Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

86. Bölüm İşte Burası

Çevirmen: Shuiqui / Editor: T4icho

“Jishuka değil mi şu?”

“Vov, şu kadın mı?”

“Tzedakah Klanı’nın başkanı niye çocuk gibi kavga ediyor?”

Jishuka bu sesleri duyunca dişlerini sıktı. İtibarına ve imajına sürülen lekenin karşılığını almak istiyordu.

Öte yandan Grid yaşananlardan bihaberdi, çünlü tamamen çaresiz durumdaydı. Yüz milyonlarca wonluk kalkan gözünün önünden çalındığından beri ruhunu yitirmiş bir adam gibi dolaşıyordu.

“Lütfen izin ver Regas’ı alayım!”

“…Hah”

Grid geri çekilmeyecekti, dolayısıyla Jishuka taviz vermek zorunda kaldı.

“Tamam, kararı Regas’a bırakalım.” Jishuka Regas’ın kulağını bıraktı ve sorumluluğu üstüne attı. “Şu anda ne kadar zor bir durumda olduğumuzu herkesten iyi biliyorsun, değil mi? Böyle bir durumda başkalarına yardım edecek zamanın var mı?”

“Ah…”

Regas’ın tereddüt ettiğini görünce Grid hemen yalvardı, “Regas, lütfen. Güvenecek başka kimsem yok.”

Regas’ın tereddüdü uzun sürmedi. Grid’in her şeyini yitirmiş bir adamdı ve intihara meyilliydi. Üstelik şu anda Regas’tan başka birine güvenemeyeceğini söylüyordu.

“Sana yardım edeceğim!”

Çat!

Nihayetinde Regas, Grid’in elini tuttu.

Pajik.

Jishuka’nın zihninde fırtınalar kopuyordu. İzleyenler ona odaklanmıştı. Fakat ne Grid ne de Regas ona dikkat ediyordu.

“Regas, teşekkür ederim! Hayatım boyunca borçlu kalacağım sana!”

“Haha, sözünü bile etme. Sonuçta adaleti korumak ve yardıma muhtaçlara el uzatmak görevimdir!”

Regas çok hevesliydi. Jishuka onu şuracıkta paramparça etmek istiyordu, ama bu kadar insanın önünde istediği şeyi yapamazdı.

“… Evet, karar verdin demek? Tamam, anladım. Bol şans,” küfretmemek için kendini zor tutuyordu. Ses tonu karanlıktı.

Regas eğilerek ondan özür diledi, “Üzgünüm! Lütfen anla beni! Bu işi hallettikten hemen sonra yardıma geleceğim! Şimdi, Grid! Gidelim hadi!”

“Tamamdır!”

Grid ve Regas birlikte yola çıkınca Jishuka arkada tek başına kaldı.

“Tanımadığın etmediğin bir adamı yıllar yılı sana arkadaşlık yapmış klanına tercih ettin demek…”

İzleyenler Jishuka’nın kendi kendine mırıldandığını görünce dedikoduya başladılar,

“Bir adam yüzünden geri çevrildi…

“Kadın da değil, adamın teki yüzünden.”

“İnanılmaz…”

“…”

Jishuka seslere kulak asmadı.

‘İkinizin de işini bitireceğim.’

Ardından izleyenler ilginç bir hikayeden bahsetmeye başladılar:

“Ama şu herif demirci değil miydi? Haberin yok mu? Eşya yarışında o güzeller güzeli kadınla mücadele etmişti.”

“Ah. Khan’la ikiye bir yaptıkları karşılaşmayı diyorsun, gerçi sonunda kaybetmişti.”

Jishuka şaşkına döndü.

‘O herif Khan’ın öğrencisi miydi?’

Tzedakah Klanı sadece Euphemina’yı değil, aynı zamanda Khan’ın öğrencisini de bulmak istiyordu. Euphemina’yla rekabet ettiğine göre adamın o kadın hakkında bir şeyler bildiğini düşünüyorlardı.

Fakat bir türlü bulamamışlardı, çünkü Khan ismini söylemiyordu. Jishuka hemen Regas’a fısıltı gönderdi.

“Regas! Yanındaki adam muhtemelen Khan’ın öğrencisi! Seninle acilen konuşmam lazım! Neredesin?”

[Şahıs bütün fısıltıları kapatmış.]

“… Şerefsiz.”

Regas Jishuka’nın onu fısıltı yoluyla tehdit edeceğini düşündüğü için önlemini almıştı. Jishuka hemen hologram klavyeyi çağırdı, ardından klanın mesaj bölümüne yazmaya koyuldu.

{Hey, Regas! Regas Regas Regas Regas Regas Regas Regas Regas Regas!}

{Klan Başkanı (ㅡ.ㅡ)  Spam yapıyorsun.}

{Kapa çeneni = _ = Şu anda şaka kaldıracak halim yok.}

{ㅠㅠㅈㅅㅈㅅ}

{Regas! Mesaj kutusunu görmüyor musun? Hey! Gebertirim seni!}

{Sessiz kaldığına göre… klanın mesaj kutusunu kapatmış olmasın? Neler oluyor? Regas yine başını belaya mı soktu?}

{Regas şu anda Khan’ın öğrencisiyle birlikte! Ama bunun farkında değil!}

{Eh? Khan’ın öğrencisi mi? ㅡ ㅡ; Regas’la ne işi var?}

{Orasını karıştırma, derhal Regas’ı bulun bana! Eğer yanındaki adam gerçekten Khan’ın öğrencisiyse Euphemina hakkında bir şeyler öğrenebiliriz!}

O esnada Jishuka ve Tzedakah Klanı hiçbir şeyden haberdar değildi. Euphemina hakkında bir şeyler öğrenmeyi umdukları Khan’ın öğrencisi, aslında başından beri aradıkları gizemli zanaatkardı!

***

"Hrmm..."

Regas’a hikayeyi anlattım. Tabii Regas beni bir savaşçı sandığı için bazı kısımlarını değiştirmem gerekti. Zaten yapmam gereken tek şey ona hırsızın tipini anlatmaktı.

“Görev aldın ve Winston Kalesi’ne gittin; o sırada bir asker aniden yaşlı adamın tekine dönüştü ve ekipmanını çaldı, öyle mi? Peşinden koşmaya çalıştın, ama elinden kaçırdın?”

“Evet, aynen öyle. Askerin vücudundan simsiyah bir aura çıktı ve aniden dönüşüm geçirdi…”

“Siyah aura mı?”

“Evet.”

Regas düşüncelere daldı. “Kulağa Yatan Kilisesi’yle bağlantılı bir adammış gibi geliyor.”

Öyle miydi? Yatan Kilisesi’nin müritleri İlahi Kalkan’ın karşısında acı çekmeyecek miydi? Fakat o yaşlı adam kalkanı almasına rağmen bana mısın dememişti.

“Sanmıyorum…”

Dikkatlice olasılığı reddettim, ama Regas başını iki yana salladı.

“Şüphe yok, Yatan’ın müridi olmalı. Kara büyüyle ilgilenenlerin onda dokuzu Yatan mürididir. Yakınlarda müritlerin takıldığı yerler var mı, bakalım. Gizlendikleri yerleri teker teker bulursak er ya da geç şahsı ele geçiririz.”

Sonunda bir açıklama daha ekledim. “Hayır, aslında, yaşlı adamın çaldığı şey Yatan müritlerine zarar verecek bir şeydi. Fakat o hiç sorun yaşamadan kalkanı alıp gitti…”

“Dönüşüm geçiren kişi bir yüksek rahipse ekipmandan etkilenmez. İnançları sayesinde böyle şeylerden kurtulabiliyorlar.”

“Öyle mi? Hmmm…” biraz tereddüt ettikten sonra kararımı verdim. “Tamam. Sana güveneceğim. Bu arada Yatan Kilisesi’ne ait saklanma yerlerini biliyor musun?”

Regas başını kaşıdı.

“Emin değilim. Sadece bulmamız gerekiyor, değil mi?”

“…”

Regas Taekwondo Ustası olarak anılan güçlü bir adamdı. Savaş gücü inanılmaz olmalıydı, ama zeka konusunda biraz gerilik çekiyordu.

***

 

“...Burası?”

Irene uyandığında kendini karanlığın içinde buldu. Neredeydi? Bilmiyordu. Uzun zamandır uyuyordu sanki. Etrafa karmaşık gözleriyle baktığı sırada bir adamın sesi çalındı kulağına.

“Korkma. Karanlığa uyum sağlamak kolaydır. Yakında nerede olduğunu anlayacaksın.”

Irene’nin gözleri yavaş yavaş karanlığa alıştı. Bir süre sonra nerede olduğunu keşfetti.

“Yatan Tapınağı!”

“Hayır. Sadece basit bir mağaradayız. Tapınağa benzesin diye biraz süsledim, o kadar.”

“Sen…?”

Irene Tanrı Yatan’ın heykelinin önünde diz çökmüş halde duran adama baktı. Adam başını kaldırdı ve kendini tanıttı.

“Ben Malacus.”

“…!”

Irene onu tanıyordu. Hayır, kıtada bu ismi bilmeyen neredeyse kimse yoktu.

Malacus.

Tanrı Yatan’ın Altıncı Hizmetkarı’ydı ve Yatan Kilisesi’ne sunulan adaklardan sorumluydu. Her yıl kaç bakirenin kurban edileceğine o karar veriyordu. Ağzından çıkacak bir sözle kıtadaki bütün bakireleri tehlikeye atabilirdi.

“N-Nasıl…? Neredi burası? Burada ne işim var?!”

Malacus doğruldu. Ardından yavaş yavaş Irene’ye yaklaştı. “Winston Kalesi’nde İlahi Kalkan’ı yapacak bir adam vardı. O yetenekli demirciyle anlaştım.”

“…”

“Işık karanlığa yol vermek için var olmuştur. Biliyor musun? Ya İlahi Kalkan’a kara büyü karışırsa?”

Malacus kıs kıs güldü. Irene titreyen elleriyle Doran’ın yüzüğüne sarıldı.

 ‘Doran... Doran!’

Doran uzun zamandır Steim ailesini koruyan bir gölgeydi. Irene küçüklüğünde ne zaman tehlikeye girse Doran onu kurtarırdı. Fakat şimdi, bu dünyadan göçüp gitmişti. Irene çaresizdi.

Doran’ın son sözlerini anımsadı.

‘Yüzüğü tanıyan adamı bulacak olursanız ona güvenin. Onun sayesinde sizi kurtarabildim… Yanınızda olursa size büyük yardımı dokunacaktır. Sakın onu yanınızdan ayırmayın.’

Doran’ın bahsettiği adam ne zaman ortaya çıkacaktı? Irene gelmesini umuyordu.

‘Doran… lütfen onunla tanışmama yardım et.’

Öte yandan Grid ve Regas Rolf Dağı’na ulaştı. Grid nefes nefeseydi.

“Hoff… hofff… ya bütün bu çabalarımız boşunaysa?”

Bir gün geçmiş, Winston’un etrafında gitmedikleri orman ya da dağ kalmamıştı. Grid yorgundu ve uyumak istiyordu, ama Regas hala enerji doluydu.

“Burada da yoksa başka yere gidebiliriz, değil mi?

“…”

Regas geniş geniş güldü. Normalde Grid onu şuracıkta gebertmeye çalışırdı, ama İlahi Kalkan’ı bulmak istediği için şikayet etmeden Regas’ın peşine takıldı.

Ardından Rolf Dağı’nın ortasına vardılar.

[Dirayetiniz arttı.]

Grid şimdiye kadar 10 kez ortaya çıkan bildirime bakarken Regas’ın sesini duydu.

“İşte burası.”

Grid Regas’ın gösterdiği yere döndü. Orada Yatan müritleri tarafından korunan büyük bir mağara vardı.

“Şu kalabalığa bak… En az otuz kişiler!”

Winston’un ordusu Yatan Kilisesi’ni yeryüzünden silmek için defalarca kez sefere çıkmıştı. Grid buna rağmen çevrede hala bu kadar Yatan müridinin olduğunu görünce gözlerine inanamadı.

‘Kuzeyin en güçlü şövalyesine sahip ordu… Elinde Kişisel Üstünlüğün Kılıcı vardı, ama kaybetti. Beceriksiz herif.’

Gizliden gizliye Anka’ya sitem ediyordu.

“Hadi! Alçaklar!”

“Heokk.”

Grid şoke oldu. Fark edilmemek için olabildiğince gizli hareket etmek istiyordu, ama Regas aniden bağırarak düşman saflarına fırlamıştı.

‘Manyak bu adam!’

Grid ne derse desin Regas çok heyecanlıydı.

“Bulduk işte! Rüzgar Saldırısı!”

Chachak!

Regas’ın bacakları rüzgar kadar hızlıydı. Yanındaki Yatan müritleri teker teker yere yığıldı. Regas vurduğu adamlardan birinin kalktığını görünce iyice keyiflendi.

“Tamam! Güçlüymüş bunlar! Gönderin gelsin! Güç Hapazı!”

Pepepepeng!

30’a karşı 1 yapılan savaş başladı.

“….”

Grid onunla zaman geçirdikçe adama ayak uydurmakta zorlanıyordu.

‘Kendime gelmem lazım.’

Mağaranın dışındaki kalabalığın içinde o yaşlı adam yoktu. Grid mağaraya yöneldi, yaşlı adamın içeride olacağını umuyordu. Çok zorlanmadı, zira müritler Regas’la meşguldü.

Mağaraya adım atar atmaz…

“Davetsiz misafirlerden hoşlanmam.”

Garip bir ses yankılandı; sanki iki ses aynı anda konuşuyordu. Sonra Grid bir bildirim ekranı gördü.

[Tanrı Yatan’ın Altıncı Hizmetkarı, Malacus ortaya çıktı.]

[Karanlığın yüce gücü sizi korkuya boğdu; zayıfladınız ve hareket kabiliyetinizi yitirdiniz.]

[Bir efsane kolay kolay korkmaz.]

[Anormal koşulların tamamına karşı geldiniz.]

[Malacus gizli bir büyü saldırısı yaptı.]

Kwa kwa kwa kwang!

"......!"

Grid mağaradan fırlayan kara bıçakları görünce hemen kaçtı.

Fakat Regas farklıydı. Mağaranın dışında olmasına rağmen Malacus’un gücünden etkilenmiş ve olduğu yerde kalakalmıştı. Dolayısıyla kaçabilecek durumda değildi.

…..