Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

262. Bölüm Basket Sahasındaki Mücadele

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

 

 Öğleden sonra 15:00 suları, rüyadan uyanmıştım…

 Omzumu hareket ettirdiğim gibi acı dolu bir his bedenimi kaplamıştı. Daha önce aldığım mermi yarası Sentetik’in pençelerinden sebep tekrar açılmıştı. Merhem de yarayı iyileştirme konusunda iyi bir iş çıkarıyor sayılmazdı.

 “Huu!”

 Hemen doğrularak, yatağıma yaslandım. Pencereden baktığımda, basket oynayan bir grup öğrenci ter döküyorken, birkaç kızın da onları izlediğini görmüştüm.

 Boynumu çıtlattıktan sonra duvara yaslandım ve rahatlamaya koyuldum.

 Yan tarafta duran dört göz söylenmeye başlamıştı, ‘’Hey, Xiao Yao, uyuduğun esnada kolundaki yaraları gördüm. Dün gece nereye gittin de bu kadar yaralandın…?’’

 Dört göze doğru döndükten sonra cevapladım, ‘’Dört göz, böyle sorular sormana gerek yok; zira cevap alamayacaksın…’’

 Tang Gu’nun vücudu titremeye başlamıştı, ‘’Xiao Yao…sen…yeraltına falan mı bağlısın?’’

 ‘’Pah, öyle biri gibi mi görünüyorum?’’

 ‘’Muhtemelen hayır, o tiplere benzemiyorsun ve üstelik yakışıklısın da…Eğer öyle olsaydın, yanında Wan Er gibi bir kadın olmazdı. Sonuçta babası senin gibi biriyle takılmasına izin vermezdi…’’

 Ayağa kalkıp, kolumu salladım. Mermi yarasının dışında diğer yaralar iyileşmeye başlamıştı. 3-5 gün içinde tekrardan eski gücüme ulaşacaktım. Sentetikler’le karşılaştığım ilk günden beri hayatım daha da tehlike altına girmişti; her gün saldırıya hazırlıklı bir şekilde gergin ve huzursuz geçiyordu.

………

 Banyoya gidip yüzümü yıkadıktan sonra bir şeyler yemeye karar verdim. Çok geçmeden kendimi spor alanlarında gezerken bulmuştum. Aynı esnada kan akışımı ve Qi akışını da hızlandırmaya çalışıyordum. Kan ve Qi akışım normale döndüğü taktirde daha da hızlı iyileşebilecektim.

  Soğuk, insanı kendine getiren Güz meltemleri yanağımı okşuyordu. Yeni bir gömleğin üstünde yaralarımı saklayan bir ceket atmıştım; lakin suratımda hala daha gözle görülebilen bir çizik bulunuyordu; Sentetikler’den aldığım yaralar kolay kolay iyileşmiyordu.

  ‘’Başarabilirsin! Wang Ze Cheng çooook yakışıklı!’’

 Kadın öğrencilerin çığlıkları basket sahasının yanından geliyordu ve çığlıklarda geçen isim de yakından tanıdığım biriydi. Hemencecik ileri atıldığımda, çin dili ve edebiyatının, bilgisayar bölümüyle maç yaptığını görmüştüm. Tabii Çin dili ve edebiyatındaki tiplerden biri de Wan Ze Cheng’di!

 
  Mavi eşofmanlarıyla oracıkta oynayan Wang Ze Cheng’in vücudu ter içindeydi. Yakışıklı suratı sakin ve keskin bakıyordu, ayrıca bakışları da kararlılığın soğuk ışıklarını barındırıyordu. Herif neredeyse ona verilen bütün fırsatları kullanıyordu ve 10 saniye içinde çoktan iki sayı atmıştı. Hatta bir ara, sahanın ortasından fırlattığı üçlüğü görünce herkes alkış kıyamet kesilmişti. Kadınların çığlıkları durmaksızın yayılıyordu.

 ‘’Wang Ze Chen!’’

 Sakinle taş banka kurulduktan sonra ifadesiz bir suratla maçı izlemeye koyuldum.

……

“Peng!”

 Smaça giden Wang Ze Cheng yükseğe zıplamış ve fiyakalı bir şekilde potaya asılmıştı. Lakin havadayken başını çevirip, bana baktığını anlamıştım.

 Ağzımı açmadan ona bir bakış attım. Yanımda duran kızlar bağırmaya devam ediyorlardı.

 ‘’Pa…’’

  Sorunsuz bir şekilde yere inen Wang Ze Cheng sahanın yanına dönmüş ve dikkatle bana bakmıştı. Topla yaptığı hareketler gerçekten göz zevkini doyuruyordu; ancak top rakip takıma geçtiğinde, herif faul yaptığı için top bana doğru bir mermi edasıyla gelmeye başlamıştı!

 Vay arkadaş! Bilerek bana saldırmaya mı çalışıyordu?!

 ‘’Dikkat et!’’ Yanımdaki kız bağırarak beni uyardı, ‘’Li Xiao Yao, dikkat et!’’

 Direkt olarak basket topuna bakarak Qi’ye odaklandım. Önümde ufak bir hortum belirmiş ve adeta bir çeliğe vururmuş gibi topu geri yollamıştım. Hala daha oturuyor ve Wang Ze Cheng’e sanki hiçbir şey yaşanmamış gibi bakıyordum.

 ‘’Hey dostum, iyi misin?’’ 2 metre boylarındaki adam bana bakıp, gülümsemişti, ‘’Wang Ze Cheng bilerek yapmadı. Sadece bir kazaydı, sıkıntı yapmazsın umarım…’’

 Wang Ze Cheng gülümseyerek, özür dileyen bir suratla söylendi, ‘’Li Xiao Yao, özür dilerim, bilerek yapmadım…Canını yakmadım, değil mi? Demin sana doğru gelen topun hızı biraz fazal olduğundan kontrol edememiştim. Üzgünüm…’’

 Ayağa kalkıp, Wang Ze Cheng’e gülümsedikten sonra söyendim, ‘’Nasıl canımı yaksın ki? Öyle ufacık bir güç kılıma bile zarar veremez. Wang Ze Cheng, deminki smaç baya iyiydi, bu kadar kadının seni seviyor olmasına anlam verebiliyorum.

 Wang Ze Cheng burnunu kaşıdıktan sonra utangaç bir gülümseme savurdu, ‘’Şey…basket oynamayı seviyorum, o kadar. Kadınları tavlamaya falan çalışıyor değilim…’’

 Gülümsedim, ‘’Evet evet, zaten böyle takılmaları için işe alınmışa benziyorlar!’’

 Kenarda duran adamın kaşları çatılmıştı, ‘’Li Xiao Yao, ne demek istiyorsun? Ah Cheng’le nasıl böyle konuşabiliyorsun? Kim olduğunu düşünüyorsun sen?!’’

 Lafını bitirdikten sonra tuttuğu topla birlikte ileri atılmış ve diğer eliyle omzuma doğru uzanmıştı.

 Bir adım geri çekildikten sonra Qi’ye odaklanarak herife bir bakış attım; adam anında yere yığılmıştı. Öyle garip bir pozisyonda olduğundan kimse onu benim ittiğimi düşünmeyecekti; zaten ona dokunmadığımı da herkes görmüştü.

   Hemen eğilip, herifin kolunu tuttum, numaradan paniklemiş ayağına yatıyordum, ‘’Dostum, sen..iyi misin? Niye önüne dikkat etmiyorsun?’’

 Bu herifin Wang Ze Cheng’i takip eden tiplerden biri olduğuna şüphem yoktu ve zaten Wang Ze Cheng de sinirden deliye dönmüştü. Gerçekten iyi bir oyuncu olmadığımı anlamış gibi görünüyordu, ‘’Li Xiao Yao, maç yapalım mı?’’

 Başımı iki yana salladım, ‘’Ben almayayım, siz devam edin. Yapacak başka şeylerim var…’’

 Arkamı döndüğüm gibi yere yığılan herif öfkeyle ağaya fırlamıştı. Basket topunu kaldırdıktan sonra sırtıma fırlattı, ‘’Şerefsiz herif!’’

 “Sou….”

 Basket topu son hızda bana geliyor olsa da topu karşılamak için yalnızca elimi kaldırmıştım. Top avuç içimde duraksamış ve tek bir hareketle aleti geri yollamıştım. Havada ıslık çalarak ilerleyen basket topu fileden geçerek, yere düşmüştü; potaya bakmadan basketi atmıştım. Sonuçta fiyakalı bir insan arkasına bakmazdı.

 Bastket potası benden en azından 15 metre uzaktaydı ve tek bir hamleyle, bakmadan basket atmıştım.

 Sahadaki insanlar şaşkına dönmüştü. Böylesine bir şey yapacağıma ihtimal vermiyorlardı ve Wang Ze Cheng ne yapmaya çalışırsa çalışsın, herif sahte bir centilmeni öğreniyordu; lakin acımasız gerçeklerden öğrendiğim kadarıyla, kişinin gelecekte doğru düzgün bir profil çizmesi gerekiyordu. Eğer Yaşlı K gibi triplere girerseniz, elinizden hiçbir şey gelmezdi.

……

“Du du…”

 Telefon çaldı; arayan Wang Xin’den başkası değildi---

‘’Kaptan Wang, ne oldu? Göreve mi çağıracaktın?’’

 ‘’Hayır.’’ Wang Xin gülümsedikten sonra söylendi, ‘’Son zamanlarda yalnızca araştırma görevlerine çıkıyoruz; neredeyse tehlike namına tek bir şey bile karşımıza çıkmıyor. Senin de güzelce dinlenip, yaralarına dikkat etmen lazım. Ayrıca, artık elimizde Nanomermiler olduğu için endişe etmeye gerek kalmadı. Eğer olur da, Sentetikler’le tekrar karşılaşırsak, artık aciz bir şekilde meseleyi izlemekle kalmayacağız. Kesinkes yanımıza yaklaşmadan, onların beyinlerini parçalayacağız!’’

 Gülümsedim, ‘’Eh, o zaman rahatladım. Peki niye aradın?’’

 ‘’Lin Wan Er’i iyi koruman lazım…’’

 Wang Xin söylendi, ‘’Senden tek bir isteğim var; genç hanımefendi Lin Wan Er’in güvenliğinden emin olacaksın. Tian Xin Grubu’nun gücünü gördün. Onların ürettikleri mermiler sayesinde durumu lehimize çekebiliyoruz. Lin Tian Nan gerçekten de öyle kenara itebileceğin bir adam değil, ordu bile onunla anlaşma yapmaya çalıştığı zaman koşul belirtmemişti. Buna karşılık onun koşullarını kabullenmek zorunda kaldık. Tanıştığımız Korgeneral Sun Xiang’ı hatırlıyorsun, değil mi? O herif bile Lin Tian Nan’a birkaç kez kaybetti; ordu Lin Tian Nan’ı hem seviyor hem de ondan nefret ediyor. Haha, yine de, Lin Tian Nan’ın tek zayıf yönü biricik kızıdır. Sentetikler’in arkasındaki herifler Lin Tian Nan ve Lin Wan Er arasındaki bağlantıyı kullanmaya kalkarsa, Lin Wan Er’i koruman gerekecek. Lin Wan Er kaçırıldığı taktirde işte o zaman başımız belaya girecek demektir.’’

 Başımı öne salladım, ‘’Anladım. Kanımın son damlasına kadar onu koruyacağım. Aklınız kalmasın, Kaptan Wang!’’

 ‘’Güzel.’’ Wang Xin devam etti, ‘’Yardıma ihtiyacın var mı? Dürüst olmak gerekirse, Lin Tian Nan, Liu Hua Üniversitesi’nin etrafına 27 adam yerleştirmiş. Hepsi de Lin Wan Er’i korumana yardım etmek için görev yapan ustalardan oluşuyor. Eğer daha fazla adama ihtiyacın olursa bana söyleyebilirsin; polis de 27 herif gibi başkalarını kiralayabilir.’’

 Gülümsemeden edememiştim, ‘’Merak etme Kaptan Wang, sıkıntı yok. Bu arada…şu Booster Şirketi’nin CEO’su Wang Ze Cheng’in nereden geldiğini ve herifle ilgili bütün bilgileri araştırabilir misin?’’

 ‘’Booster Şirketi mi?’’

 Wang Xin zoraki bir ses tonuyla söylendi, ‘’Korkarım bu mümkün değil; o şirketi izin olmadan araştıramam!’’

 ‘’Neden ki?’’

 ‘’Çünkü Booster Şirketi’nin kökleri çok derine dayanıyor. Geçen yıl Hangzhou’nun toplam gelirinde %7 pay almışlardı. Böylesine bir şirkete koaly kolay nasıl bulaşabiliriz ki? Eğer olur da onları araştırmaya başlarsak, muhtemelen araştırılan asıl taraf biz oluruz. Bu meseleyi benden daha iyi biliyor olman lazım.’’

 Yumruklarımı sıktım, ‘’Ha ha, bu muazzam dünyayı çok seviyorum…’’

……..

Telefonu kapattıktan sonra Shen Bing’i aradım.

 ‘’Alo’’ Shen Bing gülümsedi, ‘’Genç yakışıklı, daha bu sabah görüşmedik mi? Ne yani, beni hemen özledin mi?’’

 Ne diyeceğimi bilemiyordum, ‘’Shen Bing, acaba tam uyanamadın mı sen?’’

 Shen Bing’in ses tonu uyuşuk geliyordu, ‘’Hoho, anladın demek. Hala yataktayım. Ne oldu, bir şeye mi ihtiyacın var? Senin gibi vefasız birinin beni hatır sormak için arayacağını sanmıyorum.’’

 Gülümsedim, ‘’Doğru bildin, Shen Bing, sende neredeyse Zheijiand polisinin bütün dosyaları bulunuyor; şu Booster Şirketi’nin Asya CEO’su Wang Ze Cheng’i araştırmama yardım et, ne kadar ayrıntılı olursa o kadar iyi olur. Ayrıca Booster Şirketi’ni de araştır.’’

 Shen Bing şaşkına dönmüştü, ‘’Li, kafayı yemişsin. Booster Şirketi’ne mi bulaşmaya karar verdin? Bu…aklı başında birinin yapacağı bir şey değil. Kaç kişinin seni susturmaya çalışacağını biliyor musun?’’

 Cevapladım, ‘’Biliyorum; ancak bunu yapmam gerekiyor. Shen Bing, eğer çok zor olacaksa araştırmana gerek yok. Başka bir yolunu bulurum. Zaten olur da araştırmayı senin yaptığını fark ederlerse gözüme uyku girmez.’’

 Shen Bing gülümsedi, ‘’Bakıyorum da o kadar da vefasız değil mişsin! Bu arada merak etme, Ablan trojan kullanarak karşı tarafın araştırmalarını direkt atlayacaktır; bana bırak! Boşu boşuna bana Hangzhou’nun bir numaralı hacker’ı demiyorlar!’’

 ‘’Tamamdır!’’

............