Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

67. Bölüm Vazgeçmek ve Vazgeçmemek

Çevirmen: Güz / Editor: T4icho

 

Su Chen geri döndüğünde tüm Su Klanı bir kez daha şaşkınlıkla çalkalandı.

Kör bir insan, Kızıl Sıradağlardan iki kez sağ salim dönmüşken bu nasıl büyük bir haber olmazdı? Ancak aynı iki hizmetkar gibi diğer birçok insan da Demir Uçurum’u gördüğü anda Su Chen’in hayatta kalmasını da görevleri tamamlamasını da onun yardımıyla yapabildiğini düşündü.

Su Chen, annesini görmeye giderken Su Qian ile karşılaştı.

Eskisine göre daha enerjik görünüyordu. Tüm dayanıklılığı artmış ve çoktan Vücut Tavı’nın zirvesine ulaşmıştı. Belki çok geç olmadan Enerji Çekme Diyarı’na girebilirdi.

Kesinlikle kimse onun yokluğunda bir an durup dinlenmemişti.

“Su Chen!” Su Chen’in güvenli bir şekilde döndüğünü gördüğünde Su Qian’ın gözlerinde bir öfke alevi belirdi.

Su Chen tarafından iki kez ciddi bir şekilde dövüldükten sonra aralarındaki kardeş bağı uzun zaman önce kaybolmuştu. Geriye kalan sadece nefretti.

Su Chen sesini duyuyormuş gibi başını yana yatırıp güldü: “Demek, İkinci Genç Efendi burada. Son zamanlarda nasılsın?”

“Hiç iyi değil.” Su Qian dişlerinin arasından konuştu. “Bu aralar her gün dua ettim, belki ölür…”

“Döndüğümde beni dövebilmen için dua ediyordun değil mi?” Su Chen sabırsız bir şekilde lafını böldü. “Sadece bu tarz fikirlerin olduğunu biliyorum. Ne, gücün biraz arttığı için kendine daha çok mu güvenir oldun? Maalesef…”

Su Chen hafifçe gülümsedi. Gülümsemesi biraz garip olsa da oldukça tanıdıktı.

Su Qian daha önce bu gülümsemeyi görmüştü.

Onu, son dövüşü sırasında da Su Chen’in yüzünde bu ifade vardı.

Yıl sonu değerlendirmesindeki birebir elemede, Su Chen durumu tersine çevirdiği sırada da yine bu ifadeye sahipti!

Su Qian durumun iyi olmadığını biliyordu. İçgüdüsel olarak yanan kaplan yumruğunu ortaya çıkarıp dövüşe hazırlandı.

Beklenmedik bir şekilde Su Chen bir harekette bulunmadı.

Onun yerine, tembel tembel konuştu: “Demir Uçurum, eğilmesini sağla!”

“Evet, genç efendi!” Demir Uçurum ağır bir şekilde elini havaya kaldırarak yanıt verdi.

Bu sefer sinsi bir saldırıyla kurtulmana izin vermeyeceğim!

Su Qian içinden söylendiği gibi kendini savunmak için kollarını kaldırdı. O sırada Demir Uçurum’un kocaman elleri indi.

Bam!

Su Qian’ın kollarına çarpan elleri, büyük bir güçle baskı uygulamaya başladı. Su Qian kendini yerde buldu.

Göz açıp kapayıncaya kadar yere yapışmıştı.

Akan Rüzgar Vücut Tekniği bile Demir Uçurum’un gücü karşısında duramazdı.

Ancak Demir Uçurum mutlu görünmüyordu.

“Genç efendi sana eğilmeni söyledi, yerde yatmanı değil.”

Su Qian’ı tutup kaldırdı. Ardından Su Qian’ı dizlerinin arkasından ittirdi. Su Qian ayakta duramadı ve yere kapaklandı.

“Su Chen!” Su Qian nefret kusuyordu.

Su Chen belli belirsiz konuştu: “Sana, sadece bir şey söylemek istiyorum. Kızıl Sıradağlara olan yolculuğum sırasında… Bir kez daha bulut yarasası kan bağını elde edemedim.”

Su Qian’ın kalbi korkuyla sarsıldı. Öfkeli ifadesi bile yok olmuştu.

Bu…

Su Chen devam etti: “Eğer her şey planladığım gibi giderse Kızıl Sıradağlara bir kez daha gidebilirim.”

Su Qian derin bir nefes aldı, öfkesinden eser kalmamıştı.

Elbette, Su Chen’in ne demek istediğini anlamıştı: “Eğer istersem, seni bir kez daha dövebilirim… Uzun bir süre yataktan kalkmana engel olacak kadar.”

O anda öfkesi tamamen buhar olup uçmuştu. Geriye kalan tek şey korkuydu.

Neyse ki Su Chen’in ses tonu değişti. “Kendini şanslı say. Şu anda, yapmam gereken bazı şeyler var ve henüz dönmek istemiyorum. Eğilmeni sağlamak, şimdilik benim için yeterliydi. Ancak düzgün davranmazsan… Yapmam gereken şeyler aciliyet kazanabilir.”

Su Qian o kadar korkmuştu ki konuşmaya cesaret edemedi.

Onun bu halini gören Su Chen hafifçe güldü: “Ne, konuşmuyor musun? O zaman bunu, kabul ettin olarak alıyorum.”

Elini salladı ve Demir Uçurum, Su Qian’ı bıraktı.

Su Qian’a doğru yürüdü ve yüzüne hafifçe vurdu. “Damarıma basma.”

Ardından Su Qian’ı sersemlemiş ve kafası karışmış bir halde bırakarak yoluna devam etti.

Kısa bir süre sonra Su Keji belirdi.

Su Qian’ı görünce yanına koştu: “Oğlum, Su Chen ile yine mi dövüştünüz? Söyle bana, bu sefer sana ne yaptı? Bu kez paçayı sıyırmasına izin vermeyeceğim!”

Su Qian, babasına boş gözlerle baktıktan sonra başını salladı. “Hiç… Hiçbir şey.”

“Hiçbir şey mi?” Su Keji hazırlıksız yakalanmıştı. Oğluna yakından baktı. Yaralanmadığını görünce içi rahatladı. “Hiçbir şey iyi… Hadi geri dönelim. Vücut Tavı’nın zirvesine ulaşmış olsan da Su Chen bir süredir Vücut Tavı’nın zirvesinde. Eğer onunla şu anda dövüşürsen bir avantajın olmayacak. Çoktan bazı kişilerle iletişim kurdum ve senin için biraz ilaç satın alacağım. Onları kullandıktan sonra gücün kesinlikle büyük ölçüde artacak. O zaman, Su Chen’e bir ders verip intikamını alabilirsin.”

“Baba.” Su Qian aniden konuştu.

“Ne oldu?”

“Su Chen ile daha fazla uğraşmasak olur mu? Artık onunla dövüşmek istemiyorum.”

“Ne?” Su Keji şaşırmıştı. Oğluna bir kez daha bakınca titrediğini gördü. İfadesi korku doluydu.

Neredeyse ağlayarak konuştu: “Onu yenemeyiz! Artık dövüşmek istemiyorum.”

Öfke ateşi göğsünde yükselirken Su Keji öldürme isteğiyle dolup taşıyordu.

Su Qian’a bakarak kelime kelime konuştu: “Nasıl... Senin gibi hüsran verici bir oğlum oldu?”

Pat!

Avuç içi Su Qian’ın yüzüne indiğinde, savrulmasına sebep oldu.

“Baba!” Su Qian bağırdı.

Su Keji soğuk bir şekilde konuştu: “Su Chen kör bir insan ama yine de asla vazgeçmeme ilkesine sahip. Sen görebiliyorsun ama bırak hırsın olmasını kör birinden korkuyorsun! Daha ne kadar işe yaramaz olabilirsin! Seni uyarıyorum. Bu benden bu tarz sözleri ilk ve son duyuşun… Eğer bu durum tekrarlanırsa senin bir tokatla kurtulmana izin vermem.”

Konuştuğu gibi Su Qian’ı yalnız, sessiz bir şekilde bırakarak arkasını dönüp gitti.

——————

Su Chen annesinin köşküne gelmişti.

Yüz gün sonra gördüğü annesinin yüzü solgundu.

Su Chen yere eğildi: “Vefasız oğul Su Chen annesini selamlıyor. Annemi bu kadar süre endişelendirmek, benim hatamdı.”

“Dönebilmen çok güzel... Çabuk, ayağa kalk ve yanıma gel.” Tang Hongrui güçsüz bir şekilde oğluyla konuştu.

Su Chen aceleyle annesine yürüyerek Tang Hongrui’nin eliyle yüzünü okşamasına izin verdi.

Gözleri; sevgi, sıcaklık ve sevinçle doluydu.

İkisi öylece oturup sohbet ettiler.

Çoğu zaman Tang Hongrui soru soruyor, Su Chen Kızıl Sıradağlardaki deneyimlerinin birazını anlatıyordu.

Ormanda nasıl Demir Uçurum’a rastladığından ve yanlışlıkla onun hayatını kurtararak sadakatini kazandığından bu sayede yolculuğunun çok daha kolaylaştığından bahsetti. Dingin Vadi’de dükkan açıp biraz para kazandığını anlattı. Bütün insanlar iyi, dost canlısı kimselerdi ve hepsi birbirine yardım ediyordu. Göremediği için etrafta dolaşırken ona yardım etmişlerdi. Bir mağarada kazı yaparken yaşlı bir adamla karşılaştığından bahsetti. Yaşlı adam içten, sıcak kanlı ve birçok şeyi anlayan birisiydi. Hatta bir çeşit ilaç bulup bunu Su Chen’in gözlerine damlatmıştı. İlaç, gözlerinin iyileşmesine yardım ederek nihayet ışığı görmesini sağlamıştı.

Bu bilgilerin son kısmı Tang Hongrui’yi neşeyle doldurup aşırı heyecanlandırdı. Tekrar tekrar bunun doğru olup olmadığını sorarak gerçekten emin olmak istedi.

Su Chen kendinden emin bir şekilde biraz da olsa ışığı görebildiğini söyledi. Yaşlı adam, tamamen iyileşmesinin zaman alacağını ama bir süre sonra gözlerinin kesinlikle iyileşeceklerini söylemişti.

Tang Hongrui neşesini bastıramıyordu. Su Cheng’an’a gidip söylemek üzereydi.

Su Chen, Su Cheng’an’a söylememesini isteyerek onu durdurdu. Geçici bir süreliğine diğer insanların öğrenmesinden kaçınmak istiyordu. Son birkaç yıldır, nihayet kendisini gizlemenin önemi anlayabilmişti.

Tang Hongrui sessizliğe büründü.

Uzun bir süre sonra, sordu: “Hala babandan nefret ediyorsun, değil mi?”

Su Chen nazik bir şekilde gülümsedi: “Hayır, ondan nefret etmiyorum. Sadece onun verdiği kararın aynısını verdim.”

“Onun verdiği karar mı?” Tang Hongrui ne demek istediğini anlamamıştı.

“Benden vazgeçti.”