Dedi Mosaide.

 “İyi sabre!” Wang Chong çekinmeden sabreyi aldı ve inceledi. Reenkarnasyon geçirdikten sonra ilk defa bir Charax Spasinu sabresi görüyordu.

 Merkezi Ovalar’da kılıç popüler olsa da, Abbasiler ve Charax Spasinu daha çok sabrelere ilgi duyuyordu. Üstelik sabreleri Merkezi Ovalar’da bulabileceğiniz türden şeyler değildi. Öncelikle hiç uzun sayılmazlardı, sadece 40 santim civarında bir boya sahiplerdi. Ayrıca yarım ay şeklinde kıvrıklardı.

 Wang Chong bunun bahsi geçen bölgelerdeki ‘Ay inanışı’ ile ilgili olup olmadığını bilmiyordu.

 Mosaide’nin sabresinin ucu bilhassa keskindi. Yapımına büyük emeklerin verildiği ve uzun bir zamanın harcandığı çok açıktı. Eskilerin dediği gibiydi, ‘tek bir yaprağın düşüşüyle birlikte güz başlar’. Bu sabreye bakınca Batı Bölgeleri’ndeki silah dövme tekniklerinin üstünlüğü anlaşılabiliyordu. Bazı konularda bu üstünlük Merkezi Ovalar’ın erişemeyeceği boyutlardaydı.

  Shua, Wang Chong bileğini büktüğü gibi havayı soğuk bir ışıltı kapladı. Ardından masanın sağlam ve sert odundan yapılan uç kısmı sessizce ikiye ayrıldı.

 Tatak! Masanın köşesi yere düştü.

 “Sağlam sabre!” Diye övdü Wang Chong. Öte yandan Wei Hao’nun suratı iyice kararmıştı.

 Sabreyi iki eliyle kavrayarak önce savurdu ve ardından kılıcı sahibine geri uzattı.

 “Bay Mosaide, kuralı biraz değiştirmeye ne dersiniz? Madem bir kılıç ve bir sabre arasındaki mücadeleye tanık olacağız, o halde düello için bir kural koymamız şart. Eğer siz kazanırsanız kılıcımın ederini size altın cinsinden ödeyeceğim. Ve eğer kaybeden siz olursanız… Bana kılıcımın fiyatını ödemenize gerek yok; sadece 1200 altın yeterli olacaktır!”

 “Wei Hao, öyle her gelenle bir mücadeleye girmem söz konusu olamaz. Bu kural sayesinde işimiz kolaylaşacaktır!”

 “Wang Chong!” Wei Hao şoke oldu. Tek bakışla Mosaide’nin sabresinin olağanüstü olduğunu anlamıştı. Tam Wang Chong’u uyaracağı sırada Wang Chong böyle sert ve katı bir kural koymayı teklif etmişti.

 “Hahahah, güzel!” Mosaide keyiflendi. Wang Chong ne derse desin, meydan okumayı kabul ettiği sürece gerisi önemli değildi. Zaten Charax Spasinu’daki yetenekli tüccarların çoğu zengindi. Mosaide buradaki amacını yerine getirdiği sürece ‘1200 altınlık’ ufak cep harçlığını genç adama vermeyi önemsemiyordu.

 Ayrıca Wang Chong’un koyduğu kural kılıcın sahibinden çok ona meydan okuyan kişiyi gözetiyordu. Eğer kılıç parçalanırsa karşı tarafa tam para ödemek zorunda kalmayacaktı ve eğer kazanan kılıç olursa… İşte o vakit Mosaide hayatında en çok arzuladığı şeyi; sabresini alt edebilen bir silahı bulmuş olacaktı.

 Hatta Mosaide kazananın Wang Chong olmasını umuyordu. Böylece daha iyi bir silah alabilirdi!

 “Fakat bir şey daha var. Düelloyu bugün yapabileceğimizi sanmıyorum. Bunun için yedi gün sonrasına sözleşelim!” dedi Wang Chong.

 “Lafı olmaz, tamamdır!” Mosaide gülümsedi, konuşmaya değmezdi. Wang Chong teklifi kabul ettiği sürece yedi gün beklemek sorun değildi.

 “Doğru ya, sormak istediğim bir şey daha vardı. İçeri girerken kapıda büyük bir metal yığını gördüm. Acaba onu ne için kullanıyorsunuz? Charax Spasinu’da böyle bir geleneğimiz yok.”

 “Hehe, yedi gün sonra öğreneceksiniz.” Wang Chong sırıttıktan sonra ayağa kalktı.

 “Pardon, acaba sorun olmazsa sabremi de kılıcınızın yanına asabilir miyiz? Sorun olur mu?” Wang Chong fazla uzaklaşmadan adamın sesini duydu. Adamın sesinden kurnaz biri olduğu anlaşılıyordu. Buraya sadece başkalarıyla kılıç mücadelesine girmey egelmemişti!

 Wang Chong bir kahkaha attı. Durum tam da beklediği gibi ilerliyordu! Abbasi ve Charax’daki tüccarlar gerçekten de hiçbir reklam fırsatını kaçırmıyordu! Mosaide de kendi reklamını yapmak istiyordu.

 Ancak adam bir şeyin farkında değildi; kurnaz olduğu bu düşüncesi aslında Wang Chong’un başından beri hesapladığı bir olasılıktı! Hatta Wang Chong işlerin böyle gitmesini umuyordu!

 “Tabii ki!” Diyen genç adam odadan çıktı.

……

 “Wang Chong, sen manyaksın! Bu kararın başımıza neler açacak, biliyorsun değil mi?” Wei Hao da hızla odadan çıkarak Wang Chong’a yetişti ve kaygıyla onu azarladı.

 “Kılıcın fiyatı bugün 4800 altın olacak! Eğer kazanırsan paranın yarısından bile azını alacaksın ve kaybedersen daha da kötü olacak. Ne yapıyorsun sen?”

 “Cevherler için 90.000 altın toplayabileceğin bile kesin değil; ayrıca Sekiz Tanrı Köşkü’nden aldığın 1700 altın külçenin geri ödeme zamanı da çok yaklaştı. Fakat sen bütün bunlara rağmen saçma sapan bir meydan okumaya kalkışıyorsun. Kendi başına büyük bir felaket açmak üzere olduğunun farkında mısın?” Sinirden köpüren Wei Hao’nun yüzü kıpkırmızıydı.

 Wang Chong adamın sabresini incelerken silahın olağanüstü olduğunu görmüştü; Wei Hao da söz konusu sabrenin Wei Dükü’ne verilen o sabreden bile daha iyi olduğunu anlamıştı. Fakat Wang Chong bu gerçeğin farkında olmasına rağmen meydan okumayı geri çevirmemişti. Wei Hao bu can dostunun ne yapmaya çalıştığını anlayamıyordu.

 Wang Chong’a bu fırsatı vererek ona yardım etmek ve Bulat çeliğinin reklamını yapmak istemişti. Böylece can dostuna para kazanmasında yardımcı olabilecekti. Sonuçta onlar, birlikte büyümüş olan kardeşlerdi. Wei Hao en yakın dostunu öylece tek başına bırakmazdı!

 Ancak Wei Hao normalde basitçe ilerlemesi gereken sürecin böyle sonlanacağını düşünmemişti. İşler ters giderse Wang Chong hem para kazanamamış olacak hem de altına girdiği borç yüzünden Wang Klanı’nın başını belaya sokacaktı.

 Ve Wei Hao da bundan sorumlu tutulacaktı!

 Genç adam ilk defa pişmandı!

 “… Ayrıca, bu kuralla ne yapmaya çalışıyorsun? Eğer onun gibi başka insanlar da gelirse ödemek zorunda kalacağımız parayı bir düşün!” Wang Chong’un koyduğu kuralı düşünmek bile Wei Hao’yu paniğe boğuyordu.

 “Merak etme, o sabreyle asla kazanamaz!” dedi Wang Chong sakince.

 “Biliyo… Dur biraz, ne dedin sen?!” Wei Hao şaşırdı.

 “Sana dedim ki o sabreyle asla kazanamaz!” Wang Chong gülümseyerek sözlerini tekrar etti.

  Wei Hao boş boş ona baktı. Bir anlığına ne diyeceğini bilememişti. Demin biriken öfkesinin tamamı aniden kayboluvermişti.

 “Kazanamaz mı?” Wei Hao buna inanamıyordu. O sabrenin ne kadar keskin olduğunu bizzat görmüştü.

 “En!” Wang Chong sakindi. Suratındaki ifade kendine olan mutlak güvenini gösteriyordu. Bu güveni hem kendine hem de Bulat çeliğineydi!

 Wei Hao şaşkındı. Wang Chong’a söyleyecek binlerce sözü vardı ama bu kibirli laflardan sonra ağzından tek bir kelime bile çıkmıyordu.

 Wang Chong’un bu öz güveni nereden geliyordu? Wei Hao bunu bilmediği için bir şey diyemiyordu.

 Mosaide’nin sabresini görmüştü. O sabre gerçek manada üst kalite bir silahtı. Keskinliğiyle insanın nefesini bile boğazına tıkabiliyordu! Bir bakış bile geceleri kabuslara boğulmanıza sebep olabilirdi!

 İşte bu yüzden Wei Hao başından beri Wang Chong’a meydan okumayı reddetmesini söylüyordu. Wang Chong’un kılıcı da etkileyicidi ama Wei Hao’nun o kılıca olan güveni tam değildi.

 “Emin misin?” Biraz tereddüt ettikten sonra sordu.

 “Herhalde canım.” Wang Chong gülümsedi.

 Wang Chong aptal bir adam değildi. Sabreyi test etmek için bilerek almış ve gizlice parmağıyla sabrenin ucuna dokunmuştu.

 Alet gerçekten keskindi ama yapımında sıradan malzemeler kullanılmıştı. Üstelik sabreyi yapan kişi her kimse demirciliğin üç ana adımından sadece ikisini tam olarak kavrayabilmişti. Bu bile Wang Chong’un bazı şeyleri görmesine yetmişti. Abbasiler ve Charax Spasinu… Henüz Wang Chong’un geçmiş hayatından gelen bilgilerine karşı koyabilecek bir seviyede değildi!

 En azından birkaç yıl boyunca ona yetişemeyeceklerdi.

 Şu anda sahip oldukları zayıf yöntemlerle Bulat çeliğine karşı koymaları imkansızdı.

 “Tamam, sana güveneceğim!” Wei hao sakinleşti. Wang Chong’un her hareketi ona düşüncesiz ve aceleci geliyordu ama nedense yüzündeki o sakin ifadeyi gördükten sonra ona hiçbir şey söyleyemiyor, kolayca ikna oluyordu.

 “Fakat parayı reddetmene gerek yok, tamam mı? Bahis dediğin şey tarafların eşitliğini gerektirir. Zaten o tüccar zenginin tekiydi; neden ona karşı bu kadar iyi davrandın ki? Birkaç bin altın daha kazansak fena mı olurdu?” Wang Chong’un söylediği sözleri anımsayan Wei Hao şikayet etti.

 “Merak etme, ne yaptığımı iyi biliyorum. Aslında buna Büyük Balina’yı yakalamak için yem olarak küçük bir balık kullanmak deniyor…” Wang Chong arkadaşının omzuna dokundu. Wang Chong aptal bir adam değildi; yaptığı her şey büyük planına dahildi. Mosaide’den gelecek birkaç bin altın işine yaramazdı.

 Bulat çeliği için uygun bir market kurabildiği sürece genç adam bu tarz bahislerden asla ve asla kazanamayacağı kadar altın kazanabilirdi.

 “Şimdi gidiyorum! Buradaki işler sana emanet. Unutma, buraya Mosaide gibi başka bir adam gelirse aynı kural geçerli!” Wang Chong dışarıda çay içen Sindhi rahiplerini selamladı ve ardından yola koyuldu.

 Mavişişe Köşkü’nde yaşananları herkesin bilmesini istemiyordu. Mosaide ise zaten buraya yabancı olduğu için Wang Chong’un kimliğini öğrenememişti.

 Wang Chong köşkten çıkar çıkmaz asılı duran kılıcın fiyatı 4800 altına yükseldi. Mosaide’nin sabresi de köşkün çatısına asılmıştı.

 İlk defa yalnız başına duran kılıcın yanına başka bir silah asılıyordu. Üstelik silahın şekline bakılırsa bunun bir kılıç değil, otantik ve gerçek bir Charax Spasinu sabresi olduğu açıktı!

 Bu değişim kalabalığın dikkatinden kaçmadı.

 Kılıç düellosu halka duyurulduğunda, Wang Chong’un bile hayal edemediği bir durum yaşanmıştı.

 ‘Dünya’nın Bir Numaralı Kılıcı’, ‘Merkezi Ovalar-Charax Spasinu-Abbasi Halifeliği Arasındaki İlk Mücadele’, ‘Büyük Tang’ın Bir Numaralı Silahı Üzerine Bahis’… Başkentte buna benzer haberler yayılıyordu.

 Merkezi Ovalar’da Charax Spasinu’dan ve Abbasiler’den gelen çok sayıda tüccar vardı. Fakat çoğu kendi sınırlarından çıkadığı için bugüne kadar doğu ve batı arasında bir silah düellosu yaşanmamıştı.

 Bu meselenin büyük dikkat çekmesinin en büyük sebebi buydu!

“Hmph! Tanımadığımız etmediğimiz bir adam Büyük Tang’ın kılıçlarını mı temsil edecekmiş?” Haberler demirci klanlarına ulaştığında ilk harekete geçen taraf Cheng Klanı oldu. Dışarıdan birbirine saygılı gibi görünen bu klanlar, aslında sürekli bir üstünlük mücadelesindeydi ve ‘Dünya’nın Bir Numaralı Demirci Klanı’ olmaya çalışıyorlardı.

 Fakat ‘beklenmedik bir şahsın’ bu unvanı ele geçirmek üzere olduğunu duyunca şaşırmışlardı.

 Mavişişe Köşkü’ndeki konu hakkında aynı şeyi düşünüyorlardı; böyle basit bir şeyle uğraşmaya gerek yoktu. Fakat artık olayın anlamı tamamen değişmişti.

 Mavişişe Köşkü’ndeki adam bunu bilerek yapmış olsun ya da olmasın, haberler yayıldıktan sonra kendisi Merkezi Ovalar’ın ‘Bir Numaralı Demircisi’ olarak görülmeye başlanmıştı. Diğer klanlar buna dayanamazdı!

…