İşte budur bundan bahsediyordum
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
76. Bölüm Son Yüzleşme
Fevtler gittikçe yaklaşıyorlardı. Uzunboynuz, Akbaba, Panter, diğer komplocular ve yirmi fevt askeri… hepsi, Kanlı Kraliçe’yle aralarındaki mesafeyi kapatıyorlardı. Kraliçe’den sayıca üstün ve daha iyi durumdaydılar, dahası zeplin kara terörü uğursuz bir bulut gibi tepede dolaşıyordu. Ağır ateş gücüne ek olarak, savaşa katılmaya hazır çok sayıda fevti daha vardı.
“Zaman kaybetmeyin. Öldürün onu!"
Kraliçe, makineli silahın ateş menzilindeydi ve korkusuz bir mutant onu hedef almak için silahı çeviriyordu. Eski tarz manzaralara dikkatle bakarak, silahı aşağıdaki çevik siluetin üzerine sabitleyip tetiği çekti. Namlu dönmeye başladı ve aniden bir mermi fırtınası yağmaya başladı. Harap binalar havaya uçuyordu.
Kraliçe kaçamazdı. Sıcak kurşun selinin onu kesmesi sadece an meselesiydi.
Mutant topçu heyecanla uludu. Bir çorak arazilinin bir iblis avcısını katletmesi nadir bir keyif ve fırsattı!
Mermiler durmadı, tam tersi artıyor gibiydi. Kraliçe onlardan kaçabileceği bir yer göremiyordu.
Crack!
Atış neredeyse işitilemezdi, çığlık atan makineli silah tarafından bastırılmıştı. Aniden, bir keskin nişancı mermisi nokta atışıyla onu delince zeplin nişancısının kafası patladı. Tam da Kraliçe kurşunla delik deşik edilecekken, zeplinin ağır silahı sustu.
“Neler oluyor-?” Uzunboynuz, tam söze başlamıştı ki önünde duran ileri karakol hainlerinden biri acılı bir çığlık attı. Bir mermi onun sırtından geçip toprağa gömülmüştü. Kalbi yerine koca bir boşluk vardı. Adam yere düşmeden önce ölmüştü.
“Keskin nişancı!” Uzunboynuz'un bağırışı harabelerde yankılandı. "Nerede o? Onu bulun!"
Keskin nişancılar çorak arazilerin en tehlikeli avcılarıydı, ancak Yılandiş’in topladığı nişancılardan hiçbiri onlara katılmamıştı, zira her nasılsa hepsi öldürülmüştü.
Bu demekti ki bu tek bir kişi olabilirdi – Mantis!
Tek başına bir düzine keskin nişancıyı katletmişti ki bu muhteşem bir başarıydı. Şimdi bu acımasız ve ölümcül suikastçı yakınlarda gizleniyordu ve onun varlığı sayesinde Kraliçe ölümün pençelerinden kurtulmuştu.
Kraliçe durup başını kaldırdı. Zeplin yaklaşıyordu, içindekiler nişancının cesedini çıkarıp yerini almak için uğraşıyorlardı. Yakında makineli silah tekrar canlanacak ve Kraliçe kendini aynı ölümcül tehlikenin içinde bulacaktı.
Başka seçeneği yoktu. Tüm gücünü kullanmak zorundaydı!
Anka kuşunun su kabağını elinde sıkıca tuttu. Ortasından ışık ve ısı püskürterek büyük ateşten bir nilüfer gibi yayılan bir alev saçıyordu. Böyle bir şeye asla şahit olmayanlar bile gücünü hemen anlıyorlardı.
Kraliçe alevlere doğru bağırınca, yavaşça büyük ölçekli bir anka kuşu oluşmaya başladı. Bu kez çağırdığı kuş her zamankinden daha büyük ve güçlüydü.
Uzunboynuz ne yapacağını anlamıştı. “Zepline saldıracak! Durdurun onu!"
Akbaba harekete geçip havaya fırladı. Ama çok geç kalmıştı.
İleri karakol nişancısı kalıntılardan birinin tepesine tırmandı. Her elinde bir silah vardı ve ikisini de Kraliçe'ye doğrulttu. Kraliçe kutsal emaneti kullanmaya dalmıştı ve onun atışlarını fark etmeyecekti.
Ama o ateş açma fırsatı bulamadan - crack! Yan taraftan gelen bir mermi, bir şakağından girip diğerinden çıktı. Adam tepki bile vermedi. Beyni ne olduğunu anlamadan önce işlemeyi bırakmıştı. Fakat bu atışın bir bedeli vardı, çünkü Mantis başkalarına yerini belli etmişti. Fevtlerden yedi ya da sekizi onun yanına koşup etrafını sarmaya kalkıştılar.
Artık fark edildiği için Mantis daha fazla destek olamayacaktı. Kanlı Kraliçe kendi başınaydı.
Akbaba, Kraliçe’ye doğru fırladı ve tam da bir kuşun gürültülü çığlıkları dünyayı salladığında onun yanına vardı. Anka kuşu kanatlarını açarken, çarpılmış yüzler kutsal ateşle aydınlandı. Dört-beş metre kanat genişliği onu havaya doğru itiyordu.
Canlı ateş her zamankinden daha büyük ve daha gerçekti. İnsanı huşu içinde bırakan görüntüsünü sağlayan alevli tüylerle kaplıydı. Görkemli ve gururlu bir şekilde bir ölümsüz gibi arazinin üzerinde yükseliyordu.
Anka kuşu, Akbaba’yı uzak tutmak için bir ateş küresi püskürtmeye başladı. Sonra çatırdayan alev sesleri ve kavurucu ısı dalgaları arasında havaya yükseldi. Kıyamet savaşının ateşleri gibi, kuşun etrafındaki hava, ateşin şiddetinden dolayı bükülüyordu. Onun bağırışları dünyaya ölüm ve yıkım sözü veriyordu.
Şimdiye, başka bir mutant makineli silaha geçti, tam da o an boğucu havanın üzerine geldiğini hissetti. Sonra… her şey ateş tarafından yutuldu. Mutant dehşetle bağırıp kaçmaya çalıştı, ama çok geçti.
Sonsuza dek süren bir ateş tufanı gibiydi; önce onu yakıp kömürleştirdi, sonra da geride kalan külü yok etti. Isı o kadar yoğundu ki, makineli silahın namluları bile erime belirtileri göstererek kırmızıya döndü. Kısa bir süre sonra tüm barut ve mermiler patlamaya başladı.
BOOM -- !!
Aşağıdakilerin gözünden, dev kuşun gökyüzünü yarıp parlak kuyruğunun ardında ateş girdabı bıraktığına tanık oldular. Ateşli bir kuyruklu yıldız gibi ufukta süzüldü ve sonunda zeplin ortasına çarptığında patladı. Bir anda, zeplini oluşturan karmakarışık malzemelerin hepsi mahvolmuştu. Keskin siyah duman gökyüzünde onun kavislerini takip ederken, ikinci bir patlamayla araç yere çakıldı. Bölgeye için için yanan enkaz parçaları yağdı.
Kanlı Kraliçe tek bir darbeyle onların zeplinini imha etmişti! Böyle bir güç, sadece sıradan bir insan için imkânsız olmalıydı! İblis avcılarının efsanevi gücü müydü bu?
Kraliçe kendisi için en büyük tehdidi ortadan kaldırmıştı ve iblisin üç uşağından sadece ikisi yakınlardaydı. İleri karakolun hainlerinden ikisinin de icabına bakılmıştı. Başa çıkılmaz bir korku, fevtlerin kalbini doldurdu.
Karşı saldırı için mükemmel bir zamandı.
Kraliçe’nin atik bedeni harekete geçmişti. Güçlü bacakları, onu yakındaki bir kayadan fırlatıp eğik bir açıyla düşmanlarına doğru bir top gibi yuvarladı. Hedefi Panter’di.
İyi de olsa kötü de olsa Panter, ileri karakolun en iyi savaşçılarından biriydi. Kraliçe’nin geldiğini görünce aceleyle ona hançerlerini salladı. Ortalama birinin takip edebilmesi için çok hızlıydı, ama Kraliçe'ye göre Panter en iyi ihtimalle sıradandı. Kraliçe zahmetsizce hançerin etrafında döndü ve elini hafifçe adamın göğsüne koydu.
“AAAGGGHHH- !!”
Kan donduran bir çığlık adamın boğazına geldi ve çabucak söndü. Yanan meleklerin gücü onun kalbine ateş vermişti ve alevler gözlerinden ve boğazında titriyordu. Son anlarında Panter'in vücudu patladı ve etrafı yanık iç organlarla kapladı.
Yeşilarazi İleri Karakolu'ndaki en güçlü sekiz askerden geriye kalan tek kişi Artemis’ti.
Uzunboynuz ve Akbaba izlerken, yüzleri dehşetle kaplanmıştı. İblis avcısının, güvence altına alınmış bir yıkım olması gerekirken geri gelebilmesi imkânsızdı. Enerjisinin çoğunu kullanmış olmalıydı, ancak fevt kuvvetlerine verilen zarar astronomikti. Şimdi, kardeşleri de yokken, bu nefret dolu kadını yenme görevi ikisine düşmüştü.
Panter’in kalıntıları arasında duran Kanlı Kraliçe, içinden bir tükenme dalgası geçtiğini hissetti. Enerjisini bitirmişti ve geri kalan fevtler etrafını sardığında, onları öldürüp kurtulamayacağını biliyordu.
Daha onların liderlerini öldürmesi gerekiyordu.
“Yüce Tanrım, beni kutsayın.”
Kraliçe alçak sesli bir dua ederek boynundaki haçı kavradı. Kutsal ve saf beyaz bir ışık ortaya çıkarak parlak ve keskin bir kılıç oluşturdu. Kalan tüm gücünü topladı.
Akbaba endişeyle bağırdı. "Gidin! Durdurun onu!"
Fevtler tereddütlüydü. Kraliçe harabelerden bir hayalet gibi yükseldi, yanlarından sıyrılıp geçerken ayakları yere değmiyordu. Göz açıp kapayıncaya kadar, iki eliyle aziz bıçağı yukarıda tutarak Uzunboynuz'un üzerine atıldı.
Kan kırmızısı gözler Kraliçe’ye baktı ve Uzunboynuz vahşi bir hayvan gibi kükreyerek ona meydan okudu. Kasları şişti ve yakındaki yerden üç tonluk bir kaya alıp ona fırlattı.
Kraliçe’nin kutsal kılıcının ışığı parladı. Kaya, mükemmel şekilde ikiye bölündü.
Kraliçe'de iç yaralanma belirtileri görülmeye başlandı, ancak saldırıları sağlamdı. O kudretli bir güçle kutsal ışık kılıcını çağırdı. Hiçbir canlı, Uzunboynuz'un metal eti ve demir kemikleri bile, onun karşısında yara almadan duramazdı.
Bu kritik anda, Kraliçe’nin yakınında gökyüzünde bir gölge belirdi. Akbaba, tehlikeleri dikkate almadan çift palasını sallayarak ona saldırdı. Ne kutsal ışıktan ne de ışığın geldiği kılıçtan korkuyordu. Aslında onun hedefi de buydu. Hatta sonunda vücudu ikiye parçalanacak olsa bile, bu iblis avcısının boğazını yarmayı kafaya koymuştu!
Uzunboynuz aşağıdan bağırdı, “Üçüncü kardeş! Hayır!"
Kanlı Kraliçe, genç teğmenle buluşmak için bıçağını salladı. Akbaba’nın palaları, onun kılıcıyla çarpışınca cam gibi paramparça oldu, ancak Kraliçe durmadı. Kendi etrafında döndü, kılıcının ışığı gökyüzünde parlak bir daire çizerek tam da Akbaba’nın belini ve kanatlarını sıyırıp geçti.
İblisin askeri yavaş yavaş ikiye bölündü.
Akbaba korkmuyordu, sadece sinirli ve kararlıydı. Palaları paramparça olmuştu ama hâlâ pençeleri vardı. Saldırganca ve inatçı bir şekilde Kraliçe’nin kollarına asıldı, sadece yarım vücudu olmasına rağmen umutsuzca mücadele ediyordu.
Akbaba bir mutant olarak doğmuştu.
Adı yoktu, tanıdığı ailesi yoktu, arkadaşı yoktu.
Efendi gelip onu özgür bırakana kadar hiçbir şeyi yoktu. O zamana kadar zincirli bir halde, leri karakolda bir evcil hayvan olarak kafeste tutuluyordu. Kampın lideri ona insansı bir kuş gibi davransa da, onu bir canavar olarak büyütmüştü.
Efendiyle veya kardeşleriyle tanışmamış olsaydı, yaşamak için bir nedeni olmazdı. Özgürlük veya onurun ne olduğunu asla bilemezdi. Hayatının geri kalanını karanlıkta geçirir, bir canavar gibi muamele görürdü.
"İkinci kardeş! Öldür o kadını! Öldür!"
Vücudunun kalan kısmıyla, Kanlı Kraliçe'ye yapışmıştı ve sonra ikisi de yere düştü. Uzunboynuz koşarak yanlarına gelip saldırdı. Attığı yumruk Akbaba'ya indi, sonra içinden geçerek Kraliçe'ye çarptı.
Geber lanet iblis avcısı! Geber, seni kendini beğenmiş yobaz! Böyle kadere de lanet olsun!
Kraliçe, bir ağız dolusu kan tükürüp havaya savruldu. Vücudunda her ne kadar güç kaldıysa hepsini sağ koluna odaklayıp kılıcını savurdu. Silah, kesici kutsal ışık dalgasına dönüştü ve yanan bir kılıç gibi Uzunboynuz'a savruldu.
Uzunboynuz'un yüzünde karmaşık ve acı bir ifade belirdi.
…kaybetmişlerdi!
Magnec