Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

60. Bölüm Perdenin Arkasındakiler

Çevirmen: Lydiara / Editor: T4icho

Yeşilarazi İleri Karakolu, elli bin nüfusu ayakta tutabiliyordu; çünkü çorak arazilerin aksine, onlarda bol miktarda yiyecek ve su vardı. Ayrıca alet ve malzemelerle dolup taşan, kazılmamış arkeolojik alanlara sahiplerdi. Başka bir deyişle, bu yerin en çok ihtiyaç duyduğu şey, bir şeyler kazıp çıkaracak insanlardı.

Yağmalanmayı bekleyen kilometrelerce kazı alanları ve ekilip biçilmesi gereken verimli toprakları vardı.

İleri karakolun çevresi göz önünde bulundurulduğunda, vahadaki daha az dost canlısı mahlukları uzakta tutmaya yardımcı olmaları için birçok askere ihtiyacı vardı. Ekipman yapmak ve bakımlarını sağlamaları için işçilere ihtiyaç vardı ve İleri Karakol'un varlıklı sakinlerinin eğlencesi için güzel kızlara ihtiyaç duyuluyordu.

İşçiler, askerler ve kadınlar Yeşilarazi İleri Karakolu'nda çok rağbet gören mallardı ve bir yerde ihtiyaç varsa, orada talebi karşılamak üzere bir pazar ve tüccarlar olurdu.

Yeşilarazi İleri Karakolu'nun köle tüccarları vardı ve Aslan Yürekli de bunların en önemlilerinden biriydi. O, çorak arazileri arayıp tarar, Yeşilarazi İleri Karakolu'nda bolluk ve konfora sahip olacaklarına dair vaatlerle, talihsiz insanları yanına çekerdi. Yolculuktan sağ çıkanlar köle olarak satılır, zincirlere vurulur ve işkence yoluyla 'evcilleştirildikleri' kafeslere atılırlardı.

Bu, Aslan Yürekli’nin ilk kez insan satışı değildi. O tek başına, ileri karakolda çalışmak üzere yüz elli adet yüksek kaliteli mal getirmişti. Bunların çoğu asker ya da amele olmuştu ama birkaç değerli kadın da getirmişti. Karakoldaki liderler onun ürünlerinden memnun kalıyorlardı.

Mahkumlar bağırıp tükürerek, ona ve onun dokunduğu her şeye lanetler yağdırırken, Aslan Yürekli’ye bunlar dokunmuyordu. O sadece soğuk, duygusuz bir kayıtsızlıkla seyrediyordu.

Onun malları, yerleşimin en sıkı korunan yerlerinden biri olan köle mahzenine silahlı muhafızlar tarafından eşlik edilecekti. Muhafızlar içeride ve dışarıda her yere konuşlandırılır ve köleler masif demir kapıların ardına kilitlenirlerdi. Köleler bir kez hapishaneye girdi mi, kaçma ihtimalleri ortadan kalkmış olurdu.

Köleler, insanlık dışı muameleye maruz bırakılır, iradeleri kırılıncaya kadar azar azar şekil verilirlerdi. Sonunda köleler de kaderlerine razı gelirlerdi. Onlara ölümüne kuyu kazdırılır ve daha sonra hayvanlara yem edilirlerdi, öte yandan kadınlar da oyuncağa çevrilirdi. Hepsi de korkunç bir kadere teslim edilirler ve sonunda ölürlerdi.

Aslan Yürekli bunların hiçbiri için suçluluk hissetmiyordu. Çorak arazilerde buna yer yoktu.

İleri karakol muhafızı, köle kampına doğru yürürlerken konuşuyordu. “Her zaman olduğu gibi, biz yüzde kırk alırız, sen altmış. Şimdilik sadece haber bekle.”

Şu lanet vampir. Kendisi herhangi bir risk almıyordu bile! Yine de Aslan Yürekli’nin, muhafız liderinin para tırtıklamasını kabul etmek dışında bir seçeneği yoktu. Aksi halde, muhafız lideri ya raporlarda hile yapardı ya da mallarını ucuza satardı ve bunun acısını Aslan Yürekli çekerdi. Gurur yapmadan sineye çekip kabullenmeliydi.

Aslan Yürekli biraz suyla kendini temizleyip kıyafetlerini değiştirdi, sonra da eve gitti. Eski şehirden kalan yapılardan biri olan bodur taş bir binaya doğru ilerleyip kapıya hafifçe vurdu.

“Kim o?” İçeriden endişeli bir ses duyuldu. Genç bir çocuk gibi geliyordu.

"Benim."

Kapı aralandı ve küçük bir kafa dışarı göz attı. On yaşından büyük olmayan bir oğlan, Aslan Yürekli’ye bakıyordu ve küçük olmasına rağmen çok ihtiyatlıydı. Elinde bir tabanca tutuyordu.

Kim olduğunu görünce, oğlanın gözleri parladı. Kollarını açıp Aslan Yürekli'ye sarıldı.

Aniden Aslan Yürekli'nin çatık kaşları kayboldu ve gülümsedi. Bir koluyla oğlana sarıldı. Konuşurken sesi nazik ve baba gibiydi. “Ona verdiğim silahı tutan şu adama bakın. Onu bana karşı mı kullanmayı düşünüyorsun?”

Oğlan şiddetle başını salladı. “Benim bir erkek olduğumu söylemiştin. Annemi ve kız kardeşimi korumalıyım!”

“Aynen öyle, akıllı çocuk.”

Aslan Yürekli onu alıp pejmürde eve girdi. İçeride, mütevazı görünen orta yaşlı bir kadın bir yatağın kenarına tünemişti. Belki beş ya da altı yaşlarındaki küçük bir kıza bakıyordu. Küçük olanın onu afacan, sevimli bir çocuk gibi gösteren dağınık lepiska saçları vardı, fakat bir deri bir kemikti. Boynunun sol tarafını, büyük bir yumru sarmıştı; bir çeşit kötü huylu tümör...

Bu kadın, oğlan ve hasta çocuk bir aileydi. Evet, bir aile. Bu zayıf klan, Aslan Yürekli'nin dünyadaki her şeyiydi!

Burada kalıyor olsalar da, ileri karakolun vatandaşı değillerdi. Onları burada barındırmak son derece yüksek maliyetliydi ve sadece küçükler için su ve tahıl almak bile çalışamadıkları için büyük bir masraftı. Bazen bu Aslan Yürekli’ye o kadar ağır gelirdi ki nefes almakta zorlanırdı.

Art arda felaketler köleciye çok çektirmişti.

Altı ay önce kızı, hastalık belirtileri göstermeye başlamıştı. Yumru, boynunun sol tarafında şişkinleşerek belirmeye başlamıştı. Kız günden güne zayıflıyor, daha da kırılganlaşıyormuş gibiydi. Aslan Yürekli, onu kurtarmak için akıl edebildiği her şeyi yaptı ve Eski Zamanların yüksek teknolojisiyle donatılmış olan ileri karakoldaki doktorları getirdi. Ancak onların yardımlarına başvurmak müthiş bir maliyeti de beraberinde getiriyordu.

Aslan Yürekli daha fazla para kazanmak ve risk almak zorundaydı. Köle ticareti, gelirini artırmanın bir yoluydu. Böylece kızının tedavisi için yeterince para ayırabilecekti. Bu kesinlikle güç bir durumdu ve Aslan Yürekli küçük kızının ne kadar süre dayanacağından emin değildi.

Aslan Yürekli oğlanı yere indirdi. Yatağa giderek kadının elini avucuna aldı. "O nasıl?"

“Kötüleşiyor.” Sıradan görünüşlü bir kadındı bu, zaman ve stres onu bitkin bir hale getirmişti. “Hiçbir şey yemiyor ve bütün gün uyuyor. Belki anca bir kez uyanıp babasını görmek istediğini söyleyip şikâyet ediyor.”

Kadın boğazındaki düğümün sesini titretmesine engel olamamıştı.

Bütün bu konuşmadan sonra, küçük kızın gözleri açıldı. Onlar kahverengi ve çok güzellerdi ve saf bir kristal kadar berraktı. Bu kokuşuk çorak arazide, bu gibi gözler bulmak zordu.

Küçük kız, sopa gibi ince elini uzatıp Aslan Yürekli'nin eline koymak için çabaladı. Kız ona bakarken ışıltılı gözlerinde sevinç vardı, adeta küçük vücudunu saran tüm acıyı unutmuş gibiydi. Bir sivrisineğin kanat çırpışları kadar ince ve zayıf bir sesle ona seslendi. “Baba gitme… tamam mı?”

“Saçmalamayı kes de, biraz dinlen.” Küçük elini öptü. “Neredeyse yeterince param oldu. Sana en iyi doktorları getireceğim ve her şey eskisi gibi olacak.”

“Abimle anneme, kötü adamlar hep kötülük yapıyorlar. Burada kalman gerek, baba.” Gözyaşları kızın gözlerinde birikmeye başladı, karanlıkta parlıyorlardı. “Ben kendimi kötü hissetmiyorum. Yemin ederim. İyiyim."

Aslan Yürekli'nin gözleri kıpkırmızı oldu. Kız sekiz yaşındaydı, ama fazla zamanının kalmadığını biliyordu. Küçük kız, annesi ile abisi ona burada ihtiyaç duyarken, babasının kendisini tehlikeye atmasını istemiyordu.

Aslan Yürekli acı verici düşünceyi aklından uzaklaştırmak için gözlerini kapattı. O çok az umut olduğunu bilmesine rağmen pes etmeyecekti, edemezdi.

Orta yaşlı kadın gözlerini silip Aslan Yürekli ile konuştu. “Tüm bu yolculuklardan sonra yorgun olmalısın. Dur yiyecek bir şeyler hazırlayayım sana, akşama birlikte yeriz.”

Aslan Yürekli, dünya ne kadar karanlık, çorak araziler ne kadar acımasız olursa olsun, sadece hayatta kalmak bile ne kadar zorlaşırsa zorlaşsın, ne zaman bir görevi bitirse ve yorgun kemiklerini eve sürükleyip etrafı ailesiyle çevrilse mutlu olurdu. Bunu korumak için elinden gelen her şeyi yapmaya hazırdı.

Uzun zaman önce birlikte değillerdi…

“Hey, Aslan Yürekli evde mi?” Bir bekçi içeri daldı. “Senin parti gözden geçirildi. Kazancını almak için kaleye gel.”

Aslan Yürekli bunu ertelemeyip hemen kaleye doğru yola çıktı.

içindeki liderinin yönetimi sağladığı fildişi kule, Yeşilarazi Kalesi, ileri karakolun ortasında yükseliyordu. Bina yaklaşık beş bin metrekarelik bir alanı kaplıyordu ve kırk ya da elli metre yüksekliğindeydi. On bin kişinin içinde yaşayabileceği kadar büyüktü ve burada yaşayanlar ileri karakolun en iyileriydi. Kalenin sakinleri daha temiz suya, daha iyi sağlık hizmetine ve daha güvenli kalacak yerlere sahipti.

Aslan Yürekli'nin hayali bir gün ailesini kuleye taşımaktı.

En üst kat, karakol lideri için ayrılmıştı. Yüz elliden fazla özellikle seçilmiş korumalar, orada kalıcı olarak konuşlandırılmıştı ve aynı zamanda liderin kişisel kullanımı için tuttuğu iki yüzden fazla kadının bekçiliğini de yapıyorlardı. Resmi bir işi olmayan başka hiç kimsenin buraya girmesine izin verilmiyordu.

Aslan Yürekli, kendisini patronun lobisine doğru yönlendiren muhafızı takip etti.

Patron birini misafir ediyordu ve bu yüzden Aslan Yürekli sessizce bir tarafa durup sırasını bekledi. O bunu yaparken, köleci patronun görüştüğü insanlara kaçamak bakışlar attı. Bunlar üç tane garip adamdı. Bunlardan biri tamamen siyah giyinmişti ve tüplü bir maske yüzünü örtüyordu. Bir diğeri de siyahtı ama bu kömür karası teninin doğal tonuydu ve kafatasından bir çift boğa boynuzu çıkmıştı. Sonuncusu daha gençti ve sırtında bir çift kanat vardı.

Yeşilarazi İleri Karakolu'nun patronunun sert mizaçlı olduğu biliniyordu; ona Çokbaşlı Yılan diyorlardı. Ancak, üç mutantla konuşurken açıkça saygılıydı. Aslan Yürekli onu tanımasa, patronun onlardan biraz korktuğunu söyleyebilirdi.

Siyahlı olan ölüm kadar soğuk bir sesle konuştu. “Unutma, Çokbaşlı Yılan, efendimizin yardımı olmasaydı burası bir hiçti. Onun desteği olmadan sen de patron olamazdın. Şimdi aniden büyük adam pantolonu giydin de kendi başına ayakta durmak ister mi oldun?”

Çokbaşlı Yılan, aslında bir zırh takımı giyiyordu ve beline bağlanmış bir kılıç vardı. Ölü bir gözü, göz bandıyla kapalıydı. Yüzü, çekici olmaktan uzak, çetin ve vahşiydi. Uzun boylu ve kaslı bir adamdı, ama tek gözündeki bakış derindi. Siyahlı adamla konuşurken kaşlarını çatıyor, ama saygılı bir tonla konuşuyordu. “Dediğin gibi, sahip olduğum her şey efendimizin sayesinde. Ona ihanet etmeye cüret etmem. Fakat, üçünüzün iki bin adam talep etmesi… bu ileri karakoldan çok şey istiyorsunuz ve beni mazur görün ama kabul edemeyeceğim.”

“Çokbaşlı Yılan, senin için neyin iyi olduğu hakkında hiçbir fikrin yok!” Kanatlı genç, kınından bir kılıç çıkardı. Şimşek gibi hızla ileri karakol liderine doğru savurdu. “Eğer emirlere uymayacaksan ne halta yararsın sen?! Seni gebertip yerine başkasını getirebiliriz!”

Boğa boynuzlu adam, arkadaşının kılıcını çıplak eliyle tuttu. Keskin metal onun parmaklarına çarpınca sanki çelik veya taşa vurmuş gibi çınladı ve yara izi bırakmadı. “Bu kadar acele etme, Üçüncü Kardeş*.”

Çokbaşlı Yılan’ın eli kılıcının başına uzandı. “En azından niye bu kadar çok insana ihtiyacınız olduğunu söylemelisiniz.”

Siyahlı adam cevap verdi, sesi net ve soğuktu. “Bir çift iblis avcısının peşindeyiz.”

“İblis avcıları mı?”

“Uzun lafın kısası, onları bir kum fırtınasında kaybettik. İzlerini takip etmeye yardımcı olsunlar diye daha çok adama ihtiyacımız var.” Bir süre duraksayıp sonra devam etti. “Ayrıca, ileri karakolun paralı askerlerine bir ödül teklif etmeye hazırım. Eğer bu ikisini bulup bize teslim ederse, bedelini fazlasıyla alacaklar.”

Çokbaşlı Yılan’ın yüzünde garip bir ifade belirdi. “Onları nasıl tanıyacağız? Beni yanlış anlamayın, soruyorum çünkü aramada bizzat ben de yer alabilirim.”

“Bir erkek, bir kadın. Kadının yaşı bilinmiyor - belki yaklaşık yirmi. Maske ve eldiven giyiyor ve boynuna taktığı bir haç kolyesi var. Çocuk da yaklaşık on beş veya on altı yaşlarında, kara gözlü ve kara saçlı. O zayıf yapılı ve yanında tuhaf bir asa taşıyor, daha ziyade prizma şeklinde… ”

Siyahlı adam açıklama yaparken öteden bir ses duyuldu.

“Onlar mı?!”

Üç mutant komutan ve ileri karakol lideri güçlü ve yetenekli bireylerdi. Tabii ki bu sözü duydular ve kaynağını bulmak için kafalarını çevirince, onlara bakan kocaman sakallı uzun bir adam gördüler.

Çokbaşlı Yılan gözlerini daralttı. “Aslan Yürekli? Bir şey mi söyledin? Yoksa bu iblis avcılarının nerede olabileceği hakkında bir fikrin mi var?”

“Ah, nerede olduklarını biliyorum. Kahrolsun, onları size hemen getirebilirim!” Ama aniden aklına bir fikir geldi ve siyahlı adamla yüzleşmek için ileri çıktı. “Ama sözünü tutmalısın!”

Üç adam, bir anlığına sessizce birbirleriyle bakıştı. Sonunda siyahlı adam konuştu. “Sana söz veriyorum, onları teslim ettiğin sürece...”

Aslan Yürekli hemen ağzından kaçırdı. “Onları zaten buraya getirdim. İleri karakolda, kilitli köle mahzenindeler!”

Mutantlar tekrar suskunlaşıp birbirlerine şaşkın şaşkın baktılar. Çorak arazilerde taban eskitmek zorunda kalmayacaklar mıydı yani? Avları yağmurdan kaçarken doluya mı tutulmuştu?

Çokbaşlı Yılan, Aslan Yürekli'ye baktı; gözlerinden karanlık bir bakış parladı, sonra hemen konuştu: “Onları size getireceğim!”

Çevirmen notu
*Üçüncü Kardeş: Daha önceki bölümlerde de geçmiş olan bir çeşit rütbe.