Elinize sağlık. Kadının kocası bunun yuzunden olmus sanki. Insan biraz yardım eder ailesine bu olmasa o adamlar kampı basmicakti :(
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
122. Bölüm Merhaba, Lord Zend
Zend ustası ile konuştuktan, daha doğrusu Ranon'un ustası ile konuşmasını izledikten sonra ustasının en kısa zamanda gitmesi gerektiğini ona söyledi ve ustasını gönderdi. Daha sonra karnının acıktığını hissetti, hafifçe kararan havayı da gördüğü zaman, içindeki avlanma isteği bir anda dağ gibi kabardı. En son yediği yemek, Kutsal Seviye bir büyülü yaratığın etiydi. Ama gerçekten lezzetliydi, o büyülü yaratığın eti son derece yumuşaktı ve ağızda resmen eriyordu. İnsan onu yedikten sonra ister istemez mutlu oluyor ve neşeleniyordu. Biriyle küstükten sonra; bu büyülü yaratığın etinden ona hediye etmek, şüphesiz direkt olarak barışmanızı sağlardı. Büyülü yaratığın ismini de öğrenmişti Zend. Ama Kutsal Seviye olan bir büyülü yaratığı öldürmek ve onun etini yiyebilmek ne kadar zor olurdu tahmin bile edemiyordu. Zend daha önce Kutsal Seviye'ye ve erginliğe ulaşmış bir Yuathra Dev Kertenkelesi'ni öldürmeyi başarmıştı, ama bu da onun, Zend'in büyüsünden kaçmamasından kaynaklanmaktaydı. Başka bir sebebi yoktu, Zend ne olduğu hakkında hala en ufak bir fikre bile sahip olmadığı büyüsüyle bile, o yaratık sabit şekilde durmasaydı onu öldüremezdi. Orada bile şansının etkisi olduğunu söylemek yanlış olmazdı. Ama aklına kazımıştı, o etten bir daha yemeliydi.
O ete benzer bir tada sahip bir büyülü yaratığı yakalama umuduyla dışarı çıktı Zend. Kapkaranlık gökyüzünde görünen tek şey birkaç parça yıldız ve bir yarısı uykuda, diğer yarısıysa aydınlanmaya çalışmış, gökyüzünün karanlığını bir nebze dindirmeye çalışan Ay'dı. Gecenin derin atmosferinden kopup gelmiş, Zend'in yüzünü yavaşça yalayan orta soğuklukta rüzgar ilk olarak Zend'i selamladı. Zend derince bir nefes aldı ve gözlerini kapattı, etrafındaki canlıların enerjisini hissetti. Genellikle gece avlanan canlıların sayısı diğerlerine göre az oluyordu; gece avcıları nadir bulunurdu.
Ama bir avcının bile av olduğu bir yer her zaman vardı. Bir tane altıncı seviye, iki tane dördüncü seviye olmak üzere üç tane büyülü yaratığı on dakika kadar bir zamanda avlayan Zend, tekrar kampa geldi ve Fozre Ailesi'nin buradaki otoritesinin yıkılmasıyla oluşmuş olan heyecana kapılmış, bir oraya, bir buraya koşturan insanların arasından geçerek, bir yandan hayranlık ve saygı; bir yandan da korku içeren bakışları üzerinde toplayarak geçen sefer yemek yediği yere gitti. Hızlıca büyülü yaratıkların derisini yüzdü; Savaş Tanrısının Heyecanı kullanıldığı zaman bu tip ara basamakları neredeyse hiç vakit almadan bitirebiliyordu Zend. Örneğin geyik şeklindeki, Zend'in ismini bilmediği bir büyülü yaratığın derisi, yaklaşık otuz saniye içinde etlerinden sıyrılmış vaziyetteydi. Bunu gören insanların gözleri ardına kadar açılsa da, hatta çok aç olsalar da, hiçbiri gelip Zend'den bir şey istemeye cesaret edemedi. Ondan korkuyorlardı. Her insanda olacağı gibi, onların da içinde bir tereddüt vardı.
Zend yavaşça ayağa kalktı. etrafında, ona ailesiyle birlikte bakmakta olan yetişkin bir erkeği gördü, ona seslendi. ''Hey, buraya gelebilir misin?''
Adam ilk başta şaşırdı ve garip homurdanmalar çıkarmaya başladı. Belliydi ki zaten kalbinin derinliklerini yeterince sarmış olan Zend'e doğru duyduğu üstü kapalı korku şu an açığa çıkıyordu. Yanındaki, Zend'in adamı çağırmasıyla, en az o adam kadar korkmuş olan karısı da onu tutmuş, sanki bırakırsa adam ölümüne gidecekmişçesine onu sıkmaktaydı. Zend bu durumdan rahatsız hissetti ve adama tekrar seslendi.
''Neden korkuyorsun? Sana zarar vermeyeceğim.''
Adam Zend'in kendini tekrarlamasıyla ve zarar görmeyeceğini duymasıyla biraz cesaretlendi ve karısının elini, kadın onu bırakmak istemese ve sıkmaya devam etse de bıraktırdı ve Zend'e doğru ürkek adımlarla ilerlemeye başladı. Aslında garip bir tabloydu bu, otuzlu yaşlardaki çetin ceviz görünümlü, güçlü, kudretli bir görünüme sahip olan adam, en fazla on beş yaşındaymış gibi görünen bir gencin yanına doğru giderken son derece zorlanıyormuş gibiydi. Zorlanıyordu da, sanki onu karşısındaki çocuktan uzaklaştıran, görünmeyen bir güç vardı. Çocuğun ona bakması bile adımlarının yavaşlamasına neden olmaktaydı. Aralarında en fazla on beş adımlık bir mesafe vardı ama, sanki o çocuk, kendisi için ulaşamayacağı kadar uzaktaydı. Ne yaparsa yapsın, iki siyah boncuğa benzeyen o gözlerden çıkan delici bakışlara karşı koyamayacakmış gibiydi. Ama çocuğun konuşmasıyla, içindeki, o çocuğa karşı oluşmuş olan buzlar bir anda hızlıca erimeye başladı.
''Tahminime göre kamptaki çoğu kişi aç. Sen bu getirdiklerimi pişir ve kamptaki çocuklara dağıt. Ben gidip tüm yetişkinlere de yetecek kadar büyülü yaratık avlayacağım.'' Zend hızlıca etraftaki insanların sayısını hesapladı ve avlaması gereken büyülü yaratık sayısını kafasında oluşturdu.
Zend konuştuktan sonra direkt olarak arkasını döndü ve hızlı bir şekilde ilerledi. Bu yerin Fozre Ailesi'nden kurtulabilmesinin en büyük nedeni olmasına rağmen o adamın Zend'den korkması sinirini bozmuştu. Hatta çağırdığı adamın ailesindeki küçük çocukların Zend'e bakışları Zend'i öyle rahatsız etmişti ki, Zend buradan bir an önce uzaklaşmak istedi. Onlar Zend'e sanki bir şeytana bakarmış gibi bakıyorlardı. Bu da Zend'in en son isteyeceği şeylerden biriydi. Ne yapmıştı ki onlara Zend, minnettar olmaları gerekirken neden böyle üzgünlerdi?
''Zend, buna alış. Bir savaşçının yolundan gideceksen bu bakışları ömür boyu çekeceksin. Onları kurtarsan bile sana bir canavarmışsın gibi bakan binlerce, hatta milyonlarca insan göreceksin ileride. Daha bu bir şey değil. Senin üzerine atlayan ve ailesini sebepsiz yere senden korumak isteyen o kadar çok kişi olacak ki, bir yerden sonra sabrın tükenecek. Seni öldürüp kendilerini ispatlamak isteyen kelle avcılarından bahsetmiyorum bile. Bir kere Beyaz Duvar'a asıldın mı, canını emanet edebileceğin kişi sayısı belki hiç kalmayabilir bile.'' dedi Ranon öğüt verircesine.
''Biliyorum.'' diye cevap verdi Zend. ''Biliyorum ama sadece canım sıkıldı.'' Zend böyle bir yolu seçtiğinden zaten haberdardı. Onun kesin bir amacı yoktu, sadece bir savaşçı olmak çok güzeldi ve Zend küçüklükten beri bunu isterdi. Bunu neden seçtiği sorulursa cevaplayamazdı, gerçekten, bir cevabı yoktu. Sadece yapmak istemişti işte, geçmişte hiçbir zaman kendini karısı ve çocuklarıyla birlikte mutlu bir hayat sürerken hayal ettiğini hatırlamıyordu. Kendini her zaman bir kılıç sallamasıyla dağları yerinden oynatabilen, şehirlerin şeklini değiştirebilen güçlü bir savaşçı olarak hayal etmişti. Ranon Zend'in kısa cevabının üzerine daha fazla üstelemedi.
Zend kamptan çıkarken, bir at arabası gördü. Bir çadırın yanında duruyordu ve büyük ihtimalle bu çadırda yaşayan aileye aitti bu araba. Zend at arabasına doğru ilerledi ve arabanın tekerleklerini sabitlemiş olan iki tahta çubuğu yerinden çıkardı, çadırın ön tarafında oturmakta ve önündeki bir avuç çakıl taşıyla oynamakta olan çocuğa seslendi. ''Çocuk, at arabasını almam gerekli, annen ve baban nerede?''
''Annesi burada, babası uzun zamandır yok.'' Çocuk daha Zend'e cevap veremeden bir kadın sesi duyuldu. ''Sorun değil, alabilirsiniz.'' Genç bir kadın çadırdan çıktı ve Zend'e doğru hafifçe gülümseyerek konuştu.
''Tamamdır, teşekkürler.'' Zend kadının kendine gülümsediğini görünce hemen neşelendi ve kendine geldi. ''O halde alıyorum.'' Arabanın, arabayı çekmesi için atın bağlandığı iplerini eline aldı Zend.
''Desmir, hemen abiye Sfena'yı getir. Abinin at arabasını kullanması gerekiyormuş.'' Kadın yine gülümseyerek çocuğuna seslendi. Kadın ne kadar Zend'e gülümseyerek ona seslenmiş olsa da çocukları öyle değildi. Biraz önce Zend'in seslendiği çocuktan başka bir çocuğu daha vardı kadının, onun ardından çadırdan çıkmış ve annesinin eteğine sarılarak Zend'e ilginç bakışlarla bakmaya başlamıştı. Ama onun bakışı diğer insanlar gibi değildi. Sanki korkudan çok hayranlık vardı gözlerinde, Zend'e, Zend'in birkaç yıl önce Zend'in Tou'ya baktığı şekilde bakıyordu.
''Ama anne, Sfena'yı neden tanımadığımız birine veriyoruz?'' Biraz önce çakıl taşlarını karıştırmakta ve bir çeşit oyun oynamakta olan çocuk masum bir şekilde annesine sordu. ''Ya onun başına kötü bir şey gelirse?''
''Çocuğum, o abinin at arabasını kullanabilmesi için bir ata ihtiyacı var. O arabanın ne kadar ağır olduğunu biliyorsun değil mi? Bir kere onu itmeyi denemiştin, ne çabuk unuttun? Hem de Sfena'nın yanındayken, Sfena'ya bir şey olması çok zor. O babanı öldürenleri öldüren kişi. Bunu yapabilecek kadar güçlü, Sfena'yı de gayet iyi bir şekilde koruyabileceğinden eminim.'' Annesi yavaşça çocuğun yanına eğildi, hafifçe ona sarıldı.
''Gerek yok, ben halledebilirim. Düşünceniz için minnettarım.'' Zend kadına minnettarlık dolu bir bakış yolladı ve ipleri tuttuğu gibi çekerek az bir kuvvetle at arabasını çekmeye, kamptan dışarıya doğru götürmeye başladı.
Aşağı yukarı yarım saat içerisinde, Zend arabayı büyülü yaratıklarla doldurmuştu bile. Aslında pek hızlı olmamıştı bu, ama yine de gayet hızlıydı. Gece vakti çok büyülü yaratık olmuyordu etrafta. İki tane köpeğimsi büyülü yaratığı da korkutmuş ve onlardan güçlü olduğunu onlara ispatlamış, onları emri altına almış ve arabayı çekmelerini sağlamıştı.
Yeterince büyülü yaratık topladığını düşünüyordu artık, geri dönüp Emma'yla, diğerleriyle biraz muhabbet etmek ve insanlarla kaynaşmak istiyordu. Üç yıldır pek insan göremediği için şu an konuşacak birilerine ihtiyaç duruyordu. Zaten araba da o kadar dolmuştu ki, iki tane beşinci seviye büyülü yaratık bile arabayı zor çekiyordu. Araba gerçekten genişti; başka arabalar bu kadar çok büyülü yaratığı kaldıramayabilirdi.
Zend tam geri dönmeye hazırlanırken, önünde üç tane gölge belirdi ve üçü da yavaşça eğilerek ona selam verdi. ''Merhaba, Lord Zend.''
***
1330
Magnec