Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

325. Bölüm Çay Alayım…

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

 ‘’Xiao Yao…’’

 Matcha’yı destekleyen Song Han söylendi, ‘’Matcha çok içtiğinden onu geri götüreceğim. Sen…sen de kendine dikkat et. Wan Er ve Dong Cheng’e bir şey yapma sakın, ha ha ha…’’

 Ona keskin bir bakış attım, ‘’Sinirimi bozma….’’

 ‘’Haha, kaçtım ben!’’ Song Han Matcha’yla birlikte mekanı terk etmeye koyuldu.

 Bizimki kapıyı açmaya çalıştığı esnada Matcha başını çevirip, bana bakmıştı, ‘’Wuwu, şu iki güzellik bu gece patronu mu yiyecek yoksa?’’

 Song Han ne diyeceğini bilemiyordu, ‘’Merak etme. Hadi gidiyoruz. Yaşlı K ve Fox seni yemeden gitsek iyi olacak…’’

 Ben de ayağa kalkarak Dong Cheng’e yardım ettim, ‘’Yavru Kurt, Matcha’yı odasına götürdükten sonra beni ararsın!’’

 ‘’Tamam!’’

 Song Han başını öne salladı, ‘’Merak etme büyük kardeş Xiao Yao, ben buradayken Matcha’ya hiçbir şey olmayacak.’’

 Song Han’ın karakterini biliyordum. Dürüst ve verdiği sözleri her zaman için tutan biriydi. Matcha stüdyomuza girdiğinde, Song Han’a gereken talimatları vermiştim. Kendisi Yaşlı K ve Fox’dan daha güvenilirdi. Ayrıca ikisini de kolayca yere serebileceğini bildiğimden fazla endişelenmemiştim.

……

 Stüdyo üyeleri odayı terk ettikten sonra geriye yalnızca Wan Er, Dong Cheng ve ben kalmıştık. İki güzelliğe bakınca başım dönmüştü. Şans bu ki sarhoş değildim; aksi taktirde neler olacağını tahmin bile edemiyordum.

 ‘’Wan Er, hadi eve gidiyoruz!’’

 Başımı eğerek Wan Er’e doğru gülümsedim, ‘’Hadi ama, elimi tutmayacak mısın?’’

 Wan Er gülümsemeye başladı, ‘’Gerek yok. Sarhoş değilim ki, kendi başıma yürüyebilirim…’’

 Başımı öne salladım, ‘’Tamam o zaman birkaç adım yürü de görelim bakalım.’’

 Wan Er sallana sallana ayağa kalkmış ve gülümsemişti. Üç adım attıktan sonra yere yığılan hanımefendiyi çabucak yakalamıştım. Koluma tutunurken sormuştum, ‘’Hala kendi başına yürümek istiyor musun?’’

 ‘’Hayır…’’ Gülümsedi. ‘’Dizlerime falan bir şey olur…’’

……

  Sol elimle Wan Er’in belini, sağ elimle Dong Cheng’i tutuyordum. Kapıdan çıktım. Sokakta beni gören herkes şaşkına dönüyordu. Kıskançlık dolu bakışların altında kulağıma şu sözler bile gelmişti, ‘’Vay arkadaş, herifin yanındakilere bak…geceyi güzel geçireceği kesin! Umarım yorgunluktan sebep nalları diker de adalet yerini bulur!’’

 Gülümsemeden edememiştim. Yurtlara dönme konusunda herhangi bir sıkıntı yaşamamıştım. Yoldayken, Lin Tian Nan’ın yerleştirdiği korumalardan birini bile görmüştüm. Herif güya tezgahtarlık yapıyordu; ancak daha önce bu kadar kaslı bir tezgahtar görmemiştim….

 Yine de, kızların tek başlarına üst kata çıkmasına gönlüm el vermediğinden, bahçedeki banka oturmuştum. Wan Er’in elini tutarak söylendim, ‘’Wan Er, Dong Cheng’le burada durun bakayım. Kızıl çay alayım da kendinize gelin biraz…’’

 Wan Er koluma sarıldı, ‘’Li Xiao Yao, gitme…’’

 ‘’Ne oldu?’’

 Bana bakıyordu, ‘’Bilmiyorum…sadece…gitmeni istemiyorum. Biraz benimle kal, tamam mı?’’

 ‘’Tamam o zaman…’’

 Yanına oturduktan sonra göğsüme sarıldı. Başını göğsüme yaslamış olsa da nefes alışverişi her zamanki düzenini koruyordu. Ardından kollarını boynuma atarak bana sarılmaya devam etti, ‘’Neler oluyor böyle…bu ben miyim…’’

 Gülümsedim, ‘’Aptal kız…’’

  Wan Er bana bakarak gülümsemişti, ‘’Asıl aptal sensin. Salak…’’

 ‘’Hohoh, saldırıyor muyuz?’’

 ‘’Saldırıyorsam ne yapacaksın?’’

 ‘’Ne yapabilirim ki? Hanımefendinin heybetiyle boy ölçüşebilmem mümkün değil ya…’’

 Wan Er’in kıpkırmızı suratı göğsümde saklanıyordu.

 Öte yandan, Dong Cheng’in hali daha beterdi. Bankta oturan genç kadın nihayetinde kucağıma düşerek uyuya kalmıştı.

 Song Han beni aradığında, restorandan buraya gelişimizin üstünden ne kadar geçtiğini hatırlamıyordum. Telefonuma baktığımda saatin 22:00 olduğunu gördüm ve hava da gitgide soğuyordu. Bir an önce çay alıp, kızları ayıltmazsam geceyi burada geçirecektik.

 O esnada, başımı çevirip, okuldaki şelalede tanıdık bir ışık gördüm. Biraz daha dikkat ettikten sonra aslen bu ışığın keskin nişancı tüfeğine ait olduğunu anlamıştım.

  Aniden, bütün figürüm sarsılmıştı. Uzaktaki şelalenin üstünde bana, Wan Er’e ve Dong Cheng’e bakan bir keskin nişancı vardı. Herifin Lin Tian Nan’ın ayarladığı korumalardan biri olduğuna şüphe yoktu.

 Wan Er’in kollarını hafifçe sarsarak söylendim, ‘’Wan Er, uyan!’’

 ‘’Ne oldu?’’ Genç kız gözlerini açmıştı.

 ‘’Dong Cheng’e bak iki dakika, çay alıp geliyorum. Susamışsınızdır, yanlış mıyım?’’

 Wan Er’in gözleri sonuna kadar açılmıştı, ‘’Eh, nereden bildin?’’

 ‘’Tahmin ettim…’’

 ‘’Tamam.’’ Doğrulmuş ve kucağımda yatan Dong Cheng’i almıştı, ‘’Hızlı ol!’’

 ‘’Tamamdır!’’

…………

  Ayağa kalkıp, mekanı süzdükten sonra yürümeye koyulup, gizlice ormana sızdım. Ufak parka atılmış ve qi’mi kullanmıştım. O esnada adeta oyundaki [Hız]’ı aktif etmiş gibi figürüm hızlanmıştı. Şelaleye 10 dakika içinde ulaştıktan sonra gizlice arkaya dolandım!

 ‘’Shua!’’

 Şelalenin hemen üstündeki tepede yayılmış oturan keskin nişancı beni fark etmemişti.

 Shasha…

 Bilerek bastığım dal parçasından çıkan sesle birlikte herif anında silahını çevirmişti!

 Direkt ileri atılarak havaya savurduğum sağ elim, qi akışıyla birlikte silahı ortadan ikiye ayırmıştı. Artık silahın ateş etmesi mümkün değildi.

  Rakibim aniden botundaki hançere uzanmıştı. Bu hareketinden bile herifin usta bir asker olduğunu anlayabilmiştim. Eğer qi’yi kullanarak figürümü gizlememiş olsaydım, muhtemelen beni çok önceleri fark etmiş olacaktı.

 Vahşi bir tekme savurduktan sonra silahın diğer yarısı da kenara savrulmuştu. Adamın sol elindeki bıçağı aldıktan sonra bıçağı boğazına doğrulttum.

 ‘’Velet, ne yapmaya çalışıyorsun?!’’ Herif şok olmuştu.

  Bileğime biraz daha güç kattıktan sonra herifin boğazını birazcık kestim. Adam kıpkırmızı kesilmişti. Soğuk ses tonum kulaklarında yankılanıyordu, ‘’Lin Tian Nan’a daha önce de söylemiştim. Bana sakın ola silah doğrultayım demeyin, yoksa, bir sonraki sefer bu hareketi yapanı bulup, öldürürüm. İnanmıyorsan deneyebilirsin.’’

 Herifin suratı solmuş ve ağzından tek bir kelime bile çıkmamıştı.

  Bıçağı yakındaki çalılıklara fırlattıktan sonra 10 metre yüksekliğindeki şelaleden aşağıya atlayıp, ayaklarımdaki qi akışı sayesinde yere hafifçe indim. Keskin nişancıya bakarak söylendim, ‘’Ne bekliyorsun? Lin Hanımefendi sarhoş. Ben onun yanında kalacağım, sen de gidip çay getir…’’

 Herif şaşkına dönmüştü, ‘’Ta---tamam…’’

………

 Banka geri döndüğümde Dong Cheng çoktan Wan Er’in omzunda uyuya kalmıştı. Sessizce banka oturdum ve Wan Er bana bakarak söylendi, ‘’Hey, kızıl çay alıyordun hani?’’

 Söylendim, ‘’Biraz bekle. Siparişi verdim.’’

 ‘’Wow. Bugünlerde şu servis işini baya geliştirdiler yahu, marketlerde bile kuryeler çalışıyor herhalde…’’

 ‘’Evet. Sanırım marketler kargo şirketleriyle bile anlaşma yapmaya başlamışlar..’’

 ‘’Hadi oradan…’’

 Çok geçmeden nişancı iki çay bardağıyla yanımıza gelmişti. Bir şey söylemeden çayları bana verip, karanlıkta kayboldu. Bir gölge olarak çalıştığını ve Wan Er-Dong Cheng ikilisine görünmemesi gerektiğini iyi biliyordu.

  Çayı bizimkilere verdikten sonra kızlar biraz da olsa ayılmışlardı. Wan Er doğrularak gülümsedi, ‘’Tamam, Dong Cheng’i yukarıya çıkaracağım. Senin de dinlenmen lazım. Turnuvadaki mücadeleden sonra yorulmuş olmalısın. Erken yatmazsan yarınki mücadelelerde %100 gücünü sergileyemezsin.’’

 Başımı öne salladım, ‘’Tamam!’’

 ‘’Görüşürüz!’’

……

 Kızların üst kata çıktığını onayladıktan sonra kendi odama dönüp, yatağa uzandım.

 Ertesi gün, telefon sesiyle uyanmıştım. Numara Wan Er’e aitti, ‘’Hadi kalk artık uykucu. Saat 10’a geliyor. Babam buraya gelip, bizi yemeğe çıkaracakmış. Saat 10:30’da başlayacak yemek 11:30’da bitecek…Turnuvaya geç kalmayacağız yani.’’

 ‘’Tamam, anlaşıldı…’’

 Çabucak ayağa kalkıp, elimi-yüzümü yıkamıştım. Aynı esnada Lin Tian Nan’ın mekana geliyor oluşundan sebep gergin bir moda girmedim desem, gerçekten yalan söylemiş olurdum. Muhtemelen mesele dünkü olayla ilgiliydi…

……..

 Okulun dışındaki restoranda, Lin Tian Nan özel oda kiralamıştı. Dong Cheng ve Wan Er ikilisiyle odaya adım atarak yemekleri yemeye başladık. Lin Tian Nan kızıyla konuştuktan sonra bana bakmıştı, ‘’Li Xiao Yao, dışarı gel, seninle konuşmam lazım!’’

 ‘’Tamam!’’

 Başımı öne sallayıp onunla dışarıya çıktım.

 Lin Tian Nan’ın sırtı bana dönüktü, ‘’Dün gece, adamlarımdan birini dövmüşsün. Cidden iyisin!’’

  Doğal olarak meseleyi üsteleyecektim, ‘’Her gün beni gözleyen birilerinin olmasını istemiyorum. Umarım anlayabiliyorsunuzdur!’’

 ‘’Anlamak mı? Neyi anlayacak mışım?’’

 Lin Tian Nan başını bana çevirdi, ‘’Li Xiao Yao. İşleri karıştırıyorsun. Meseleleri kontrolüm altına almam lazım; lakin sen…her zaman bana karşı çıkıyorsun. Söyle bana, Wan Er’in etrafında olmanın asıl sebebi nedir??’’

 ‘’Sebep…’’

  Derin bir nefes çekip ona baktım, ‘’Sen onu koruyamayacak raddeye geldiğinde, öne çıkıp onu korumak istiyorum!’

 Lin Tian Nan tereddüt ettikten sonra gülmeye başlamıştık. ‘’Peki. Git bir şeyler ye. Güzel ye!’’

 ‘’Tamam.’’

……

Öğleden sonra odaya dönüp turnuvaya hazırlanmaya başladım.

[] [] []