Kim olabilir ki a a yama ailesinin kızı gelmedi ay o geveze gelmese olmazdı zaten neyse özledim onu da gelsin bari ??
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
230. Bölüm Prenses Yuna'nın Doğum Günü (3)
Abnea Ailesi'nin prensi ile, geçmişi hatırlamasıyla birlikte içi sızlayan ama dışarıdan belli etmeyen genç, Fungyuo Krallığı'nın prensesinin yanına doğru ilerledi ve selam vermek amaçlı elini kaldırarak konuştu: ''Merhaba, ben Zend. Sizinle de tanışmak istedim.''
Kızıl saçlarını hafifçe geri çeken kız renkli gözlerini Zend'e doğru yöneltti ve genç adamın gözlerine odaklanarak cevap verdi. ''Ben de Aena Fungyuo, memnun oldum.''
Zend tam cevap vermeye yeltenmişken karşısındaki prensesin birkaç şey daha söylemek üzere dudaklarını araladığını görünce sessizleşti. Aena ona bir süre baktı ve tekrar konuştu: ''Ancak sormama izin verin, neden ailenizin ismini söylemiyorsunuz?'' diye, saygı çerçevesinden ayrılmadan sorarak cevabını beklemeye başladı.
Zend ona yöneltilmiş soruyu bugün her halükarda birinin soracağını tahmin ediyordu zaten. Bu yüzden sakin kalarak, daha önceden aklında belirlediği cevabı dile getirdi. ''Prenses Aena, ben ailemi hiç tanımadım, bu yüzden hangi aileden olduğumu size söyleyebilmem mümkün değil. Ayrıca, ben de memnun oldum.'' Zend kendi ailesinin Fungyuo olduğunu da kabul ediyordu, sonuçta kendisini dünyaya getirmeyi hayatıyla ödeyen o kadını annesi olarak kabul etmişti çoktan. Ancak bunu dışarıdakilere söylemeye pek niyeti yoktu, üstelik saçından dolayı Fungyuo'dan olduğunu da birine ispat etmesinin yolu neredeyse yoktu. Böyle bir şeyi söylerse ancak dalga geçmeye çalıştığını falan düşünürdü insanlar, bu yüzden hiç gerek yoktu. Dürüst olmasa da, samimi bir şekilde cevap verdi genç adam.
Aena'nın gözleri Zend'in verdiği cevapla birlikte biraz büyümüş olsa da, sakin bir şekilde Zend'in konuşmasının ardından, ağzındaki kelimelerin dışarı çıkmasına izin verdi genç kız. ''Anladım, öyleyse tamam.'' dedi ve hafifçe güldü.
Zend bir kenara geçip oturmuşken, bir yandan da diğer insanların konuşmasını dinliyordu. Era da gelip kucağına yatmıştı, genelde her zaman yapıyor olduğu gibi. Jouva denen çocuk Zend'i aşağıladığı zaman da dahil, saraya girdikten sonra hiç konuşmamıştı. Zend önünde yuvarlanan büyülü yaratığının başını keyifle okşarken, kapı bir daha açıldı ve içeriye, başka biri daha girdi.
''Merhaba gençler!'' diye sesli bir şekilde konuştu içeriye hızlıca giren kişi. ''Nasılsınız bakalım?'' diyerek gülümsedi ve ellerini beline dayadı.
Zend ellerini kendine güvendiğini belli edecek bir pozisyonda beline dayamış olan genç kıza baktı birkaç saniye. Açık kahverengi saçları vardı, üstelik yüzündeki ifade de oldukça mutlu olduğunu belli ediyor, dişlerine parıldama fırsatı veriyordu.
'Bu yüzü daha önce görmüş müydüm?' diye sordu kendi kendine. Çünkü tanıdık bir simaydı kapıdan içeri giren kişi. ''Güneş, hoş geldin!'' Prenses Yuna aynı Berinne'de yapmış olduğu gibi kapıdaki kişinin yanına giderek ona samimi bir şekilde sarıldı.
'Güneş!' Zend o sırada gelen kişinin kim olduğunu çoktan anlamıştı bile, bu yüzün bir benzerini, Siyahlar listesinin en başında görmüştü. 'Güneş Ailesi'nin başındaki Tarini Güneş'in kızı falan olmalı bu, acayip benziyorlar.' diye içinden geçirirken genç adam, Beyaz Taç'ın kurucu ailesi olan Güneş Ailesi'nden geldiği açıkça belli olan kız, odadakilerle hızlıca selamlaştı ve Zend'in yanına gelerek, bir gülümsemeyle birlikte ona da bir selam yolladı. ''Merhaba Zend, sen gerçekten Beyaz Taç'ın yetiştirdiği, epey potansiyeli olan nadir savaşçılardan birisin, bizler seninle gurur duyuyoruz!'' diyerek elini genç adamın omzuna attı. ''Bu arada ben Ranfan, Tarini Güneş'in tek kızıyım, memnun oldum.'' Elindeki yüzüğü göstererek, Zend'in, yüzüğün üzerindeki beyaz bir taç ile karşılaşmasını sağladı genç kız.
''Ah,'' Zend gülümseyerek cevap verirken kendi yüzüğünü de ona göstermişti. ''Ben de Zend, memnun oldum.'' Karşısındaki neşeli bir şekilde konuşan kızın saçları da, tıpkı annesininki gibi siyah ile beyazın birleşimi ile oluşmuş olan gri idi ve kafasının arkasında, eşit uzaklıkta olmak üzere iki yerden bağlanmış, arkaya doğru sarkıtılmıştı. Yüzünün her bir parçası, annesininkine benzemekteydi. Gerçekten de her şeyini annesinden almıştı anlaşılan.
''Zend, kolun ne çabuk iyileşmiş.'' Ranfan Zend'in sağ kolunu işaret ederken konuştu ve hemen, yüzüğüne bir kere dokundu, böylece Siyahlar'ın bugün yenilenmiş listesinin elinde ortaya çıkmasına neden oldu. Hızlıca Zend'in sayfasını açarak, genç adamın yüzünün yan tarafındaki, eski altmış beşinciyi öldürmeden hemen önceki anı gösterdi. ''Burada bir kolun yoktu, ben de en azından bir süre boyunca bu koluna sahip olamayacağımı düşünmüştüm. Ama senin kolun çoktan eski haline gelmiş bile.''
''Evet, hızlıca iyileşiverdim, ustamın bana verdiği bir hap sayesinde.'' Zend sakin bir şekilde bir yalan uydurdu, sonuçta kolunun bir anda eski haline dönmesi için en azından bir Işık Stili büyücünün onu iyileştirmiş olması gerekiyordu ve Kyuk şu anda Tolan Şehri'ndeki Beyaz Taç'ın Pounz şubesinde değildi, bunu da Beyaz Taç'ın sahibi olarak sayılabilecek olan Güneş Ailesi'nin liderinin tek kızı muhtemelen biliyordu, sonuçta o da Pounz'da yaşıyordu ve Beyaz Taç'ın Pounz'da kurulduğu tek yerin Tolan Şehri olduğu göz önünde bulundurulduğunda, bir Işık Stili büyücüye şu anda sahip olmadıkları gerçeğini ondan saklamak mümkün olmazdı. Aynı zamanda normal bir şekilde bunu söylerken o an kendine bakıyor olan Berinne'ye doğru bir saniyeliğine baktı ve gözlerinin buluşmasıyla birlikte, ona, diğerlerine fark ettirmeden küçük bir göz kırpışı gönderdi.
''Anladım...'' diye cevapladı Ranfan. ''Ama yine de aşağı yukarı sadece bir gecede kolunun iyileşmesi size epey pahalıya patlamış olmalı, ustan böyle bir hapı nereden bulabilmiş ki? Hızlı zamanda bir vücut bölümünü iyileştiren yenileme hapları inanılmaz derecede yüksek bir fiyattan satılır.'' Ranfan Zend'e meraklı bir şekilde bakarken, bir yandan da sanki sahte olup olmadığını öğrenmek istiyormuş gibi ona bir iki kere parmak uçlarıyla dokunmuştu.
Zend bunu biliyordu. Daha önce Beyaz Taç'a gelmiş, ölmek üzere olan bir Beyaz Taç kardeşini iyileştirmek için Ranon'un yaptığı o iyileştirme hapı, o adamın gövdesindeki büyük bir eksikliği gidermişti ve o gün, bu hapın aslında bir milyon altın bile edebileceğini duymuştu!
'Yakalandı...' Berinne, odadaki diğerleri gibi Ranfan ve Zend'in konuşmasını dinlemeye koyulmuşken, Zend'in biraz önce yalan söylediğini fark etmişti. Sonuçta olanları kendisi de görmüştü ve onun kolunun bir anda o adamın parmaklarını sallamasıyla eski haline döndüğünü biliyordu. Ama Zend'in bu konuyu bu şekilde anlatamayacağının da farkındaydı, sonuçta gerçekte olanı söylese ona kim inanırdı ki? Yalan söylemesi mantıklıydı ve yalan söylerken de, Berinne'nin dikkatini bile çekebilecek derecede sakin kalmıştı. Yani sanki yalan söylemiyormuş gibiydi, gerçekten de doğruyu anlattığını sanardınız ona bakarken. Berinne gerçekleri kendi gözleriyle görmemiş olsa, kesinlikle Zend'in dediğine inanırdı. Hatta Zend de öyle bir gerçekçilikle söylemişti ki, Berinne aklındakilerden bile şüphe etmişti bir an. Bu çocuk, gerçekten de istediği şeyi söyleyip, yalan olduğuna dair en ufak bir ipucu bile bırakmamayı başarabilirdi arkasında. Yalan söylemekte haklıydı, ama kaçış yönü yanlıştı genç adamın. Bir kolu bu kadar kısa bir sürede yenileyebilecek kadar güçlü bir hap, en ucuzu bulunsa dahi kişiye en azından beş yüz bin altına patlardı. Sadece kolunu iyileştirmek için beş yüz bin altın umı vermişti yani? Bu da düpedüz aptallık olurdu. Burada hapla alakalı bir şey söylemek onu kurtarmazdı.
Ama bunu bir yana bırakınca, onu kurtaran hap ile ilgili bir şey söylemese dahi neyi bahane olarak sunabilirdi ki? Şu anda bir kaçış yolu yoktu yani, kolunun bu kadar hızlı iyileşmesini sağlayacak neye sahip olabilirdi bu genç adam? Bir süre düşünmesine rağmen, gerçekten de onu bu noktadan çıkarabilecek bir fikre sahip değildi Berinne. Bu yüzden Zend'in yerinde kendisi olsa, ne yapabileceğini bilemezdi. Muhtemelen şimdi paniklemeye başlayıp biraz önce yalan söylediğini belli ederdi bile. Zaten Zend'in de böyle yapmasını bekliyordu, sonuçta bu noktada hemen herkes ister istemez paniklerdi. Ancak çelikten sinirlere sahip, duygularına sonuna kadar hakim olmayı başarabilen birisi bu noktada paniklemeyip mantıklı bir şekilde düşünmeye devam ederdi.
''Ustam nereden ele geçirmişse artık, bir şekilde gerçekten güçlü bir hap bulmuş, bunun varlığından benim de haberim yoktu. Ama eski altmış beşinciyi yendiğimde kolumdan kaybettiğim kan miktarı inanılmaz derecede artmıştı ve ustam da ne yapacağını bilemeyip, ölmemden endişe ederek bana direkt bir hap vermiş. Aslında Beyaz Taç'a kadar dayanabilirdim tabii, benim için bir sorun olmazdı, sonunda atlatmayı başarırdım ama ustam sakinliğini çabuk kaybeden biridir, hahahaha, bir anda panikleyip bana o hapı vermiş. Kendisi de çok pişman oldu sonradan ama ne yazık ki çoktan iş işten geçmişti.'' Zend gülümseyerek ve gülerek samimi, gerçekçi bir şekilde konuştu. Tabii söylediklerinin, gerçeklikle uzaktan yakından alakası yoktu.
''Ah, anladım, hahahaha!..'' Ranfan Zend'in söyledikleriyle birlikte bir kahkaha patlattı. ''Hollis işte, hemen panikler, değil mi?'' diyerek gülmeye devam etti. Zend'in söylediklerine koşulsuz şartsız inanmış gibi görünüyordu.
''Kesinlikle, ustamın ayakları böyle durumlarda birilerini nasıl kurtaracağı konusunda hareket etmeye çalışırken sürekli birbirine dolanır, hahahaha!'' Zend de bir kahkaha ile cevap verdi.
'Yok artık...' Tabii bu ikiliyi izlerken gördüklerine inanamayan bir kişi daha vardı orada. 'Hiçbir şüpheye bile yer verilmedi!' Berinne'nin gözleri iyice açılmıştı. 'Tamamen gerçeklerden başka şeyler söylüyordu ama öyle bir gerçeklikle söyledi ki, Ranfan direkt olarak inandı. Ben bile inandım! Gerçekten, kendi gözlerimden şüphe ediyorum şu anda! O... Gelen panik hissini bastırdı mı?! Yoksa... Bir panik hissine sahip mi ki?!'
''Hahaha, bu delikanlı gerçekten de kendisini bastırabiliyor, değil mi? Soğukkanlılıkta seviye atlamış resmen.'' Harsis'in sesi, Berinne'nin zihninde yankılandı.
''Ciddi anlamda yüksek seviye bir yalandı bu.'' Berinne hemen zihnindeki yoluyla Harsis'e seslendi. ''Hayır, yalan yüksek seviye değildi, buna inanılmayabilirdi normal bir durumda. Burada yüksek seviye olan Zend'in konuşmasıydı. O kadar gerçekçi söyledi ki, biraz önce onun ağzından çıkanların yalan olduğunu, gerçekleri gözleriyle görmüş olmayan hiç kimse anlayamazdı. Hatta zayıf bir iradeye sahip birinin, gerçekleri görmüş olmasına rağmen Zend tarafından kandırılması mümkün. O, diline son derece hakim.'' Berinne, hala en ufak bir yalan belirtisi bile göstermemiş olan Zend'e bakmaya devam ediyordu. ''Üstüne üstlük, muhtemelen bu konunun açılacağına dair bir fikri olmamıştı daha erkenden. Yani aynı anda hem düşünüp, hem de konuştu. Bir bahane bulması bile yeterince zorken, bir de üstüne bu şekilde ustalıkla konuşması, cidden takdire şayan.''
''...'' Harsis de genç kız ile aynı fikirdeydi ve bu yüzden biraz sessiz kaldı. Harsis ve kardeşleri, duyulduğu zaman dudak uçuklamasına neden olacak kadar bir zaman dilimi boyunca o manyak adamın dikkatini çekmeye çalışmıştı. Ama başaramamışlardı, adeta umursanmamış ve önemsenmemişlerdi. O genç ise... Sadece birkaç yılda bunu başarmış mıydı? Bu gerçekten şaka gibiydi...
''Heh... Gerçekten de o, ha?'' diye konuştu, en azından Ranon kadar yaşlı olan bir başka varlık.
''Bu arada, seni tebrik ediyorum!'' Ranfan samimi bir şekilde Zend'in omzuna koydu elini. ''Sen son beş yüzyıldaki, henüz on yedi yaşındayken Siyahlar'ın içerisine girmeyi başaran ilk kişisin. Senden önceki kişiyi de araştırdım, beş asır önce on yedi yaşını geçmeden Siyahlar'a girmeyi başarabilen kişiyi yani. O kişi de çok büyük şeyler başarmış, döneminin en güçlüsü olmuş. Ama biraz yanlış şeyler de yapmış tabii, fazla güçlüymüş, yoldan çıkmış bu yüzden. Fazla güç insanı kör eder derler. Üstelik, ödülüne ne demeli?! Beş yüz bin altınla birlikte, bir de on beşinci seviye bir büyülü yaratığın öz suyunu ödül olarak koymuşlardı başına, değil mi?'' Ranfan, bunun bir marifet olduğunu düşünüyor olacaktı ki Zend'i övüyormuşçasına konuşuyordu. ''Bu kadar büyük bir ödülün başına konmasını sağlamak için, on yedi yaşına neler yapmış olabilirsin ki? Gerçekten, senin geleceğin çok parlak Zend, Güneş Ailesi'nden biri olarak seninle bizzat gurur duyuyorum, hahaha!''
Ranfan'ın konuşmasının ardından kapı tekrar açıldı ve Zend'in, burada olmasından hiç hoşlanmayacağı biri daha girdi içeri.
***
1712
Süreli üyelik sistemine perşembe günü geçiyoruz arkadaşlar.
Magnec