Sende seviliyosun Tomato usta . Dediklerini haklısın sana katılıyorum.
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
228. Bölüm Prenses Yuna'nın Doğum Günü
Sanzirna'nın kapısına, doğum gününe gittiğini ve o dönene kadar Sanzirna'nın istediği bir şeyleri yapmakta serbest olduğunu yazan bir not koyduktan sonra, neşeli bir şekilde aşağı indi genç adam. Son beş yüzyıldaki, Siyahlar'a girmeyi başarmış en genç kişi olmayabilirdi. Çünkü aslında şu anda yirmi yaşındaydı ama krallık, muhtemelen Beyaz Taç'tan bilgi alarak Zend'in on yedi yaşında olduğunu sanmıştı. Bu yüzden de onu Siyahlar'a son beş asırda girmiş olan en genç kişi ilan etmişlerdi, Zend pek de takmıyordu bunu. Sonuçta kazanmıştı bu unvanı, değil mi?
''Berinne, son beş yüzyıldaki Siyahlar'a girmeyi başaran en genç kişi olmuşum, efsane mutluyum şu anda!'' Zend saatin henüz erken olduğunu fark ettiğinden dolayı sesini fazla yükseltmemeye çalışmadan, mutluluğunu Beyaz Taç'ın ana binasına doğru gidiyorlarken Berinne ile de paylaştı.
''Tebrikler!'' Berinne mutlu bir şekilde Zend'e baktı ve ellerini göğsünde birleştirdi. ''Gerçekten büyük bir başarıya imza attın. Ama sen gerçekten on yedi yaşında mısın ki? Daha büyük gibi görünüyorsun...''
''Aslında yirmi yaşındayım,'' Zend sesini iyice alçalttı ve Berinne'nin kulağına doğru yaklaşarak fısıldadı. ''ama bunu kimseye söyleme, en genç kişi olarak anılmak fena değil, bunu bozmaya hiç gerek yok, hehehehe...'' Sessizce konuşan gencin yüzünde sinsi bir ifade vardı.
''Demek öyle...'' Berinne, uzaktan narin ve zarif görünen ancak Zend'in, savaşta bir kaplanın pençesine dönüşebileceğinden emin olduğu elini ağzının üzerine götürdü. ''Bu hile sayılır ama!''
''Yok canım, ne hilesi.'' Zend gülümseyerek işaret parmağını dudaklarının üstüne doğru ilerleterek Berinne'ye bunu saklı tutmasını söyleyecek bir işaret yaptı. ''Sonuçta aslında gerçekten de bu dünya üzerinde on yedi yıl geçirdim, tam olarak yirmi yaşında da sayılmam yani...''
''Nasıl yani?'' Berinne gözlerini hafifçe genişletti. ''Diğer üç yılı nerede geçirdin?''
Zend biraz bekledi önce. Daha sonra, onun zaten o manyak adamı biliyor olduğunu düşündü. Ondan bunu gizlemenin bir manası var mıydı? Ranon'a danışmak zorunda olduğunu hissetmişti burada, bu yüzden hızlıca Ranon'a seslendi. ''Ranon, ona bunu anlatayım mı?'' diye usulca sordu ve düşünüyormuş gibi görünmeye çalışarak, Ranon'un cevabını beklemeye başladı. Era da omzunda uyukluyordu hala.
''Bu sana kalmış. Harsis'e benim kardeşim olduğu için çok fazla güvenme, sonuçta Harsis bana ihanet etmez, sana edebilir. Onun gözünde sen çok da önemli biri değilsin, sadece o adamın seni önemsediğini bildiği için yanlış bir şey yapmaz ama onun, benim gibi seni terk etmeyeceğini düşünme direkt. Yani Berinne'ye güveniyorsan anlatabilirsin, Harsis'i işe karıştırmadan düşün ve bu şekilde konuş. Berinne'ye bunu anlatmanda başka hiçbir etken olmasın, kararını da kendin vermelisin.'' Son zamanlarda Zend'in kararlarında ona pek yardımcı olmayan, hatta onunla eskisi gibi sık konuşmayı artık bırakmış olan bu kalın sesin sahibi olan yaşlı varlık, Zend'e bilgilendirici bir cevabın daha ulaşmasını sağladı. Tabii onunla sık konuşmamasının bir nedeni vardı artık, Zend'in kendi ayakları üzerinde durabilecek yaşa geldiğini ve kararlarını kendisinin vermesi gerektiğini söylemişti daha önce. Bu yüzden Zend'e zor durumlarda pek uyarıda bulunmuyordu, çok farklı bir durum oluşursa ancak müdahale ediyordu.
''Hmm...'' Zend hafifçe mırıldandı dışarıdan duyulabilecek bir şekilde. Daha sonra tekrar Ranon ile aralarındaki zihin konuşmasına geçerek, devam etti: ''Yani Harsis'i işin içine katmam doğru olmaz, öyle mi?''
''Aynen öyle.'' Ranon kısaca cevap verdi.
''Pekâlâ.'' Zend başını sallayarak cevap verdi.
''Eğer gizliyse anlatmak zorunda değilsin tabii, bu senin seçimin sonuçta...'' Sorusunu ona yönelttikten sonra Zend'in anlaşılamayan bir şeyler mırıldanarak düşündüğünü gördükten sonra, Berinne ellerini kaldırarak hızlı bir şekilde konuştu.
''Yok yok, önemli değil, sana anlatabilirim.'' dedi Zend. Berinne ona güvenerek, Zend'in bir yanlış yapma ihtimalini göze alarak onu kendisinin, dolayısıyla babasının itibarının zedelenmesine olanak sağlayabilecek bir yere götürüyorsa, Zend'in de ona güvenmesi gerekiyordu. Böyle düşünmüştü genç adam, eğer bunu yapmazsa kendini sorumlu hissedecekti büyük ihtimalle. ''Şu adam var ya, dün görmüş olduğun.'' diyerek elini çenesinden çekti ve gözlerini kendine, Zend'i sıkıştırdığını düşünerek endişelenmiş ve mahcup olmuş bir şekilde bakan kıza çevirdi. ''O da beni eğitmesiyle ilgili birkaç şey zırvalamıştı hani, işte bu şeyleri, ben Chibui'deyken beni kaçırarak muhtemelen kendi Kadons'u olduğunu düşündüğüm bir yere götürerek yaptı. Üç yıl sürdü onunla birlikte geçirdiğim vakit, bittikten, o sonunda beni bıraktıktan sonra geri döndüğümde de bu dünyada sadece birkaç ayın geçmiş olduğunu gördüm. Bu yüzden normalde olmam gerekenden üç yaş ilerideyim yani.'' Dürüst bir şekilde konuştu genç adam. Bu sırada Beyaz Taç'ın ana binasına doğru, yürümeye devam ettikleri yolda durdu. ''Bu arada, istersen bugün başka bir yerde yiyelim, Jongtham'da bugünde de tatil var ve bu saatte muhtemelen orada bir sürü kişi vardır. Karşılaşırsak da benim doğru düzgün yemek yememe izin vermezler, epey meraklılardır da...'' Zend elini başının arkasına attı. ''Yanımda para var, ben ısmarlayayım bugünkü kahvaltıyı.''
''Olur, sorun yok.'' Berinne gülümseyerek cevap verdi. Daha sonra da bahçeden çıkış kapısına doğru dönen Zend ile ayrılmadan onu takip etti. Ardından biraz önce konuşuyor oldukları konuya dönerek, ''Yani o adam zaman kavramını değiştirebilen biri, öyle mi?'' diye söyleyerek sordu.
''Evet.'' Zend başını sallayarak cevap verdi ve yanına ulaştıkları kapıyı açıp, dışarıya doğru ilerledi. Kafasına daha binadan çıkmadan önce kapüşonunu geçirmişti, yüzü de kapalıydı. Bu yüzden sorun yoktu. Berinne de aynı şekildeydi ama onun Zend'den farklı olarak, yüzünü kapatan bir şeyi yoktu.
''Anladım.'' diye cevap verdi Berinne. ''Öyle biriyle üç yıl geçirmek gerçekten çok zor olmuş olmalı.''
''Evet, ciddi anlamda bir işkence gibiydi ama sonunda geçti işte.'' Zend hızlıca cevap verdi ve hemen ekledi: ''Her neyse, sonuçta olan oldu. Şimdi yemeği yiyeceğimiz yeri seçelim.'' dedi ve Chibui'ye gitmeden önce yerini ezberlediği, yemek yiyebilecekleri yerleri ve bildiği kadarı ile özelliklerini sıralamaya başladı.
Berinne'nin bir yeri beğenmesiyle birlikte yola çıkıp, oraya hemen vardılar. Kapıyı aralarken Zend sitemli bir şekilde söylenmişti: ''Anasını satayım, şimdi yüzümüzdekini çıkarsak bir dert, çıkarmasak bir dert. Kimsenin olmadığı bir yere çıkalım bari...''
Muhtemelen garsonların aldığı parayı bıraktığı yer olan, kasanın başında bekleyen bir adama doğru yaklaştı Zend. ''Merhaba, burasının dört katı vardı, değil mi?'' diye sordu ve gülümsedi. Tabii ki gülümsemesi maskesinin ardından belli olmamıştı.
''Evet efendim, bir arzunuz mu vardı?'' Adam Zend'e, her müşterisine yaptığı gibi saygılı bir şekilde baktı.
''Boş bir kat var mı?'' diye sordu genç adam, birinci katta gördüğü üzere pek fazla kişi yoktu şu anda. Saat henüz erken olduğu için çok kişi gelmemiş olmalıydı.
''Elbette, üçüncü ve dördüncü olmak üzere iki katımız boş.'' Adam ellerini birleştirdi ve Zend'in isteğini beklemeye başladı.
''Öyleyse dördüncü kata geçeceğiz, arkadaşımla birlikte. Bizim yemeğimiz bitene kadar garsonlar dahil kimse gelmesin, gerekli parayı veririm.'' dedi Zend hızlıca. Para sorun olmazdı şu anlık, Hırsız Çağı'ndan aldığı tek şey yüzük değildi sonuçta...
''Anlaşıldı efendim, buyurun.'' Adam eliyle Zend'e merdivenleri gösterdi.
***
Kısa zaman içerisinde yemeğe başlamışlardı. Zend yemekte kapüşon takmak gibi bir şeyi yapmak istemediği için böyle bir yola başvurmuştu ve burada Berinne ve kendisinden başka kimsenin olmamasını sağlamıştı. Sonuçta Berinne de, Zend de tanınmak istemeyen kişilerdi ve diğer insanların içerisinde, Zend'in başında ciddi bir ödül varken yemek yemeyi başarmaları çok zordu.
Kimsenin olmamasıyla birlikte, rahatça yemeye başlamışlardı Zend ile birlikte Berinne.
Zend Berinne'nin karşısında dikkatli bir şekilde yemek yiyecekti, çünkü şu anda muhtemelen hiçbir görgü kuralını atlamayan bir prenses vardı ve Zend eğer yemek yerken yanlış bir şey yaparsa, ona gülebilirdi ya da onunla dalga geçebilirdi. Bunlardan da kötüsü onu hor gerebilirdi!
''Hahahaha...'' Zend'in düzgün bir şekilde yemek yemek için kendini kastığını gördüğü gibi, Berinne de kahkahayı basmıştı tabii. ''Zend, bu kadar da çok kendini sıkmana gerek yok.'' diye konuştu ve gözünden akan bir damla yaşı silerek, yemeğini yemeye devam etti.
Zend Berinne'nin söyledikleriyle birlikte utanmış olsa da, belli etmemeye çalışarak kafasını iki yana sallayıp, yemeğini bitirmek için çaba sarf etmeye başladı.
Birkaç dakika içerisinde yemeği bitirmişlerdi. Zend ağzını sildikten sonra, ''Berinne, şimdi ne yapacağız doğum gününde? Özel bir şeyler falan yapar mıyız, bir de kaç kişi olacağız?'' Genç adam bugün için biraz endişeli olduğu için, Berinne'den o doğum gününe gitmeden önce yeterince bilgi edinmek gerekiyordu.
''Pasta falan keseriz, muhabbet ederiz işte, ne yapalım. Sarayı gezdirir bize Yuna.'' diye konuştu Berinne. ''Gerçekten Zend, rahatlayabilirsin. Sakin olduğun zaman bir hata yapmayacağını biliyorum.'' diyerek Zend'i rahatlatmaya çalıştı genç kız.
''Rahatım ben zaten canım, sorun yok.'' Zend gülümsedi ve bir elini, tekrar kafasının arkasına attı. Aslında kendisini, Berinne'yi küçük düşürmemek için kastığını herkes kolayca anlayabilirdi tabii... ''Her neyse, öyleyse sorun olmaz zaten.'' diye devam etti.
''Hadi gidelim artık, saat ilerliyor. Kaimei'ye gideceğimiz için erken davranmamız gerek.'' Berinne oturduğu yerden kalktı ve bu katın kapısına doğru, boş odanın içerisinde ilerlemeye başladı. Zend de ayağa kalkıp kapüşonu ile birlikte kumaş parçasını taktı ve cevap verdi.
''Tamam.''
***
Kısa bir süre içerisinde, onları Kaimei'ye ve sarayın önüne kadar götürecek bir at arabasına binmiş, saraya ulaşmışlardı. Tolan ve Kaimei şehirleri komşu olduğundan dolayı, birinden ötekine gitmek çok büyük bir vakit almıyordu. Üstelik büyüyle hızlandırılmış büyülü yaratıkların çektiği at arabaları çok daha hızlı gittiğinden dolayı, onları tercih ettiğiniz zaman işinizi kat kat hızlı bir şekilde yapabiliyordunuz.
''Cidden büyük, değil mi?'' Zend girişe oldukça uzak kalmasına rağmen, devasalığı buradan bile fark edilebilen binaya bir baktı ve Berinne'ye doğru konuştu.
''Kral Dustin gösterişe epey düşkündür.'' Berinne başını salladı. ''Fark etmişsindir zaten, hahaha...'' diyerek güldü ve Zend'e baktı. ''Neyse, hadi girelim bakalım.''
Kapıya ilerlediler ve ikisi de art arda, tanınmalarını engelleyen şeyleri çıkardı. Zend burada zaten ona saldıracak kadar cesaretli birinin olduğunu düşünmediği için endişe duymuyordu şu anda. Era omzunda, tetikte beklemeye devam ediyordu. Ona da güveniyor olduğu için, rahat bir şekilde, kafasındaki kapüşon ile birlikte yüzündeki kumaş parçasını çıkarmıştı. Hem de saraya girerken görünüşünü saklamak saygısızlık sayılırdı büyük ihtimalle. Kapıda onları büyük bir zırha sahip bir asker karşılamıştı. Berinne'nin önünde eğildi ve kapıyı açarak, içeri girmelerine izin verdi. ''Efendim, buyurun. Size saraya kadar eşlik edecek olan kişi kapının hemen öteki tarafında hazır bekliyor.''
''Teşekkürler.'' Berinne de samimi bir şekilde cevap verdi ve beraberinde olduğu Zend'in arkasından geldiğini kontrol ederek, usulca içeri girdi.
''Merhaba Berinne Renkli Yıldırım, Renkli Yıldırım Krallığı'nın ikinci prensesi. Hoş geldiniz, nasılsınız efendim?'' Şık giyimli bir adam, içeri girmeleriyle birlikte Berinne'ye selam verdi ve elini uzattı.
Berinne çok geçmeden onun elini tuttu ve cevap verdi: ''İyiyim, siz nasılsınız?''
''Ben de iyiyim efendim, sorduğunuz için teşekkür ederim...'' diyerek başını hafifçe eğdi adam. ''Siz de hoş geldiniz, Lord Zend. Bugünlerde adınız tüm Pounz'u kasıp kavuruyor.'' Adam saygılı bir şekilde Zend'e doğru bakarak başını aynı şekilde saygılı bir şekilde eğdi ve daha sonra, elini saraya doğru uzatarak konuştu. ''Buyurun, bizi saraya götürecek arabamıza binelim. Prenses Yuna'nın doğum gününü kutlamak için gelen yedinci kişisiniz.''
Berinne adamın gösterdiği arabaya bindikten sonra, Zend de onu takip etti ve yanına oturdu. Adam da karşılarına oturmuştu.
''Bu arada Lord Zend için kendimi tanıtayım, Leydi Berinne ile daha önce tanışmışlığımız olmuştu ama Lord Zend ile ilk defa görüşüyoruz,'' Adam giydiği kıyafetinin yakasını düzeltti ve devam etti. ''Beremis Ailesi'nden Nikadon Beremis oluyorum.''
''Ah,'' Zend adamın kendisine seslendiğini fark ederek hemen cevap verdi. ''ben de Zend, memnun oldum Nikadon.''
''Lord Zend pek de alçak gönüllüymüş.'' Adam Zend'e bakarken hafifçe gülümsedi.
''Teşekkürler...'' Zend tanımadığı birinden iltifat duymuş olduğu için istemsizce kızararak teşekkür etti.
Pounz'un ve Renkli Yıldırım'ın durumundan konuşmaya devam ederek, sarayın önüne kadar geldiler. Zend kendine güvenerek arabadan aşağı atladı ve ciddi anlamda büyük olan, ihtişamlı sarayın ayrıntılarını incelemeye koyuldu...
***
1750
Arkadaşlar, bu arada sizinle büyük bir duyuruyu paylaşıyorum bu bölümün sonunda.
Siteyi ve sitedeki çevirileri takip edenler varsa haberleri vardır, süreli üyeliklerimiz mevcut. Sitedeki süreli üyelik kısmına göz atarak daha net bir bilgi edinebilirsiniz, ama ben yine de açıklayayım biraz.
Bu üyelikler, satın alan kişilere, -çeviri için 20 ₺ ücret- daha fazla bölüm okuma imkanı sunuyor. Örneğin çevirdiğimiz Zhan Long adlı seride üyelik alan arkadaşlara her gün üç bölüm sunarken, normal okuyan arkadaşlara ise günlük bir bölüm sunuyoruz. Bunu Desolate Era adlı seride de yapıyorduk, bu üyeliği satın aldığınız zamanda ise normal bir şekilde açılan bölümlere ek olarak günlük epey bir bölüm daha okuyabiliyorsunuz.
Bunu ise, şimdi Argenta'ya da getiriyoruz. Yani Argenta'nın da bundan sonra kendine ait bir üyeliği olacak ve sitedeki, Zhan Long ve Desolate Era'yı okumanızı sağlayan üyelikten bağımsız olacak. Bu üyeliği satın alan arkadaşlar, normal okumaya devam eden arkadaşlara göre daha fazla bölüm okuyabilecek. Ücreti ise aylık 10 ₺. Günlük iki bölümden devam edeceğimiz için, bu ay boyunca toplam altmış bölümü paylaşmış olacağım. Normal okumaya devam eden arkadaşlara ise, siteye hafta içi her gün bir bölüm atacağım. Hafta sonları ise bölüm gelmeyecek, wattpada ise, daha önce de dediğim gibi sitede herkese açılan bölümlerin yarı sayısı kadar bölüm atılacak. Şimdi gelelim, o nasıl şey lan, vs türü şeyler diyerek rage atmaya başlayacak arkadaşlara...
Bir yılı aşkın bir süredir bu kitabı yazıyorum arkadaşlar, azimli bir şekilde devam etmek benim bir özelliğim haline geldi artık. Günde iki bölüm yazmaya başladım, bu, uzun soluklu ve ayrıntılar ile işlenen bir kitap yazarken emin olun kolayca yapılabilecek bir şey değil, buna her gün saatlerimi ayırıyorum ve karşılığında küçük bir karşılık istiyorum, 10 ₺, pahalı bir şey olduğunu sanmıyorum, sonuçta bu parayı gerçekten de bulamayacak olan kişi ciddi anlamda çok nadirdir. Bu parayı neye vermediğinizi bir düşünürseniz de durumu daha iyi kavramış olursunuz zaten.
Aslında aklımda kitabı bastırmak vardı ve daha önce de teklif geldi, ama kabul etmek istemedim. Çünkü kitabımın telifi bende kalsın istiyorum ve kitap bastırmak, tüm gözlemlerime ve araştırmalarıma dayanarak söylüyorum ki gerçekten de bir işkence. Sizi bekletmiş olacağım en başta, aylar boyunca. Yeni bölüm gelmeden üstelik. Daha sonra kitabın editörü olsun, noteri olsun uzayacak da uzayacak. Bir türlü işin üstesinden gelemeyeceğiz yani, resmen eziyet. Ardından kitabı bastıracağız ve ne kadar olduğu belirsiz bir fiyat belirleyeceğiz, ancak şu anda wattpaddan bastırılan kitaplara baktığım zaman ortalama fiyatın 20 liradan aşağı olmadığını görebiliyorum. Bir kitap için yirmi lira isteniyor, öyleyse basit bir hesaplama işlemi yapalım.
Ortalama bir kitap sayfasında 400 kelime var, değil mi? Benim bir bölümüm ise ortalama olarak 1700-1800 kelime. Bu ay boyunca da yazacağım bölümleri 1750 kelimeden hesaplayacak olursam, 1750x60'tan 105.000 kelime yazmış olacağım. Bu da, 105.000/400 den 262,5, yani 262 sayfa eder. 262 sayfalık bir kitap karşılığında ise, istediğim miktar sadece 10 ₺. Bir kitapçıya gidip, 250 sayfalık bir kitabı 10 liraya bulabileceğinizi düşünüyor musunuz? Bulabilirseniz de bu oldukça nadir olacaktır. Aynı şekilde, bir bölümü, benim ortalama 1.5-2 saat ayırdığım bir şeyi sadece 16 kuruşa almış olacaksınız. Size sadece bir saatini bile 16 kuruş karşılığında verecek olan kimi bulabilirsiniz acaba? Ben hem sizi bekletmek istemiyorum, hem kazanabileceğim parayı bir yayınevi ile paylaşmaya gerek duymuyorum, hem de her şeyi kontrol edip, değiştirebileceğim rahat bir kitap yazma ortamında kalmaya, geçmiş bölümlerimin tamamını paylaşmaya devam edebilmek istiyorum. Bu yüzden böyle bir yola gitmeye karar verdim, sorularınız varsa bana wattpad ve site chati üzerinden ulaşabilirsiniz. Bir iki gün içerisinde duyurular kısmından bir yazı paylaşırız, o zamandan sonra da bu sistemi uygulamaya koyarız. Yazıyı paylaştığımı bir bölüm sonunda da yazarım tabii.
Seviliyorsunuz <3
Magnec