elinize sağlık
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
30. Bölüm Bölüm 30
Tuh-buhk!
Ayağı zemine inince adım sesleri çınladı. Normalden daha yüksek sesliydi.
İkinci kata geldikten sonra ilk katla arasında pek fark olmadığını anladı. Kapkaranlıktı, soğuk duvarlarla çevriliydi. İnsanı ürperten bir sessizlik hakimdi ve yol farklı tünellere ayrılmaktaydı.
Hayır, bir fark vardı. Küçüktü ancak cildinde hissedebiliyordu. Büyülü enerji biraz daha yoğundu. Büyülü enerjinin miktarı artmış gibiydi ama fark o kadar azdı ki hayal görüp görmediğini merak etti.
Sungyoon canavarları aramaya koyuldu. İkinci katta, avını arayan aç bir avcı gibi dolaştı. Tedbir olarak ay taşlarını plastik bir çantaya koymuştu ve şimdi çantasının içinde şıngırdıyorlardı.
-Koo-roohk!
Karşısına çıkan ilk canavar bir Kuduz Köpek’ti.
‘Anlaşılan Kuduz Köpek bu katta da birinci katta da ilk canavarım olacak.’
Sungyoon salyaları akan Kuduz Köpek’i izlerken bunu düşündü. Ona dişlerini gösteriyordu.
‘Shinhae bir evcil hayvan isterse ona kedi alacağım. Köpek almam.’
Hamster ve kertenkele de seçenek değildi.
Sungyoon kalkanını ileri uzatırken aşina olduğu duruşa geçti. Kat değiştirdiğinden yine avı karşısında temkinliydi.
Neyse ki canavarın saldırı şekli değişmemişti. Kuduz Köpek inatçı olmanın da ötesindeydi. Sungyoon’un boynuna saldırması son derece aptalcaydı.
Puh-uhk!
Kalkanıyla onu ustalıkla yere serdi. Kaşlarını çattı.
‘Darbe üzerinde daha fazla güç hissediyorum.’
Kolu elektriklendi. Hemen Kuduz Köpek’in peşine düşmeyi düşündü ancak durdu.
Birinci kattaki Kuduz Köpekler genelde sersemliklerini üzerlerinden atmak için başlarını sallarlardı. Bu, ikinci kattaki için de geçerliydi ama bu versiyon sersemlikten şaşırtıcı bir hızla kurtulmuştu.
‘Yalnızca ikinci kattayım ama yine de çok güçlü.’
Ona göre birinci katı çok kolay temizlemişti, bu nedenle kendisine güveniyordu. Bu apaçık onun için dezavantajlı bir durumdu.
Yine de Kuduz Köpek, Kuduz Köpek’ti.
Mızrağını canavarın başına sapladı.
-Vik!
Hala düşmeden önce köpek gibi viyaklıyordu. Mızrağını geri çekince cesedin bir ay taşına dönüşmesini izledi.
Toohk!
Ay taşını plastik çantasına yerleştirdi. Çanta biraz daha ağırlaşmıştı.
Zorluk seviyesinin arttığı açıktı ama bunun üzerinden gelebileceğini düşünüyordu. Merdiveni merkeze alarak araştırma alanını genişletmeye başladı.
Neyse ki bu bölgede de işaretler vardı. Çıkışı ararken kaybolmayacaktı.
Canavarlarla karşılaşma sıklığı, birinci kata göre artmıştı. Anlaşılan Büyük Fare’nin bu katta yuvası yoktu. Karşılaştığı altı canavar ya Kuduz Köpek ya da Altı Bacaklı Kertenkele’ydi.
Üçüncü Kuduz Köpek’i öldürdükten sonra bir kez daha ilerlemek üzereydi ki…
-Keek!
Bir canavar çığlığı duydu. Hemen kalkanını kaldırıp sesin kaynağına döndü.
Orta büyüklükte bir canavar ona bakıyordu.
‘İğneli Kirpi!’
İsmine yaraşır bir canavardı. Tıpkı bir kirpi gibi görünüyordu ve Sungyoon onu gördüğünde gerildi. İlk defa görse de onun ne olduğunu biliyordu. Çevikliği, gücü ve savunma kapasitesi Kuduz Köpek’ten daha düşük seviyedeydi. Ama ondan daha tehlikeliydi.
Sert dikenleri onu hedef aldı.
Pshoook!
Bir anda iğnesini ona fırlattı.
Sungyoon kıvrıldı. İğne onu pas geçti ve korkunç bir yıkım sesi yankılandı.
Kirpiye bakarken kuru kuru yutkundu. Kırmızı gözlerini ve sert dikenlerini görebiliyordu.
Bu yüzden İğneli Kirpi, bu zamana kadar karşılaştığı diğer canavarlardan daha tehlikeliydi.
‘Menzilli saldırı.’
Kolayca saldıramayacağı bir yerden, düşmanına tek taraflı saldırmıştı. Sungyoon dikkatli olmasa korkunç bir halde olabilirdi.
‘Arkasına saklanabileceğim bir şey var mı?’
Sungyoon etrafına bakındı. Neyse ki çok da uzakta olmayan bir yerde, elli santim derinliğinde bir hendek gördü. Hemen o çukura ilerledi.
Fiii!
Bir diken başının üstünden çekti. Silahların konuşturulduğu bir savaş meydanında gibi hissediyordu.
Neyse ki canavar tek seferde bir diken fırlatabiliyordu. Bu gerçek onu rahatlatmıştı. Eğer dikenlerini makineli tüfek gibi kullanabilseydi başını dahi kaldıramazdı.
Dikenler başının üstünden geçip durdu ama kaçmak bir seçenek değildi.
İleride çok daha güçlü ve tehlikeli canavarlarla savaşmak zorundaydı. Canavarlara dair tüm bilgilere erişebilirdi. Kaçamazdı çünkü canavar uzun menzilli saldırılar yapabiliyordu.
Ona doğru gelen dikeni inceledi.
Görebiliyordu. Bağlayıcı olarak görüşü çok gelişmişti. Gözleri hızla gelen dikeni bile seçebiliyordu.
Bunu nasıl yapabileceğini halihazırda biliyordu ama deneyimlemek onu şaşırtmıştı.
Ayağa kalktı.
Şak!
İğneli Kirpi iğnelerini fırlatmaya devam ederken yerini değiştirmemişti.
‘Sakin ol.’
Sungyoon dikenlerden kaçınmak için eğildi. Yavaşça İğneli Kirpi’ye yaklaştı. İğnelerin çoğundan kaçmıştı ancak arada sırada kalkanıyla birkaç diken engellemek zorunda kaldı. İğne ahşap kalkana saplandığında arkasındaki yıkıcı gücü hissedebiliyordu. Bu onu ürpertse de sakinleşmek için elinden geleni yaparak ilerlemeye devam etti.
Sonra…
Kahk!
-Kek!
Mızrağını, dikenlerini çaresizce fırlatıp duran İğneli Kirpi’ye doğru sapladı. Mızrak saplanınca canavar mücadele etmeye başladı.
Şak!
Hemen bir diken daha fırlattı. Sungyoon mızrağını tutmaya çalıştığından elleri doluydu ve ona doğru gelen dikeni fark etmedi.
Poohk!
Kaçamadı. İğne kalkanın yanından uçarak Sungyoon’un karnının sağına saplandı. Ama deri zırhı işini yaptı. Diken zırha saplandı ama ona bir zarar vermedi.
Bu Sungyoon için gerçekten de beklenmedik olaylar dizisiydi. Mızrağını çabucak sapladığından tutarlı bir şey düşünemiyordu.
-Koo-kek!
Bu kez mızrağın bıçağı hedefini buldu ve İğneli Kirpi’nin boynuna saplandı. Yere düşmeden önce acayip bir çığlık attı.
Sungyoon İğneli Kirpi’ye karşı gardını indirmedi. Sonunda bedeni ışığa dönüştü. O anda Sungyoon yere düştü.
‘Siktir!’
İğneyi zırhtan çıkartıp yere fırlattı. Rahatsız olmuştu. Kalbi hala atıyor olsaydı şimdi göğsünü döverdi.
‘Zırhımı giymemiş olsaydım gerçekten çok kötü olurdu.’
Birden bu zırhı ona satın alan Jimin’e minnet duydu. Zırh giymiyor olsaydı dikenler onu delik deşik ederdi…
‘Burada hastane ücretleri de çok pahalıdır.’
Jimin ona yaralanırsa tereddüt etmeden hastaneye gitmesini söylemişti. Tedavi masraflarını kafasına takmamasını belirtmişti. Ancak Sungyoon, hastaneye gitmenin çok pahalıya patlayacağını düşünüyordu. Üstelik yaralanmak da istemiyordu.
‘Bununla baş etmeliyim.’
Korktuğu için geri çekilemezdi. Kendini cesaretlendirmek için zırhına vurdu.
Yine de temkinli olmaya kararlıydı. Burası ölüm dolu bir yerdi. Temkinli olmak bir noktaya kadar işe yarardı.
Ay taşını aldı. Tek avuntusu, bu ay taşının Kuduz Köpek’inkinden daha büyük olmasıydı.
‘Artık gitmeliyim.’
İlk defa ağır yaralanma tehlikesi atlatmıştı. Tüm duygularını bastırmak için çok çabaladı ancak elleri hala biraz titriyordu. Aslında, dövüşme isteğini kaybetmemesi onu şaşırtmıştı.
Hışırdayan plastik çantasını alarak durmadan çıkışa ilerlemeye koyuldu. Sonunda çok sıkıntı yaşamadan labirentten ayrıldı.
Ama hemen pansiyonuna dönmedi. Saat çok geç değildi ve az da olsa içine yerleşen korkudan kurtulması gerekiyordu.
Boom!
Korku genelde kalbe inen bir çekiç gibi geri gelirdi. Korkularının üstesinden gelmişti ama korkusuz değildi. Yine de buraya geldiğinde hayatındaki korkuların çoğu azaldı.
Büyük Labirent’in verdiği korku çok ağır geliyordu.
Başını çevirme arzusuna aldırmadı. Doğrudan Büyük Labirent’e gözlerini dikti.
‘Evet. Şimdi korkamam. Hedefim orası.’
Sungyoon, Büyük Labirent’e, gözleriyle onu yıkmak istercesine bakıyordu. Sungyoon bir süre daha orada durup korkunç kara deliğe baktı.
* * *
Uzaydan dönen Jimin ara vermedi. Hemen şirkeye çalışmaya gitti. Şirketinde çalışan hiç Bağlayıcı olmadığında bile hiç tatil yapmazdı. Şirketinde bir Bağlayıcı çalışırken de açıkçası dinlenmeyecekti.
‘Toparlanalım.’
Bilgisayarına veri giriyordu. Planlar yapıyordu. Sungyoon gelecekte Kişisel Labirent’e gittiğinde çok fazla ay taşı kazanabilecekti. Ay taşlarını dünyaya taşıyabilecek bir şirket için veri topluyordu. Bu plana ihtiyacı olmayabilirdi ve bu olasılık daha yüksekti. Yine de hazır olacaktı.
Gerindi.
‘Çok geç oldu.’
Saat 8’i gösteriyordu. Masadan kalkıp gitmek için hazırlandı.
Çat!
Pencerenin dışında bir ışık parladı.
Hemen sonra…
Güm!
Büyük bir gümbürtü koptu, sanki gökyüzü tepelerine iniyordu. Jimin hemen pencereden dışarıya baktı. Işık çizgileri karanlık göğü aydınlatıyordu.
Yavaş yavaş yerde suların biriktiğini gördü, rüzgar su birikintilerini dalgalandırıyordu. Bu normal bir yağmur değil, şiddetli bir fırtınaydı.
Bir süre önce Ay’da olduğu için miydi bilmiyordu ama yağmuru izlerken melankolik hissediyordu.
‘Kızının ismi Shinhae miydi?’
Birden Sungyoon’un kızını düşündü. Ona göz kulak olmasını istemişti. Ay’dan geldiğinden beri işiyle meşguldü, çocuğu düşünememişti. Ancak şimdi günün işini tamamlamıştı.
‘Bir sorun yoktur ama…’
Bir sorun olsaydı işe aldığı kişi onunla temasa geçerdi.
‘Ama bir kez de olsa ziyaret etmeliyim.’
Yeniden saatine baktı. Yağmuru izlerken yirmi dakika geçmişti. Bu saatte çocuk evde yalnız başına olmalıydı.
Ofisten ayrıldı, kırmızı arabasına binip yağmurun altında sürmeye başladı.
Bu yola aşinaydı. Sungyoon’a ödünç verdiği daireyi satın almıştı, doğal olarak nerede olduğunu biliyordu.
Daireye ulaşması uzun sürmedi. Buradaki apartman dairelerinde alt gelirli insanlar ikamet ediyordu, bu nedenle park yerindeki tüm araçlar normaldi. Jimin’in kırmızı yabancı arabası göze batıyordu.
Tık!
Arabadan inip şemsiyesini açtı. Dairelerin sundurmalarını görebiliyordu. Yatmak için erken bir saat olduğundan pencerelerin çoğundan ışık geliyordu. Sungyoon’un evi de onlardan biriydi.
Jimin apartmana girdikten sonra asansöre binip Sungyoon’un oturduğu kata çıktı. Kapının önüne gelince zile bastı.
“Kim o?”
Diyafondan küçük bir çocuk sesi geldi. Jimin, diyafonun kamerasına yüzünü yaklaştırıp seslendi.
“Shinhae sen misin?”
“… Sen kimsin ajumma?”
Çocuğun sesi kuşkulu geliyordu. Tabii ki yabancı bir kadını kapısında gören bir kız çocuğu temkinli davranacaktı. Buna bozulmamıştı fakat çocuk ona ajumma diye seslenmişti. Bunun arkasında da sorunlu bir niyet yoktu. Çocuğun gözünde yaşlı kadınların hepsi ajumma’ydı. Jimin bunu bilse de biraz üzülmüştü.
Sakince söze girdi.
“İsmim Hahn Jimin. Babanın iş arkadaşı olan bir unni’yim. Baban benden bahsetti mi?”
“Unni” kelimesini vurgulamıştı. Elinde değildi.
Diyafondan bir süre ses gelmedi.
“Seni duymuştum…”
“Güzel. Baban seni kontrol etmemi istemişti. Kapıyı açabilir misin?”
Diyafondan yine ses gelmedi. Çok geçmeden diyafonun kapandığını gösteren bir “bip” sesi geldi.
Sonunda…
Klik!
Kapının kilidi açıldı. Kalın çelik kapı itilerek açıldığında aradan bakan küçük bir çocuk yüzü gördü.
Shinhae ile Jimin işte böyle tanıştılar.
Magnec