Yenş bölüm. Miss miss
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
53. Bölüm 53
Biranın geri kalanını mideye indirmek üzere olan Tim durdu. Emily bile şaşkınlıkla Sungyoon’a baktı.
“… Mmm… Birinci Nesil… misiniz?”
Tim bunu sorarken dikkatliydi. Sungyoon başıyla onayladı.
Emily de, Tim de şaşkına uğradılar. Sungyoon Büyük Labirent’i hedeflediğini açık açık söylediği için onun ikinci ya da üçüncü nesil olduğunu düşünmüşlerdi. Fakat böyle bir tahmin yürüttükleri için onları suçlamak olmazdı. İkinci, üçüncü nesiller bile Büyük Labirent’ten kaçınırdı ve neredeyse hiçbir Birinci Nesil Bağlayıcı’nın Büyük Labirent’e gitmek istemediğini söylemek abartılı olmazdı.
En azından ikili, onun iddiasını hemen reddetmedi. Doğrusu onun için endişelenmiş gibiydiler.
Ancak Sungyoon onların ne düşündüğünü anlamıyor değildi. Bir Birinci Nesil Bağlayıcı’nın sınırlarına ulaşması çok kısa sürerdi. Birinci Nesil birinin Büyük Labirent’e baskın yapmak istemesi, gökyüzündeki yıldızlara ulaşmak istemek gibiydi. Onun için endişelenmeleri anlamlıydı.
Aynı zamanda Sungyoon’un noksanlıklarına dikkat çekmeye çalıştıkları da doğruydu. Tim ve Emily’nin tepkileri yüzünden utanç ve öfke duyabilirdi. Ancak adam sakindi.
“Evet, Birinci Nesil’im.”
Adam çok rahat görünüyordu. Nitekim ses tonundan umursamadığı belliydi. Sungyoon’un aldırışsız tavırlarını gördüğünde Tim ciddileşti.
“Üzgünüm ama Birinci Nesil Bağlayıcıların sınırlarına çok çabuk ulaştığını biliyorsunuz değil mi?”
“Duymuştum.”
“Öyleyse Büyük Labirent’e baskın yapman imkansız gibi görünüyor.”
Sungyoon’u incitmek istemediğinden kelimelerini dikkatli seçiyordu.
“Büyük Labirent’e girebilecek kadar yetenekli Birinci Nesiller olduğunu duymuştum.”
“Ama onlar çok nadir vakalar. Normal birinin Birinci Nesil Bağlayıcı olma olasılığı çok düşük ama Birinci Nesil Bağlayıcı’nın Büyük Labirent’e girecek niteliklere sahip olma şansı çok daha az.”
“Yani bana pes etmemi mi söylüyorsunuz? Benimle alay mı edeceksiniz?”
Tim sustu. Sungyoon’un onu boş gözlerle incelediğini gördü. Yüzünde ne öfke ne sıkıntı ne de utanç vardı. tim o anda fark etti: Ne söylediği ya da ne yaptığı önemli değildi. Sungyoon hedefine ilerlemeye devam edecekti.
“Söylediğiniz gibi. O kadar dipteyim ki, Büyük Labirent’e baskın yapma hedefimi zar zor görebiliyorum. Birinci Nesil Bağlayıcıların limitlerinin engel yaratabileceğini anlıyorum.”
Sungyoon büyük bir yudum aldı ve biranın geri kalanını mideye indirdi. Ardından doğrudan Tim’e baktı ve, “Fakat henüz limitlerime ulaşmadım.” dedi.
Sözleri Tim’i derinden etkiledi.
“Limitlerime ulaştıktan sonra bırakmak için de çok geç olacak.”
Sonra Sungyoon sustu.
Tim de bir şey demedi fakat içinden kendini azarlıyordu. Kendini suçladı.
‘Hayallerimi duyunca gülen o şerefsizlerin yaptığı gibi mi yaptım?’
Tabii Tim gerçekten hatalı değildi. Tim ve Emily’nin aksine, Sungyoon’un Büyük Labirent’e girememe olasılığı daha yüksekti. Gereken kabiliyetleri elde edememe riski fazlaydı. Tim ve Emily’nin hayaliyle dalga geçiliyorsa, Sungyoon’unki korkunç bir yanılsama olarak görülebilirdi. Aptalcaydı ve dalga geçilmesi kaçınılmazdı.
Yine de Tim, Sungyoon’a bambaşka bir yönden bakıyordu. Sungyoon onlardan farklıydı. Tim ve Emily onlarla alay edenlerle baş etmek zorundayken Sungyoon onlardan daha kötü durumdaydı ve bunu bilmesine rağmen hedefine adım adım ilerleme azmine sahipti.
“Havalısınız.”
Birine hayran olmak bu muydu? Sungyoon ondan daha kötü pozisyondaydı ama bir kaya gibi sağlamdı. Hedefine ilerlemeye devam ediyordu. Tim’in kararlılığı etrafındakilerin sözleriyle sarsılmıştı, bu yüzden Sungyoon onun için cesaret timsaliydi.
Bu nedenle bir sonraki kararından çok emindi.
“Bizimle ekip olmak ister misiniz?”
“Ekip mi?”
“Evet.”
Teklif birden ortaya atılmıştı ve Sungyoon’un şaşırdığı belliydi. Ama Tim kararlıydı.
“Belki de halihazırda ekip üyeleriniz vardır?”
“Hayır yok.”
Sungyoon başını iki yana salladı.
“Bizim de öyle. Labirenti ikimiz keşfediyoruz. İsterseniz Kişisel Labirent edinene kadar size katılmak isteriz.”
Sungyoon’un kafası karıştı.
Tim cazip bir teklif sunmuştu. Dördüncü kattan sonra da dayanabilecek bir kalkan elde etmişti ama donanımı yetersizdi. Ayrıca sınırlarının farkındaydı. Dördüncü katta gidiş geliş yapmak bir gününü almıştı. Daha derinlere gitmek istiyorsa geceyi labirentte geçirmek zorunda kalacaktı. Yanında yoldaş birileri olursa o uyurken biri nöbet tutabilirdi, böylece canavarların pususuna düşmezdi. Her şeyden önce Sungyoon bir grupla labirenti güvenle ve kolayca keşfedebilen Bağlayıcılara imreniyordu.
Sungyoon bir Tim’e, bir Emily’ye baktı. Sungyoon’un cevabını beklerken biraz gergin görünüyorlardı.
Sungyoon kendi kendine sordu: ‘Bu insanlara güvenebilir miyim?’
En önemli şey buydu. Sungyoon insanlara kuşkuyla yaklaşıyordu. Bir gruba ihtiyacı varsa bile, yeni tanıştığı bu insanlarla ekip kurma düşüncesi aklına hiç gelmemişti. Bu sıfır toplamlı oyun olsaydı Tim’in ekip kurma teklifini hemen reddederdi.
Ancak ikisi de Sungyoon’un güvenini kazanacak şekilde davranmışlardı. Canavarı Sungyoon’a bırakmaya çalışmamış, hareketlerinin sorumluluğunu almış ve inatçılık etmemişlerdi. Dikkat çeken kısım, Tim’in savaşın kötüye gittiğini fark etmesiydi. Sungyoon ve Emily’yi kurtarmak için Koca Ayak’ın dikkatini çekmeyi denemişti.
‘Onlara dair bazı endişelerim var.’
Tim, Koca Ayak ölmek üzereymiş gibi göründüğünde risk almıştı. Emily onu kurtarmak için öne çıkmıştı ama Koca Ayak’ın dikkatini çektiğinde olduğu yerde donakalmıştı.
Fakat hem güvenilir hem de yetenekli iki kişi bulma şansı ne kadar yüksekti ki? Elbette seçebilseydi yetenekten ziyade güvenilirliği seçerdi. Kardeşler bu iki niteliğe de sahipti ve ayrıca yüksek dereceli Mücevherleri vardı. Bu değerlendirmeyi yapıyor olması başlı başına komikti.
“Pardon!..”
Öne doğru eğilip “evet” demek üzereyken Emily söze girdi.
“Eğer, eğer bizimle ekip olursanız size gürzümü ödünç verebilirim.”
Bu cümle son darbeyi indirdi.
“Tamam. Anlaştık.”
Yüzleri resmen aydınlandı.
“Lütfen bundan sonra bizi gözetin, Bay Woo.”
“Bana direkt Sungyoon diyebilirsiniz. Kore'de normalde ilk isimleri kullanırız.”
Ona Bay Woo demeleri sinirlerini bozuyordu. Yeni tanışmış olsalardı bunu sorun etmezdi ancak şimdi aynı ekipte olacaklardı. Birbirlerine isimle hitap etmeleri daha rahattı.
“Öyle mi? Bana da Tim diyebilirsiniz öyleyse.”
“Ben de Emily’yi tercih ederim.”
Sungyoon başıyla onayladı.
“Tamamdır, Tim ve Emily.”
* * *
Ekip kurmaya karar verdikten sonra Mücevherlerinin renklerini kazanması uzun sürmedi. Yani yeniden labirenti keşfetme vakti gelmişti.
Ekip olarak labirentte buluşmaya ve oyun planının üstünden geçmeye karar verdiler.
“Daha önce dediğim gibi, şimdilik ilk katı keşfetmeliyiz,” dedi Tim.
Sungyoon kısa süreliğine, dördüncü katı keşfetme fikrini düşünmüştü çünkü Tim ve Emily labirentte ondan daha aşağılara inmişlerdi. Ancak şu anda takım kimyasını düşünmeliydiler. Dikkatli olmazlarsa düşük seviyeli canavarlara yem olabilirlerdi. Bu nedenle en zayıf katta birbirlerine uyum sağlamayı öğrenmeye karar verdiler.
“1. kat çok kolay gelirse aşağı inebiliriz.”
Bu süreci tekrarlayabilirlerdi.
Mağazada yaptıkları planın üstünden geçtikten sonra labirente girdiler. Sungyoon Mavi Mücevher zırhını taşıyordu. Diğer elinde ise Emily’nin ödünç verdiği gürz vardı.
Gürzü birkaç defa salladı. Beklediği gibi, kullandığı mızrağa kıyasla bu garip gelmişti. Gerçekten mızrağını kullanmaya devam etmek istiyordu ancak mızrak Dişli Domuz’un kürküne saplanırken zorlanmıştı. Onu kullanmaya devam edemezdi. İki kardeşle çalışmaya alışırken bu gürzü kullanmaya da alışmak zorundaydı.
‘Eğitmenimin söylediği buydu. Küçük bir şirkette olmanın sıkıntısı bu.’
Hafifçe iç çekti.
“Öncü olacağım.”
Tim kalkanını sallayarak öne geçti.
Kalkanı Koca Ayak’ın saldırısından hasar almıştı, kırılmaya yakındı, her yerinde çatlaklar vardı. Ancak geçen zamanın ardından şu anda gayet iyi görünüyordu. Derecesi Sarı’ydı. Sungyoon’un yeni elde ettiği Mavi Dereceli Mücevher’den iki derece daha üstündü. Elbette Tim, ekibin tankı olma rolünü üstlendi.
-Koo-roong!
Karşılaştıkları ilk canavar Kuduz Köpek’ti. Hala kuduz bir köpeğe benziyordu. Dişlerini ekibe gösterirken karşısında birden çok kişi olduğunu umursamadı.
“Tanrım! Bu yalnızca birinci kat canavarı.”
Tim canavarı izlerken kayıtsızdı. Uzun dilinden salyalar akıyordu ve kırmızı gözleri ona kitlenmişti. Genelde düşmanlarına korku salmak için bu kadarı yeterliydi ama Tim ve hatta Sungyoon birinci katın Kuduz Köpek’ini kolayca yenebilirdi.
Fakat Sungyoon, Tim’i uyardı.
“Gardını indirme. Ortak bir noktada buluşmaya çalışıyoruz. Şu anki pratik, gerçek savaşlarda yapacaklarımıza dönüşecek. Elinden geleni yapmalısın.”
Tim biraz utansa da Sungyoon’a hak veriyordu. Özür diledi ve daha konsantre oldu.
Sungyoon bunu daha önce görmüştü. Tim’in dikkatsiz ve özensiz davranmaya eğilimi vardı. İnsan hayatı için savaşıyorsa bu çok büyük bir kusurdu. Neyse ki Tim hatasını kabul etti, eleştiriye açıktı. Kusurlarını kapatmaya çalışacaktı.
“Gel bana seni pislik!”
Kalkanını uzattı ve bağırarak onu kışkırttı. Kuduz Köpek hücum etti.
Tuh-uhng!
Kuduz Köpek yön değiştirdi. Kalkan bir metre elli santimdi ve metaldi. Birinci kattaki bir Kuduz Köpek ona yüzlerce kez vurabilirdi ama kalkanda çizik bile yapamazdı.
Tuh-uhk!
Kuduz Köpek kalkandan sekince Sungyoon ileri fırladı. Tim’in arka çaprazında durarak gürzünü savurdu.
Kah-jeek!
Korkunç bir ses yükseldi ve Kuduz Köpek’in başı karpuz gibi patladı. Kan ve et parçaları her yere sıçradı.
‘Beklediğim gibi, güçlü.’
Yıkıcı kapasitesi Mor Mücevher mızrakla kıyaslanamazdı. Bu nedenle insan bir silah tipi kullanırken rahat olamıyordu. Daha iyi bir silah karşısına çıktığında kaçınılmaz olarak değiştirmeliydi.
“İşte bu!”
Tim, Kuduz Köpek’in ay taşını almak için eğildi. Onu bir keseye koydu ve sonraki canavar için ilerledi.
Bir süre sonra…
Onlarca canavar öldürmeyi başardılar.
“Şu noktada bence birbirimizle çalışmaya alıştık. Sizce?”
Sungyoon ay taşını alırken Tim bu soruyu yöneltti. Tim’e katılıyordu: “Evet. En azından birinci katta daha fazla deneyim kazanamayız.”
Çeşitli saldırı düzenini test etmişlerdi, artık labirentte daha aşağıya inme vakti gelmişti.
Tim sevinçliydi. Basit görevleri tekrarlamaktan sıkılmış gibi görünüyordu.
“İnelim mi?”
Tim, ikinci kata koşacakmış gibi gerildi ancak Sungyoon onu durdurdu.
“Ondan önce yapmamız gereken bir şey var.”
“Yapmamız gereken bir şey mi? Ah!”
Tim başını çevirdi. Sungyoon da Tim’in baktığı yere döndü.
Emily orada duruyordu ve yüzü biraz solgundu.
Magnec