Fazla kibir başa bela dikkat etmeyi unutma neyse hollisteki bu kendine güven ne ya güç seviyeleri biraz daha iyi belirtiler keşke çünkü en son hatırladığım on üçüncü seviye falandı hollis ?
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
196. Bölüm Usta (2)
Zend, karşısında ustasını gördüğü anda içindeki sıcaklığın iyice arttığını hissetti.
''Usta!'' Coşkuyla bağırıp, kendini tutmadan ustasına sarılmaya gitti. ''Seni çok özledim!''
''Ben de seni özledim de, Chibui'de başına ne geleceğini bilmeden bıraktığım öğrencimi iki kızla birlikte yanıma gelirken gördüğüm zaman, gururum özlemimin önüne geçti! Bugünleri de mi görecektim?.. Gözlerim yaşarıyor...'' Hollis bir elini gözlerinin önüne götürdü.
''Hahahahaha...'' Zend sınıftan yavaşça çıkan hocasına sıkı sıkı sarılırken, hayatında olmadığı kadar mutlu hissediyordu kendini. En son onunla birlikteyken aralarında hatırı sayılır bir boy farkı vardı ama şu anda, Hollis ile boyları aynıydı. Onu bırakan Zend, hafifçe geri çekilerek yüzüne iyice bir baktı Hollis'in Onun tepkilerini, yüz ifadelerini, görünüşünü, dağınık saçlarını ve her zaman yüzünde olan kirli sakalını, esprilerini, hemen her şeyini özlemişti. O, Zend'e insan gibi davranan ilk kişiydi. Onunla birlikte pek çok şey yapmıştı genç adam, bir sürü şeyi öğrenmeyi başarmıştı, dünyanın nasıl işlediğini ilk olarak ustasından öğrenmişti. Dünyanın acımasızlığını, Hollis göstermişti ona. Eğer onunla karşılaşmamış olsaydı, şu anda olduğu kişi olabileceğini düşünmüyordu Zend. Belki güç olarak daha yüksekte olabilirdi, daha iyi bir makama sahip olabilirdi. Ama Hollis'le birlikte geçirirken yaşadığı eğlenceleri asla yaşayamazdı. Zaten bu eğlenceli anıları da hiçbir şeye değişmezdi.
''Bir saniye Zend, bana izin ver. Merhaba efendim, sizinle tanışmayı gönülden istiyorum,'' Zend daha yeni Hollis'i bırakmışken, adam Zend'den hemen sıyrıldı ve Sanzirna'nın yanına gitti.
''Usta, kaç yıldır görüşmemiştik ama sen benimle hasret gidereceğine yanımdakilerle mi tanışıyorsun?'' Zend birazcık şaşırsa da, ''Huylu huyundan vazgeçmezmiş!'' diyerek kıkırdamaya devam etti.
''Ben Sanzirna, efendim.'' Sanzirna Zend'in ustası olduğunu gördüğü kişiye karşı tamamen saygı dolu olması gerektiğine karar vermişti. Dik duruşunu bozmadan elini uzattı.
''Ben de Hollis, memnun oldum.'' Hollis gülerek Sanzirna'nın elini sıktı. ''Ayrıca bana efendim falan demene gerek yok canım, aramızda lafı mı olur?'' diyerek Berinne'nin yanına ilerledi.
''Merhaba küçük hanım, ben Hollis. Babanı hiç sevmem ha, aklında olsun.'' derken gülümsüyordu adam, bir elini belinin arkasına atmıştı.
''Ben de pek sevmem, merak etme. Ben de Berinne,'' diyerek karşılık verdi Berinne. ''açık sözlü insanları severim!''
Hollis o ikisiyle tanıştıktan sonra Zend'e doğru döndü ve gözlerini birazcık kısarak konuştu: ''Kutsal Seviye bir savaşçıyı bulman çok büyük bir başarı olmasa da, Renkli Yıldırım'ın prensesini bulman hakikaten iyi iş. Benim öğrencimden de daha azı beklenmezdi zaten!'' Hollis tekrar Zend'in karşısına gitti ve yüzündeki gülümseme, muhtemelen geçmişi hatırlamasıyla birlikte içine dolan burukluk hissiyle hafifçe küçüldü. ''Artık karşımda küçük bir çocuk yok gibi görünüyor, ha?'' Hollis de Zend onunkini incelerken Zend'in yüzünü incelemişti. ''Sakalların bile çıkmaya başlamış, nerede o küçük velet?'' Adam da öğrencisiyle karşılaştığı için oldukça mutlu görünüyordu. ''Umduğumdan daha fazla gelişmişsin.''
''Sen de beklediğimden daha az yaşlanmışsın usta.'' Zend neşeli bir şekilde konuştu. Hollis'in yüzü neredeyse hiç değişmemişti. Savaşçı olarak ilerledikçe vücudunun dayanma kapasitesini artırdığından dolayı yaşlanması da yavaşlıyordu insanın, Hollis'in yaşlanması da bu yüzden oldukça yavaşlamıştı. ''Gerçi bir savaşçı için bu oldukça normal.'' derken çocukluğunu hatırlamasıyla birlikte gülmeye devam etti.
''Herhalde canım, daha otuzlarımıza yeni vuruyoruz. Sen de iyice yaşlı yaptın beni! Hahaha...'' Hollis bir yandan kahkaha atarken bir yandan da elini Zend'in omzuna atmıştı. ''Gel de başka bir yere gidelim, şimdi koridorda dikilip konuşmaya gerek yok.''
''Tamamdır usta,'' Zend hızlıca kafasını salladı. ''Beyaz Taç'a da gidebiliriz istersen, hem diğerlerinin de okuldan çıkmasına az vardır, hep birlikte olmuş oluruz. Ama Avcı Bıçağı'na gidebiliriz de. Senin derslerin bitti mi ki usta?'' diyen Zend'in aklında bir anda bir şey belirdi. ''Ah, ben Avcı Bıçağı'na seni sormaya gittiğimde Gri Engerek'i sormayı unuttum! Tüh be...''
''Büyük Maızk şu anda şehirde değil zaten, bir iki güne gelecektir.'' Hollis cevap verdi. ''Beyaz Taç'a gidebiliriz, benim için fark etmez. Bir dersim kaldı sadece, onu da kırıvereyim, bir şey olmayacaktır. Sonuçta kaç yıldır ayrı olduğum öğrencim gelmiş buraya.''
''Tamam o halde, hadi gidelim!'' Zend coşkulu bir şekilde konuştu ve yanındaki, onu uzun zaman boyunca koruyup kollamış olan ustasına bir daha baktı. ''Usta, ben mührü bozduktan sonra gittiğin yer Fungyuo olmadı, değil mi? Sonuçta mühür bozulduktan sonra daha önce mühürlediğin kişinin üzerindeki mühür de bozulmuş olmalı.'' Zend'in aklında, Hollis adına endişelenmesini sağlayan bir soru vardı ve Hollis bir daha bir mühür falan kullanıp tekrar o kişiyi mühürleyerek hayatına zarar verdiyse, ciddi anlamda hayal kırıklığına uğrardı. Böyle bir şey yapmayıp sadece Fungyuo'ya gitmiş bile olsaydı, başına bir bela almış olabilirdi sonuçta. Ustası ile ilgili en çok merak ettiği şey buydu genç adamın ve daha fazla bekleyemeden, henüz okul binasının içerisindeyken sordu.
Hollis bakışlarının yönünü, aşağı inecekleri yerden Zend'e çevirdi. Merdivenlere doğru ilerlemeye devam ederken, ''Merak etme, sen benim hayatımı kurtarmak için kendi hayatını riske attın ve şu anda yaşadığım hayatın her saniyesinde, senin emeğin var. Bu hayat tamamen bana ait değil yani. Bu yüzden onu riske atmaya da tek başıma karar veremezdim. Yani Fungyuo'ya falan gitmedim, için rahat olsun.''
''Ah, çok rahatladım...'' Zend elini başının arkasına gönderdi ve mırıldandı. ''Bir anda o adama bir şeyler yapmak için yine kendini tehlikeye atacağın fikri aklıma geldi ve oldukça korktum.''
''Evet, bu benim de çok uzun zamandır aklımdaydı ve yapmak için de dönmeni bekliyordum aslında.'' Hollis gülerek konuştu. ''Sonuçta onu öldürmemek ama sonsuza kadar acı çekmesini sağlamak için o mührü kullanmıştım ama sonuçta bozduk. Bu yüzden yapmam gereken şeyler listesine bir yenisi daha eklendi, bu sefer bir mühürden falan yardım alıp hayatta kalmasını ve acı çekmesini sağlamak gibi bir amacım yok. Onu kendim öldüreceğim zaten.'' Epey genç görünen adamın gözlerindeki kararlılık Zend'i defalarca kez etkileyebilecek cinstendi.
''Usta, o adam tam olarak ne oluyordu? Aile içindeki konumu olarak yani. Bir Fungyuo asili olduğunu daha önce söylemiştin ama Kraliyet Ailesi'nden falan değil, değil mi?Daha önce söylemişsen de unuttum...'' Zend ustasının kararlılığını fark ettiği zaman, en azından bu şeyin daha az riskli olması için adamın çok köklü bir soylu olmamasını umdu.
Hollis birazcık huzursuzlukla iki genç kadına doğru yöneltti bakışlarını.
Zend de onun bu hareketini anında yorumlayıp, ''Merak etme usta, burada konuştuklarımız birine gitmeyecektir. Değil mi kızlar?'' diyerek Sanzirna ve Berinne'ye döndü.
''Zend'in söylediklerine bire bir uymak için emir aldım ben, ölümüne işkenceye maruz kalsam bile buradaki hiçbir şeyi sızdırmayacağım, içiniz rahat olsun.'' Sanzirna, Berinne ile seyahate başladığından bu yana her zaman olduğundan daha ciddi davranıyordu. Bir yabancının onlarla birlikte seyahat etmesinden kaynaklı olduğu konusunda yorumlamıştı bunu Zend, sonuçta Sanzirna bir savaşçıydı ve Zend ile eskiden tanıştıkları için çekinmeden konuşabiliyordu muhtemelen, ama Berinne'yi henüz yeni tanıdığı için ciddiyetinden ve dikkatinden taviz vermiyordu.
''Birine söylememem isteniyorsa bunu kimseye söylemeyeceğim,'' Berinne işaret ve orta parmaklarını yukarı kaldırarak konuştu. ''burada söyledikleriniz burada kalacak.''
''Heh...'' Hollis bir nefes verdi ve göz ucuyla Zend'e baktı. ''Aslını istersen o kralın oğlu.''
''Ne?'' Zend birkaç saniye bekledi. ''Öyleyse onu öldürmen aşırı zor olacak usta, Fungyuo Ailesi dünyanın en güçlü ailelerinin arasında değil miydi? Kralın oğlunu, yani tahtın ve tacın potansiyel bir varisini öldürebileceğinden emin misin?''
''Deneyeceğimden eminim.'' Hollis konuştu. ''Tabii sen de izin verirsen, Zend.'' Adamın yüzünde ciddiyet toplanmış gibiydi.
''İzin vermesem bile bir şekilde ikna edip bunu yapmayacak mısın sanki?'' Zend umutsuzca mırıldandı. ''Sonuçta seni tanıyorum...''
''Muhtemelen yapacağım, evet.'' Hollis gülümseyerek konuştu. ''Nasıl da biliyor beni, kerata...'' derken Zend'in omzuna bir şaplak attı.
''Neyse, ileride planlayacağız artık.'' Zend pes edermişçesine omuzlarını gevşetti ve bir iç çekti.
Binadan dışarı çıkmışlardı, Avcı Bıçağı'nın alanından çıkarak Beyaz Taç'a doğru ilerlemeye başladılar.
''Neden bu kadar rahatsın evlat?'' Hollis kapüşonunu takmış olan, rahat bir şekilde gülerek ilerleyen, yan tarafındaki Zend'e baktı. ''Venda seni öldürmek istemiyormuş, başında üç yüz bin altınlık bir ödül yokmuş gibi bir halin var, hahaha.''
''Endişeli olmak bir şeyi çözmüyor, bu sabah yeterince endişelendim zaten. Hem seninle tekrar karşılaştığım için mutluyum usta.'' Zend hafifçe kıkırdamaya devam ediyordu.
''Hah, haklısın aslında!'' Hollis coşkulu bir şekilde konuşarak sesini biraz yükseltti. ''Neyse, Venda'nın saldırıları nasıl gitti? Muhtemelen ilk olarak sana en zayıf askerlerini yollamıştır, onları yenebileceğini tahmin etmiştim. Ama gittikçe güçlenen askerlerle nasıl savaştın? Şu mührü bozan arkadaştan yardım mı aldın yoksa?'' Hollis kendi hareketinin bedelini ödeyen Zend'in, bunu nasıl yaptığını merak etmişti biraz. Venda bir Tanrı'ydı ve oldukça büyük bir güce sahipti ve dünyadaki, öldüreceği insanları öldürürken önce en zayıflar, en son en güçlüler ve ardından kendisi olmak üzere askerlerini yollardı. Çoktan yıllar geçmişti mührün bozulmasının üzerinden ve Venda'nın, Zend'e defalarca kez saldırmış olması gerekiyordu. Peki Zend bunları nasıl savuşturmuştu? ''Büyülü yaratık ortağı da edinmişsin, o mu yardım etti sana?'' Hollis biraz bekleyerek Eralkavender'in seviyesini sezmesine sağlayacak enerji dalgalarını hissetti. Daha sonra da ona yaklaştı: ''Ay, ne sevimli hayvan bu ya! Hiç de Kutsal Seviye gibi durmuyor, sen saldırıyor musun Zend'in düşmanlarına, minik pati seni...'' diyerek onun Era'nın patisini birazcık okşamıştı.
Ancak Era, bu durumdan hiç de memnun gibi görünmüyordu. Era normalde dokunulmayı seven biri değildi ama Zend, onun insan ortağı olduğu için biraz dokunmasına müsaade etmişti. Ama bir başkası olmazdı, evcil bir kedi değildi o. Yırtıcı bir çitaydı! Güçlüydü, bu pençeleri pek çok insanın ve büyülü yaratığın kalbini parçalamış, derisini yırtmıştı! Tamamen ciddiyetle pençelerini çıkarıp Hollis'in, bir patisinin üzerinde olan eline doğru yaklaştırdı. ''Bana dokunma insan.''
Hollis bunun üzerine hemen elini çekti. ''Pek de sinirliymiş...'' diye mırıldanarak yüzünü astı. ''Alt tarafı patine dokundum, hmph!''
''Aslında mührü bozduktan sonra bir süre saldırılara uğradım ve onları püskürttüm. Ama bir saldırıdan sonra, Venda bana saldırmayı kesti. Nedenini tam olarak bildiğimi söyleyemem, fakat yıllardır hiçbir saldırıya Venda'dan dolayı uğramadığımı söyleyebilirim. Bu yüzden o yönden bir endişen olmasın usta.'' Zend hemen cevap verdi.
''Saldırmadı mı?'' Hollis Zend'in söyledikleriyle birlikte şaşkın gözlerle ona baktı. ''Ne demek saldırmadı, bu dediğin beni daha çok endişelendirdi.'' derken elini çenesini götürüp düşünmeye başlamıştı. ''Venda'nın sana saldırması ve bu iki güzel hatunla minik kedinin sana yardımcı olması ya da mührü bozmanı sağlayan kişinin korumasıyla hayatta kalman mantıklıydı, ama Venda'nın sana saldırmaması tamamen mantıksız bir şey. O merhametli bir Tanrı değil, o gaddar biridir ve ölümcüldür. Kin tutar, öfkelidir. Seni affetmesi imkansız yani.'' Hollis şüpheli bir şekilde etrafa bakıyordu. ''Ne oldu acaba? Sana saldırmaktan vazgeçmesini sağlayabileceğin bir olay falan yaşadın mı?'' diye Zend'e sordu.
''Venda ile alakalı bir şey yaşamadım. Zaten yıllardır tek başımayım, bir aksiyonum olmadı.'' diyerek cevap verdi Zend. Venda'nın ona saldırmaktan vazgeçmesini sağlayacak bir şey yaşamamıştı, Venda tarafından yollandığını söyleyen en son kişi o kızıl saçlı çocuktu ve o gün, Raddha olduğunu söyleyen birkaç yaşlı adam o hala içerideyken ortada belirivermişti. Venda ona saldırmayı, Zend'in bir Raddha olmasından dolayı mı bırakmıştı acaba? ''Birkaç şey hatırlıyorum da, yarım yamalak. Ben onları iyice hatırladıktan sonra sana anlatırım usta.'' Zend ustasına kapüşonunun altından bir göz kırptı. Burada Raddhalar'dan bahsetmesi mümkün değildi, Berinne'ye bunu söyleyemezdi henüz. Onun kimseye bilgi sızdırmayacağını düşünse de, babasına bir anlık boşluğu ile söyleyebileceği bir ayrıntıydı bu. Bu olursa da Zend'in sonu gelmiş oluyordu.
''Tamamdır,'' Zend'in gizli mesajını fark etmesiyle birlikte Hollis konuyu kapattı ve kafasını salladı. ''başına üç yüz bin altın ödül konulması için nasıl bir zekilik yapmış olabilirsin acaba? Kimi öldürdün, neyi çaldın?''
''Bunu Saga da sordu usta, ama ben Beyaz Taç'a rağmen başıma ödül koyabilecek kadar güçlü bir ailenin bir bireyini öldürmediğimden ya da bir şeyini çalmadığımdan eminim. Yani öldürdüysem de farkında olmadan yaptım bunu, çünkü hiçbir şey çalmadığımdan kesinlikle eminim. Hatta benim bir şeylerim çalındı bile, ama ben bir tek altın bile çalmadım kimseden.'' Zend aklına çalınan pusulası ve saatini getirdi.
''Daha önce Ödül Binası'na gidip ödülü veren kişiyle dostça bir sohbet etmek istediğimi söyledim, ama bu ödülü koyan kişi her kimse bunu kabul etmedi. Her neyse, elbet açığa çıkacak. Eğer olmazsa da, senin Siyahlar'ın içerisinde iyi bir yere girip, kimsenin saldırmaya cesaret edemeyeceği biri olman gerekiyor. Bu şekilde yaşaman mümkün değil.'' Hollis düşünceli bir şekilde konuşmaya devam ediyordu. ''Sana Siyahlar'ın içerisinden bir av belirleyeceğiz. Gerekirse onu önceden güçsüzleştirip saldırmayı, yani hile yapmayı deneyeceğiz, ama bu krallığın en güçlü ilk yüz kişisinin arasında bir yer bulmalısın kendine.''
''Usta, Pounz'daki en güçlü yüzüncü kişi olduğum zaman, Siyahlar'ın içerisine girmiş oluyorum değil mi? O halde ben yüzüncü ile savaşayım direkt, hile yapmayı sevmem. Zaten kazanamayacağımı anlarsam da kaçarım, bir şey kaybetmem.'' Zend mırıldandı.
''Bak sen, iddialısın yani?'' Hollis gözlerini hafifçe açtı.
''Herhalde, o kadar zamandır boşa mı çalışıyorum usta?'' Zend'in yüzünde kendine güvendiğini fazlasıyla belli eden bir gülümseme oluştu.
***
1931
Magnec