Afiyet olsun, zombi eti de ızgarada güzel olur.
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
16. Bölüm 16
"Nasıl böyle düşünürsün?"
Akşam olmuştu; odayı aydınlatan mum ışığı her yeri kaplamaya çalışan karanlığı kovaladı. Yerde lekeler vardı ve odanın ortasındaki eski masanın etrafında iki kişi oturuyordu. O iki kişi, Zich ve Lubella'ydı.
Olaylar şöyle gelişmişti: Lubella haydutları kışlayıp zavallı adamı iyileştirdikten ve adamın kim olduğunu öğrendikten sonra, Zich'i konakladığı yere getirmişti. Zich’i ne kadar kınadığı Lubella'nın yüzünden okunuyordu ama Zich sakindi.
"Nasıl yani?"
"Sana yardıma muhtaç insanlara el uzat demiştim. Bu ‘Git, çetecilere yardım et’ mi demek!”
Odada nöbet tutan Kutsal Şövalyelerden bazıları da şaşkına dönmüştü.
“Bana sadece yardıma muhtaç insanlara yardım et dedin. Başka bir şey demedin. Bu adamların da yardıma ihtiyaçları var gibi duruyordu.”
“Aklı olan herkes ne demeye çalıştığımı anlardı!”
“Bu konularda akıl yürütemediğim için sizden tavsiye istedim ya.”
Zich’in cevabı üzerine Lubella ne diyeceğini bilemedi ve başını ellerinin arasına aldı.
Hayatının büyük bir kısmı kilisede geçmiş biri olarak ilk defa böyle bir şeyle karşılaşıyordu.
‘Hayır, burada sorun benim tecrübesizliğim değil.’
Fazlasıyla tecrübeli biri bile muhtemelen hayatında hiç Zich gibi biriyle karşılaşmamıştır.
'Bunu göz önünde bulundurursam, bu benim için inanılmaz bir deneyim olacak.'
Böyle düşünmezse aklını yitireceğini düşündü.
"Lütfen, aciz durumda olan insanlara yardım et."
"Çaktırmadan şartları biraz değiştiriyorsunuz."
"Sence bu yapmamın sorumlusu kim?"
Lubella, Zich'e dik dik baktı. Aklından meseleyi nasıl çözebileceğine dair türlü türlü düşünceler geçti. Sonra, ayağa kalktı.
“Pekala, yarın ilk iş gidip o zavallı adamdan özür dileyelim.”
“Kimden?”
“Dayak attığın adamdan.”
“Daha önce de dediğim gibi, bana ne dediysen onu yaptım...”
Lubella, Zich’d dik dik bakmaya devam etti. Zich omuz silkti.
“Tamam, özür dileyeceğim.”
* * *
“Sorun değil.”
Briand Sude, Lubella ve Zich'in özrünü içtenlikle kabul etti. Lubella yaralarını iyileştirdiğinden yüzü gülüyordu ve çok saf— hayır, hoş görünüyordu. Zich, memnuniyetle gülümsedi ve başını salladı. Sonra, Lubella’ya baktı.
"Sorun yok dedi."
“...Lütfen, içten bir şekilde özür diler misin?”
“Gerçekten, iyiyim ben.”
Sude'un sözleri üzerine, Zich iyice çenesini yukarı kaldırdı. Lubella’nın diyecek çok şeyi vardı ama vazgeçti çünkü sözlerinin Zich'in kafasına girmeyeceğini biliyordu.
"Kusura bakmayın. Ben, onun adına özür diliyorum.”
"Hayır, gerçekten sorun değil. Üstelik, yanlış bir şey yapan siz değilsiniz, Leydi Lubella."
"Ona tavsiyede bulunan kişi bendim. Ben de biraz sorumluyum.”
Lubella, tabii ki de ona yanlış bir tavsiyede bulunmamıştı. Söylediklerini bu kadar yanlış anlayacağı kimin aklına gelirdi? Ama Lubella hala bu kötü olayda kendisinin de payı olduğunu düşünüyordu.
“Çok naziksiniz, Leydim. Karuwiman’lı birinden de bu beklenirdi tabii.
“Hayır, hala çok eksiğim var.”
Ama Karuwiman'a edilen iltifat onu mutlu etmişti. Yüzünde hafif bir gülümseme belirdi.
"Sahi, ne oldu? O haydutlar neden sana sokak ortasında dayak atıyorlardı?”
Lubella, olayın aslını öğrenmek için gözlerini Sude’a çevirdi. Zich, hemen atladı.
"Tam olarak bilmiyorum. Haydutlar o adamda önemli bir şey olduğunu söyledi. Onu almaları gerekiyormuş.”
“Neymiş o önemli şey.”
“Bilmiyorum.”
“Neyi alman gerektiğini bile bilmiyordun ama yine de adama dayak attın, öyle mi?”
“Önemli olan şey adamdan istedikleri şeyi almamdı. Ne olduğunun bir önemi yoktu.”
“Sen de haydutun teki misin yoksa karakterin mi böyle?”
“Sana kaba bir hayat yaşadım demedim mi?”
Zich’in yüz ifadesi sanki yüzü metalle kaplıymış gibi hiç değişmedi. İş öyle bir noktaya gelmişti ki Hans bile bakıp iç çekmişti.
‘Her neyse, kaba bir hayat yaşadım da ne demek oluyor? Sör Zich daha düne kadar sessiz sakin bir hayat sürmüyor muydu?’
Ama Hans, Zich’in yetiştiği ortamı düşündü.
‘Yani, Steelwall ve Zich’in durumunu düşünecek olursak, çetin bir hayat yaşadığını söyleyebiliriz herhalde.’
Hans birden geçmişte yaptığı şeylerden biraz pişman oldu. Azıcık görgülü davranmış olsaydı, Zich onu zorla Kont'un evinden dışarı sürükleyemezdi ve tüm bunlara katlanmak zorunda kalmazdı.
Lubella, Zich’ten başka işe yarar bir şey öğrenemeyeceğini hissedince, dikkatini tekrar Sude'a verdi.
“Bizi biraz daha aydınlatır mısın? Tabii ki de bize her şeyi anlatmak zor gelebilir, ama size yardımcı olabiliriz.”
Lubella, usulca ve dikkatlice onu ikna etmeyi başardı ama Sude tereddütlüydü. Söylese mi söylemese mi karar veremiyor gibiydi.
Sude, Zich'i gösterip "...Öncelikle, ben de önemli bir eşya falan yok," dedi.
“İstedikleri şey sende yok mu?”
“Hayır, yok. Sebepsiz yere bana sataşabilmek için böyle bir şey uydurmuşlar.”
“Sırf sana sataşabilmek için mi?”
“Evet, ama bir amaçları vardı.”
Sude, yavaşça etrafa bakındı. Odadaki herkes Sude nereye bakıyorsa bakışlarını o yöne çevirdi. Bir dükkanın içindelerdi. Raflar ve duvarlar katlanmış kumaşlarla doluydu. Burası bir kıyafet dükkanıydı. Ancak yüz kişiye dükkanın iyi görünüp görünmediğini sorsanız, yüzü de “Hayır, iyi görünmüyor.” derdi.
Ahşap bina o kadar çökük duruyordu ki her an yıkılabilirdi. Köşede örümcek ağları, tezgahların üzerinde ne kadar silseniz de çıkmayacak lekeler vardı. Yerler pas içindeydi.
Sude "Dükkan çok kötü durumda, değil mi?" dedi.
Lubella, sertçe başını salladı.
"Hayır, çok hoş bir dükkan. Dış görünüşüne aldanmamak lazım."
"Böyle demen beni çok mutlu etti. Lady Lubella'nın da dediği gibi, burası bizim için çok özel bir yer. Dedemin zamanından beri bu dükkan sayesinde geçiniyoruz. Ama benim ve Leydi Lubella'nın düşüncelerini bir kenara koyacak olursak, pek de güzel görünen bir dükkan değil." Sude, biraz alaycı bir tonla ekledi.
"Nasıl olduğunu anlamadan bu hale geldi. Dükkan bizim için çok değerli ama gerçekçi bakacak olursak pek para etmez. Yo, eskiden etmezdi."
"Şimdi ne değişti?"
“Çok şey değişti. Buraya gelirken dükkanın etrafında neler oluyor fark etmediniz mi?”
“Çoğu yer restore ediliyor.”
“Yakın zamanda bu bölgeyi ticaret bölgesi yapmaya karar verdiler. Şanslı mıyım bilmiyorum ama bu bölgeye benim dükkanımı da dahil edecekler.”
Porti, kocaman bir ticaret şehriydi. Şehir, stratejik bir planlamayla çok zenginleşmiş ve bir bölgenin özerk kontrolünü devletten devralmayı başarmıştı. Porti için en önemli şey ticaretti. Yeni bir ticaret bölgesini devralmalarının sebebi buydu.
“Dükkanını mı almaya çalışıyorlar?”
Lubella'nın sorusu üzerine Sude, sertçe başını salladı.
"Epeydir benden dükkanımı devretmemi istiyorlardı. Dedem ve babamın anısına, burayı bırakmaya hiç niyetim yok…”
"O zamandan beri seni rahatsız ediyorlar demek."
Sude, bir şey demedi ama herkes sükunetinin ne anlama geldiğini biliyordu.
“Kim bu adamlar?”
“Siren Şirketi’nin adamları. Dükkanımın yanındaki yeni dükkanları inşa edenler onlar. Bildiğim kadarıyla benimkini de içine alacak büyüklükte kocaman bir mağaza inşa etmeyi planlıyorlar.”
"Yani dükkanı sizin elinizden almaya mı karar verdiler?" Lubella'nın sesi sıkıntılıydı, "Mahkemeye başvurdunuz mu?"
"Hiçbir işe yaramaz. Hakim de onların adamı. Vali, Siren Şirketi'nin başkanından rüşvet alıyor. Başkan, aynı zamanda valinin ortaklarından birinin kardeşi.”
"Aslına bakarsanız, şehrin valisi hakkında hiç iyi söylentiler dolaşmıyor."
Kutsal Şövalyelerden biri Lubella'ya durumu açıkladı ve Lubella'nın içini iyice sıkıntı bastı.
"...Yarın Vali ile görüşmeyi deneyeceğim."
"Pardon?"
"Şükürler olsun ki yaptığım hatayı bu şekilde telafi edebileceğim."
Sude, şaşkın gözlerle ona baktı. Lubella, teselli edercesine gülümsedi.
"Leydi Lubella, dikkat edin de..."
“Merak etme. Karuwiman’lı da olsak siyasete bulaşmamamız lazım.”
Lubella, Kutsal Şövalye'nin sözlerini başını sallayarak onayladı. Karuwiman, pek çok insan için önemli bir din olmasına rağmen, yalnızca bir din olarak kalmaktaydı. Lubella, çıkarlarına engel olacak bir harekette bulunacak olursa Karuwiman’ın lütfu ile kutsanmak için büyük bir memnuniyetle boyun eğen kraliyet ailesi mensupları ve aristokratlar bile niyeti bozar ve onu düşman bellerdi.
‘Onları engelleyemesem de kontrol altında tutabilirim.’
Ama şansı yaver gitmezse Karuwiman'a zarar gelebilirdi.
"En küçük meseleye dahi burnumuzu sokmaya çalışırsak, Karuwiman'ın adı itibarını kaybedebilir. Başkaları da Karuwiman'ı kontrol altında tutmaya çalışırsa ne olacak? İnancımıza sarılır ve insanlara yardım etmeye devam edersek, insanlar da bizi sevmeye devam eder.”
Her şeye rağmen Karuwiman'ın bugün bu kadar sevilmesinin nedeni yıllar boyu çizgilerini bozmamış olmalarıydı. Kutsal Şövalyeler başını salladı. Bu olayı örtbas etmek ve geçiştirmek istemiyorlardı ama Lubella'ya da bir tavsiyede bulunmak istemişlerdi.
Sude, onları durdurdu.
“O kadar ileri gitmenize gerek yok...”
“Bu durumdan etkilenen tek kişi sen değildin. Karuwiman’lı biri olarak adaletsizliğe göz yumamam. Merak etme. Sana hiçbir şey olmayacak.”
“…Gerçekten de ne kadar erdemli ve asil birisin. Tanrı sana sonsuz nimetlerle dolu bir gelecek bahşetsin."
Sude önünde eğilip teşekkür etti. Lubella’nın, teşekkürünü kabul ettiğini göstermek için Sude’un önünde eğilmesi Zich’in ilgisini çekmişti. Diğer yandan, Zich’in yine arsızlığı üzerindeydi. Sıkıntıdan ölüyormuş gibi esnedi.
“Ne var?”
“…Haaaa! Sana yanlış tavsiyede bulunduğum için benim de suçluluk payım vardı ve Sude Bey seni de affettiğine göre, bu meseleyi burada kapatabiliriz. Sen de ‘kibar bir hayat sürdürmek’ istediğin konusunda samimi gibi duruyorsun. Ama umarım bundan sonra şiddete başvurmadan önce iki kez düşünürsün ve yapmak istediğin şeyin gerçekten kibar bir hareket olup olmadığını iyice düşünürsün."
“Anladım.”
“Ayrıca, sana verdiğim diğer tavsiyeyi de unutma, lütfen.”
“’Aciz durumda olan insanlara yardım et.’ tavsiyesinden mi bahsediyorsun? O tavsiye benim pek de hoşuma gitmedi, aslında.” Zich omuzlarını silkti. “Eh, Leydi Lubella öyle dediği için öyle olsun.”
“Teşekkür ederim.”
Lubella, Zich’le konuşmayı bitirdikten sonra ikisine de veda edip dükkandan ayrıldı.
“Iıı, özür dilerim.”
Lubella gittikten sonra Zich, tekrar özür diledi. Belki de Lubella ona aciz durumda olan insanlara yardım etmesini söylediği için bunu yapmak istemişti.
“Unuttum gitti artık. Ama hala kendini birazcık da olsa suçlu hissediyorsan, umarım Leydi Lubella’nın senden yapmanı istediği gibi aciz insanlara yardım eli uzatırsın.”
“Ah, tamam. Dediğini yapmaya çalışacağım.”
Zich, ellerini sallayarak dükkandan ayrıldı.
* * *
Çok geçmeden, gece yarısı geldi çattı. Ay ve yıldızlar kara bulutların ardında kayboldu. Hangi yöne gittiklerini anlamak zorlaşmıştı. Hans, elinde bir meşaleyle arkasına döndü.
"Canınızı sıkan bir şey mi var efendim?"
Zich, bir süredir tek bir kelime etmemişti. Derin düşüncelere dalmış gibiydi. Hans uyuyan bir köpeği uyandırmak gibi bir şey yapmak istemiyordu ama Zich'in bir hayalet gibi arkasından yürümesi onu ürpertiyordu. Hans, en sonunda ağzını açtı.
"Lubella'nın bana ne dediğini biliyorsun. Gerçekten de haklı mı?”
Zich, Lubella'dan bahsederken "Leydi" dememişti ama Hans buna pek takılmadı. Doğrusu, şu anki Zich’in birine unvanıyla beraber hitap etmesi daha şaşırtıcı olurdu.
"Neyden bahsediyorsunuz, efendim?"
"Aciz insanlara yardım etmek hakkında dedikleri."
"Bunda bir yanlışlık mı var, efendim?"
“Garip geldi. Gerçekten de böyle bir şey yapabilir miyim? Kafası falan karışık değildi, değil mi?”
‘Kafası karışık olan sensin.’
Hans, Zich’in yardıma ihtiyaçları var diye haydutlara yardım ettiğini duyunca şok olmuştu.
“Ne konuda kafasının karışık olduğunu düşünüyorsunuz?”
“Aciz birine yardım etme kısmını anlayabiliyorum. Ama onun dediğine göre, Sude gibi birine yardım etmemi söylüyor gibi duruyor.”
“Öyle durmuyor, tam olarak öyle yapmanızı söylüyor, efendim.”
“Cidden mi?”
Zich başını yana eğdi.
“Eh, başka bir seçeneğim yok, dediğini yapmalı mıyım? Bana kalırsa hala yanlış bir şey, ama Lubella’nın dediği...”
Dur!
Zich, yürümeyi bıraktı. Bunun üzerine, Hans’da olduğu yerde durdu.
“Ne oldu, efendim?”
“Şuraya bak.”
Zich, önüne doğru işaret etti. Farkında olmadan oldukça ıssız bir bölgeye gelmişlerdi. Sollarında bir dere akıyordu, sağlarında ise tek tük eski püskü evler vardı. Herkes uyuyormuş ya da evlerde kimsecikler yokmuş gibiydi çünkü tek bir ışık bile yanmıyordu.
Hans, Zich'in işaret ettiği şeyi görebilmek için gözlerini kıstı.
“Orada... biri mi var, efendim?”
Ne olduğu belirsiz bir silüet vardı ve insana benziyordu. Ancak gölgesi garip bir şekilde hareket ettiği için insan olduğundan emin olmak zordu.
“İnsan değil.”
“Pardon? Ne o zaman, efendim?”
Hans, Zich’in verdiği cevabı duyamadan, gölgelerin içindeki figür mide bulandırıcı bir koku yayarak meşale ışığının aydınlattığı yere doğru atıldı.
“Bir zombi.”
Magnec