Wei fan once kaderde sonra gercek hayatta agzina sicicaklar ahahahahahhahha
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
348. Bölüm Ruh Yenileyen Hap
Buzlu Orman Mezarlığı’nın soğuk, ıssız topraklarına girdiğimde gökyüzü kar yağışına teslim olmuştu. Tüy vari kar taneleri zırhıma ve hatta kirpiklerime bile iniyordu. Ufak kaplancığımla, Alevli Kaplan Tanrısı’yla birlikte mesafeye yürüyorduk. Tabii her ne kadar kaplan tatlı bir görüntüye sahip olsa da, saldırıya geçtiğinde o tatlı figüründen geriye hiçbir iz kalmıyordu.
Hemne yanımızda, kar beyazı bir kedi belirmişti. Kar Kedisi 75.seviye Hayalet Yaratıklar’dan biriydi ve hızlı saldırısının yanında yüksek fiziksel saldırı puanına sahipti. ‘’Demek bu yüzden kimse buraya gelmek istemiyormuş. Burada seviye kasmak kolay iş değil. Sonuçta bir kez öldüğünde, bütün gün sarf ettiğin çabalar boşa gidiyor.’’ Diye düşündüm.
Kar Kedisi hafiften ilerlemeye başlamıştı. Keskin pençeleri bana doğru gelirken direkt ileriye atıldım. ‘’Keng! Keng!’’ Kılıçlarımı çektikten sonra yaratığın saldırısından hemen önce ilk hamleyi ben yapmıştım. Havada süzülen kılıçlar heybetli birer auraya sahiplerdi. Kaşla göz arasında yaptığım 4 saldırı Kar Kedisi’ni yere çalmıştı---
“2873!”
“2422!”
“2839!”
“2238!”
Sağ elimdeki İmparator Qin’in Kılıcı doğal olarak daha fazla vuruyordu. O esnada, aklıma bir düşünce gelince hemen 8.seviye [Kombo]’mu aktif ettim!
Yaptığım beş saldırı, daha önce kullandığım [Kombo]’dan bir hayli hızlıydı. Kar Kedisi acı dolu bir çığlık atarak öteki dünyayı boyladı. Aslında, yaratık ölmeden önce bana yalnızca bir kez vurabilmişti.
Sessizce duruyor, elimdeki kılıçları izliyordum. Sağ elimde [Rüzgar Kılıcı]’nın ışıkları, sol elimdeyse Derin Denizin Soğuk Demir Kılıcı’ndaki [Keskin Buz Kılıcı] ışıkları parlıyordu. Hayret bir şey. Beklendiği gibi, [Yi Hai]’m sakin kalabildiği sürece, aynı anda iki yetenek aktif edebiliyordum. Bu sayede iki saldırı arasındaki zaman da acayip kısalacaktı. Bu özellik, Q-Kılıcı ve Jian Feng Han gibi üstatlara karşı epeyi işe yarayacaktı. Sonuçta, aynı anda iki yetenek kullanabilirsem, rakibim elbet yeteneklerden birine maruz kalacaktı.
Kalbime doğru depara kalkan heyecan duygularına dayanamamıştım. Hemen yakınlarımda bir Kar Kedisi daha duruyordu. Elimi havaya savurarak, sol elimle [Keskin Buz Kılıcı]’nı ve sağ elimle [Rüzgar Kılıcı]’nı aktif ettim!
“3628!”
“4129!”
İki yeteneğin arkasından meseleyi normal saldırılarla tamamlamıştım. Hehe, verdiğim hasar cidden insanı dehşete düşüren cinstendi. Alevli Kaplan Tanrısı bile hedefe saldırmak için fırsat bulamamıştı.
Yere düşen gümüş paraları envanterime attıktan sonra yürümeye devam ettim. Beklediğim gibi, etraftaki gümüş renkl bitkiler 8.seviye, Göz Alan Otlar’dı. Bu şansı kaçıracak değildim; yani bulabildiğim her bitkiyi topladım. Böylece bitki toplama yeteneğimi de geliştirebilecektim; zira geliştirmediğim taktirde, ileride 10.seviye bitkilerini toplamam pek de mümkün olmayacaktı.
Ne uzak ne de yakın sayılabilecek mesafede, mezar parçalarını görebiliyordum. Mezarlık karlarla kaplı olsa da, dış yüzeyleri rahatça seçilebiliyordu. İleriye atıldığımda mezarlardan gelen sesler de kulaklarıma ulaşmıştı. Aniden, ‘’Bang!’’ kanlı bir el kardan fırlayarak ortaya çıktı. Elin hemen ardından yüzeye çıkan çürümüş insan başı gerçekten iğrenç görünüyordu. Öylece, yaratık mezardan çıkarak bana doğru koşmaya başlamıştı.
“Wah…..”
Ağzımı kapattığım gibi kollarımdaki güce odaklandım. Kılıçlar hareket etmeye başlamış ve önümdeki zombi bana doğru zıplamıştı. Sol elimde Derin Denizin Soğuk Demir Kılıcı’nı kaldırdım, ‘’Pa!’’ saldırıyı kolayca karşılamıştım. Tam da beklediğim gibi, ikinci kılıcımla yaptığım hamle karşılamalarının başarılı olma yüzdesi epeyi fazlaydı. Oyuncunun manevra kabiliyetiyle bu olasılık daha da artıyordu. Üstelik, gerçek hayatta da bir kılıç ustasıydım. İkiz Kılıç Stili de gerçekten hamle karşılama konusunda epeyi etkiliydi. Bu sayede, manevra kabiliyetim de artmıştı.
Zombiyi kestikten sonra mezarın yanındaki Göz-Alan Otu’nu topladım ve yola devam ettim. Ruh Yenileyen Ot muhtemelen Buzlu Orman Mezarlığı’nın derinliklerindeydi.
Nihayetinde, etraftaki bitkileri toplayarak bitki toplama yeteneğimi kasmayı başarmıştım. İki saatin ardından kulaklarımda bir ‘ding!’ sesi yankılandı. Bitki toplama yeteneğim artık 9.seviyeye ulaşmıştı. İlerlemeye koyulduğum esnada mezarların gitgide sıklaştığı gözümden kaçmamıştı. Genelde, aynı esnada 3-5 75.seviye zombiyle karşı karşıya kalıyordum; lakin şans bu ki yanımda, bana destek olacak Alevli Kaplan Tanrısı gibi bir evcil hayvanım vardı. %10’luk can çalma puanım sayesinde, aynı anda 8-10 zombiyi öldürmek bile benim için problem değildi.
Geniş bir kesiğe, sağlam bir direkt hamle eşlik ediyordu. Zombileri biçtiğim esnada bembeyaz kar yavaş yavaş kana bürünüyordu. 10 dakika yürüdükten sonra önüme büyük bir vadi çıkmıştı. Aslında, buraya vadi yerine koskoca bir mezar desek daha isabetli bir durum elde edebilirdik. Mezarlığın dört bir yanında gezen zombileri görebiliyordum. Vadinin diğer bir yanında, kızıl, parlak kanlarla kaplı bir mağar girişi vardı. Üstelik, bütün harita kırmızıya boyanmıştı; yani haritanın tehlikeli bir bölge olduğunu biliyordum. Benim gibi yüksek seviyeli oyuncuya bile sistem bu haritayı kırmızı gösteriyorsa, bu mezarlıkla kesinkes üst seviye bir boss vardı. Evet, muhtemelen 9.seviye bitkiler buradaydı!
Haritayı taradıktan sonra saldırı planımı yaptım; kanyondan vadiye geçişimde kendime bir yol açacaktım. Böylece zamandan tasarruf edebilirdim; Fan Shu Şehri ve Jiu Li Şehri’nde de buna benzer haritalar olduğu için, şu anda Ruh Yenileyen Ot’u arayan tek insanın ben olduğumu hiç sanmıyordum. Ruh Yenileyen Otu’nu ilk bulan kişi, 9.seviye hapını da ilk yapan kişi olacaktı. Bu başarıyı gösteren kişiye verilecek ödülün de yüksek olacağını düşünüyordum.
“Sha sha…..”
İmparator Qin’in Kılıcı’yla saldırıyor ve Derin Denizin Soğuk Demir Kılıcı’yla dengemi sağlıyordum. Kanyondan derin vadiye doğru kaymaya başladım. Ufak kaplanım hemen arkamdan beni takip ediyordu. 100 metre aşağıya kaydıktan sonra kanyonun eteğinde dengemi sağladım. Tabii bu esnada 11 zombi bana doğru koşmaya da başlamıştı. Hemen bir adım çekilerek, diğer elimi açtım. [Siyah Kaplumbağa Diyarı] ve [Ruh Ordusu]’nu aktif etmişti. Ardından, elimi kaldırarak kalabalığa doğru [Yedi Yıldız Parçacıkları’nın Kesiği]’ni savurdum.
Baskın kolumu kullanarak saldırdığım için verdiğim hasar da daha fazla oluyordu. Diğer elim Derin Denizin Soğuk Demir Kılıcı’yla geniş bir kesik atarak ilk zombiyi yere çalmıştı. Bir adım öne attığım gibi kolayca ve sapasağlam ilerlemeye başladım. Kılıçlarım dans ediyor ve zombi grubunu adeta delip deşiyordum. Zombiler öldüklerinde vücut parçacıklarının dört bir yana saçıldığını söylemeye gerek bile yoktu. Derin bir nefes almadan edememiştim. Hassiktir, gerçekten de İkiz Kılıç Stili’nin bu kadar güçlü olacağını düşünmemiştim!
Benim yanımda, bir de Alevli Kaplan Tanrısı [Ateş Gücü Hücumu]’nu aktif edinte zombi grubu yerle bir olmuştu. İlk grupla işimiz bittikten sonra can barımın yarıya düştüğünü görmüştüm. [Tedavi]’yi ve %10 can çalmayı kullanarak canımı toparlayabilecektim. Zombilerden fırlayan kanların vücuduma akın ederek, canımı doldurduğunu bilsem de, manzaraya gerçekten iğrençti…Yine de, bunun sadece bir oyun olduğunu hatırlayınca rahatlamıştım.
…………
Yavaşça zombileri öldürerek vadinin diğer sınırına ulaştım. Aynı esnada, yaratıkların normalden çok daha hızlı dirildikleri dikkatimden kaçmamıştı. 60 dakikada bütün yaratıklar diriliyordu; ancak bu durum benim için kötü sayılmazdı. Sonuçta, arkamdan beni öldürmek adına birileri geliyor olsa bile, 75.seviye Hayalet Yaratıklar’la uğraşmak zorunda kalacaklardı. Normal oyuncuların bu yaratıklara karşı herhangi bir şansı yoktu. Tabii ki, eğer Fang Ge Que ya da Q-Kılıcı ve hatta Jian Feng Han grup toplayarak buraya gelselerdi, yapacak hiçbir şeyim kalmaz ve kollarımı açarak yalnızca şu kelimeleri söyleyebilirdim, ‘’Kardeşlerim, gelin, öldürün beni. Yanlış yaptım. Boss sizindir…’’
2 saatlik katliamın ardından nihayetinde mağara girişine ulaşmıştım. O kadar katliam yapmama rağmen TP barım yalnızca %7 artmıştı. 70’den sonra seviye kasmak acayip zordu. SS-seviye sunucu görevi ya da büyük bir etkinlik olmadığı sürece çabucak seviye atlamam imkansızdı.
………
Girişteki zombileri temizledikten sonra canımı doldurdum ve Alevli Kaplan Tanrısı’yla birlikte mağaraya girdim. Mağaraya adım atar atmaz titremeye başlamıştım; zira içerisi çok soğuktu! Eğer dışarıyı bir buzdolabına benzetecek olursak, işte o zaman mağaranın içi de bildiğimiz derin dondurucuydu!
Ding!
[Sistem Notu]: Uğursuz haritaya girdiniz --- Ölü Kralın Mağarası
Kirpiklerim donmaya başlamıştı. Kılıcımı etrafa savurarak ortaya çıkan ateşle buzları eritmeye başladım. Biraz daha yürüdükten sonra duvarlarda altın renkli çiçekle görmeye başlamıştım. Dikkatli baktığımda, altın renkli çiçeklerim aslen aradığım Ruh Yenileyen Ot olduklarını anladım. Nihayet 9.seviye bitkileri bulmuştum!
Ölü Kral burada olsa bile, şimdilik bu bitkileri toplayacaktım!
Ufak küreğimi çıkarıp, kazmaya başladım!
Ding!
Sistem Notu: Tebrikler. [Ruh Yenileyen Ot] x 4 topladınız. Bitki Toplama Ustalığı +9!
…………….
Yola devam ettiği esnada gördüğüm düzinelerce Ruh Yenileyen Ot’u da toplamıştım. Ardından, Ölü Kralın Mağarası’nda durarak, hap yapmaya başladım. Altı simya kazanı kullandıktan sonra nihayet ilk 9.seviye hapı tamamlamıştım.
Ding!
Sistem Notu: Tebrikler. [Ruh Yenileyen Hap] x 2 ürettiniz!
Ardından bir sistem notu daha yankılanmıştı…
Ding!
Sistem Notu: Tebrikler. [Ruh Yenileyen Hap]’ı yapan ilk oyuncu olduğunuz için ödül olarak +7 karizm kazandınız!
……
Hehe, +7 karizma. Cidden buraya boşu boşuna gelmemiştim.
Mağaranın derinliklerine ilerleyip, ufak yaratıkları öldürdükten sonra envanterim Ruh Yenileyen Otlarla dolup taşıyordu. Çoktan 2000 tutam toplamıştım! Lakin, durumda garip birhal mevcuttu. Mağaraya girdiğimden beri Boss’a dair herhangi bir iz bulamamıştım. Devam ettiğimde, nihayetinde mağaranın sonunda parlayan kemikler olduğunu görmüştüm. Hay arkadaş! Bossu benden önce kim öldürmüş olabilirdi ki?
Forumları açtığımda, Ölü Kralın Mağarası kelimelerini aradım. Bulduğum sonuç beni rahatlatmıştı.
[Aktivite]: Jiu Li Şehri’ndeki [Efsane] klanı bu öğleden sonra Buzlu Orman Mezarlığı’na girecektir. Hedef, Ölü Kralın Mağarası’ndaki Ölü Kral!
……
Bu konu 4 gün önce açılmıştı. Yani herifler mağarayı çoktan araştırmıştı. Ruh Yenileyen Ot sisteme ekleneli 1-2 gün olduğundan, [Efsane]’ye ait oyuncular mağarada bu bitkilere rastlamamışlardı. Lakin, onlara karşılık ben, Ruh Yenileyen Ot’u bulmuş olsam da bossu elimden kaçırmıştım. Kadere bak...
Tam o sırada, Yaşlı K klan chatine bir mesaj yolladı, ‘’Buzlu Orman Mezarlığı’na yakın olan birisi var mı?’’
Cevapladım, ‘’Ben varım. Hayırdır?’’
Yaşlı K söylendi, ‘’İlk Grup’un 20 oyuncusu, Buzlu Orman Mezarlığı’nda seviye kasarken [Toplu Cenaze]’nin 100 elit oyuncusu tarafından saldırıya uğramış. Bir grup toplayıp, şunlara ders vermeye gidelim diyordum.’’
Gülümsemeden edememiştim, ‘’Gerek yok, ben tek giderim!’’
Yaşlı K gülümsedi, ‘’Tamam. O zaman sorun yok. Yine de, Wang Jian’a söyleyeceğim, 100 elit toplayıp, hazır gitmişken haritayı araştırsınlar. Xiao Yao, dikkatli olman lazım. Tamam mı?’’
‘’Merak etme!’’
Kılıç elimde, mağara girişine doğru yürüdüm. Zar zor yukarı tırmandıktan sonra karlı vadiye bakıyordum. Qing Qian’ın bana konumu yolladığı bölgeye gayet yakındım. Muhtemelen oraya 10 dakika içinde ulaşacaktım.
[] [] []
Magnec