Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

99. Bölüm Oh Kaptan, Bizim Kaptanımız!

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

“Bu kadın…….”

  Sonunda grubun toplanmasından kaynaklanan heyecan durulmuştu, Yaşlı K yanımda duran güzel kadını fark etmişe benziyordu. Parlayan gözleriyle söylendi: ‘’Bu kadın… hass, Xiao Yao, ne kadar şanslısın sen öyle. Melek gibi bir kız bulmuşsun…’’

   ‘’Yanlış anladın… Sus artık…’’

Lin Wan Er: “……”

  Çocuklara bakan Lin Wan Er’in suratı gitgide kızarıyordu.

……

  ‘’Tamam, ekibin tek üyesi eksik kaldı: Fox!’’ uzaklara daldım.

  Song Han söylendi: ‘’Xiao Yao, Fox’un adresi var bende. Şu sıralar bizim eski okulun oralarda, Yu Hang’da kalıyormuş. Plastik fabrikasında çalışıyor diye duymuştum…’’

  ‘’Ah, gidelim o zaman, ne bekliyoruz!’’

  ‘’Aynen!’’

  Audi TT’yle atladık; arabayı Lin Wan Er sürerken ben de ön koltuğa kurulmuştum. Arkada oturan Yaşlı K ve Song Hang eski zamanlardan bahsedip, kahkahalar atıyordu. Zamanında, başlangıç köyünde yaptığımız katliamlar ve 270.000 sıradaki oyunculardan kaçmalarımız…

  Audi çok geçmeden Yu Hang’a ulaşmıştı. Sol tarafa baktığımda, eski okulumuzu, Yu Hang Lisesi’ni görebiliyordum. 

  ‘’Okul…’’ Yavru Kurt gülümsedi: ‘’Xiao Yao, beraber dersleri astığımız zamanları hatırlıyor musun?’’

  Başımı öne doğru salladım: ‘’Herhalde oğlum!’’

  Lin Wan Er arabayı sürerken başını çevirip, Yu Hang Lisesi’ne baktı. Ardından bana şüphe dolu bir bakış fırlatmıştı.

  ‘’Ne oldu hanımefendi?’’ diye sordum.

 ‘’Gerçekten Yu Hang Lisesi’ne mi gittin?’’ diye cevapladı.

  ‘’Evet.’’ Başımı öne doğru salladım ve gülümsedim: ‘’Lakin 13 yaşında karıştığım bir kavgadan dolayı okuldan atıldım. Sonra da dünyayı gezmeye başladım…’’

  Lin Wan Er derin düşüncelere dalmış gibi görünüyordu: ‘’Peki, anladım…’’

  ‘’Hanımefendi, ne oldu?’’

   ‘’Yok bir şey… fabrika neredeymiş?’’

  ‘’3 km dümdüz sür, sağda kalıyor…’’

  ‘’Tamam.’’

……

  Birkaç dakika geçtikten sonra TT köhne bir fabrikanın yanına yanaştı. Arabadan çıktığımızda Lin Wan Er bana bakıyordu: ‘’Xiao Yao, Zhan Long’un son üyesi nasıl biriymiş söyle bakalım…’’

  ‘’Fox nickini almadan önce ona Liu Yong diyorduk. Her zaman bilgisayar ve maliye konusunda iyi olmuştur bu yüzden de… muhtemelen fabrikanın maliyecisi olarak çalışıyorduk. Hatta danışman, asistan ve yönetici olarak bile çalışıyor olabilir…’’

  ‘’Uh, garipmiş…’’

  ‘’Biraz…’’

   Fabrikaya girdik ve içeriye girer girmez gördüğüm gibi; çalışan pek fazla işçi yoktu. Finans ofisini bulmamız mümkün değilmiş gibi görünse de; fabrikanın yönetici ofisinden konuşma sesleri geliyordu. Oraya doğru yürümeye koyulmuşken; camdan içeriyi süzdük. İçeride, yönetici olduğu her halinden belli olan şişman bir adam, esmer tenli ve dürüst görünen Fox’un karşısında oturuyordu.

……

  ‘’Ah, Liu dosyalar böyle tutulur mu hiç!’’ Yönetici bağırdı: ‘’Ne olursa olsun, plastikler 20 gün içerisinde hazır olmalı. Yoksa bu siparişleri karşılayamayız. 20 gün sonra sözleşmenin bize tanıdığı süre doluyor; 200.000 RMB’lik bu sözleşmeyi halletmemiz lazım…’’

  Fox cevapladı: ‘’Patron, geçenlerde çalışmaya başlayan 3 kadın… Daha birkaç gün önce kadınlardan birini kendine aldın; bir başkası da Fuji’li patronal gitti. Son kadın da garip bir şekilde hamile kalmış. Artık çalışanlar kadın işçi kalmadı diye isyan etmeye başladı. Bu yüzden üretim de yavaşladı; böyle giderse 20 günde sözleşmeyi tamamlamamız mümkün değil!’’

  Yönetici yumruklarını sıktı: ‘’Ben anlamam arkadaş! Bu işi halledeceksin!’’

  Fox hafifçe söylendi: ‘’Şey… Patron Wang’la konuştum. Herifi yemeğe çağırıp, Song Feng Klübü’ne davet edeceğiz. Birkaç kız ayarladıktan sonra sözleşmeyi 10 gün daha uzatabileceğimizi düşünüyorum; durum böyle gelişirse üretimi yetiştirebiliriz…’’

  Yönetici dudaklarını ısırıp, cevapladı: ‘’Bu sefer kaç para harcayaksın?’’

 ‘’5.000 civarı.’’

  ‘’Hassiktir, o nasıl para öyle. 1.000’e çek onu!’’

  Fox titremeye başladı: ‘’Nasıl 1000’e çekeyim? Kendi cebimden mi vereceğim?’’

  Yönetici gülümsedi: ‘’Bir yol bulursun sen…’’

  Fox öfkeyle masaya bir yumruk attı: ‘’Dahiler bile hiç yoktan çözüm bulamıyor, iyice bokunu çıkardın artık. İşi bırakıyorum!’’

  ‘’Liu Yong, gençlik cidden işlerinin değerini bilmiyor. En başta ben olmasam nasıl bu işi alacaktın? Şu haline bak, fabrikada çalışma fırsatın olmasa, ne yapıyor olurdun hiç düşündün mü?’’

  ‘’Beni aşağılamak istiyorsan önce cesedimi çiğneyeceksin. Artık bu işe daha fazla dayanamıyorum!’’

……

  Fox ayağa fırladı ve yöneticinin masasını havaya fırlattı: ‘’Her gün her gün, kıçını toplamaya uğraşıyorum. Üç günde bir yeni hatun buluyorsun, sonra da işçileri suçluyorsun. Şerefsiz herif!’’

  Kapıyı çekip çıktı ve arkasında ona doğru şaşkın gözlerle bakan bir yönetici bıraktı…

  Lakin Fox kapıdan çıkar çıkmaz Song Han, Yaşlı K ve ben ona doğru atılmıştık.

  Gülümsedim: ‘’Hey Fox, görüşmeyeli uzun zaman oldu!’’

  Fox’un suratı kızardı: ‘’Xiao… Xiao Yao? …Ran Min… Song Han… aşağılık herifler… neredeydiniz bunca zamandır?’’

  Cevapladım: ‘’Fazla heyecanlanma bakayım… Burada olmamızın tek bir nedeni var: Zhan Long Stüdyo’su tekrar kuruluyor! Artık Kader’de beraber mücadele edeceğiz. Bütün ekipmanlarımızı altın için satmamız gerekse de gençlik hayalimizi yerine getireceğiz!’’

  Fox’un gözleri kan çanağına dönmüştü: ‘’Tamam! Ben varım! Bu kadar! Dur bir dakika, sen bana yaşlı mı diyorsun şimdi…’’

……

  Lin Wan Er: “Tamam… başka bir usta daha Zhan Long’a katıldı, çok güvenilir gözüküyorsunuz…’’

 Ona bir bakış attım: ‘’Hanımefendi, illa bizimle uğraşacaksınız, değil mi?’’

  ‘’Tamam mısınız? Nereye gidiyoruz şimdi?’’

  ‘’Hadi gidelim, bir restoran bulup, yemek yedikten sonra ne yapacağımızı konuşuruz.’’

  Lin Wan Er’e bir bakış attım: ‘’Hanımefendi, yapacak bir şeyiniz yok mu?’’

  ‘’Yok…’’

 “Ah!”

……

  20 dakika geçtikten sonra, Yu Hang’daki ufak restoranlardan birinde, Zhan Long’un büyük dörtlüsü toplanmıştı. Masamızda Lin Wan Er oturduğundan, dikkat çekiyorduk.

  Fox beyaz şarap dolu bardağa bir bakış fırlattıktan sonra sölynedi: ‘’Bildiğime göre başlıkların tanesi 10.000 RMB ediyor, bu parayı halledebilecek miyiz?’’

  Başımı öne doğru salladım: ‘’Ah, Lin Wan Er bana bir başlık hediye etmişti; Yavru Kurt’un başlığını çoktan sipariş ettik ve ben de iki tane başlık aldım. Yani hazırız.’’

  Fox gülümsedi: ‘’O zaman sıkıntı yok. Ancak… stüdyo için büyük bir eve ihtiyacımız var; ayrıca evin kirası da pahalı olmamalı. 4 kişi olduğumuza göre en azından iki odalı bir eve ihtiyacımız var; yani aylık kira 2.000 RMB civarında olacaktır. Kiralamak için üç aylık depozito vereceğimiz düşünürse, 8.000 RMB’yi gözden çıkarmamız lazım. Ardından… su, elektrik faturalarını hesaba katarsak, kira için ilk başta 10.000 RMB ayırmamız lazım. Tabii ki ben de o kadar para yok; benden yalnızca 1000+ çıkar…’’

  Yaşlı K: ‘’Bende 7.5 var…’’

  Song Han: ‘’5000 çıkar benden…’’

  Ne diyeceğimi bilemiyordum: ‘’Tamam beyler, benim kartta hala 3000 civarında var. Herkesin paraları toplarsak, halledebiliriz. Bu öğlen ev arayışına başlayalım. Doğu Gölü civarında olması lazım, üniversitenin yakınlarında…’’

  Song Han: ‘’Ah, ben o bölgeyi bildiğim için olayı bana bırakabilirsiniz…’’

  ‘’Tamam…’’

  ‘’Hadi içelim o zaman! Sarhoş olmadan kalkmak yok…’’

  ‘’Aynen!’’

  ……

  Yemeği bitirdikten sonra hesabın ne kadar tutacağına baktım; 500 civarında ödeyecektim. Elimi cebime attığımda, 40 RMB civarında bir paramın olduğunu gördüm. Hassiktir, nasıl ödeyeceğiz şimdi!

  Gözlerim tuvalete doğru kaymıştı… belki de…

  Yanımda oturan Lin Wan Er çayını yudumladı. Bana bir bakış atıp fısıldadı: ‘’Tuvalete bakıp durmasana. Üçüncü kat penceresinden atlamak istemiyorsan, bu hesabı ödemekden kaçamazsın…’’

  Yok artık arkadaş, nereden biliyor ne düşündüğümü?

  Lin Wan Er fısıldadı: ‘’Tahmin etmeyi bırak, cidden aklını okuyabiliyorum…’’

  Biraz sinirlensem de aklımdan +18 sahneler geçirmeye başlamıştım…

  ‘’Hey!’’

   Lin Wan Er’in suratı kıpkırmızı kesildi: ‘’Xiao Yao, ölmek mi istiyorsun?! Öyle bir şey düşündüğü bir daha anlarsam, kapıdan dışarı atarım seni!’’

  Kalbim dört nala koşmaya başlamıştı. Lin Wan Er dışarıdan acayip güzel bir kadın olarak görünse de, Zihin Okuma gibi garip bir yeteneği vardı! Dong Cheng Yue cidden yalan söylememişti. Bu kızın diğerlerini kavrama şekli gerçek gibi görünmüyordu. Bir sonraki seferde ne düşüneceğime dikkat etmem lazım…

……

  Lin Wan Er ufak çantasından 5 tane kırmızı banknot çıkarıp bana uzattı: ‘’Hesabı ben ödeyeceğim herhalde…’’

  Utansam da parayı almıştım: ‘’Kesinlikle geri ödeyeceğim…’’

  Lin Wan Er: ‘’Gerçekten mi? Aklından bu parayı ödünç verdiğimi ne zaman unutacağımı geçirmiyorsun yani…’’

  Yardım edin bana!

……

  Öğlen 14:00’da, herkes sarhoşluğun kıyısında geziyordu. Yaşlı K kükredi: ‘’Dördümüzün bir araya gelmesi gerçekten nadir yaşanan bir olay. Yine de beyler, oyunda hayatta kalmamız için bir lider belirlememiz gerekiyor… yoksa başı olmyan ejderhalardan farkımız kalmaz. Ben şimdi karar verelim diyorum. Bu stüdyonun lideri kim olacak?’’

  Fox gülümsedi: ‘’Bu… zekaya bağlı bir seçim. Aranızdaki en yaşlı, en zeki ve maliyeden en çok anlayan adam ben olduğum için, lider olarak kendimi öne sürüyorum…’’

  Song Han: ‘’Sen maliyeci olarak iyi sayılabilirsin; ancak olay liderliğe gelince… bana kalırsa en güçlümüzün başa geçmesi daha iyi olur. Online sıralamada en üstte ben yer aldığıma göre, patron da benden başkası olamaz…’’

  Yaşlı K masaya bir yumruk savurdu: ‘’Siz ikiniz, kimsiniz lan? Zekaymış da, sıralamaymış da, hmph! Asıl olay tutkudur beyler, tutku! Aranızda en tutkulu ve en heyecanlı olan adam ben olduğuma göre, söyleyin bana, lider benden başkası olabilir mi hiç? Eskilerin dediğine göre, en erdemli olan adam başa geçmelidir. Ben.. ben…’’

  Bir bakış fırlattım: ‘’Sen mi erdemlisin?’’

  Song Han yumruklarını çıkardı ve söylendi: ‘’Karar veremediğimize göre, eski kuralları kullanalım, uyar mı?’’

  Lin Wan Er sordu: ‘’Uh, neymiş o eski kurallar?’’

  Song Han bir kahkaha patlattı: ‘’Kapışacağız. Kazanan lider olur. Eski kural da budur!’’

  Cevapladım: ‘’Tamamdır, tek yol buysa itirazım yok!’’

……

 Ve mücadele başlar…

  Beş dakika geçtikten sonra Song Han, Yaşlı K ve Fox’un suratları kıpkırmızı kesilmiş, üçlü önümde diz çökerek söylenmişti: ‘’Oh kaptan, bizim kaptanımız!’