Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

158. Bölüm Acımasız Yaprak Vadisi'ne Giriş

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

‘’Wan Er, Dong Cheng Yue, nihayet gelebildiniz!’’ Gülümsedikten sonra onları karşılamaya gittim.

  Wan Er elindeki şemsiyeyi omzuna atmış ve etrafa keyifli bir aroma yaymaya koyulmuştu. Dudakları hafifçe yukarıya doğru bükülerek bir gülümsemeye dönüştü ve hareket etmeye başladı: ‘’Evet, buraya geleceğiz diye binlerce kilometre yürüdük. Kusurumuza bakmayın—‘’

  Elimi salladıktan sonra cevapladım: ‘’Olur mu canım öyle şey, yalnızca bu keyifli birleşme için sizlere teşekkür etmek istedim. Umarım [Beş Barbar’ın Çorak Tepeleri]’ne yapacağımız yolculuk sorunsuz geçer ve zorlukların üstesinden gelip SS-seviye bu görevi başarıyla bitiririz!’’

  Dong Cheng Yue: ‘’Başarısız olmamız söz konusu bile değil. Sonuçta, yanımızda Ba Huang’ın 1 numaralı kılıç ustası Kaygısız Xiao Yao var. Bu SS-seviye görev senin için çocuk oyuncağı olmalı, yanlış mıyım?’’

  Biraz şaşırmıştım: ‘’Yeter bu kadar Dong Cheng Yue, artık Ba Huang’ın 1 numaralı kılıç ustası değilim. Jian Feng Han, Savaşçı Yan Zhao ve General Li Mu çoktan beni geçmiş durumda. Artık birinci sıra için mücadele etme şansımı yitirmiş bulunmaktayım.’’
……

 ‘’Oh, şaşırdım gerçekten, Kaygısız Xiao Yao alçak gönüllü davranıyor, yanlış mı duyuyorum acaba?’’

  Nihayetinde Dong Cheng Yue’nin arkasındaki güzeller güzeli şifacı ileri atılıp, bir şeyler söylemişti. Tuttuğu şifacı asası ellerinde dans ediyor ve adeta herkese figürünü göstermek istermişcesine öne yürüyordu. Güzel gözleri bana odaklanmıştı: ‘’Ba Huang’ın savaşan şifacısı Kaygısız Xiao Yao’yu uzun zaman önce işitmiştim. Ayrıca kendisinin akılalmaz derecede yakışıklı olduğu da kulağıma gelmişti, demek söylentiler doğruymuş… Jian Feng Han’dan o kadar kadın fanatiği çalmana şaşırmamak gerek…’’

  Utanmıştım: ‘’Bayan Yuzi Chengshuo, lütfen benimle dalga geçmeyin! Jian Feng Han’dan fan çaldığım falan yok. Ben [Kahramanın Öfkesi] tarafından durmaksızın kovalanan yalnız bir kılıç ustasıyım, o kadar.’’

 ‘’Yalnız mı?’’

  Yuzi Chengshuo gülümsedi: ‘’Cang Tong ve Cang Yue gibi iki güzelliğin yanında, [Prag]’ın ikizlerinin de ilgisini çekmeyi başarmış bir insan mı bunları söylüyor? Nasıl olur da kendine yalnız diyebilirsin, hmph, lafını geri al yoksa gözümdeki değerin düşecek!’’

  ‘’Tamam tamam, böyle gereksiz şeylerden bahsetmeyelim de Acımasız Yaprak Vadisi’nde ne yapacağımızı konuşalım. İlk önce birbirimizle tanışmamız gerektiğini düşünüyorum, arkamda duran arkadaşlar liderliğini yaptığım Zhan Long ekibinin üyeleridir…’’

 

  Herkes bir bir öne çıkıp, kendini tanıtmıştı.Sevgili Duck asasını kaldırıp, güzeller güzeli Yuzi Chengshuo’ya bir soru yöneltmişti: ‘’Senin 6.seviye [Tedavi] yeteneğin kaç can dolduruyor?’’

  Biraz düşünen Yuzi Chengsuo cevapladı: ‘’Uhm, Genelde 1350 civarı dolduruyor.’’

  Sevgili Duck şaşırmıştı: ‘’Wow… Benim 5.seviye [Tedavi] yeteneğimin 1000 can doldurduğunu düşününce ağlayasım geliyor…’’

  ‘’Ne olacak canım, birlikte iyi bir ikili oluşturacağımıza eminim. Karşımıza ne tür bir boss çıkarsa çıksın tankımızı kolayca öldüremeyeceğine kalıbımı basarım. Sonuçta, tankımız olarak ileri atılacak kişi yalnızca defans konusunda değil, saldırı konusunda da akılalmaz derecede yetenekli bir oyuncu. Hatta [Tedavi] yeteneğine sahip olduğundan bahsetmeyeceğim bile.’’

……

  Konuştukları sırada Matcha bana fısıldamıştı: ‘’Patron, seviyeleri çok yüksek. Şu Yuzi Chengshuo 53.seviyedeymiş, bunlar insan değil resmen…’’

  ‘’Takma kafana, Cang Tong ve Cang Yue Fan Shu Şehri’nden oldukları için diğer oyunculardan daha hızlı kasıyorlar. Ayrıca, Yuzi Chengshuo dediğimiz kadın [Zümrüt Porselen]’in başkan yardımcısıymış. Yani beraber kasacak birilerini bulmak onun için pek de zor olmasa gerek.’’

  ‘’İyi madem, sen öyle diyorsan…’’

  ‘’Ah?’’ Wan Er Matcha’yla konuştuğumuzu görmüş ve karmaşık bir ifadeyle yanımıza gelmişti: ‘’Demek sen güzeller güzeli Çilek Matcha’sın. Xiao Yao’nun stüdyosuna yeni mi katıldın?’’

  Matcha’nın yerine ben cevapladım: ‘’Evet, adı Xue Rou, kendisi Zhan Long’un en yeni üyesidir! Matcha, bu Cang Tong. Gerçek hayattan da tanıdığım arkadaşım Wan Er’dir. Gel hadi, tanışın!’’

  Wan Er’e boş gözlerle bakan Matcha elini uzatıp, gergin bir gülümseme savurmuştu: ‘’Merhabalar, bayan Wan Er…’’

 Wan Er kadının elini sımsıkı kavramış ve eğilip, kulağına birkaç kelime fısıldamıştı: ‘’Li Xiao Yao sapığın tekidir; bu yüzden dikkatli olmalısın Matcha! Artık stüdyosuna katıldığına göre, ileride sana bir şeyler yapmak isteyeceğine şüphem yok!’’

  Sinirlenmiştim: ‘’Hanımefendi, lütfen benimle ilgili saçma sapan şeyler söylemeyin.’’

  Matcha söylediklerime bir an için bile olsun dikkat etmemiş, bunun yerine Wan Er’e bakmaya devam etmişti: ‘’Nasıl…nasıl… Patronun sapık olduğunu nasıl öğrendin?’’

  Wan Er gözlerini kapatıp açtıktan sonra Matcha’ya tek bir ifadeyle bakmıştı. Ardından bakışlarını vadiye çevirmiş, birkaç saniye bekledikten sonra söylenmişti: ‘’Geçen gece, yemeğe gittiğimizde saat geç olduğundan okula dönme şansımızı da yitirmiştik. Bu yüzden yakınlardaki otellerden birinde kalmak zorunda kaldık. İlk başlarda güvende olacağımı düşünmüştüm; lakin Xiao Yao’nun o tarz bir adam olacağı aklımın ucundan bile geçmemişti… Wuwu, kendisi adeta kurt kürküne bürünmüş bir kuzudur! Dur bir saniye, öyle değildi… Heh, kendisi kuzu kürküne bürünmüş bir kurttur!’’

  Matcha duyduklarından bir hayli etkilenmişti. Gergin ifadesiyle bana bakmış ve söylenmişti: ‘’Patron, cidden öyle biri misin… Wan Er…cidden yaptınız mı?’’

  Wan Er’in suratı kıpkırmızı kesilmişti: ‘’Ah, hayır, gecenin ortasında pencereden atlayarak kaçtım!’’

  Matcha ona boş gözlerle bakakalmıştı…

 “…..”

  Daha fazla meseleyi üstelememesi için Wan Er’in kolunu tuttum: ‘’Hayret bir şey, benimle ön saflara geleceksin. Lütfen stüdyo üyelerime saçma sapan şeyler söyleme, yanlış bir düşünceye kapılırlarsa ileride ne yapacağım ben?’’

 Wan Er tarafımca sürüklenirken gülümsüyordu: ‘’Hmph, Zhan Long’a üye almak zorundaysanız, niye gidip onun gibi narin ve güzel bir kadını alıyorsunuz ki; bilerek onu seçtiniz, değil mi?!’’

 Elimi havaya savurup, cevapladım: ‘’Hayır canım! Afişleri astıktan sonra tek başvuruyu o yapmıştı. Bir an önce birilerini bulmamız gerektiğinden direkt onu kabul ettik!’’

  Wan Er bana bakıp, bir anda gülümsemişti: ‘’Neyse, hadi ön tarafı temizleyelim!’’

……

 Acımasız Yaprak Vadisi’nde her yer yaprakla kaplıydı. Vadi Jiu Li Şehri’nin sınırlarında olsa da, diğer iki şehire de eşit mesafede yer alıyordu. Bölge biraz karmaşık sayılabilirdi; zira vadi keskin yapraklarla dolu birkaç bölgeye ayrılmıştı. Dışarıdan bakıldığında, ölümcül bir sessizliğin hakim olduğu görülebiliyordu.

  Kılıcımı çektikten sonra Wan Er’in önüne geçmiş ve Ufak Bobo’yu çağırmıştım. Mesafeye bir bakış attıktan sonra zamanında parçalanmış kadim bir at arabasının kalıntılarını görmüştüm. Tekerlekler çoktan çürümüş, geriye yalnızca birkaç tane çivi ve at nalı kalmıştı. Ayrıca bu bölgede hayatını kaybeden savaşçıların da yalnızca iskeletleri seçilebiliyordu. Milyonlarca yılın ardından bölge hala canlılığını yitirmemişti. Nasıl olduğunu bilmesem de kulağıma hafiften savaş davullarının sesi geliyordu.

  ‘’Burası eski bir savaş meydanı!’’ diye kendi kendime düşündüm.

  Wan Er bana bakmış ve söylenmişti: ‘’Kör değiliz herhalde, görüyoruz…’’

  Burnumu kaşıdıktan sonra cevapladım: ‘’Ölülerle dalga geçme!’’

 ‘’Haha…’’

 Havada süzülen Dong Cheng Yue bağırdı: ‘’Dikkatli olun çocuklar, kuzey tarafında bir yaratık görüyorum…’’

  ‘’Oh?’’

  Wan Er’le birlikte Dong Cheng Yue’nin işaret ettiği yöne bakmış ve yavaş yavaş birleşen iskelet parçalarını görmüştük. Çok geçmeden parçalar birleşmiş ve ortaya topuz tutan bir iskelet asker çıkmıştı. Görünüşe göre bölgeye yaklaşır yaklaşmaz bir şekilde cansız iskeletlerin yükselmesini tetiklemiştik. Yaratığa bir bakış attım---

 

【Kuzey Öncüsü Namevt】(Elit Yaratık)
Seviye: 55
Saldırı: 780-1110
Defans: 800
Can: 6000

Yetenekler: 【Kombo】【Demir Kılıç Kesiği】

Açıklama: Kuzey Öncüsü Namevtler’I, zamanında Kuzey Öncüsü Barbar Kabilesi’nin elit askerlerini oluşturan ana birlikti. Ran Min’in ordusu tarafından yenilgiye uğradıklarında, askerler bu açık arazide ölüme terk edilmişti. Ruhları bu bölgeyi terk etmek istemediği için zamanla çürümüş ve savaş alanine sonsuza kadar korumak adına namevtlere dönüşmüştür. Vahşi ve acımasız kişilikleri genelde rakiplerini bir an önce öldürmeye çalışan figürlere hayat vermiştir.

……

“Geliyor!”

 Buz Yağmuru Kılıcı’mı kavadıktan sonra ayaklarımın altında garip bir enerji dalgası oluşmuştu. Bu bana %10 saldırı puanı veren [Kılıç Fırtınası]’ndan başka hiçbir şey değildi. Yuzi Chengshuo’nun [Cesaret] yeteneği sayesinde gücümün arttığını hissetmiş ve böylece saldırı puanım %6 daha artmıştı! Gücümün zirvesinde olduğumu hissedince ileri atılmadan yapamamıştım. Yaratığa doğru atıldığımda 6.seviye [Kombo]’mu aktf etmeyi ihmal etmemiştim!

894!

871!

842!

911!

Dirseğimi büktükten sonra [Keskin Buz Kılıcı]’I aktif ettim. Kılıçtan etrafa saçılan kızıl ışık hüzmesi bu saldırımın ölümcül bir darbe olacağına işaret ediyordu!

4484!

Böylece 55.seviye Elit Yaratık ne olduğunu bile anlayamadan öteki dünyayı boylamıştı!

 ……

“Yok artık…”

Yuzi Chengsho şok olmuş bir vaziyette bana bakıyordu: ‘’Na…Nasıl bir saldırı puanın var öyle? Tek vuruşta 4484 hasar verebiliyorsun… Kritik saldırı bile olsa, bu kadar vurman imkansız, değil mi? Xiao Yao, saldırı puanın tam olarka kaç? Böyle bir şey hayatım boyunca görmedim. Jiu Li Şehri’nde senin kadar vuran bir kişiye bile rastlamadım…’’

  Wan Er saldırıyı açıklamaya koyuldu: ‘’Chengshuo, Xiao Yao’nun yaptığı saldırı ölümcül bir darbeyi aktif etti. Aksi taktirde, 3000 civarı vurabilmesi gerekiyordu.’’

  Chengshuo duydukları karşısında iyice şaşırmıştı: ‘’Ölümcül darbe mi? Muazzam…lakin şu anda oyunda pek fazla elit seviye kılıç yok… Dur bir saniye, söylediklerini göz önünde bulundurursak, 1 numaralı kılıç olan Buz Yağmuru Kılıcı’nın Xiao Yao’ya ait olduğunu mu söylüyorsun ani?’’

  Wan Er gülümsedi: ‘’Aynen öyle Chengshuo. Yoksa neden Xiao Yao’yu SS seviye olan bu göreve davet edeyim?’’

 Chengshuo garip bir gülümseme savurmuştu: ‘’Senin için özel biri olduğundan onu çağrımışsındır diye düşünmüştüm…’’

 Wan Er’in suratı kıpkırmızı kesilmişti: ‘’Ol… olur mu canım öyle şey!’’

  ‘’Neyse, hadi devam edelim! Beş Barbar’ın Çorak Tepeleri’ne girmek üzereyiz!’’

  ‘’Tamam…’’

……

İlerlemeye devam ederken yüzlerce Kuzey Öncüsü öldürmüş ve nihayetinde vadinin derinlerine ulaşmıştık. Söylemeden geçmeyeyim, Matcha bu yolculuk boyunca gayet keyifliydi; zira yaratıklardan adlığı TP’ler, normalde kasabildiği sayının epey üzerindeydi.

 Vadi girişinin derinlerinde dikilirken, kordinatlara bir bakış attım: ‘’Eğer 50 metre daha ilerlersek Beş Barbar Mezarı’nın girişine ulaşacağız!’’

  Wan Er başıyla onayladı: ‘’Hadi gidelim!’’

  Öne geçmiştim. Karşıma çıkan manzara beni şok etmişti---

  Demin çıktığımız kadim ormanda bir anda devasa bir bina belirmişti! Binanın yanında aynı zamanda taştan bir kurt da yer alıyordu. Ayrıca taş heykeli de gördüğümde ne diyeceğimi şaşırmıştım. Ellerinde bir kılıç tutuyor olmasına rağmen başı kopan bir figürün tasvir edildiği bu heykelde birkaç kelime yazıyordu---

  ‘’Burada Cennet’in Prensi Ran Min yatıyor!’’

……

 ‘’Geldik!’’ Yavru Kurt hançerini sımsıkı kavradı.

  Başımı kaldırıp, etrafa baktım: ‘’Giriş nerede?’’

  Elimi tutan Wan ER söylendi: ‘’Taşta bir delik var, muhtemelen anahtarı oraya sokacağız. Gel hadi, çıkar şu anahtarı!’’

  ‘’Tamamdır!’’

 Envanterimi açtığım gibi anahtarı çıkarmıştım.

  Hua!

  Anahtarın devasa figürünü gören insanlar çok olmuştu.

 ‘’Vay anasını! Nasıl bir anahtar öyle!!’’