Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

84. Bölüm Kalkanım!

Çevirmen: Shuiqui / Editor: T4icho

Geriye sadece iki saat kalmıştı! Ardından ilk kalkanın kaplamasını tamamladım. Kalkanın özellikleri önümdeydi.

[İlahi Kalkan]

Seviye: Nadir

Dayanıklılık: 360/360  Savunma: 189  Büyü Direnci: 150

* Nadir de olsa kara büyülere tamamen direnme şansı vardır.

Açıklama: Büyük yeteneklere ve potansiyele sahip, ama biraz tecrübe ve itibar eksikliği çeken bir zanaatkarın eseridir. Rebecca Kilisesi’nden rahip Cassus’un yardımları sayesinde ışık tanrıçasının ilahi gücüyle ışıldar. Kara büyüye karşı sahip olduğu güç nedeniyle bütün iblis müritlerine ve Yatan Kilisesi üyelerine karşı güçlüdür.

Kullanım Koşulları: 190. Seviye. 500 Güç. 1.000 İlahi Güç. Rebecca Kilisesi’nin üyesi.

Ağırlık: 800

[Nadir seviye ekipman üretildiği için bütün hünerler kalıcı olarak +2 arttı ve kıta boyunca +30 itibar kazandınız.]

“S-sıçarlar böyle işe.”

İlk ekipman nadir seviyeydi. En azından destansı olur diye umduğum için dünya başıma yıkılmıştı.

“… Kaldı bir.”

Neredeyse bütün servetimi iki kalkana harcamıştım. Eğer diğeri de nadir seviye çıkar ve görevi başaramazsam maliyeti kurtarmam mümkün değildi. Öfkeden tir tir titrediğim sırada Cassus’un sesini duydum.

“Diğeri daha kaliteli olacak.”

Ona döndüm. “Hani dua etki gösterecekti! Şuna bak? Tanrıçan gerçek mi senin?”

“…”

Cassus öfkeme hedef olmasına rağmen ağzını açmadı. Yüzünde hiçbir değişim yoktu, ama söylediklerimi saçma bulmuş gibi görünüyordu. Son iki gündür yanında olduğum için ifadesiz yüzüne rağmen ne düşündüğünü az çok anlayabiliyordum.

“Ah… Üzgünüm.”

Adam masumdu, sadece boktan bir şansa sahiptim, o kadar. Özür diledim ve diğer kalkanın kaplamasını tamamladım. Ardından…

[Mükemmel İlahi Kalkan]

Seviye: Efsanevi

Dayanıklılık: 680/680  Savunma: 370  Büyü Direnci: 280

* Kara büyülere tamamen direnme şansı yüksektir.

* ‘İlahi Işık’ yeteneği oluşturulacak.

* ‘İlahi Lütuf’ yeteneği oluşturulacak.

Açıklama: Büyük yeteneklere ve potansiyele sahip, ama biraz tecrübe ve itibar eksikliği çeken bir zanaatkarın eseridir. Rebecca Kilisesi’nden rahip Cassus’un yardımları sayesinde ışık tanrıçasının ilahi gücüyle ışıldar. Kara büyüye karşı sahip olduğu güç nedeniyle bütün iblis müritlerine ve Yatan Kilisesi üyelerine karşı güçlüdür.

Kullanım Koşulları: 190. Seviye. 500 Güç. 1.000 İlahi Güç. Rebecca Kilisesi’nin üyesi.

Ağırlık: 800

[Efsanevi seviye ekipman üretildiği için bütün hünerler kalıcı olarak +25 arttı ve kıta boyunca +1.000 itibar kazandınız.]

 “K-Keok!”

O kadar şaşırmıştım ki bir an nefesim kesildi. Cassus kalkana bakarken ilk defa gülümsüyordu.

“Tebrikler.”

“…”

Soluk cildi ve kara gözlerinde duygudan eser yoktu, ama bu gülümsemesiyle fena görünmüyordu. İlk defa ondan korkmamıştım.

“Duaların sayesinde!”

“Tanrıça Rebecca’nın lütfu üstümüzdeydi!”

“Evet! Aynen! Tanrıça Rebecca, yürü be! Kadınsın! Süpersin!”

“Tanrıça Rebecca ebediyete ulaşmıştır. Öyle şeyler söyleme.”

“… Ah, pardon.”

“Amirin yanına gidelim.”

“Tamamdır!”

Kalkanları envanterime koydum ve hızla yola çıktım; kalkanları bir an önce amirin gözüne sokmak istiyordum. Fakat Cassus yavaş hareket ediyormuş gibi görünmesine rağmen arayı hiç açmıyordu.

‘Bacakları güçlü olduğu için mi hızlı yürüyebiliyor acaba?’

Düşüncelere daldığım sırada amirin ofisine vardık.

“Geldin demek.”

Beni hep yüzünde gülümsemeyle karşılayan o adam yoktu karşımda.

‘İyi görünmüyor. Eşiyle falan mı kavga etti yoksa? Ama elimdekini görünce dünyası değişecek!’

Efsanevi kalkanı adama uzattı.

“Buna ne diyorsun? Olağanüstü, değil mi? Acayip!”

“…”

Amir bir şey söylemedi. Sadece kalkana yakından baktı. Heh, nutku tutulmuştu. Geçen sefer efsanevi bir kılıç vermiştim, şimdiyse efsanevi kalkanla kapısını çalıyordum! Muhtemelen dünyada benden daha iyi bir demircinin olmadığını düşünüyordu. Ayrıca bunun bir rüya olup olmadığını da düşünüyor olabilirdi.

‘Ben bile gerçek olup olmadığından emin değilim.’

Ürettiğim ekipman sayısı arttıkça bir hisse kapılıyordum. Yüksek seviyeli ekipmanlar üretmek için iyi şansa, sağlam malzemelere, düzgün zamana ve efora ihtiyaç vardı. Bairan Köyü’nde yaptığım ilk ekipman destansı seviye Özel Yafa Okları’ydı; dolayısıyla o gün destansı seviye ekipman yapmanın kolay olduğunu sanmıştım.

Peki gerçek öyle miydi? Ne kadar yanıldığımdan haberdar bile değildim.

İmalat yarışında kısa sürede özel seviyeli bir hançer yaptığım için bir süre özel ekipmanların abartılacak bir yönü olmadığını düşünmüştüm.

Peki gerçek öyle miydi? Ne kadar aptal olduğumu şimdi görüyordum.

‘Efsanevi ekipman üretmek piyangoyu kazanmaya benziyor.’

Bunu anladıktan sonra bir anda Cassus’un dualarını anımsadım.

‘Belki de duaların etkisi olmuştur.’

Son iki gündür harcadığım emeğin karşılığını aldığım için çok mutluydum. İster istemez Cassus’a baktım. Adam yine ifadesizdi, ama bu kez ona bakarken huzurum kaçmadı. Gülümsedim. Sonra admın yüzü kaskatı kesildi.

“Hakkımda bir şikayetin mi var?”

 “...”

Gülümsemem o kadar mı kötüydü? Günün birinde aynanın karşısına geçip şu gülümseme işine çalışmam gerekiyordu. Ben bunu ciddi ciddi düşünürken amirin cevabı geldi.

“İyi iş.”

Ha? Neydi bu böyle? Olay çıkarması, havalara uçması gerekmiyor muydu? Kişisel Üstünlüğün Kılıcı’nı getirdiğimde mutluluktan neredeyse kafayı yemişti. Peki o neden şimdi suratı kaskatıydı?

Sesini duydum. “Değer biçeceğim. Bugünlük gidebilirsin.”

“Kişisel Üstünlüğün Kılıcı’na hemen değer biçmiştin, niye beni elim boş gönderiyorsun?”

“Savaştan dolayı finansal bir krizdeyiz. Hanımla görüşten sonra bir fiyat belirleyeceğim.”

“…Hmmm, peki.”

İkna olmuştum, elimi amire doğru uzattım. Adam bana anlamayan gözlerle baktı, “Evet?”

Evet mi? Elindeki İlahi Kalkan’ı gösterdim.

“Şunu alabilir miyim?”

Amirin yüzü ekşidi. “Neden geri verecekmişim ki?”

“Ha?”

Yaşlı adamın nesi vardı bugün? Yanlış ilacı mı almıştı?

“Ekipmanı sahibine vermek kadar doğal bir şey var mı?”

“Sahip mi? Bu kalkanın sahibi sen misin?”

“Ben değilsem kim?”

“Sen… neler diyorsun böyle? Kalkanın sahibi karşı gelemeyeceğimiz biri…!”

Amirin yüzü kızardı. Gerçekten öfkeliydi.

‘Karşı gelemeyeceğimiz biri mi? Leydi Irene’den mi bahsediyordu? İyi de parasını ödememişlerdi, yani kalkan hala benimdi! Kendi malımı almaya çalıştığım için neden bana kızıyordu ki?’

Garip garip ona baktığım sırada amir bağırdı,

“Korumalar! Gelin ve yakalayın şu adamı!”

Amirin ofisinin dışındaki korumalar hızla harekete geçti. Zırhlara kuşanmış dört adam mızraklarıyla üstüme geldi, sonra hedefin ben olduğumu anladıklarında tereddüt ettiler, ama yine de emre karşı gelmeyip beni yakaladılar.

Sinirim bozulmuştu. “Ne yapıyorsun sen? Masum bir adamı neden yakalıyorsun? Sahtekarlık değil de nedir bu?”

Amir elindeki kalkanı sımsıkı tutuyordu. “Kapa çeneni! Mazinin hatırına sana iyi davrandım, ama sen boyunu aşan işlere kalkıştın!”

“Pardon? Ne saçmalıyorsun sen? Ben yanlış bir şey yapmadım!”

Fakat amir yüzüme bile bakmıyordu. “Şunu derhal zindana tıkın!”

“Ne? S-sen… kafayı yemişsin!”

Amir tam İlahi Kalkan’la ofisten çıkacakken…

“Dur bakalım.”

Cassus amirin önüne geçti. Ardından amirin başına doğru bir haç çizdi.

“Arındıran Işık.”

Chaaaaak!

Ofisi parlak ışıklar sardı. Gözlerimi acıtacak kadar yoğun değildi, tam tersine bana huzur veriyordu. Ardından amir etrafa şaşkın gözlerle baktı.

“Eh? Neredeyim ben? Burada ne işiniz var? Grid, korumalar seni niçin yakaladı? Eh? Bu kalkan? Niye böyle bir şey tutuyorum?”

“…”

Orta yaşlı olmasına rağmen şimdiden bunamış mıydı yoksa? Adamın aklı darmadağınıktı. Ardından bir anda tökezledi ve yere düştü.

“A-Amir?”

Korumalar ona yardım etmek için koştukları sırada Cassus bana yaklaştı. “Şüphelendiğim gibi. Yatan Kilisesi beynini yıkamış.”

“Beynini mi yıkamış?”

“Söylemiştim. İlahi Kalkan’ı sadece Rebecca Kilisesi’nin üyeleri kullanabilir. Winston’da bu koşullara uyan kimse yok. Kalkanı alsalar bile Yatan Kilisesi’ne karşı kullanamazlardı. Peki o zaman… amir neden sizden İlahi Kalkan’ı yapmanızı istedi?”

“Şimdi düşününce…”

“Amir Rebecca Kilisesi’nden İlahi Kalkan’ın yapımında yardımcı olacak bir rahip çağırdığında şüphelenmiştim. Eğer gerçekten İlahi Kalkan’ı Winston’u korumak için yaptırıyor olsaydı, bizden sadece bir rahibin yardımını değil, kalkanı kullanacak bir kutsal şövalyenin de gönderilmesini isterdi.”

“Şimdi anlaşıldı. Ufak bir hata yaptım. Bu yüzden benden şüphelendin.”

Amire yardım eden dört korumadan biri aniden mırıldandı. Cassus vücudundan karanlık enerjiler çıkmaya başlayan korumaya baktı. Ardından, bir süre sonra karanlık kayboldu ve koruma yaşlı bir adama dönüştü.

“Eh?”

Paniğe kapılan diğer korumalar şaşkındı.

“S-sen kimsin? Roy’a ne yaptın?”

Yoldaşları aniden yaşlı bir adama dönüşmüştü. Yaşlı adam kışkışlarmış gibi elini onlara doğru salladı, sonra kara tırnaklarıyla üçünü de öldürdü.

Cassus ona bakıyordu.

“Alçak kafir, Rebecca rahibinin önünde cinayet işlemeye kalkarsın ha!”

Yaşlı adam amirin düşürdüğü İlahi Kalkan’ı aldığı sırada Cassus’a bakarak kıs kıs güldü. “Bana kalırsa alçak kafir sensin.”

Peeng!

Yaşlı adam sözünü bitirmeden önce!

Ofisin duvarı infilak etti ve tozların içinden bir kız çıkageldi. Başının üstünde yeşil renkle ‘Isabel’ yazıyordu; işlemeli mavi elbiselere bürünmüş tatlı bir kızdı; mangalardaki kadın kahramanlara benziyordu.

Cassus Isabel’i görünce onu azarladı. “Kapı varken neden duvarı parçaladın?”

Isabel keyifle gülümsedi. “Böylesi daha havalı değil mi?”

“…”

Neler oluyordu? Ne halt dönüyordu burada? Anlam veremiyordum. Sonra Isabel elini kaldırdı. Havada altından bir halka belirdi ve içinden bembeyaz bir mızrak çıktı. Yaşlı adam mızrağı görünce şoke oldu.

“Lifael’in Mızrağı..:? Y-yoksa!”

“Yatan Kilisesi İlahi Kalkan’la ne yapacak?”

Isabel gülümserken mızrağı kavradı.

“İnanılmaz! Rebecca’nın Kızı burada ne arıyor…?”

Yaşlı adam kaçmak zorunda kaldı.

“Biraz oynayalım mı?”

Isabel mızrağı yaladıktan sonra yaşlı adamın peşine düştü; Cassus hemen arkasından gidiyordu. Ofiste tek başıma kalmıştım.

“Neler oluyor? Hayır, dur biraz…”

O anda kafamdaki ampul yandı.

“Hey, şerefsiz bunak! Kalkanımı aldı!”

Yaşlı adamın İlahi Kalkan’ı alıp kaçtığını fark ettim.

Isabel ve Cassus koridorun sonundaydı. Peşlerine düşersem yaşlı adamı yakalayabilirdim, ama onlara yetişmem pek olası görünmüyordu. Çok hızlıydılar.

‘Kaçıracağım!’

Var gücümle koşmaya başladım, ama nihayetinde üçünü de gözden kaybettim.

“Hoff… hoff…. Nerede? Hangi yöne gittiler?”

Winston Kalesi çok büyüktü. Yüzlerce odası vardı. Öyle bir noktadaydım ki Isabel ve Cassus’un nereye gittiğine dair ufacık bir fikrim bile yoktu.

“Ahh…! Tanık yok mu hiç!”

Kalenin üçüncü katında boş boş gezdim. Koridorlardan geçtiğim sırada yeni bir bildirim penceresinin çıkmasını bekliyordum. Nasıl bir bildirim penceresi mi? Yeni görev için tabii!

O efsanevi kalkanı yapmak için varımı yoğumu harcamıştım, haliyle kalkanı yaşlı adamdan geri almamı sağlayacak bir görev olmalıydı! Fakat…

“…”

Beş dakika geçti.

“…”

On dakika geçti.

“…”

Otuz dakika geçti, ama ortada görevden eser yoktu.

“Sıçayım böyle işe.”

Normalde nereye gidersem gideyim rastgele görevlerle karşılaşıyordum, peki neden şimdi görevlerden iz yoktu?

“Sikeyim! Sikeyim! Yalan mıydı? Ahh?”

Efsanevi ekipmanı öylece çekip gidecek miydi? Yüzlerce milyon wonum havaya mı karışacaktı?

“Olamaz…”

Efsanevi ekipmanımı çaldılar! Öfkeden kuduruyordum.

“Aaaaaaaaah! Kalkanımı versenize anasını av>##ßæ@ß@ææ@@¡!! Onu satsaydım borcumu ödeyebilirsim piç kuru>$>@@@#$$@$£!!”

Bütün öfkemi kustum, ama sesim boşlukta yankılanıyordu.

…..