Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

19. Bölüm Onların Durumu (2)

Çevirmen: MidnightSun / Editor: Zakowske

“Ah seni hergele! Anneni o kadar korkuttun ki.”

Annesi onun sırtına vururken ne yapacağını düşündü Woojin. Doğruyu söylese miydi acaba?

“Ah ah. Bağımlı gibi 5 yıl oyun oynayıp sonra da geri döndün ha!”

Ne? Ne? Öyle olmamıştı ama.

“Her neyse. Sağ salim dönmüş olman yeter.”

Bir anlığına bu yanlış anlaşılmayı çözmek için biraz daha anlatmayı düşündü ama çok geçmeden vazgeçti bundan.

Buna ya da başka bir şeye inanmaması ne fark ederdi?

Evine dönmüştü ve annesi mutluydu.

Annesinin akan gözyaşlarında kızgınlık yoktu. Varsa da eğer, hepsi sadece geçen zorluk dolu yıllara karşıydı.

Bir süre sonra annesinin ona vuran eli güçsüzleştikçe, gözyaşları daha hızlı akmaya ve Woojin de onunla ağlamaya başladı.

Son 20 yılda dökemediği yaşları dökmek istercesine hüngür hüngür ağladı.

*

Soo-ah’ın gözleri fal taşı gibi açıldı ve sordu.

“Ha? Anne gözlerin niye böyle kıpkırmızı? Ağladın mı?”

“Hayır. Niye ağlayayım ki?”

“Hayır, ağlamışsın. Neden ağladığını da biliyorum.”

“Neden ağlamışım peki?”

“Artık sen de et yiyebileceksin diye ağladın değil mi?”

“Ne? Ha ha ha. Seni afacan. Evet haklısın. Abin bize et aldığı için o kadar sevindim ki gözlerim yaşardı.”

Annesinin yine gözünün hafiften yaşardığını görebiliyordu. Ancak bu seferkinin üzüntüden olmadığını biliyordu. Aksine mutluluktandı. Woojin gülümsedi ansızın.

Parktan ayrıldıktan sonra Woojin, Sooah’ı da alıp bir barbekü restoranına götürdü. Söylenene göre orası muhitteki en iyi yerdi. Çok pahalı olduğu için de daha önce hiç gelememişlerdi.

Cızzzzz.

Et pişerken çok güzel cızırdıyordu ve pişince Woojin alıp Sooah’ın tabağına koydu. Sooah ise eti yerken başka bir parça alıp annesinin tabağına koydu.

“Anne sen de ye. Çok lezzetli.”

“Tabi. Sen verdin ya daha lezzetlidir o şimdi.”

Annesi eti yedi ve mutlu bir şekilde gülümsedi. Sooah ise Woojin’e bakıp sırıttı.

“Abim geldiğinden beri her şey çok güzel.”

“Öyle mi? Sana et aldığım için şimdi seviyor musun beni?”

“Evet! Çok seviyorum. Çünkü Minsoo hep benimle dalga geçiyor. Hep çok et yediğini söylüyor.”

“Minsoo mu?”

“O sınıfımızdaki en zengin çocuk. Bu yüzden her gün okula geldiğinde yedikleriyle hava atıyor. Bir sürü oyuncağı var. Babası Uyanmış olduğu için çok zenginler.”

“Hımm. Öyle mi? Onu sakın kıskanma. Bir şey istediğin zaman sadece abine söyle. Ben sana hepsini alırım. Abin de bir Uyanmış ne de olsa.”

“Vay be. Gerçekten mi. Süpersin abi. Seni çok seviyorum.”

Sooah neşeyle gülüyordu ama annesi hala endişeli görünüyordu.

“Hala yapsan mı yapmasan mı emin değilim.”

“Endişelenme bir şey olmaz. O kadar güçsüz değilim. Ayrıca çok tehlikeli bir şey yapmayacağım için korkmana gerek yok.”

“Abim tehlikede mi?”

“Hayır. Tehlikede değilim.”

Daha fazla et pişirmeye başlayınca, Woojin soju şişesini aldı ve annesine bir bardak doldurdu. Böyle şeylere hala alışkın olmayan annesinin yine gözleri doldu.

“Lise 3 öğrencisi olan oğlum bir yetişkin olarak geri döndü demek. Artık annenle içki bile içebiliyorsun.”

“Sanırım. Ama bu ilk soju içişim.”

“Ne? Bu oğlumun ilk soju içişi ha? O zaman nasıl içki içeceğini bir yetişkinden öğrenmen gerekiyor. Hadi al bir bardak.”

Bu ilk soju içişi olsa da başka türden alkolleri çok kez içmişti. Yine de soju bardağını kalbi gümbürdeyerek aldı Woojin.

Lık, lık, lık.

“Baban görseydi seninle gurur duyardı. Oğlumuz çoktan büyüyüp bir yetişkin olmuş ne de olsa. Artık benimle alkol içebiliyor ve hatta bize yemek bile alıyor.”

Babası hakkında konuştuklarında içine bir hüzün çöktü ama onun hissettiği annesinin kederiyle kıyaslanamazdı bile. Tüm sojuyu bir dikişte içti Woojin. Keskin bir tadı vardı. Gayet iyiydi ama şimdiden hissediyordu alkolün etkisini.

Ağzında acı bir tat bıraksa da hoşuna gitmişti.

‘Bayağı güzelmiş.’

Başka şeylerden emin değildi ama bu alkolün tadını Alphen’dekilerden daha çok beğenmişti. Büyük ihtimalle zaman geçtikçe o anılarını güzel bir şekilde yad edecekti ama şimdi yapamıyordu bunu.

Ne de olsa o cehennemden kaçmayı başarmıştı ve ailesiyle olmaktan çok mutluydu.

“Hep beraber mutlu olalım anne.”

“Evet oğlum.”

“Ben de, ben de!”

Ne yaptığını bilmeden Sooah bardağını uzattı. Woojin de ona soda doldurdu ve hep beraber içtiler.

*

Annesinin sürekli teşekkür ettiğini görünce onun sarhoş olduğunu anladı Woojin. Mutlulukla gülümseyen Sooah’ı da aldı ve beraber eve gittiler.

Sokaktan geçerken bankamatikten para çekmişti Woojin ve bunun arasından 1000 doları yemek masasının üzerine bıraktı.

Aslında kazandığı tüm parayı vermek istiyordu ama kalanına sermaye olarak ihtiyacı vardı.

Daha yüksek düzey zindanlara girebilmek için belli bir miktar para lazımdı. Bu zindanlar sayesinde hızlıca para kazanacaktı.

Çünkü Woojin en kısa sürede düzgün bir eve taşınmak istiyordu.

“Haaa. Ne güzel.”

Woojin, annesiyle Sooah’ı eve götürmüştü. Sonra da karanlık sokaklarda yürümek istemişti biraz. Saat yediydi. Sooah’ı erken bir akşam yemeğine götürdüğü için saat hala geç değildi.

Bu ilk soju içişiydi ve tadı damağında kalmıştı. Daha fazla içmek istiyor ama yalnız başına sarhoş olma fikri hoşuna gitmiyordu.

20 yıl geçtiğinden, aklına ilk gelen eski yakın arkadaşları değil de Do-jaemin’in yüzü olmuştu.

“O çocuğun parasını geri vermem lazım zaten.”

Ona bir sürü şey borçlanmıştı ve Woojin iyilikleri de kötülükleri de karşılıksız bırakmayan biriydi. Ona iyilik yapanlara karşı borcunu öder, kötülük yapanlardan da intikamını alırdı.

Jaemin ise dünyasının bu değişmiş halini öğrenmesinde çok yardımcı olmuştu.

Woojin hala açık olan bir mağaza buldu ve birkaç hediye almak için içeri girdi. İçeri eski püskü kıyafetlerle girmişti ve alkol kokuyordu. Ancak onu böyle görse de satıcı yardımcı oldu.

Kozmetik bölümüne gitti ve satıcının tavsiyesiyle, bir liselinin kullanabileceği bir şey seçti.

Büyük bir miktar harcasa da gözüne gelmiyordu. Hediyeyi taşırken bu sefer de bir kızarmış tavuk restoranına girip bir tam tavuk aldı. Ardından karşısına çıkan bir marketten soju alıp Jaemin’in evine geçti.

Kapı zilini çalınca cevap çıkmadı. Bu yüzden kapının anahtarını açıp şifreyi girdi.

Bip Bip Bip Biiiiiiiiiiiiiiiip!

“Şu şerefsize bak. Şimdiden değiştirmiş mi şifreyi?”

Aslında hemen Jaemin’i arayabilirdi ama zaten okuldan dönme zamanı olduğu için durup beklemeyi tercih etti.

Woojin’i kapısında görünce, Jaemin ise şaşırıp irkildi.

“Geldin mi?”

“A..abi? Sen mi geldin?”

“Evet. Hadi beraber tavuk yiyelim.”

Jaemin gizlice Woojin’e baktı. Kapıyı açmadan önce parmağını diğer eliyle kapattı.

Biiip.

Woojin evindeymiş gibi mutfak masasında sofrayı kurdu.

“Birkaç bardak getir.”

“Peki. Bir dakika bekle.”

Çantasını çıkardığı gibi birkaç bardak getirdi Jaemin. Woojin’in her akşam evine gelmesi onu rahatsız etse de tavuğu düşününce ağzı sulanıyordu.

Jaemin yemek yemeyi sevdiği bir yaştaydı ne de olsa. Ancak bardağına tam kola dolduracaktı ki Woojin onu durdurdu.

“Sen de bir bardak iç.”

“Ne? Abi ama ben daha lise öğrencisiyim.”

“Boş ver. Abinin sana her verdiğini alabilirsin.”

“Al..alsam mı?”

Woojin hem kendi bardağını hem de Jaemin’in bardağını sojuyla doldurdu. Soju bardakları olmadığı için normal bardaklar kullanmışlar, şişe de iki bardakta boşalmıştı.

“Haydi içelim.”

“Peki…”

Woojin rahatça bardağını boşalttı ve tavuk budundan bir ısırık aldı. Jaemin de acemice kafasını çevirdi ve bir yudum aldı ama içmesiyle beraber yüzü ekşidi.

“Ohhhhhhh.”

Acı. Çok acıydı. Birisi niye böyle bir şey içerdi ki. Jaemin tavuk kanadından ısırık aldı ve bir soru sordu.

“Zindanı temizleyebildin mi?”

“Tabi ki. Hatırlamışken, sana bir hediye aldım.”

Jaemin alışveriş çantasını şaşkın bir şekilde açtı ve bir şişe parfüm gördü. Markasını gördüğünde de çok pahalı bir şey olduğunu fark etti.

“A…abi?”

“Kes şaşırmayı hergele. İşte bu da senden aldığım para.”

Woojin’ cüzdanından 500 dolar çıkarmasıyla Jaemin’in gözleri fal taşı gibi açıldı.

“Bu çok fazla abi. Sadece ödünç aldığını versen yeter. Aslında işin doğrusu istemiyorum bile. Benim için çoktan bir sürü şey yaptın.”

Evet. İyiliğin karşılıksız bırakılmaması gerekirdi. Woojin tatmin olmuş bir şekilde kafasını salladı.

“O yüzden mi şifreyi değiştirdin?”

“Şe..şey….”

Paniklemiş Jaemin’i görünce Woojin güldü.

“Borç aldığım paraya kirayı da ekledim.”

Ne? Yani burada kalmaya devam mı edecekti?

Jaemin kulaklarına inanamıyordu.