Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

187. Bölüm Pounz'a Yolculuk

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

 

''Bu arada, Sanzirna benimle birlikte olabilir ancak benim gelmemesini söylediğim yerlerde de bunu kabul etmeli. Çünkü bu hareketinle onu bana bağlamış oluyorsun ve bu da beni bazı zamanlarda rahatsız edebilir, bu tip durumlarda Sanzirna benim dediğimi yapacak, sıkıntı olur mu?'' Zend Lazel'in teklifini kabul etmişti ama hayatını artık Sanzirna ile birlikte geçirecek de değildi sonuçta, Sanzirna'nın her yere onunla birlikte gelmesi can sıkıcı olurdu.

Lazel biraz bekledi, daha sonra da, ''Benden gizleyerek yapacağın bir şeyler mi var yani?'' dedi ve Zend'in gözlerinin içine ciddi bir şekilde bakmaya devam etti.

''Herkesin bazı insanlardan gizleyeceği şeyleri vardır ve bazen yalnız kalmak isteyebilir insan. Ayrıca sen benim başıma bir bekçi vereceğini ve benim bunu kabul edeceğimi düşünmedin değil mi? Ben Sanzirna'nın yanımda olmasını, onu bekçim olarak değil de arkadaşım olarak gördüğüm için kabul ediyorum, yanlış anlaşılmasın.'' Zend'in şu an güvenebileceği pek çok şey vardı, bu yüzden kendini tutarak konuşmasına gerek yoktu.

''Merak ediyorum da, şu anki gücünle bu şekilde nasıl konuşabiliyorsun? Unutma, benim için değerli olabilirsin ama eğer seni tehlike olarak görürsem ölümün, sen daha ne olduğunu fark etmeden gelip seni bulur.'' Lazel'in gözlerindeki tehditkar bakış Zend'e baskı yapmaya çalışıyormuş gibiydi. Ama zaten üç yıl boyu sürekli en korkutucu ve baskıcı bakışlarla karşılaşan Zend, artık buna bağışıklık kazanmış sayılabilirdi bile. ''Sana bir anda ortaklığımı verince umarım burnun havaya kalkmadı?'' 

''Hahaha,'' Zend küçük bir kahkaha patlattı. ''cevap basit, tıpkı Venda'nın mührünü bozduğum ve ona bir sinyal yollayıp beni karşısına almasını sağladığım gibi, ona tekrar bir işaret yollayıp burayı bulmasını ve ardından tüm gücünü toplayıp Tanrılar'ın en büyük tehditlerinden biri olan seni yok etmesini sağlayabilirim, en iyi ihtimalle bir yer değiştirme büyüsü yapabilirsin ve yeryüzünde bu büyüyü yapabileceğin yerler sınırlıdır. Hemen her şehir belirli bariyerlerle korunuyor, birini kırıp girersen bile hangi şehirde olduğunu belli edersin, yani daha Yarı Tanrılar'a haber bile veremeden ölümün, sen daha ne olduğunu fark etmeden gelip seni bulur.'' 

''O halde sen de ölürsün, Venda'nın dikkatini bir kere daha çektiğinde daha fazla yaşayabileceğini mi sanıyorsun?'' Lazel'in yüzünde bir ifade olmasa da Zend'in söylediklerindeki doğruluğu anlıyor olmalıydı.

''Buradan kaçabileceğimden emin ol.'' Zend gülümsemesini genişletti. ''Ben girdiğim zaman Yama Ailesi'nin liderinin evinin onlarca engel bariyeriyle kapalı olmadığını mı sanıyorsun? Sanzirna'nın bunu sana anlatmış olması lazım.''

''Sen daha herhangi birine bir işaret yollamadan evvel seni öldürebilirim genç adam, gücümü küçümsüyorsun.'' Lazel kendine fazlasıyla güveniyordu ve haklıydı da, o Tanrı seviyesine ulaşabilecek kadar geliştirmişti kendini, şu an Tanrılar'ın bazılarından da daha güçlü olması gayet olasıydı.

''Hayır, emin ol bunu yapamazsın Lazel,'' Zend soğukça güldü, ardından yavaşça konuştu. ''o adam sana benim elli yıl sonraki halimi boşa göstermedi değil mi? Beni öldürmeye çalıştığın anda, gelip kafana veda etmeni sağlayacağından eminim. Yine eminim, bu konu ile alakalı birkaç şey söylemiştir sana.'' Zend Ranon ve Üstün faktörünü hiç dahil bile etmiyordu.

''Heh,'' Lazel yavaşça gülümsedi. ''zeki çocuk.'' diye fısıldarken, aklına, insanı içine çeken simsiyah gözlerini onunkilere dikerken, şeytanca, ''Hey velet! Bu arada, onu öldürmeye falan çalışırsan dünyada senin ismini iyi hatırlayan tek bir kişi bile bırakmam, haberin olsun! HAHAHAHA!..'' diye konuştuktan sonra kahkahayı basan adam geldi. Bu anıların aklına gelmesiyle birlikte oluşan, alnındaki ter tanelerini sildi ve önüne baktı. ''Şu an bile en azından zeki olmasaydın zaten hayal kırıklığına uğrardım. Dediğin gibi olsun, Sanzirna sen istediğin zaman yanından ayrılabilir.'' dedi. 

Zend, ''Ah, teşekkür ederim! Çok anlayışlısın...'' diyerek mutlu bir şekilde konuşunca Lazel hızlıca doğruldu.

''Hemen gidiyorsun o halde?'' Lazel memnun bir şekilde yavaşça ayağa kalkan gence baktı. ''Dışarı çıkana kadar eşlik edeyim,'' dedi ve Zend'in yürümesini bekleyerek odanın kapısına doğru döndü.

''Kabalık gibi olmasın ama gerçekten şu anda olmak istediğim ilk yer burası değil.'' Zend hafifçe gülerek, Lazel'in de döndüğü yere doğru ilerleyerek kapıya ulaştı. 

''Buraya istediğin zaman gelebilirsin genç adam, bundan sonra ortağız sonuçta. Ben mesajlarımı sana Sanzirna'nın üzerinden yollayacağım, sen de bana ulaşmak istediğin zaman Sanzirna üzerinden ulaşabilirsin.'' Lazel Zend'e dostça bir bakış yolladı.

''Tamamdır, geri geleceğimden emin olabilirsin. En basitinden diğer Tanrılarla neden anlaşamadığını duymak istiyorum zaten.'' Zend kapıyı aralayarak koridora çıktı, kapıda hazır bekleyen, on kişi kadar olan bir asker grubu vardı, beşi büyücü, beşi de savaşçıydı. Savaşçıların tamamı Ejderha, büyücülerin ise tamamı Kutsal Seviye'deydi. Lazel'in odasının etrafında olan korumalarının güçsüz olmasını beklemiyordu zaten Zend, odaya girdiğinde etrafta yoklardı, Zend içeri girmişken gelmişlerdi büyük ihtimalle. Hepsi de Zend'in Sanzirna, Dealdor ve Xienao'nun Zend'in karşısına ilk çıktıkları anda giyiyor oldukları gibi simsiyah bir zırhın içindeydiler. 

''Anlatmak için sabırsızlanıyorum o zaman. Sizi istediğiniz yere götürecek olan araba dışarıda bekliyor.'' Etraftaki savaşçı ve büyücüler Zend ile Lazel'in kapıya gitmesiyle birlikte saygılarını belli edecek şekilde hafifçe eğilmişlerdi. 

Zend gülümsemekle yetinerek, uzunca olun koridorun sonuna doğru ilerledi ve sabırsızlanarak dışarı çıktı. Tabii çıktığı gibi yanındaki Sanzirna'yı gördü, genç kadın Zend'in bunu yapacağını tahmin edermişçesine sadece üstünü değiştirerek yanına gelmiş gibi görünüyordu. 

''Nedense hiç şaşırmadım, direkt gitmek istiyorsun değil mi buradan?'' Sanzirna sessizce güldü, Zend'in yapacağı şeyi tahmin ettiği için minik bir kibirle birlikte oluşturduğu bir yüz ifadesi vardı.

''Konu burası değil, ben evim olarak kabul ettiğim yerden çok uzun süre boyunca uzak kaldığım için geri dönmek istiyorum. Üstelik ustamı da tekrar görmek istediğim için de ayrıca sabırsızlanıyorum, beklemek gelmiyor elimden yani, anlatabiliyor muyum?'' Zend kıkırdayarak cevap verdi. Artık eve dönmesi için önünde bir engel kalmamıştı sonuçta... ''Bundan sonra benimle birlikte bir yerlere gidecekmişsin, haberin var değil mi?'' diyerek Sanzirna'ya baktı.

''Elbette, Efendi Lazel çoktan bana haber verdi. O emri geri çekene kadar seninle birlikte hareket edeceğim, nereye gidersen oraya geleceğim. Artık seni bırakmamam gerekiyor.'' Sanzirna mutlu bir şekilde Zend'e cevap verdi.

''Tabii ki ben gelmemeni söylediğim zaman bunu dinleyeceksin, sonuçta her yerde olmaman gerekebilir, sonuçta yalnız olmam gereken yerler de oluyor.'' Zend yumuşak bir şekilde konuştu çünkü Sanzirna'dan itiraz ya da memnuniyetsizlik duymak istemiyordu. Zaten çok uzun süre onun yanında kalacağını sanmıyordu, bir süre içerisinde tekrar yalnızlığa kavuşacağını düşünüyordu. Yıllardır yalnız sayılabilecek durumdaydı, bu yüzden yalnızlığının engellenmesine karşı çıkmaya gerek duymamıştı. Hem de Sanzirna uyumlu biriydi ve onun canını sıkmıyordu, bu yüzden Sanzirna ile bir süre birlikte olmak onun için pek de büyük bir sorun olmazdı.

''Evet, Efendi Lazel onu da söyledi. Artık sen bizim için Efendi Lazel ile eşdeğer sayılabilirsin,'' Sanzirna da kapının önündeki diğer askerler gibi Zend'in önünde yavaşça eğilmişti. ''Bundan sonra sana da bağlıyım.'' 

Tabii bugüne kadar bu çeşit bir tepki ile karşılaşmamış olan Zend için, eskiden tanıdığı birinin bu şekilde önünde eğilmesi biraz utandırıcıydı. ''Tamam canım, bu tip şeylere çok da gerek yok.'' diye mırıldandırken işaret parmağını Sanzirna'nın alnına koyup yukarı doğru kaldırdı. ''İnsanların önünde eğilmenin pek gerekli bir şey olduğunu düşünmüyorum. Üstelik sen benden güçlü biri olarak kesinlikle önümde eğilmemelisin, bu akla mantığa aykırı bir şey.'' 

''Hmm?'' Sanzirna kafasını yukarı kaldırdıktan sonra yeşil ve birazcık çekik olan gözlerini birkaç kere kırpıştırdı. ''Tamam o halde,'' diye neşeli bir şekilde konuştu. ''nereye gideceğiz?''

''Elbette Beyaz Taç'a, başka nereye gideceğiz?'' Zend kıkırdayarak cevap verdi. Yorgunluk her tarafını sarmıştı aslında, bir yerde dinlenmek güzel olabilirdi, ama onun yorgunluğu göz ardı etmesini sağlayabilecek bir özlemi vardı.

''Yola şimdi çıkıyoruz değil mi?'' Sanzirna'nın sözlerinde azıcık bir sitem vardı. Ama bu halde olmalarının sebebinin de aslında kendisi olduğu için sesini çıkaramamıştı anlaşılan.

''Evet, direkt gideceğiz. Ama merak etme, akılsız başın cezasını ayaklar çoktan çekti. Artık yürüyecek değiliz, Lazel bize bir at arabası ayarlamış, limana kadar onunla gideceğiz ve bir gemiye binip deniz yoluyla Pounz'a ulaşacağız.'' Zend denizin üzerinden hareket etmeyi pek sevdiği için direkt olarak bunu tercih etmişti tabii ki, denizin etkisiyle geminin içinde sallanarak, denizin üstünde uçuşan kuşların seslerini duyarak, güverteye çıkınca her yere yayılmış olan denizin güzel kokusunu alarak yolculuk yapmayı seviyordu. ''Şanslıydık, Lazel en azından çok uzakta değildi ve bir haftada yürüyerek kestirme yollardan giderek buraya varmayı başardık,'' Zend girdikleri kapıları aklına getirerek çıkışa doğru ilerledi. ''ama zaten en azından limana kadar yürümek bile çok vaktimizi alırdı.'' 

''Tamamdır.'' Sanzirna başını bir iki kere salladı. Daha sonra cebinden bir şey çıkararak Zend'e tekrar seslendi: ''Zend, bunu senin için aldım, kılıcını sırtında taşımaktan yorulduğunu biliyorum ve hem kılıcı, hem de şu torbada taşıdığın eşyalarını bunun içine koyabilirsin.'' 

Zend Sanzirna'nın uzattığı yüzüğü aldı. Diğer yüzüğüne benzese de, ona göre biraz daha farklılıkları vardı. Taşı boştu ve Zend onu takar takmaz, diğer yüzüğünde olduğu gibi beyaz bir taç, önce silikçe belirerek koyulaştı taşın üzerinde. Değerinden henüz emin değildi Zend, bu tip büyülü eşyaların dersini Jongtham'da Hefrols'tan almış olsa da, neye göre değer biçebileceğinden habersizdi. 

Yanlarına almaları gereken bir kıyafete falan ihtiyaçları olmadığı için herhangi bir şey almadan fırlamışlardı. Lazel'in malikanesinin üzerindeki gizleyici ve engelleyici olan onlarca bariyerin arasından hızlıca geçip dışarı çıktıktan sonra önünde üç tane at bağlı olan at arabasını gördükten sonra, ona doğru ilerleyip bindiler. 

Zend, yorgun olduğu için bu yolculukta uyumayı tercih etmişti. Bacaklarının üstündeki Era'nın üstüne ellerini koydu ve kafasını yan tarafındaki cama yaslayarak sessizce uykuya daldı.

***

Yaklaşık altı saat içerisinde limana varmışlardı, gemileri onları bekliyordu. Zend uykusunu aldığı için enerjik bir şekilde arabadan atladı ve gemiye doğru, yanındaki Sanzirna ile birlikte ilerledi. Gemi dayanıklı ve büyülerle korunan bir gemiydi; zira denizde büyülü yaratıkların saldırısı çok fazla oluyordu ve zayıf gemiler, büyülü yaratıkların yüzüş yollarından birine denk gelirse, yok olmaları garantili bir hale geliyordu. Bu tip güçlü gemiler bile seyahat sırasında büyülü yaratıkların çok olduğu yere girmemeyi ve risk almamayı tercih ediyordu, özellikle hiçbir gemi, Siyah Kafalı Ased'in yakınlarında bile sayılabilen herhangi bir bölgeye girmiyordu. Siyah Kafalı Ased, Kutsal Seviye bir büyülü yaratık olmasına rağmen bir Tanrı seviyesine ulaşmayı başarmış nadir büyülü yaratıklardan biriydi, Ranon daha önce anlattığına göre onu tanıyordu ve ileride Zend ile tanışmalarını sağlayacaktı. Zend bunu ne zaman düşünse heyecanlanıyordu ama pek belli ettiği de söylenemezdi. 

Yolculuğun ortasında, geminin dalgaları yarıp geçişini izlerken, Zend aniden karanın göründüğünü fark etti.

***

1570