Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

419. Bölüm Göz Yaşları

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

   Kimyasal alan, kenar mahallelerin arka tarafında yer alıyordu. Lakin, yine de şehrin ana caddesine yakın sayılabilirdi. Bu yüzden bölgeden geçen çok sayıda insan vardı ve kimyasal alana pek uzakta olmayan bir tane de ana okulu vardı. Bütün bu faktörler görevi zorlaştırıyordu.

  Polis sirenleri eşliğinde üç polis arabası kimyasal alana giriş yaptı. Polis hatları çoktan kurulmuştu. Hatların dışında meseleyi merakla izleyen kişiler ve protesto yapan insanlar duruyordu. Protestocular durmadan ödenmeyen maaşlardan şikayet ediyor ve iş esnasında oluşan yaralanmalardan sebep onları işten çıkaran iş verenlere isyan ediyordu.

  Fabrika binasının ofisinde, bölge sorumlusu başından yaralanmıştı. Sarılan yaradan kanlar akıyor ve herif acı içerisinde bağırıyordu.

 Araban çıkıp silahı elime aldım, ve polis hattına katıldığım gibi arkamdaki on kişiyle birlikte yürümeye başladım. Çok geçmeden kenarda duran polislerden biri bana bakarak söylenmişti, ‘’Kardeşim, hangi birlikten geliyorsunuz? Sizi de mi bu göreve yolladılar?’’

 Başımı öne salladım, ‘’Xi Hu Birliği’nden geliyoruz, görev için size destek olmamızı söylediler.’’

 ‘’Peki ben niye emir almadım?’’

 ‘’Bilmiyorum. Muhtemelen son anda verilen bir karardır.’’

 ‘’Evet. Muhtemelen.’’

 Gülümseyerek orta yaşlı adama işaret ettim. Herif ne demek istediğimi hemen anlamış, ve diğer dört polisle birlikte fabrikaya girmişti.

 Telsizden sesler yankılanıyordu---

 ‘’Patron, fabrikanın üç çıkışını da kapattık.’’

 ‘’Patron, fabrikada şüpheli bir pakete rastlamadık.’’

 ‘’1 ve 2 numaralı kazanlar gözetimimiz altında!’’

  Sesimi alçaltarak telsize söylendim, ‘’Kontrolü bırakmayın, ve dikkat çekmemeye çalışın. En önemlisi de kazanlara odaklanın. Kazanlar yanıyor mu?’’

 ‘’Evet! Biraz garip. Dışarıda o kadar protesto varken bu kazanları niye yakıyorlar ki?’’

 Gülümseyerek cevapladım, ‘’Gayet normal. Hazırlanın. Paketleri bekleyeceğiz. Muhtemelen saat 3 gibi buraya ulaşacaklar.’’

 ‘’Anlaşıldı!’’

 Saat 3’e kadar sabırla bekledik. Nihayet fabrikaya ağır bir kamyon yaklaşmıştı. Kamyonu süren adam görevliye birkaç şey söyledikten sonra hemen polis hattının arkasına geçti.

 Bunu görür görmez kaşlarım çatılmıştı. Bu durum, meselede normal olmayan bazı şeylerin göstergesiydi. Kamyonun polis hattını geçmesi, daha önceden ayarlanmış bir duruma benziyordu. Kamyonun içinde ne olduğu açıktı. Üstelik, bu kimyasal fabrikanın sahibi ve Wei Fan arasındaki ilişki de barizdi. Beklediğim gibi, burada onlarca ve belki de yüzlerce başarısız deney cesedi yok edilmişti.

 ‘’Patron!’’

 Telsizden bir ses geldi, ‘’Binaya yedi işçi girdi, ve kamyondaki kutuları taşımaya başladılar. Ahşaptan yapılma kutuların içinde ne olduğunu göremiyoruz. Kazanlara doğru ilerliyorlar, ne yapacağız?’’

 Fısıldadım, ‘’Keskin nişancıya söyleyin iyi bir yer bulsun. Diğerleri de beni takip edecek. ‘Mallar’ geldiğine göre, biz de alacağız.’

 ‘’Tamamdır!’’

 Gözlerimle işaret verdikten sonra, arkamdaki dörtlüyle polis hattını geçmeye koyuldum. Kazan odasına girebilmek için ikinci kapıdan girmemiz lazımdı; ancak o kapıda farklı bir birlikten özel harekat ekipleri duruyordu. Kapıya yürüdüğümde heriflerden biri elini açarak uyardı, ‘’Kardeşim, burası yasak bölge. Giremezsin!’’

 ‘’Yasak bölge mi?’’ Kaşlarımı kaldırıp sordum, ‘’O kadar silahı, ve kurşun geçirmez kalkanı birkaç yeri korumak için mi aldınız? Cidden merak ediyorum, size bu emirleri kim verdi?’’

 Herif bir anlığına duraksayarak cevapladı, ‘’Sadece emirleri takip ediyoruz. Başka bir neden yok. Lakin, bu kapıyı geçmene izin veremem. Bu emre uymam lazım.’’

 Herife doğru atılıp, kolumu kaldırdığım gibi ‘Peng!’ adamı duvara çiviledim ve kolumu boğazına bastırarak sağ taraftaki ‘yasak bölgeyi’ işaret ettim, ‘’İçeride adam öldürüyorlar, buna engel olmam lazım. Anladın mı?!’’

 Herifin suratı oksijen alamadığı için morarmıştı. Özel eğitim almış olsa dahi benden zayıftı. Diğer beşli hemen silahlarını kaldırarak bize baktı, ‘’Siz…kimsiniz? Ne yapıyorsunuz?’’

 Suratımdaki soğuk bakışla yıldırım vari bir şekilde atıldım ve yanımdaki adamın silahını alarak kükredim, ‘’Silahlarını alın!’’

 Benimle gelen Muhafız ekibi direkt harekete geçmiş ve herifleri saniyeler içinde yere yığmıştık. Aramızdaki güç farkı çok fazlaydı.

 ‘’Kimsiniz?’’ Yerdeki herif öfkeliydi.

 Göğsümdeki polis rozetine işaret ederek söylendim, ‘’Xi Hu Birliği, Muhafız adı altında özel bir birliğe üyeyim. Güney Başkent Ordusu’nun emirlerine göre hareket ediyorum. Anladın mı? Debelenmeyi kes. Yakında harekete geçeceğiz ve ne yapmaya çalıştığımızı o zaman anlayacaksınız!’’

 ‘’Siz…’’

 Başımı çevirip, arkamdaki grupla binaya girdim. Beni gören birkaç işçinin suratı hemen değişmişti. Kamyonun sürücüsü kükredi, ‘’Siktir. İhanete uğradık. Bu adamlar bizden değil!’’

 Herif söylendiği esnada gaza asıldı ve kamyonu fırınlara doğru sürmeye başladı. Kanıtları yok etmeye mi çalışıyordu?!

 ‘’Pa!’’

 Kamyona doğru atıldım ve ön camı parçaladığım gibi herifi dışarıya savurdum. Ardından kamyonu durdurduğumda, dışarıdan silah sesleri yankılanmaya başlamıştı. ‘’Bang!’’ Yanımdaki camı delen mermi burnumu teğet geçmişti.

  Pozisyon alan keskin nişancılarımız meseleye el atmaya başlayınca, durum kontrolümüz altına girmişti.

 Kamyndan indim. Sert çarpışmadan dolayı kamyondan birkaç ahşap kutu düşmüştü. ‘’Pa!’’ sesiyle ahşap kutular parçalanmış ve içerideki dehşet verici manzara karşımıza çıkmıştı. Bu ahşap kutularda dondurulmuş cesetler duruyordu. Cesetlerden herhangi bir enerji yayılmadığını hissedince kalbimde soğuk bir hissiyat belirmişti. Şerefsiz herifler! Deneylerde başarısız olan herkesi ölümüne donduruyorlar mıydı?!

  İşçilerden birkaçı silahlarını çıkarmıştı; heriflerden biri bana öfke dolu bir ifadeyle bakıyordu. Boğazında balık pulları belirmeye başlamıştı. Sentetikler! Beklendiği gibi, bu kimyasal alan aslen Kan Tırpanı’nın çöp kutusuydu! Her şeyi kontrol ediyorlardı!

 Herif daha ateş edemeden hızla bacağımdaki C9 tabancayı çıkarıp, ateş ettim!

 ‘’Bang!’’

 Taze kan saçıldı. Tam kafasına! Nano mermiler kullandığım için Sentetikler çaresiz kalmıştı.

 ‘’Argh…’’

 Aniden iki eliyle yere dokunan Sentetikler’den biri kükremeye başladı. Yaratığın ağzından dehşet verici dişler fırlamış ve kızıl pullar vücudunu kaplamaya başlamıştı. Herif kızıl bir sürüngene dönüşüyordu ve bana doğru akılalmaz bir hızla koşarken kükrüyordu, ‘’Kim olduğunu bilmiyorum, ancak gebereceksin!’’

 Herifin suratına ateş ettim; lakin nano mermi bile herifin pullarını delememişti. Siktir! Evrimin farklı bir seviyesiyle karşı karşıyaydım!

 Kararlı figürümle kolumu kaldırıp, yumruğuma Qi’yi odakladım. Herife atıldıktan sonra vücudumu eğdim ve bana doğru gelen pençeleri atlattığım gibi adamın suratına bir yumruk geçirdim!

 Peng!

 İki dişi kırılan adam sersemleyince fırsat bu fırsat diyerek bir yumruk daha savurdum. Ardından silahımı çekerek, alnına ateş ettim. Daha önce Qi odaklı yumruğumla suratını dağıttığım için bu sefer mermi işlemişti.

 Silah sesleri sonlandığında, sekiz Sentetik de öldürülmüştü. İçeriye akın eden Özel Harekat ekipleri şaşkına dönmüştü. Daha önce konuştuğum ve silahını aldığım herif şaşkın bir vaziyette söyleniyordu, ‘’Bunlar….Kan Tırpanı’nın yetiştirdiği ölüm makineleri…efsanevi Sentetikler mi?’’

 Gülümseyerek herifin omzuna dokundum, ‘’Kardeşim, buna değil, asıl farklı bir olaya şaşırmanız lazımdı…Size emri verenler, cesetleri yakmaya çalışan bu adamları korumayı amaçlayan insanlar. Anladınız mı…’’

 Yere düşen dondurulmuş cesetleri birer birer incelemeye başladığımda, nihayetinde yakışıklı genç bir adamın cesedine gelmiştim. Herif 22 yaşlarında gözüküyordu ve bir süredir ölü olduğuna şüphe yoktu. Boğazında bir etiket seçilebiliyordu. Etiketteki isim Qing Meng’e aitti. Ayrıca suratı da daha önce gördüğüm o resme çok benziyordu. Yağmurlu’nun kardeşini bulmuştum.

 Kalbim acıyordu. Yağmurlu hala daha kardeşinin yaşadığını düşünüyordu. Bu acı haberi ona nasıl verecektim?

 ‘’Paketleri alın. Bomba var mı diye kontrol edin, ve kontrolleri bitirdikten sonra geri dönün!’’

 ‘’Anlaşıldı!’’

 İki araba yolda ilerliyordu. Sentetik cesetleri diğer takıma devredilmişti.

 Merkeze geldiğimizde cesetler üst üste dizilmişti.

 Shen Bing çatık kaşlarıyla Qin Meng’in vücuduna bakıyordu, ‘’Yağmurlu’ya nasıl söyleyeceğiz?’’

 Kalbimde ağır bir hissiyat vardı, telefonu çıkarıp Kurt’u aradım, ‘’Kurt, Yağmurlu’yu buraya getir. Xi Hu Caddesi, üçüncü sokak, No:1087. Geldiğinizde sizi içeri alacaklar.’’

 Kurt sordu, ‘’Kardeş Xiao Yao, ne oldu?’’

 ‘’Sorma. Yağmurlu’yu getir sadece.’’

 ‘’Tamam!’’

  Çok geçmeden iki Muhafız üyesinin rehberliğinde Kurt ve Yağmurlu morga adım attı. Üniformamı gören genç kadın şaşırmıştı, ‘’Patron, neden…böyle giyindin?’’

  Omzuna dokunarak cevapladım, ‘’Çünkü polisim….Yağmurlu, kardeşin çoktan…ama son bir kez görmeni sağlayabilirim…’’

 ‘’Ne?’’

 Yağmurlu göz yaşları eşliğinde yere yığıldı, ‘’Hayır. Hayır….Neden beni bıraktın? Kardeşim….Hayırr…’’

 Shen Bing cesedin üstündeki örtüyü kaldırdı. Qin Meng’in vücudu oracıkta aynı figürüyle yatıyordu.

 Bunu gören Yağmurlu hıçkırıklara boğulmuştu. Genç kadın kardeşinin cesedine sarılarak, suratını tutuyordu. Hüzün içerisinde söylenmeye başlamıştı, ‘’Kardeşim, kardeşim…ne oldu….Benim, Ufak Yağmur. Kardeşim, lütfen benimle konuş…’’

 Yağmurlu’nun arkasındaydım, fısıldadım, ‘’Kardeşin öldürülmüş. Her ne kadar bunu yapanın kim olduğunu bilmiyor olsam da, onu yakalayacak ve bu yaptıklarının hesabını soracağım…Ufak Yağmur, kardeşin artık aramızda değil, Zhan Long yeni evin olacak. Kiranızı her şeyinizi biz halledeceğiz. Zhan Long ve bendeniz, Li Xiao Yao hayatta olduğumuz sürece, asla yalnız kalmayacaksın!’’

 Yağmurlu bana döndü. Suratı morgdaki soğutan sebep morarmıştı. Kollarıma atlayarak ağlamaya başladı, ‘’Patron, patron!! Kardeşim çok iyi bir insandı. Neden…neden onu öldürdüler? Neden?! Ne yapacağım ben…patron, ben…’’

 Shen Bing oracıkta kızaran gözleriyle duruyordu, arkasını dönerek göz yaşlarını sildi.

 Oracıkta tek bir kelime bile etmeden genç kadına sarılıyordum. Kurt, Yağmurlu’nun omzuna dokunarak onu teselli etmeye çalışıyordu, ‘’Ufak Yağmur, Xiao Yao’ya güven. İntikamı alacak güce sahip. Kesinlikle alacaktır…’’

 [] [] []