Cidden okurken çok heyecanlanıyorum.Mükemmel bir bölüm daha ,teşekkürler
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
363. Bölüm 4. Kitap, Bölüm 1 - İstediğin Şey Ne?
Zend, bir süre boyunca balkonda gökyüzünü izleyerek dinlenmek için ayırmıştı zamanını. Son zamanlarda çok yoğundu vakitleri, yüzünü okşayan rüzgarı aklını boşaltarak, diğer her şeyi bırakarak hissetmesi pek kolay olmuyordu. Kafası sürekli dolu oluyordu çünkü, birilerini nasıl alt edeceği, bir işin altından nasıl çıkacağı gibi çeşitli planları düşünüp duruyordu. Onlarda bir eksik var mıydı, yapılması gereken ek bir şey mevcut muydu, düşünmeliydi; çünkü ileride bu planı hayata geçirdiğinde bir sorun yaşamayı istemiyordu. Bu sebeple de kafası devamlı olarak bir şeylerle meşgul olmaktaydı...
Ama şimdi bu yoktu. Tanrılar ona dinlenmesi için bir zaman ayırmıştı sanki, gecenin Zend'i üşütmeyen, tatlı serinliği ile birlikte gökyüzünün uçsuz bucaksız derinliğini izlerken, bir süreliğine dünya ile ilgili her şeyi bir kenara bırakmıştı. Bu hissin mükemmel olduğunu söyleyebilirdi, oldukça az sayıda boş zamana sahip olan birisi olarak doğrulayabilirdi ki, gerçekten de bu şekilde boş olan zamanların tadı muazzam oluyor, damakta kalıyordu... Ancak her zaman, er ya da geç bu anların da sonu gelirdi.
''Zend, görünüşe göre işi iyi hallettin.'' Arkasından çıkarak ona doğru ilerleyen bir kadın vardı burada, Tarini, Zend'e gülümseyerek bakmaktaydı. Diğer asillerde bir telaş vardı, eğer Vosu gibi birisi bile öldürüldüyse kendilerinin de basitçe öldürülebileceğini düşünüyor, hızlı bir şekilde buradan çıkarak güvenli evlerine dönmek istiyorlardı. Haber yayıldıktan sonra Fozre Ailesi'nin malikanesine saldırıldığı da kalabalığın arasında yayılmıştı, kısa bir süre içerisinde insanların bundan da haberi olmuştu. Bundan sonra da burada gerçekten de az sayıda Kraliyet Askeri'nin bulunduğunu fark etmiş, panik yapmış ve güvenliklerinin tam olmadığını düşünerek kendi güvenli, güzel evlerine gitmek istemişlerdi. Tabii bu konuda onları kimse haksız bulamazdı, sonuçta eğer daha bir saat öncesine kadar bu baloda olan, Kral Dustin'in en yakın arkadaşlarından birisi olan Vosu bile öldürüldüyse, kendilerinin de hayati tehlikesi mevcuttu. Vosu'yu, o henüz kısa bir zaman önce böyle bir balodayken öldürmek, bunu yapan kişinin onları da rahat bir şekilde öldürebileceğine işaretti. Bu yüzden, Zend yalnız bir şekilde balkonda bekliyor olsa bile onun yanına gitmeye cesaret edebilen tek bir kişi bile olmamıştı. Herkes canının derdine düştüğü için, Zend'in şu anda rahatça ulaşılabilecek bir konumda olması bir anda unutulmuştu...
''Evet, epey iyiydim, hehehe...'' dedi Zend, keyifli bir şekilde. Dustin onunla zıtlaşmanın bedelini görmüştü. ''Vosu'yu fena öldürdüm ama!'' diyerek devam etti kısık bir sesle, etrafta onları duyabilecek birisi yoktu büyük ihtimalle, eğer olsaydı Tarini ona kesinlikle belirtirdi bunu. Bu önemli detayı atlamazdı...
''Değil mi?..'' diye mırıldanarak, korkuluklara doğru yaklaştı Tarini. Hafifçe eğildikten sonra dirseklerini onlara dayadı, ''İyi iş çıkardın evlat. Senin yaşında olup da böyle bir şeyin üstesinden gelebilecek birisinin var olduğunu hiç düşünmezdim, normalde bile Vosu'yu öldürebilmen epey büyük bir şey olurdu, ama sen zamanın böyle kısıtlanmışken dahi bunu yapabileceğini göstererek seviyenin ne kadar yüksek olduğunu kanıtlamış oldun. Sana saygı duyuyorum. Eğer ki ben senin yerinde ve yaşında olsaydım, kesinlikle bu gece başardığın şeyi başaramaz, elime yüzüme bulaştırırdım. Gerçi, zaten normal olan da budur. Daha on yedi yaşında olan bir savaşçının bunları beceremiyor olması gerekir, ancak sen epey farklısın, bizim, hayır, tüm dünyanın çocuk algısının tamamen dışındasın. Bunu da net bir şekilde öğrendim bugün...''
''Heh, öyle mi?'' Zend gülümseyerek hava attı birazcık, böbürlenmeyi pek seven birisi değildi ancak yeri gelince de, keyifli bir tadı oluyordu onun. Bu yüzden, Tarini'ye karşı birazcık böbürlenmesinde sorun yoktu.
''Hahahahah, övün, ama henüz bir velet olduğunu da unutma.'' Tarini elini Zend'in başına atmıştı, biraz genç adamın saçlarını karıştırmış, daha sonra da onu oturduğu yerden kaldırmış, kendine doğru çekmiş ve kendisine sevgiyle bastırmıştı. Tabii bu Zend'in biraz nefessiz kalmasını sağlamıştı, ancak önemli değildi. Ana düşünce sevgiydi sonuçta... ''Ama büyüyorsun, büyüyorsun! Gün gelecek, dünyanın en büyük savaşçılarından birisi olarak görüleceksin, bundan eminim.'' dedi Tarini, Zend'i birazcık ileriye doğru itmişti daha sonra da. ''Şu an gözlerimin önünde yetişkin bir adam olmamasına rağmen, yetişkin bir adamın yapabildiği şeylerin çok daha fazlasını yapabilen birisi var. Bu da, o iyice büyüdüğü zaman neler yapacak, anlamama neden oluyor... Ama ne yazık ki, tam olarak anlamam mümkün değil. Çünkü bu gencin ne yapmak istediğini tam olarak bilmiyorum... Zend, bir amacın var değil mi? Bir amaç olmadan güçlenemezsin, kendinde yeterli gücü bulamazsın. Bunu bilirim, peki senin amacın nedir? Ne için çabalıyor, güçleniyorsun? İstediğin şey ne?''
Tarini, Zend'e bakarak sormasının ardından gözlerini kırpıştırdı birkaç kere. ''Yaptığın eylemlere baktığım zaman ruhsuz bir katil olabildiğini anlıyorum, ama bu katilin ne için ortaya çıktığını anlayamıyorum. Yaptığın şeylerden bir amaç sezmek pek kolay değil yani, bu yüzden de bunu sana sormak istedim.'' diyerek devam etti oldukça genç ve güzel görünüyor olan kadın, asıl yaşı yüzyılların üzerinde olmasına rağmen, İlah Seviye'ye ulaşarak ölümsüzlüğünün kilitlerini kırmış olduğu için istediği yaşta görünme imkanına sahipti, muhtemelen yirmili yaşlarında görünmeyi tercih ediyordu bu yüzden de. O zamanlarda epey güzel olduğunu inkar etmemek gerekirdi, savaşçı kadınların neredeyse tamamının bedeni oldukça güzel oluyordu, çünkü onların güçlenme ve gelişme yolu antrenman yapmak, vücudu güçlendirmek ve eğitmekten geçiyordu. Bu da onlara doğal olarak çekici bir vücut sağlıyordu, bir kadının savaşçı olduğunu sadece bu şekilde bile anlayabilirdiniz. Tabii erkeklerde de böyleydi bu, pek bir fark yoktu. Büyücülerde ise durum birazcık değişiyordu, onların eğitimi vücut üzerinden gitmediği için bedenleri otomatik olarak çekici bir hale gelmiyordu. Ama onlar da, çeşitli basit büyülerle görünümleri üzerinde oynayabiliyorlardı. Aynı zamanda Lin Enerjisi'ni görünümlerinin, basit şekilde kalıcı olarak değiştirmek üzere kullanabiliyorlardı. Elbette bu, tam olarak görünüşü değiştirmeye yaramıyordu. Yüzlerini başka birininkine çeviremezlerdi, ancak oldukça güzelleşmesini sağlayabilirlerdi. Enerjinin yaradığı pek çok şey vardı... Kısaca bir savaşçının vücudu zaten genellikle çekici oluyordu, bunun üstüne bir de yüzü dikkat çekici olursa, nefes kesici bir görünüme kavuşmuş oluyordu... Tarini'de bu da vardı, fiziksel görünümünün tam olarak yerinde olmasının yanı sıra yüzü de oldukça güzeldi kadının, Zend ona bakarken her seferinde birazcık etkilenmekteydi. Sonuçta kendisi de bir erkekti, böyle güzel bir kadından etkilenmemesi nasıl mümkün olabilirdi ki? Tabii bir de, Tarini'nin tecrübesi vardı. O muhtemelen yüzyıllardır yaşıyor olduğu için bir erkeği nasıl cezbedebileceğini tam olarak biliyordu, bu şekilde hareket ediyor, görünümünü değiştiriyor bile olabilirdi. Bu da, bu konularda herhangi bir tecrübeye sahip olmayan küçük Zend'in de onu görünce azıcık heyecanlanmasına neden oluyordu... Zend daha önce çok fazla kadınla iletişim kurmamıştı, ancak ideal bir kadının nasıl olduğunu tarif etmesi istenirse, sadece Tarini'yi tarif etmesinin yeterli olacağını biliyordu...
Elbette Tarini de bunun farkındaydı, hatta bazen Zend'in bir kukla olduğunu, herhangi bir duyguya sahip olmadığını düşünüyordu. Böyle durumlarda kendi vücudu üzerinden yaptığı bazı hareketler Zend'in kızarmasına bile yol açabiliyordu, bu şekilde de onun da gerçekten his ve duygulara sahip olduğunu anlaması mümkün oluyordu... Her ne kadar, birisini öldürürken gözünü kırpmayacak ve herhangi bir farklı belirti vermeyecek olsa da genç adam, tam anlamıyla deneyimsiz olduğu kadın vücudu konusunda birkaç belirti gösterebiliyordu... Tarini'yi de tatmin ediyordu bu, sonuçta Zend'in ulaşılmaz olduğunu kendisi bile düşünüyordu ara sıra. Tam anlamıyla mükemmel bir gençti o... Tarini çok güçlüydü, iyiydi ancak mükemmel değildi. Bunu kendisi de biliyordu... Yani Zend, bazı konularda ondan yukarıdaydı bile. Bunu düşünmek de onu kıskanmasına ve bu mükemmelliği bozmak için bir şeyler yapmaya çalışmasına neden oluyordu. Bu yaptığı şeyler de, genellikle Zend'in elini kendi vücudu üzerinde gezdirmek ya da direkt olarak ona her şeyiyle birlikte sarılmak oluyordu... Böyle şeyler, Tarini kadar geniş tecrübeye sahip birini heyecanlandırıyor değildi tabii, ama Zend için aynısı söylenemezdi... Toy çocuk, Tarini ne zaman böyle bir yola başvursa biraz önceki soğukluğunu bırakıp kurtulmaya çalışıyordu. O savaşmayı, plan kurmayı ve öldürmeyi öğrenmişti bugüne kadar. Böyle şeylerden haberi yoktu daha...
''Amacım mı?'' Zend, kaşlarını kaldırdı yavaş bir şekilde. ''Nasıl yani, hayatımı adadığım bir şeyden mi bahsediyorsun?''
''Evet. Yapmayı en çok istediğin, bunun için yanıp tutuşuyor olduğun o şey. O nedir?'' Tarini, ciddi bir şekilde sordu bir kere daha. Zend'in asıl amacını gerçekten de bilmek istiyormuş gibiydi.
''Hmm...'' Zend birazcık geri çekildi ve kendisini Tarini'nin ellerinin arasından çekti. Daha sonra korkuluklara sırtını vererek, bir dirseğini onların üstüne koydu. Kafasını yavaşça yukarı kaldırdı ve kendisine, gerçekten de aslında ne istiyor olduğunu sordu... ''Ne istiyorum ki acaba?..''
''...'' Tarini konuşmadı bir süre boyunca, Zend'in konuşmasına izin vermiş gibiydi.
''Birçok isteğim var, örneğin intikam istiyorum, ölmesini istediğim birisi var.'' dedi Zend sessiz bir şekilde. Aklını Chibui Dağı'nın içerisinde, Qouen'le birlikte geçirdiği o vakitte yaşadığı şeylerle doldurduğu zaman, üzerinden ne kadar zaman geçmiş olursa olsun, kalbi öfkeyle çarpmaya başlıyordu. Annesinin son söylediği şeyleri unutamıyordu, ne olursa olsun, o kadının suçsuz olmasına rağmen öldürülmesini karşılıksız bırakmayacaktı. Bir şekilde bunun intikamını alacaktı, neyi feda etmesi gerekirse gereksin, dünyaya gelmesini sağlayan o kişinin hayatını kaybetmesinin bedelini ödeyecekti Fungyuo Kralı. Bir kere Zend'in öfkesini çekmişti üstüne, daha da kaçışı yoktu. Ne kadar uğraşması gerekirse gereksin, Zend er ya da geç o hayatı alacaktı...
''Oh, bu kişi de kim?'' Tarini hafifçe gülümsedi, Zend'in intikam ile yanıp tutuştuğunu görebiliyordu şu anda. Normalde epey sakin ve normal olan genci bu şekilde öfkelendirmeyi kim başarabilmişti acaba?
''Fungyuo'nun başında olan adam.'' Zend basitçe cevap verdi. ''İmparator ya da kral, ne dersen de.''
''Bak sen...'' Tarini şaşkınlıkla kaldırmıştı kaşlarını, ''Neden öldürmek istiyorsun onu? Genellikle uysal birisidir, seni böylesine öfkelendirebilecek ne yapmış olabilir ki?''
''Heh...'' Zend bir nefes verdi. Direkt olarak her şeyi anlatsa mıydı acaba? ''Nasıl doğduğumu tam olarak bildiğimi söyleyemem Tarini, ama şöyle bir şey var ki; dünyaya gelmemi sağlayan kişi Fungyuo Kraliçesi'ydi. Tabii yıllar öncesinin kraliçesi, şimdi onun eşi olarak kim var bilmiyorum. O kadının karnından çıktığım zaman, saçlarımın siyah olduğu görülmüş. Fungyuo'nun olayını da biliyorsundur, tüm Kraliyet Ailesi kızıl saçlı ve renkli gözlü, benimse saçlarım da, gözlerim de siyah. Yani ben doğduğum zaman kral, annemin, yani o zamanki kraliçenin bir başkası ile birlikte olarak hamile kaldığını düşündü. Daha sonra da onu öldürdü... Halbuki böyle bir şey olmamıştı, Qouen'in söylediğine göre ben ne kralın, ne de kraliçenin çocuğuydum. Oraya nasıl gönderildiğimi, biraz önce de söylediğim gibi bilemiyorum, ama kraliçe aslında yanlış bir şey yapmamıştı. Ancak kral onu, benim yüzümden öldürdü. Üstelik onun, kendisini açıklamasına bile izin vermedi. Qouen'in durumu biraz düşünüp, analiz etmesine zaman tanımadı. Tabii burada, kral kadar Qouen de suçlu, biliyorum. İlk başta krala, benim onun çocuğu olmadığımı söyledi hızlı bir şekilde. Bu da onun kendi kendisine biraz daha düşünmesini engelledi... Onu seviyorum, ama eğer Qouen hayatta olsaydı ondan da intikamımı alırdım...'' dedi, Zend'in bakışları iyice soğuklaşmıştı, intikam istiyordu genç adam. Qouen'in de orada epey suçlu olduğunu biliyordu sonuçta. ''Ancak tabii ona çok da kinli değilim, sonuçta o pişman olarak beni ve annemi kurtarmak için bir şeyler yapmaya çalıştı, ama yeterince başarılı olamadı. Herhangi bir şekilde düzeltemedi bu durumu, onu diriltmek için de bir fırsatı olmamış, o büyü her zaman kullanılamıyormuş, öyle söylemişti o zaman. İşte o şekilde devam etti durum, o kadın benim gerçek annem olmasa bile önemli değil, bana ''oğlum'' demişti ve bunu söylediği tek kişi de bendim, onun haksız yere öldürülmesinin bedelini ödetecek olan da, doğal olarak onun oğluna, yani bana düşüyor.'' dedi genç adam, biraz önce kafasını indirmiş, korkuluklara doğru dönmüş ve bir elini onların üzerine koymuştu bir kere daha. Ancak bu sefer, eline hakim olamamış ve tutunduğu yeri, hafifçe eğmişti öfkesiyle birlikte. Demir de olsa o, Zend'inki kadar büyük bir fiziksel gücün küçük bir zerresine bile karşı koyamazdı ne yazık ki. Zaten öyle olmuştu...
''Anlıyorum...'' dedi Tarini. Zend'in hangi aileden geldiğini daha önce Gri Engerek'ten dinlemişti, zaten ilk olarak onunla o şekilde tanışmak istemişti. Ona olan kıskançlıklarının birkaçının nedeni de buydu, Zend'in ailesi... Gerçekten de, her insanın içerisinden gelmeyi isteyeceği bir aileydi. ''Demek öyle oldu... Sana bu konuda yardım edebilirim muhtemelen, başka neleri istiyorsun?'' diyerek devam etti, bir elini gencin demir korkuluğun üzerindeki elinin üstüne koymuştu şefkatli bir şekilde. Onu bir küçük kardeş olarak görüyordu şu anda, Zend'in yaşadığı hayatın pek kolay olmadığının farkındaydı ve bu, onu sevimli bulmasını sağlıyordu Tarini'nin. Bu yüzden de ona destek olmak, yardım etmek istemişti.
''Başka mı?'' Zend, kafasındaki öfkeyi biraz boşaltmaya çalıştı. ''Bir de şey var, Qouen'in başladığı bir şeyi bitireceğim.'' dedi, Tarini de bu bahsettiği şeyden haberdardı, biliyordu genç adam.
***
1925
Magnec