Yoksaa toplu bölüm mü gelicek ?
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
51. Bölüm İki Kalp (8)
Merdivenin sonundaki en alt kat...
Bild, telaşla kilitli demir kapıyı açıp ardındaki odaya girdi. Burası tavana ve duvarlara monte edilmiş yüzlerce cam tüple dolu bir odaydı.
Bild cam tüplerin yanından geçip odanın arkasındaki mor taşın önünde durdu.
Sayısız cam tüpten taşa sürekli bir şey dökülüyordu. Kırmızı, karanlık ve çok bulanık bir şeydi.
Bu, sayısız oyuncunun hayatları kullanılarak toplanmış enerjiydi. Bild ve Leonte son birkaç yıldır buna "Öz" diyordu. Bu enerjiden daha fazla üretebilmek için mümkün olan her şeyi denemişlerdi.
Ancak şimdi işler farklıydı.
Bild tüm cam tüpleri parçaladı. Öz, tüplerden dışarı sızdı ve hızla buharlaşarak havayı kırmızıya boyadı. Ama bunların hiçbiri Bild için önemli değildi, zihni yalnızca mor taşa odaklanmıştı.
* Trrrrs *
Bild mor taşı dikkatlice titreyen eline aldı.
Bu taşı yapmak için kaç yılını harcamıştı... Bu süre zarfında eski takım arkadaşları güçlenerek çok daha yüksek katlara çıkmıştı.
Bild de takım arkadaşlarının adımlarını takip etmek istiyordu ama sonunda arzularını bir kenara bırakıp kendini efendisine adamaya karar vermişti. Böylece bu gücü efendisine sunabilir ve onun bu dünyanın gerçek "Kralı" olmasına yardım edebilirdi. Ardından yanı başında durabilir ve Kule'yi mutlak güçle yönetebilirdi.
Ama şimdi Bild fikrini değiştirmişti. Yaşamak istiyordu. Onu kovalayan iblisten kurtulup hayatta kalmak istiyordu ve bunu yapabilmek için çaresizce bu taşa ihtiyacı vardı.
Sadece umutsuzluk getiren şey şimdi ona umut getirmek için buradaydı.
Bild ağzını açıp taşı bir lokmada yuttu.
Taşın yumruk büyüklüğünde olması ağzına girmesini zorlaştırıyordu ama şimdi bu tür bir şeye takılamazdı.
Taş, çoklu saflaştırma ve sıkıştırma işlemlerinden geçmiş saf bir Öz konsantrasyonuydu. Efendisi bir keresinde ona sadece taşı yutarak vücudunda büyük miktarda mana üretebileceğini söylemişti. Sonunda iki şey olacaktı. Vücudu ya değişecek ya da patlayacaktı.
"Tam" bir taşın patlamaya neden olma riski yoktu ama maalesef Bild'in taşın tamamlanmaya yakın olmasını ummaktan başka seçeneği yoktu.
Bu yüzden yutkundu ve vücudunda değişikliklerin olmasını bekledi.
Ancak...
"…Ne, neler oluyor?"
Yüzünde şaşkın bir ifade oluştu.
Hiç şüphesiz taş boğazından inip midesine girmişti. Şimdiye kadar bir şey olmuş olmalıydı.
Ama hiçbir fark yoktu. Hiçbir şey olmadı.
"Neden çalışmıyor...!"
Bild, anlaşılmaz duruma sinirlenerek yüksek sesle bağırdı.
'Neden? Neden olmuyor? Bir şeyi mi unuttum?'
Bild kafasındaki sorulara kafa yordu. Herhangi bir hata yapıp yapmadığını veya taşı yutarken bir şeyi mi gözden kaçırdığını merak etti. Ama aklına hiçbir şey gelmedi. Zihni bomboştu.
İblisin şu an buraya gelmekte olduğunu düşünerek paniğe kapılmaya başladı.
Parmağını boğazının arkasına iterek taşı tekrar çıkarmaya çalıştı. İşe yarayana kadar tekrar tekrar yutmayı deneyecekti.
Birkaç öğürmeden sonra taş ağzından çıktı. Hâlâ uğursuz mor parıltısını yayıyordu.
Bild kaşlarını devirerek taşı tekrar ağzına koydu ama taş bu sefer ilerleyemedi. Tekrar yutabilmek için kusması gerekiyordu.
Aynı işlemi defalarca tekrarladı. Zemin tamamen mide sıvısıyla kaplanmıştı.
"Neden…"
Bild aklını kaybetmenin eşiğindeydi.
"Neden işe yaramıyor!?"
Bild her kustuğunda taş uğursuz mor rengini koruyordu. İçindeki kıvranan enerji dışardan rahatlıkla görülebiliyordu.
Yine de taş ona güç vermemişti. Adeta sahibi olmayı hak etmiyormuş gibi ona mesafeli davranıyordu.
Bild'i gitgide daha da çıldırıyordu. İblisin her an kapıdan içeri girebileceği düşüncesi artık onu delirmenin eşiğine getirmişti.
Yine de hiçbir değişiklik yoktu.
Ve sonra...
*Gıcırtı*
Depoya karanlık bir gölge düştü.
Bild hızla sesin kaynağına döndüğünde yüzü kireç tuttu.
Baktığı yerde Yeon-woo soğuk bir şekilde kendisine gülümsüyordu.
"Demek benden kaçarak buraya geldin."
Bild yüksek sesle çığlık atmak üzere ağzını açtı fakat sesini çıkaramadı. Korkusu, onu boğan görünmez bir ele dönüşmüştü.
"Yapmaya çalıştığın "Taş" bu mu? Hiçbir şeye benzemiyor. Ne o, yoksa bir sorun mu var?"
Yeon-woo bakışlarını Bild'in sımsıkı tuttuğu mor taşa çevirdi.
Sözlerinden irkilen Bild taşı ağzına tekrar tıktı.
Ama Yeon-woo bunu umursamadı.
"Başarısız bir taş için mi o kadar çok insan feda edildi?"
[Eflatun Taş]
Bilgi mevcut değil.
Taş tanımlanamıyordu.
Taşın eksik olmasından mı yoksa yapım sürecinde bir sorun olduğundan mı tanımlanamıyordu belli değildi. Durum ne olursa olsun, eşyanın tanımlanamaması sadece bir anlama geliyordu.
Kullanılamazdı.
Yani Bild taşı ağzına kaç kez koyarsa koysun hiçbir şey olmayacaktı.
Ejder Gözleri'yle bakıldığında bile mor taşın yüzeyinin her yeri kusurlarla kaplıydı. O kadar çok kusur vardı ki sanki taş kusurların altında saklıydı.
Bu tür eşyalar genellikle F Derecesinde olup çöp eşya olarak sınıflandırılırdı.
Yeon-woo'nun ağzından içi boş bir kahkaha kaçtı. Leonte'nin böylesine işe yaramaz bir çöp parçası için onca zaman ve para harcamış olduğuna inanamıyordu.
Taşı ilerde göz dağı vermek için saklasa bile Leonte'nin başarısızlıkla sonuçlanmış bir taşa zaafı olmazdı.
Bild'in yutkunmasını bitirmesini bekledi ve ardından yavaşça ona doğru ilerlemeye başladı.
"Yemeyi bitirdin mi?"
"Urgh...!"
Bild ağlamaya başladı. Taş hâlâ etkisini göstermemişti. Tüm umutları paramparça olmuştu.
Yeon-woo'dan uzaklaşmaya çalıştı, uzaklaşırken takılıp sırtüstü yere düştüİ, bu sefer de sürünerek uzaklaşmaya çalıştı.
Zihninde Yeon-woo'ya ondan uzak durması için yalvarıyordu, gel gör ki Yeon-woo yavaş yavaş soğuk gözlerle ona yaklaşmaya devam ediyordu.
"Neden…"
İblisin gölgesi hemen üzerindeydi. Havasız boğazından çatlak bir ses çıkıyordu.
"Neden lan neden!?"
Bazı kelimeleri söylemeyi başardığında ağzından telaşlı birkaç cümle çıktı.
"Neden! Neden beni bu işkenceye maruz bırakıyorsun? Biz sana ne yaptık!? Neden bizi sabote etmeye çalışıyorsun? Nasıl bu kadar güçlü olabilirsin?"
Bild kalbinin derinliklerinde Yeon-woo'dan nefret ediyordu.
O olmasaydı her şey yolunda gidecekti. Efendisi taşı alacak ve Bild istediği yetkiye sahip olacaktı. Uzun süredir elde etmek istediği başarı çok yakınındaydı.
Keşke Yeon-woo işlerine karışmadan yoluna devam etseydi.
Keşke diğer oyuncular gibi olsaydı…!
Ancak Bild kendisinin de birçok kez Yeon-woo'yu öldürmeye çalıştığı gerçeğini hiç düşünmüyordu. Ne de olsa insanlar, yaptıklarını değil yalnızca çektiklerini hatırlama eğiliminde olurdu.
Tam o sırada...
* Heheh *
"Neden diye mi soruyorsun?"
Maskenin altından hafif bir küçümseme duyuldu.
"Bana "Neden" diye soruyorsun demek. Sana karşı ne tür bir kin mi besliyorum? Bunu mu öğrenmek istiyorsun ha?"
Yeon-woo elini maskesine doğru götürdü.
"Umarım bu cevap senin için yeterli olur."
Yeon-woo maskesini çıkardı ve yüzünü ortaya serdi.
O anda Bild’in yüzü ölümcül bir şekilde soldu. Tüm vücudunu korkunun da ötesinde tarif edilemez bir duygu sardı.
Bu yüz... Dünyada artık var olmaması gereken bir yüzdü.
Yeon-woo, Jeong-woo’nun yüzü, Jeong-woo’nun gözleri ve Jeong-woo’nun sesiyle Bild'e bir şeyler söylemeye devam etti.
"Sizi ne kadar özlediğimi bilemezsiniz."
"…!"
Bild bir şeyler söylemek istediyse de korkudan tek kelime edemedi.
Kaçmak istiyordu ama çıkmazdaydı.
Yeon-woo Carshina’nın Hançerini tutarak ona doğru yaklaştı.
Kılıcı gülümsemesi kadar soğuk bir şekilde parlıyordu.
* * *
"Aaaaak!"
Kısa süre sonra merdiven boyunca ve binanın her yerinde tiz bir çığlık yankılandı.
* * *
Bild, hayatına son vermesi için Yeon-woo'ya yalvardı.
Vücudu "İnsan" denilemeyek kadar berbat bir haldeydi. Zarar görmeyen tek kısmı anıları hatırlamaya yarayan kafası ve konuşmasını sağlayan ağzıydı.
Yaşıyor olsa bile öyle hissetmiyordu. Böyle yaşamaktansa ölmeyi tercih ederdi. O kadar acı çekiyordu ki.
Yeon-woo "Vücudu aracılığıyla" ona birçok soru sormuştu ve zihni çoktan harap haldeydi.
Ölü olması gereken biri hayata geri dönmüştü. Böyle travmatik bir deneyim onu afazik* hale getirmişti.
Vücuduysa henüz tam anlamıyla tükenmemişti. Kesik sol kolu dışında hâlâ pek çok yeri sağlamdı. Bu yerlerinden her "Dürtüldüğünde" kendinde olmayan zihni ara sıra bedenine geri dönüyordu. Yeon-woo biraz zor kullanmış olsa da Jeong-woo'nun ölümünden ve Arthia’nın dağılmasından sonraki zamanla ilgili birçok şey öğrenmişti.
Kule büyük bir değişikliğe uğramıştı. Bir iktidar geçişi olmuş ve Arthia'nın eski üyeleri hayatta kalabilmek için kendi yollarına gitmişlerdi. Her biri istedikleri şeylere ulaşmayı başarmışlardı.
Diğer tüm düşmanlar gibi onlar da Jeong-woo'nun hayatını mahvettikten sonra olağan hayatlarını yaşamaya devam etmişlerdi.
'Anlıyorum. Siz tam olarak busunuz işte. Yaşanan onca şeyden sonra hiçbir şey olmamış gibi hayatlarınıza devam etmişsiniz.'
Yaptıklarından dolayı kendini suçlu hissedebilecek birilerinin, en azından bir kişinin olabileceğini düşünüyordu ama bir tanesinin bile öyle hissetmediğini öğrenmişti.
Ancak Yeon-woo rahatlamış bir ifadeyle gülmeye başladı. Çünkü artık en ufak bir şüphe duymadan öfkesini üzerlerine yönlendirebilirdi.
"Lü...tfen."
Bild'den gelen ani bir ses, düşüncelerinde kaybolmuş olan Yeon-woo'yu kendine getirdi.
* Hahahah*
"Ölmek mi istiyorsun?" diye sordu Yeon-woo önünde duran et parçasına bakarak.
"Lüt..fen."
"Ooh, ne yapsam ki? Yeşil kurbağa hakkında bir hikâye var, duydun mu hiç? İnsanların istediğinin tam tersini yapan bir kurbağayı anlatıyor. Neden onun öyle davrandığını sanırım anlamaya başlıyorum."
"Lüt..fen!"
"Ah, bu arada senin bu acınası yüzünü görmek isteyen birçok arkadaşımı getirdim yanımda."
Yeon-woo ellerini havada yavaşça salladı.
* Tsss *
Havada siyah bir sis bulutu oluştu ve bulutun içinden birer birer beyaz hayaletler belirmeye başladı. Tüm hayaletler sisten çıktıklarında sayıları çoktan bini geçmişti.
Başlangıçta depodaki bu insan çiftliğine bağlı olan hayaletler, Yeon-woo’nun Kara Bileklik'i ile serbest bırakılmışlardı ve tüm hayaletler Yeon-woo’nun Kara Kılıcı gibi karanlık bir aura yayıyordu.
Kötü ruhlar... Yeon-woo’nun Kara Bileklik'i onlara karanlık enerji aşılayabiliyordu. Bu sayede fiziksel dünyada görünebilir hale geliyorlardı.
Taşın malzemesi olarak kullanılıp trajik bir sonla karşılaşmış bunca insan, katilleri Bild'den intikam almak istiyorlardı. Bu amaç uğruna kendi istekleriyle Yeon-woo'nun hizmetkârları olmuşlardı ve nihayet vakit gelmiş, kendilerini Bild'e göstermişlerdi.
Bild onları görünce yüksek sesli bir çığlık attı. Artık sefil halinin sona ermesi için son bir çabayla yalvardı.
Ama acı çığlıkları hayaletlerin kıkırdamalarıyla tamamen bastırıldı.
* Kreeek * * Bam *
Yeon-woo odadan çıkarken bir daha açılmamasını umarak demir kapıyı kapattı.
Ardından döner merdivenden çıkmaya başladı.
* Klomp *
* Klomp *
Not: Haftaya üyelerimize güzel bir süprizimiz olacak. Bu arada serimizin ön satış indiriminden faydalanmayı unutmayın. Keyifli okumalar...
Magnec