Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

89. Bölüm Birleşen Ruh Âlemi’nde Garip Bir Olay

Çevirmen: Zakowske / Editor: Valheru

 

‘’Bay Dük, çok naziksiniz. Devam edin ve ne sormak isterseniz sorun.’’ Fanny Dük’e bir sandalye uzattı ve hafifçe gülümsedi.

Dük Han Shuo’ya baktı ardından Fanny’ye döndü, sanki Han Shuo’yu hiç önemsemiyor gibiydi. Fanny’nin uzattığı sandalyeye oturmadı ve kibarca konuştu, ‘’Oturmayacağım, sadece ufak bir soru sormaya geldim. Sorduktan sonra gideceğim. Usta Fanny, yıllardır nekromansi büyüsüne çalışıyorsunuz, ‘Karanlığın Gözü’nü hiç duydunuz mu?’’

Han Shuo yan taraftan sessizce Dük’ü gözlemliyordu. Bu sözleri söylediği esnada adamın bakışları sıkıca Fanny’ye odaklanmıştı, sanki Fanny’nin ifadesinden ipucu kazanmaya çalışıyor gibiydi.

Kafasını iki yana sallayan Fanny’nin yüzünde şaşkın bir ifade belirdi, ‘’Karanlığın Gözü de nedir? Nekromansi Bölümüyle alakası var mı?’’

‘’Heh heh, sadece ufak bir alet. Ben de özellikleri hakkında çok şey bilmiyorum, bu yüzden size sormak istedim. Siz de bilmiyorsanız, unutun gitsin. Sizi rahatsız ettiğim için özür dilerim.’’ Dük zarif bir gülümseme takındı, Fanny’ye doğru kafa salladı ve kapıya doğru yürüdü. Kapıya ulaştığında, aniden aklına bir şey gelmiş gibi döndü ve sordu, ‘’Oh doğru...Usta Fanny, Nekromansi Bölümünün kütüphanesinin Kara Büyü Bölümüyle ortak olduğunu duydum. Nekromansi bölümü bir zamanlar kara büyü bölümünden daha muazzamdı. Neden kendinize ait bir kütüphaneniz yok?’’

‘’Heh heh, Bay Dük sizin de dediğiniz gibi yıllar önce Nekromansi Bölümü altın çağını yaşıyordu. Şu anda ise ruh çağıranların kavrayabileceği büyüler sınırlı ve elimizde fazla kitap yok.’’ Fanny hafifçe güldü ardından konuşmaya devam etti, ‘’Oh doğru, okulumuzda gizli bir kütüphane olduğunu duydum. O kütüphanede her bölüme ait yasaklı metinler var ama İmparatorluğun emri nedeniyle oraya herkes giremiyormuş. Bu bilgiyi diğer öğretmenlerin birinden aldım ve bu kütüphanenin nerede olduğunu hiç bilmiyorum.’’

‘’Anladım, artık ayrılıyorum. Şimdilik akademide kalacağım. Sorum olursa sizi yine uğraştırmamın sakıncası olur mu?’’

‘’Hizmet etmekten memnun olurum!’’

Görünüşe göre Dük genç adamı tanımamıştı. Odaya girdiğinde attığı ilk bakış dışında Han Shuo’ya dikkat etmemişti. Dük gittikten sonra Han Shuo içten içe neşelendi.

‘’Pekâlâ, sorularını sor?’’ Fanny Dük gittikten sonra Han Shuo’ya bir bakış attı ve kötü mizaçla sordu.

Han Shuo hafifçe parıldayan boyutsal yüzüğünden sorularını yazdığı not defterini çıkardı. Daha sonra Dük’ün az önce oturmadığı sandalyeye oturdu ve sorularını sormaya başladı.

Bir usta büyücü olan Fanny’nin büyü konusunda teorik bilgisi oldukça kuvvetliydi. Han Shuo’yu uğraştıran sorular Fanny’nin açıklamalarıyla kolayca çözüldü.

‘’Zombi çağırmak iskeletlerden biraz daha zor, zira zombiler ağırlık ve boyut olarak daha büyükler. Onları çağırırken daha fazla zihinsel güç harcaman gerekecek. Buna ek olarak, zombileri kontrol etmek iskeletleri kontrol etmekten çok daha zor, zira zombilerin bedenleri iskeletlerden daha sağlam. Eğer zombileri çevikçe kontrol etmek istiyorsan, sürekli pratik yapmalısın...’’ Fanny zombi çağırma konusunda dikkat edilecek birkaç noktayı işaret etti.

Fanny açıklamayı bitirdiğinde, Han Shuo derince düşünmeye başladı. Fanny genç adamın derin düşüncelere daldığını görünce, onu rahatsız etmemek için ses çıkarmadan beklemeye başladı.

Bir süre sonra, Han Shuo rahatça nefes verdi ve gülümsedi, ‘’Demek sorun benim az miktarda zihinsel enerji kullanmammış. İskelet çağırmaya alıştığım için diğer boyutla iletişime geçerken hep iskelet çağırabilecek kadar enerji kullanıyordum. Görünüşe göre asıl sorun burada. Artık anladığımı düşünüyorum.’’

Bu sözlerden sonra, Han Shuo Fanny’nin önünde bir kere daha zombi çağırma büyüsü yapmaya başladı. İlk denemesinde, havada bir zombinin figürü belirdi ama zombi hemen kayboldu. Han Shuo zihinsel güç miktarını ayarlamaya çalışırken acele etmiyordu fakat dört beş denemeden sonra bile hâlâ başarılı olamamıştı.

Fanny Han Shuo’yu izlerken memnun bir şekilde gülümsüyordu. Han Shuo’nun doğru miktarda zihinsel enerji miktarını bulmaya çalıştığının farkındaydı. Genç adam doğru miktarda zihinsel enerjiyi hissettiğinde, bir zombi çağırabilecekti.

‘’Kafana takma, şimdilik pratik yapmana gerek yok. Gidiş yolun kesinlikle doğru, sadece biraz pratik eksikliğin var. Bence zihinsel gücünü tamamen kontrol edebildiğinde zombi çağırma büyüsünü tam anlamıyla kavrayabileceksin. Bryan, sadece iki ay oldu ama şimdiden acemi büyücü seviyesine ulaştın. Nekromansi Bölümünde öğretmenlik yaptığım şu zamana dek hiç böyle bir hız duymadım.’’

‘’Fitch’e kıyasla nasılım?’’ Han Shuo Fanny’nin cesaretlendirmesi sonrasında geçici olarak pratik yapmaktan vazgeçti ve güzel kadına bakarken dürüstçe kıkırdadı.

‘’Yapmacık olduğun çok belli. Daha fazla önümde şapşal numarası yapma. Oh, sen söyleyene kadar Fitch’i unutmuştum. Görünüşe göre şu an epey keyifsiz olmalı. Sana kin tutmasından ve bilerek sorun çıkarmasından endişeleniyorum. Dikkatli ol.’’ Fanny önemsemeyen bir ses tonuyla konuştu.

‘’Endişelenme, eğer Fitch gerçekten o kadar ahmaksa, sonu kötü biten kişi kesinlikle o olacaktır.’’ Han Shuo omuz silkti ve Fitch’in kinini kafasına takmadı. Dürüst olmak gerekirse, şu an kalfa büyücü Fitch’i gerçekten önemsemiyordu.

‘’Bryan, burada olacağını biliyorumdum, buraya gel. Usta Fanny, Bryan’la konuşacağım birkaç konu var, hehe.’’ Lisa içeri girer girmez Han Shuo’nun yanına geldi ardından genç adamın bileğini tuttu ve onu dışarı sürükledi.

Han Shuo’nun Lisa tarafından sürüklenişini izleyen Fanny’nin kalbinde biraz öfke kabardı. Adeta biri onun değerli bir eşyasını çalmıştı ve genç kadın bu durumdan hiç memnun değildi.

‘’Kuzenimi nerden tanıyorsun?’’ Lisa Han Shuo’yu okul kütüphanesinin arkasındaki küçük bir avluya sürüklerken sordu.

Han Shuo omzunu silkerek Lisa’nın elinden kurtuldu ve kafa karışıklığıyla baktı. ‘’Kuzenin? O kim?’’

‘’Lawrence! Kendisi dövüş sanatları okulundan. Bit kaç gün önce seni bulmaya geldi ama burada değildin. Seni bir kez daha arayacağını kim düşünürdü ki? Nasıl tanıştınız?’’

Demek kuzeni Lawrence idi. Lawrence biraz garip biriydi. Phoebe’yle aynı ustaya sahipti fakat akademide derslere gidiyordu. Ayrıca, şu an bir kalfa şövalye gücüne sahipti.

Han Shuo düşünmek için kafasını eğdiği esnada, Lisa’nın göğsü gözüne çarptı. Başlangıçta Lisa’nın göğsü oldukça düzdü, lakin şimdi ise şekilli kıvrımlara sahipti.

‘’Eh...Lisa, bugün normalden daha kalın mı giyindin? Neden bu kadar dolgunlaştın?’’ Han Shuo Lisa’nın göğsüne bir bakış attı ve farkında olmadan ağzından bu sözleri kaçırdı.

‘’Ne, ne demek istiyorsun?’’ Lisa Han Shuo’nun sözlerini duyduğunda yürüyordu. O kadar afallamıştı ki, neredeyse yere düşünüyordu. Han Shuo’ya sorgulayarak bakarken küçük yüzü kızardı.

‘’Önceden göğsün dümdüzdü, hiçbir şey yoktu, şimdiyse dolgun duruyor. Bir şeyle mi doldurdun?’’ Han Shuo patavatsızca konuşmaya devam ediyordu. Ağzını açtı ve inanılmaz derecede dürüst düşüncelerini konuşmasına kattı.

Olağanüstü öfke! Lisa Han Shuo’ya hiddetle baktı ve küçük elini uzatarak Han Shuo’yu sertçe çimdikledi. Ardından dişlerini sıktı ve söylendi, ‘’Bana bazı bilgiler verdin ve şimdi göğsümü bir şeylerle doldurduğumdan mı şüpheleniyorsun? Ölme arzun mu var?’’

Han Shuo birdenbire ne söylediğini fark ederken dehşete düştü. Bu düşüncelerin az önce sadece içinden geçtiğini sanmıştı ama durum hiç de öyle değildi.

Neden böyle olmuştu ki? Normalde bu tip düşünceleri asla dile getirmezdi fakat Han Shuo bu kez hiç dikkat etmemiş ve her şeyi söylemişti. Durum oldukça garipti.

Birden zihnine soğuk bir hissiyat huzmesi yayıldı. Han Shuo’nun bedeni hafifçe titredi ve o anda sözlerinin neden ağzından kaçtığını anladı. Birleşen Ruh Âlemine girdikten sonra bazı garip olaylar yaşamaya başlamıştı ve bu durumun nedeni de bu olmalıydı.

Han Shuo içten içe kendisini sakinleştirdikten sonra, dişlerini sıkarak Lisa’ya çarpıkça gülümsedi. İçinden kendisini dikkatli ol ve boş boş konuşma diye azarladı ardından konuşmaya başladı, ‘’Üzgünüm Lisa, sadece şaka yapıyordum. Gerçekten gelişmeye başlayacaklarını düşünmemiştim. Cidden senin adına sevindim.’’

‘’Böyle şeyler söylemek...çok kötüsün!’’ Lisa hemen kızardı ve kısık sesle devam etti, ‘’Aslında teşekkür etmesi gereken benim. Söylediğin yöntemleri uyguladım. Umm...bu çok utanç verici. Her şekilde, böyle oldu!’’

Gülerek kafasını sallayan Han Shuo, Lisa’ya göğsünü geliştirmesi için anlattığı yöntemleri tamamen unutmuştu. Aslında böyle etkileri olacağı kimin aklına gelirdi ki? Bu Han Shuo’nun garip hissetmesine ve zor durumda kalmasına sebep olmuştu.

‘’Merhaba Bryan, nasılsın?’’ O anda, Lawrence avlunun karşısından Han Shuo ile Lisa’yı gördü ve uzaktan selam verdi.

Lisa kızaran yüzünü düzeltmek için hızla birkaç nefes aldı ve Han Shuo’ya bir bakış atarak, yumuşakça mırıldandı, ‘’Lawrence’in babası İmparatorluğun finans bakanı. Majesteleriyle oldukça yakın arkadaş. Eğer Lawrence’yle ilişkini geliştirirsen sana büyük ölçüde yardımı olacaktır. Siz baş başa konuşun, ben sizi rahatsız etmeyeceğim.’’

Lisa kızarmış yüzünü Lawrence’nin görmesini istemiyor gibiydi. Bu sözleri söyledikten sonra antrenman alanlarına doğru kaçtı.

İmparatorluğun finans bakanının oğlu! Han Shuo içinden akademinin gerçekten saklı ejderhalar ve pusmuş kaplanlarla dolu bir yer olduğunu düşündü. Görünüşe göre geleceğin soyluları akademinin çeşitli bölümlerinde eğitim alıyordu.

‘’Oldukça iyiyim. Beni iki kez aradığını duydum. Heh heh, tüm gün dayak yemem için beş altın sikke vermeyi mi planlıyordun?’’ Avluda sadece Lawrence ve genç adam yoktu, mesafede diğer bölümlerden birkaç öğrenci daha vardı. Bu öğrenciler ya kitap okuyor ya da güneş ışığının altında rahatça dinleniyorlardı.

‘’Eğer razıysan, beş altın sikke daha harcamaktan çekinmem, heh heh, ama artık kesinlikle isteksiz olmalısın!’’ Lawrence taş bir tırabzana dayandı ve rahat bir ifadeyle konuştu.

‘’Kim demiş isteksizim? Ama beş altına ihtiyacım yok. Karşı koymama izin verdiğin sürece, seninle pratik yapmayı kabul ederim. Geçen sefer epey ağır dayak yediğim için gururumu geri kazanmak isterim!’’ Han Shuo hafifçe gülümsedi ve o da rahatça tırabzana dayanırken Lawrence’ye ilgili bir ifadeyle yanıt verdi.

‘’Oh, sorun yok. İşimizi bitirdikten sonra pratik yapabiliriz. Phoebe’nin dediği kadar güçlü müsün bir bakarım.’’ Lawrence de doğrulup gülümserken oldukça ilgili duruyordu.

‘’Pekâlâ, beni ne için arıyordun. İkimizin etkileşimi yok, yani ne istiyorsun?’’

Etrafına bakınan Lawrence kimsenin onlara dikkat etmediğini onayladıktan sonra sesini kıstı ve parlak gözleriyle Han Shuo’ya baktı. ‘’Küçük öğrenci kardeşim senin siyah demir cevheri elde edebileceğini söyledi. Eğer bu gerçekten doğruysa, biraz almak isterim. Çok olmasına gerek yok, sadece bir yumruk boyutunda olsa yeter. Aslında küçük öğrenci kardeşimden benim için temin etmesini isteyebilirdim ama seninle arkadaş olmak istedim, dolayısıyla seni bulmaya kendim geldim!’’

Han Shuo oldukça samimi görünen Lawrence’e baktı ve İmparatorluğun finans bakanının oğlu olduğuna göre, epey parası olması gerektiğini düşündü.