Evet geriye 8 tane slphy kanadı kaldı hadi bakim
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
72. Bölüm Ork Şefi - 2
Kaaaaang!
“Kieeeek!”
Demirci’nin Öfkesi saldırı gücümü %10 artırıyor, Mutlak Adalet saldırı gücümün %300 oranında hasar veriyordu. Dolayısıyla 11 buzulışık ork aynı anda ciddi hasar almıştı.
“Rüzgar Patlaması!”
Keskin rüzgarlara kapılan orklar acı içinde bağırıyor, ne yapacaklarını bilemez halde etraflarına bakıyordu. Hızlı Manevralar’ı kullanarak araya daldım. Hızımın artmasıyla yaralı orkların işini teker teker bitirmeye başladım.
[Bir buzulışık orku öldürdünüz.]
[Bir buzulışık orku öldürdünüz.]
[Bir buzulışık orku öldürdünüz.]
…
[7 altın alındı.]
[6 altın alındı.]
[10 altın…]
[Buzulışık orku derisi aldınız.]
[Buzulışık orku derisi…]
[Kaba El Baltası aldınız.]
[Kaba El Baltası…]
[Sylp pulu aldınız.]
[Sylp pulu aldınız.]
Demirci’nin Öfkesi > Mutlak Adalet > Rüzgar Patlaması > Hızlı Manevralar. 11 orku anında öldürdüm ve 2 Sylph pulu topladım. Fakat TP’yi Huroi’yle paylaştığım için Seviye atlamamıştım.
’80 orktan üç pul düşmüştü, şimdiyse iki tane geldi?’
O esnada büyük bir hazine bulmuş gibi hissediyordum. İçimden bir ses bana şefi öldürürsem çok sayıda pul alacağımı söylüyordu.
“Tamam! Hey, Huroi! Bitirelim şunun işini!”
Diye bağırdım şefle uğraşan Huroi’ye. Bir anda şef durdu ve büyük baltasıyla bana döndü.
“Ha?”
Afallamıştım. Huroi’nin sesini duydum. “Kışkırtmanın süresi doldu!”
“Ne?”
“Kuooooh!”
Ork şef aniden önümde belirdi! Diğer orkları öldürdüğüm için benden intikam almak istiyor gibiydi. Ardından kükredi ve saldırmaya başladı.
Kuwang! Kuwang!
Ne zaman baltasını sallasa çıkan rüzgar yeri göğü parçalıyordu.
[104 hasar aldınız.]
[97 hasar aldınız.]
“Yok artık!”
Ağır rüzgardan bir türlü kurtulamıyordum! Sadece rüzgar bile bana hasar veriyordu. Bu nasıl bir güçtü böyle?
“Kuwooooh!”
Ork şefi saldırılarından kaçtığımı görünce öfkelendi ve hızlanmaya başladı. Dikkat kesildim, rüzgar bana hasar verse de direkt darbelerden kaçıyordum, ama karşı saldırı şansım yoktu.
‘Korkmuş durumdayım.’
Boss yaratıkları işte böyleydi! Savaşçıyken karşılaştığım boss yaratıkları 100. Seviye’de bile değildi ve genelde arkamda düzinelerce kullanıcı oluyordu. İlk defa bir bossla yalnız başıma mücadele ediyordum.
‘Kazanabilir miyiz?’
Korktuğum sırada önümde bir bildirim belirdi.
[Bir efsane kolay kolay korkmaz.]
Ardından sakinleştim. Dinginlik, dirayet ve cesaret hünerlerim devreye girerek zihnimi açtılar. Korku etkisinden kurtulduğum anda şefe yaklaşmak için fırsat kollayan Huroi’ye bağırdım.
“Şimdi!”
İşareti aldı ve kılıcıyla şefin baldırlarına saldırdı.
“Mutlak Adalet!”
Benimle aynı yeteneği kullandı. Sağ baldırına hasar alan şef titreyerek tek dizinin üstüne çöktü. Demirci’nin Öfkesi ve Hızlı Manevralar’la aradaki mesafeyi kapattım, sonra İdeal Hançer’i kullandım.
“Mutlak Adalet! Rüzgar Patlaması!”
İki yetenek neredeyse aynı anda hedefe ulaştı.
Kwaang! Hwiririk!
“Kuooooh!”
Şef şaşkınlıkla kükredi ve geri çekildi. Yere indiğinde Aşil tendonunu deştim, Huroi de sağ ayağına saldırdı. Fakat kalın derisini geçmek kolay değildi.
“Kuooooh!”
Baltası iki elinde, şef yavaş yavaş kalkıyordu. Ardından bir anda dönmeye başladı.
“Ah?”
Kuooooh!
Hortum gibiydi. Esen rüzgarlar gürleyerek fırtına misali bize çakıldı; dönen balta müthiş bir güce sahipti. Huroi’yle çaresizce yaşananları izliyorduk.
[5.300 hasar aldınız.]
“Örghhh!”
Canı dolu olan Huroi aniden kritik duruma düştü; canı şimdi %10 civarındaydı ve ben de %20’yle ondan pek farklı sayılmazdım. Sıkıntı büyüktü.
“Huroi?”
Huroi sersemlemişti.
“Karhetsin!”
Pagma’nın Soyu’na katıldıktan sonra anormal koşullara direnç kazandığımı unutmuştum, ama normal koşullarda bir oyuncu, tek saldırıda canının %40’ından fazlasını kaybederse üç saniye boyunca sersemliyordu. Sersemleyen bir adam kendini savunmaktan acizdi.
“Hay sikeyim!”
Huroi sersemledikten sonra ork şefi hemen ona döndü. Önce zayıf düşen düşmanının işini bitirmek istiyordu.
‘Huroi ölürse tek başıma hiçbir bok yapamam!’
Seçim yapmam gerekiyordu. Ya kaçacak ya da Huroi’ye yardım edecektim. O esnada yaratığın baltası çoktan inmeye başlamıştı.
“Sıçayım! İlk defa böyle bir yaratıkla karşılaşıyorum, pes edemem!”
Hayatım boyunca hep filmi yandan izleyen figüran olmuştum. Tatmin’de de bu böyleydi. Fakat şimdi farklıydı. En azından Tatmin’de büyük bir yıldız olabilirdim. Ana kahramanlar kolay kolay pes etmezdi. Havaya fırladım. Sonra Huroi’nin önüne geçtim.
Peeeeok!
Korkunç hamle vücuduma indi. Gözlerim kan çanağına döndü ve titremeye başladım. Yine de sakinleşmem uzun sürmedi.
[Darbe aldınız!]
[Bir efsane kolay kolay ölmez. Minimum can ile 5 saniye boyunca bütün saldırılara karşı koyabilirsiniz.]
Dduk. Dduk.
Vücudumdan kanlar akıyordu. Kollarımdaki Huroi de sırılsıklamdı.
“G-Grid…?”
Huroi kendine geldikten sonra titreyen gözleriyle bana baktı.
“Neden… neden sürekli benim için kendini feda ediyorsun?”
Ağlamak üzereydi. İksir içtim ve emrettim.
“Şu şerefsizi biraz oyala. Canımı yenilemem lazım.”
"Kuoh...!"
Huroi dişlerini sıkarak doğruldu. Ardından türlü türlü iksir içti.
“Kellesini Lordum’a sunacağım!”
Bir kez daha tarihi drama filmlerinden birindeydik sanki. Onu koruduğum için kendinden geçmişti.
‘Senin için yapmadım… Neyse, yanlış anlasan da sorun yok.’
Şu anda elimde sadece orta kademe can iksirleri vardı ki bunlar sadece 1.500 can dolduruyordu. Toplam canım 7.886’ydı. Canımı toplamak için 4 iksir içmem gerekiyordu.
‘İksirin dolma süresi 20 saniye… Huro, 1 dakika 20 saniye oyalaman lazım!’
Yeterince zamana ihtiyacım vardı. Huroi beni şaşırtan bir performans sergiledi. Ork şefinin hortum saldırısından dolayı yana savrulan bir kalkanı kaptı ve onunla saldırılara direndi. Ardından boşluktan faydalanıp camdan bir şişe çıkardı.
‘O ne öyle?’
Hissettim. Huroi şişeyi ork şefine fırlattı ve kırılan şişenin içinden gürleyen alevler şefi sardı.
“Kieeeeeeek!”
Yaratık ateşler içinde kalınca dehşetle bağırmaya başladı.
‘Ateş bombası! Evet. Buzulışık orkları ateşe karşı zayıf.’
Huroi’nin yanında ateş bombası ne arıyordu?
‘Gelmeden önce mi aldı? Akıllı çocuk seni.’
Huroi’nin yaptığı hazırlıkları övdüğüm esnada adam iki eliyle başka şişeler çıkarıp bağırdı.
“Al şerefsiz! 49’luk ateş bombardımanı!”
… İlk bombadan sonra biraz heyecanlanmıştı sanki? Saçma sapan bir teknik ismi söyleyerek bomba fırlatmaya başladı.
Pepeng! Pepepepeng!
Yaratığın vücudu ateşler içindeydi.
“Kiyaaaaah~!”
Çığlıkları havada yankılanıyordu, sonra Huroi kılıcını kavradı; bombaları bitmiş olmalıydı. Şefe saldırmaya koyuldu.
Puuok! Puuok!
Yaratığın vücudundan akan kanları görünce yumruklarımı sıktım.
‘Başardık mı?’
Ama bu dünyada kolay diye bir şey yoktu.
"Kuruk! Kuruk! Kuruk!”
Yanan yaratık Huroi’nin saldırılarına rağmen burnundan soludu. Ardından cebinden ufak bir boncuk çıkardı, onu havaya kaldırdı.
“Ne yapıyor?”
Şaşkın şaşkın yaratığa baktığım sırada orkun cildi yavaş yavaş kızarmaya başladı. Gökyüzünde karanlık bulutlar toplanıyordu. Sadece bu bile insanı titretmeye yeterdi. Muhtemelen acayip bir yetenek kullanıyordu.
Huroi de boş durmadı.
“Güçlü İrade!”
Aynı esnada,
"Kuoooooh!”
Kwarururung!
Ork şefinin vücudu kıpkırmızı kesildiğinde gökyüzünden kızıl bir yıldırım düştü ve baltasına çakıldı. Sonra ork kızıl yıldırımla kaplı baltayı Huroi’ye doğrulttu. Öyle heybetliydi ki bu hamleyle Winston’un surlarını yıkmakta bile sorun yaşayacağını sanmıyordum. Huroi kesin ölecekti.
Ama!
Kwaang!
“Kuruk?”
Şef yabancı bir dile konuştuğu için anlayamadım. Baltası Huroi’nin alnına çakıldı! İşin ilginci, Huroi’nin alnı sapasağlamdı.
Winston Zindanı’nda gördüğüm anları anımsadım.
‘O zaman da… vücuduyla kılıçları durdurmuştu.’
Huroi’nin müthiş bir savunma yeteneği olsa gerekti. Baltayı yana itti ve saldırıya geçti.
“Aaaaaaah!”
Puuok!
Huroi nefes almadan kılıcını saplayıp duruyordu.
“Kuwek! Kieeeek!”
Müthiş tekniğin sonucu bu muydu? Belki de ateş bombalarından dolayı yaratık fazla zayıf düşmüştü? Eski mavi cildi yavaş yavaş geri gelirken şef savunmaya odaklanmış durumdaydı.
O anda Huroi dolma süresi geçen Mutlak Adalet’i kullandı.
Peeeeeong!
“Kuaaaaah!”
Kılıcı yaratığın karnına saplandı… Mutlak Adalet’le karşılaşan şef kendini yerde buldu. Ardından, Huroi şefin vücuduna tırmandı ve kılıcını saplamaya devam etti; aldığı hasarı umursamıyordu.
Bir süre şef hiçbir şey yapamadı, sonra kollarını kaldırdı ve Huroi’yi üstünden attı. Baltasını çılgınlar gibi sallamaya başladı.
"Kuooh!”
Ateş bombalarına ve kılıç darbelerine rağmen hiç de ölecekmiş gibi görünmüyordu. Huroi ilk etapta kalkanıyla saldırıları karşılamak istedi, ama nihayetinde geri çekildi. Kalkanı parçalanmak üzereydi.
‘Bittik.’
Huroi sürekli iksir içiyor, ama canını toparlayamıyordu. Fazla dayanamayacaktı.
‘Sikeyim, ateş bombalarını görünce kazanacağımızı sanmıştım… En nihayetinde saldırıya dahil olmam gerekecek.’
Olduğum yerde oturup hiçbir şey yapmadan ganimetleri kazanacağımı düşünürken, işler beklediğim gibi gitmemişti. Tam hareket edecektim ki Huroi’nin kanlı vücuduyla şefe doğru koştuğunu gördüm.
“Eh? Hey, Huroi! Abartma! Geri çekil! Ben yaratıkla savaşırken sen kendi canını topla!”
“Ama bu şekilde orka çok zarar veremeyiz!”
“İyi de ölürsen yalnız kalacağım! O zaman kazanma şansımız hiç olmayacak!”
Ne dersem diyeyim Huroi’nin kararı değişmiyordu.
“Lordum! Sonra görüşmek üzere! Adalet Uğruna Fedakarlık!”
Aniden Huroi’nin kılıcı parlamaya başladı. Canı 1.000’e kadar düştü.
“Neler oluyor?”
Huroi’nin altın kılıcı şefin kalbine saplandı. O esnada garip bir şey oldu.
“Kieeeeeeek!”
Bombalara ve kılıç darbelerine maruz kalan ork şefi, acıyla inledi. Altın kılıçtan aldığı darbe yüzünden canı hızla düşüyordu.
Huroi sırıttı, “Geri kalanını sana bırakıyorum.”
Peeok!
Ork şefi acıyla ve öfkeyle baltayı savurunca Huroi gri ışıklara dönüştü.
[Grup üyeniz Huroi öldü.]
Tek başıma kaldım.
“Kuwaaah!”
Ork şefi bana odaklandı. Fakat eski haliyle uzaktan yakından alakası yoktu. Yaralıydı.
“… Yapacak bir şey yok. Demirci’nin Öfkesi. Hızlı Manevralar.”
Rüzgar Patlaması’nı kullanarak şefin göğsündeki yaraya saldırdım.
[Hedefe 1.090 hasar verdiniz.]
“Kiek!”
“Ha?”
Saldırılarım eskisinden de fazla hasar veriyordu. Ork şefi sıkıntıdaydı.
‘Deminki saldırı sayesinde…
‘Adalet Uğruna Fedakarlık… Düşmana büyük bir hasar vermek için kendi canını harcıyor demek? Aynı zamanda savunmayı da düşürüyor?’
Mana iksiri içtim ve saldırılarımı yoğunlaştırdım.
“Mutlak Adalet!”
Peeng!
“Kiyaaaaak!”
[Hedefe 5.006 hasar verdiniz.]
Şef titriyordu. Baltasını savurduğu sırada vücudu yine kızarmaya başladı. Boncuğu çıkararak yıldırımı çağırmaya koyuldu. Bütün vücudu kızıla dönüşmeden önce onu öldürmek zorundaydım.
[Hedefe 1.600 hasar verdiniz.]
[Hedefe 1.711 hasar verdiniz.]
[2.203 hasar aldınız.]
[Hedefe 1.509 hasar verdiniz.]
[Hedefe 1.830 hasar verdiniz.]
[2.500 hasar aldınız.]
Geri çekilmedim. Öylece duruyor, elimden geldiğince saldırıyordum. Geri çekilecek olursam kızıl yıldırım işimi bitirecekti, farkındaydım!
“Kuwaaah!”
"Ohhhhhh!"
Peng! Peng!
Puk! Puuok!
[2.154 hasar aldınız.]
[Adaletin Havarisi’nin cesareti eşsizdir.]
[Adaletin Havarisi sıkıntıda. Düşmanlarınızın önünde kolay kolay diz çökmeyeceksiniz.]
[Bütün hünerler %30 oranında artacak.]
Canım %10’un altına düşünce yeteneğin pasif etkisi devreye girdi.
[Hedefe 2.480 hasar verdiniz.]
[Hedefe 2.502 hasar verdiniz.]
“Kuock! Kuwoook!”
Yaratığın bütün vücudu kırmızıydı. Ardından gökyüzünde kızıl bir yıldırım çaktı. Baltaya indikten sonra bana mı sekecekti? Yoksa önce ork mu ölecekti?
Bilmiyordum. Şu anda saldırmaktan başka bir şey yapamazdım.
Kwarurung!
Yıldırım şefin baltasına çakıldı. Aynı esnada Mutlak Adalet’in dolma süresi bitmişti. Bana doğru gelen baltaya baktım ve Mutlak Adalet’i kullandım.
Peeeeeong!
“Keok...ke...”
Tam balta kafama çakılacaktı ki…
“Kieeeeeeek!”
Mutlak Adalet şefin göğsüne saplandı ve yaratık çığlıklar atarak kan kusmaya başladı. Önümde diz çöktü ve gri ışıklara dönüştü.
[Buzulışık ork şefini yendiniz.]
[750 altın alındı.]
[Kutsanmış Silah Geliştirme Taşları (2) alındı.]
[Kutsanmış Zırh Geliştirme Taşları (3) alındı.]
[Buzulışık Ork Şefi’nin Miğferi alındı.]
[Kızıl Yıldırım Çağıran Boncuk alındı.]
[Sylph pulları (7) alındı.]
[3.554.000 TP kazandınız.]
[Seviye atladınız.]
[Seviye atladınız.]
Magnec