Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

402. Bölüm Frost

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

(Not: Bu bölüm Mehmet Demirbaş’ın sponsorluğunda sizlere doğru geliyor! Sponsorumuza teşekkür etmeyi unutmayalım!!)

............

 Gözlerinde yaşlar, Dük Luo Lei gökyüzüne bakıyordu. Ardından Luo Lin’i görünce gururla ayağa kalkıp söylendi, ‘’Çocuğum, sen…nihayet bana baba diyorsun…’’

 Luo Lin gülümsedi, ‘’Evet baba, Ejderha Şehri’nden 3000 adam getirdim, umarım sana yardımcı olabiliriz. Bu benim gizli kozumdu!’’

 ‘’Tamam!’’

……..

 Şaşkına dönmüş bir şekilde etrafa bakıyordum. Kılıçlarım titriyordu. Hemen önümde Frost’un güzeller güzeli vücudu duruyordu ve hafif bir yalnızlık hissiyatıyla arkasını dönen kadın, bana doğru gülümsemişti, ‘’Sana daha önce de söylememiş miydim? Hayatta olduğum sürece, kimsenin sana bir şey yapmasına izin vermeyeceğim.’’

 Ne diyeceğimi bilemiyordum.

 Li Mu titreyerek söylendi, ‘’Klan Başkanı, bu manyak güzellik de kim böyle…’’

 Hafifçe cevapladı, ‘’Ustam, Frost…’’

 ‘’Bu…vücudu ve suratı resmen farklı bir dünyadan gelme. Göğüs numarası kaç acaba…’’

 ‘’Siktir git!’’

……..

 Luo Lin ve Frost’un gelişiyle Dük Luo Lei’nin suratında sakin bir ifade belirmişti. Kılıcını çeken adam Ba Huang askerlerine bakarak söylendi, ‘’İmparatorluk, bu savaşta kan döken askerleri ebediyen hatırlayacaktır. Rakibimiz Tanrılar dahi olsa, demirden yapılma kılıçlarımızı kullanarak onları cehenneme yollayacağız. Öldürün ve Ba Huang’a zaferi kazandırın!’’

  Atılanat sesleri ve katliam kükremeleri dört bir yandan yankılanıyordu.

 Jiu Li Şehri’nin üstünden sinyal dumanları yükseliyordu. Altın zırhlarla kaplı, heybetli kraliyet ordusu mekana ulaşmıştı. Jiu Li Şehri’nin kralı nihayet gözlerimizin önündeydi. Adam yaşlı görünüyordu; lakin gözlerinde kutsal bir ışık hüzmesi süzülüyordu. Ba Huang’ın durumuna baktıktan sonra kılıcını kaldırıp, kükredi, ‘’Jiu Li Şehri’nin cesur askerleri, bu savaşta onurumuz ve gururumuz için mücadele ediyoruz! Savunmalarını yarıp, Luo Lei’nin kellesini bana getirin. Luo Lei’yi katleden insana Marki ünvanı verilecek ve kendisine sayısız güzel kadın bahşedilecektir. Sözüm sözdür!’’

 Havada süzülen Huo Li dudaklarını yalayarak gülümsedi, ‘’Her ne kadar Marki olayı ilgimi çekmiyor olsa da, sayısız güzellik sözüne karşı koyamayacağım. Majesteleri, Luo Lei’nin kellesini size getireceğim!’’

 Kral onayladı, ‘’Dikkatli ol!’’
  ……

 Huo Li yavaşça gökyüzüne atılıp, mesafedeki Luo Lin’e bakarak gülümsedi, ‘’Luo Lin! HAHA, demek Ba Huang’ın desteği sendin? Ejderha Şehri’nin soğuğu seni nasıl bir hale getirmiş, merak ediyorum!’’

 Lafını bitiren Huo Li ellerini salladığında, vücudunu kadim bir ateş dalgası karşılamıştı. Herifin bütün saldırıları ateşe odaklıydı ve ateş elementi saldırıya yatkın bir element olarak biliniyordu.

 Rakibinin gücünü bilen Luo Lin kılıcını kaldırdıktan sonra gökyüzünü adımlamaya başladı. Vücudundan yayılan akılalmaz rüzgar dalgası pelerinini dalgalandırıyordu. Uzaktan Huo Li’ye bakarak gülümsedi, ‘’Gel bakalım. Geçmişte, buz parçasında uyumaya mahkum edilen bir Savaş Tanrısı’ydın. Jiu Li Şehri’nin kralı seni bulduğunda, onun bir numaralı adamı oldun. Seninle gerçekten mücadele etmek istiyorum; zira merak ediyorum, Tanrılar ne kadar güçlüymüş diye!’’

 Yerde duran Frost güzeller güzeli suratıyla söylendi, ‘’Lordum, dikkatli olun. Huo Li’nin çoktan Kılıç Azizi alemini geride bıraktığını hissedebiliyorum…’’

 Luo Lin onayladı, ‘’Anladım, Frost. Babamı koruma işini sana bırakıyorum!’’

 ‘’Emredersiniz, Lordum!’’

 Ona uzattığım savaş peleriniyle kaplı Angela başını kaldırıp, ayağa kalktı. Vücuduna sardığı pelerini muazzam vücut hatlarını gözler önüne seriyordu. Angela gökyüzündeki Luo Lin’e bakarak dişlerini sıktı, ‘’Kardeşim Huo Li’yle mücadele edebilecek güce sahip değil. Neden bu savaşa katıldı? Çok tehlikeli…’’

 Frost Angela’ya bakarak gülümsedi, ‘’Bu dünyada, kimse yenilmez değildir, Angela, sakinliğin ve o kişiliğinle Han Feng Ordusu’na nasıl talimat verebiliyorsun? Dük Luo Lei’nin kızı olmasaydın, o basit şahsının Han Feng Ordusu’nu yönetebilir miydin?!’’

 Angela’nın vücudu titriyordu, ‘’Ben…ben…’’

 Söylendim, ‘’Frost, biraz yavaş olsan…’’

 Dudaklarını büken Frost başını hafifçe öne sallayarak söylendi, ‘’Evet, sözlerimin acı olduklarını biliyordum; lakin savaşa katıldığına göre, bir asker olduğunu unutmaman lazım. Zayıflık gösteremezsin. Bu dünyaya kan ve kılıç hükmediyor, göz yaşlarının bir değeri yok! Bunları söylüyorsam, bil ki daha uzun yaşamanı ve güçlenmeni istiyorum!’’

 Başını öne sallayan Angela yumruklarını sıkarak cevapladı, ‘’Anladım!’’

 Frost gülümsedi, ‘’Sana söylediklerimi anladığına göre, sana ait olmayan şu pelerini öğrencime geri verebilirsin…’’

 Sırıttım, ‘’Frost, yeter…’’

 Frost başını çevirip gülümsemişti.

 Angela’nın gözlerinde kararlı bir ifade vardı. Zırhını çıkaran kadının nedeyse bütün vücudu gözler önündeydi. Göğsünü ve bacak arasını kaplayan metal zırhın dışında başka hiçbir şeyi yoktu.

 ‘’Al!’’ Angela bana baktı.

 “Pu Pu Pu…”

 Arkamda, Karanlık Bulutlar, Han Bei Song, Li Mu, Song Han ve diğerleri kanayan burunlarıyla geriye çekiliyorlardı. Çabucak pelerini alıp, Angela’nın vücuduna sardım, ‘’Lütfen saçmalamayın prenses. Buna ihtiyacım yok, size Ba Huang’ın savaşçılarından hediye olsun. Frost’u dinlemeyin. Kendisi…sizin için işleri zorlaştırıyor…’’

 Frost başını çevirip, bana baktı, ‘’Hmmm, öyle mi?’’

 Hemen öne atılıp, Frost’un omzuna elimi attım, ‘’Y…yeter bu kadar, tamam mı? Bana iyilik yaptığını varsay…’’

Frost gizliden gizliye sırıtıp başını eğdi. Önündeki savaş alanına bakıyordu.

 Arkamda duran Qing Qian dudaklarını büktü, ‘’Hmm, nedense…Büyük Kardeş Xiao Yao’nun bu iki NPC’yle bir ilişkisi olduğunu düşünüyorum…’’

 Binlerce Güneş asasını kaldırdı, ‘’Bu adam cidden tam bir kazanova. Vay arkadaş, klan başkanımız olmaya layık biri…’’

 Li Mu ne diyeceğini bilemiyordu…

……

 Huo Li’nin ateşlerle kaplı vücudu gökyüzündeydi. Elini havaya savuran adam, ejderha pençesini aktif etmişti; lakin Luo Lin saldırıyı karşılamak yerine, ateş pençesinin vücudunu çevreleyen buz zırhına saplanmasına izin vermişti. Beklenmedik bir şekilde, ateş pençesi buz zırhı geçmeyi başaramamış ve Ba Huang ordusu rahat bir nefes çekmişti.

 ‘’Oh?’’

 Huo Li hafiften şaşırsa da gülümsüyordu, ‘’Kılıç Azizi alemini geçmeyi başarmışsın! Enteresan! Zİ Feng Kalesi’nde böyle manyak biriyle karşılaşabiliyorum. Ne sürpriz ama…’’

 Luo Ling elindeki kılıcı kavrayarak gülümsedi, ‘’Bugün burada öleceksin!’’

 ‘’Öyle mi? Bekliyorum o zaman!’’

 ‘’Al bakalım!’’

 Luo Lin aniden yıldırım vari bir hızda ileriye atıldı. Buzlu kılıcını savurduğu gibi rakibi, Huo Li saldırıyı karşılamış ve öfke dolu bir tekme sallamıştı!

 ‘’Peng!’’

 Luo Lin’in göğsündeki buz zırhı hafiften titreyince adam geri çekildi. Geri çekildiği esnada sol elini açarak kükremişti, ‘’[Yıldız Darbesi]!’’

 Yıldızlarla kaplı gökyüzünün gücünü elinde odaklayan Luo Lin, elini adeta bir kılıç gibi kullanarak Huo Li’nin omzuna saldırdı. ‘’Peng!’’ Huo Li yaralanmıştı. İfadesi değişen adamın ağzından kanlar akıyordu. Fırsatı kullanan Luo Lin başını çevirmiş, ve öfkeyle kükreyerek kılıcını savurmuştu, ‘’Ölsen diyorum artık?!’’

 “Muahahaha…..”

 Buna rağmen, Huo Li’nin cevabı bu şeytani gülümsemeydi. Elini kaldıran adamın kolunda kadim semboller belirmiş ve adeta çatlaklardan sızan lav misali ortaya çıkan altın zırh, Luo Lin’in kılıcını geri savurmayı bilmişti!

 ‘’Bu nasıl olur?!’’

 Huo Li kahkaha atmaya devam ederken, Frost ona doğru yaklaşıp, herifin göğsüne sağlam bir diz geçirdi. Etrafa saçılan kanlara rağmen Huo Li kollarını çaprazlayıp, ileriye atılmıştı. ‘KENG!’ Luo Lin’in kılıcı ortadan ikiye ayrıldı!

 “Ah Ah……”

 Luo Lin acı içinde, kılıcından yayılan sıcak havayla mücadele ediyordu. Dişlerini sıkarak Huo Li’nin kolunu yakalayıp, kırık kılıçla herifin göğsüne saldırdı!

 “Pu Chi!”

  Lav kadar sıcak kanlar etrafa saçılırken, Luo Lin de yere düşüyordu. Gücünün yarısını kaybetmişti ve elindeki kılıcı da Huo Li’nin boğazına saplamayı başarmıştı. Acı dolu çığlıklar hız kesmiyordu.

 Birkaç dakika acıya dayanmaya çalışan Huo Li öfkeyle kükremeye başladı, ‘’Seni öldüreceğim! Ejderha Şehri’ni yok edeceğim!’’

 Keng!

 Frost kılıcını çekti. Yere sağlam bir tekme attığı gibi ileriye atılmıştı!

 ‘’Frost, dikkatli ol!’’ Göğsünü tutan Luo Lin kükredi.

…….

Huo Li de Frost’un figürüne doğru, dudaklarını yalayarak ilerliyordu, ‘’Ne güzel bir kadın ama! Toza dönüşeceğini düşününce içim acıyor!’’

 Frost kılıcını ayarlayıp kükredi, ‘’Cehennemde üzülürsün! [Kozmik Kılıç]!’’

 “Peng!”

 Eneri dalgası gökyüzünü sallamış ve [Kozmik Kılıç] garip bir şekilde Huo Li tarafından paramparça edilmişti. Frost’un ve bu adamın gücü cidden korkunçtu.

 ‘’Geber!’’

 Huo Li’nin ağır yumruğu Frost’un omzuna saplanınca, Frost’un Buz Zırhı paramparça olmuş ve kadın bir ağız dolusu kan tükürmüştü. Yere düşerken güzeller güzeli gözleriyle gökyüzüne baktı ve elini açtı, [Rotasyon Kesiği]!

 “Pu!”

 Akılalmaz saldırı Hyo Li’nin sağ kolunda dehşet verici bir delik açmıştı!

 Huo Li öfkeyle kükreyip, Qi’yi odakladığı yumruğunu bir kez daha savurdu!

 Hong!

 Frost yere çakılmıştı. Tozlarla kaplı vücudu diz çöker pozisyondaydı. Ardından başını kaldırarak gökyüzüne baktı. Kolları titremeye başlamış ve etrafını bir buz dalgası çevirmeye koyulmuştu.

 Sadece uzaktan bakarak bile bunun Frost’un kadim tekniği, [Yıkım Getiren Buz Ejderhası] olduğunu anlayabilmiştim!

…….

 “Keng!”

 İmparator Qin’in Kılıcı’nı ve Soğuk Demir Kılıç’ı çekerek kükredim, ‘’Kardeşlerim, ona yardım edeceğiz. Zaman kazanmamız lazım!!’’

 [] [] []