Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

117. Bölüm Alan Geçişi (1)

Çevirmen: Güz / Editor: T4icho

Su Chen’in görüşü bulandı. Hiçbir şey göremediği sırada, kendisini boş bir çimenlikte dikilirken buldu.

Bir bulantı hissi yükseldi ve kusacakmış gibi hissetmesine sebep oldu.

İlk kez uzaysal ışınlanmayı deneyimlediği için böyle hissetmesi kaçınılmazdı. Beyaz kule ışınlanmasının el kitabı öyle diyordu. Hepsi, uzaysal ışınlanma teknikleriydi, bu yüzden aralarında benzerlikler vardı. Ancak, köken enerji oluşumunun ışınlanma mesafesi ve büyüklüğü, beyaz kule ışınlanmasından çok daha fazlaydı.

Su Chen, aniden arkasından bir rüzgar duyduğunda tamamen sersemliğinden sıyrılmıştı.

Biri var!

Köken yeteneği kullanacak zamanı yoktu. Su Chen saf içgüdülerine dayanarak kafasını eğdi ve öne atıldı.

Bam!

Avuç saldırısı Su Chen’in sırtına indi ama Su Chen’in tepkisi hızlıydı ve saldıran kişi zayıf olduğundan saldırının tüm gücü buydu.

Su Chen bu anı ileri uçmak için kullandı. Kendisine geliyor olabilecek herhangi bir takip saldırısından kaçınmak için yere indiği sırada yuvarlandı. Aynı zamanda yerden bir taş aldı ve ayağa bile kalkmadan arkasına fırlattı. Hareketleri, Su Chen’in zengin dövüş deneyimini gözler önüne serecek kadar akıcıydı.

Taş, uçan çiçek ellerin gücüyle birleşmişti, havadayken yüksek bir ıslık sesi çıkardı. “Bam!” sesiyle, saldırganın göğsüne çarpmıştı.

“Ah!” Saldırgan acı dolu bir yakarış çıkardı.

Ancak o zaman Su Chen arkasını dönüp rakibine bakabilmişti.

Olgun olmaktan uzak gencin yüzünü gördü. Kendisine şaşkınlık dolu, inanamayan gözlerle bakıyordu.

Baskın yapan kendisiydi, nasıl kendisi yaralanabilmişti?

Bu fırsatı kaçırırsa kesinlikle şanssız taraf olacaktı.

Su Chen yakındaki bir ağaç dalını aldı ve gence fırlattı.

Uçan çiçek eller, yaprakların bile insanlara zarar vermesini sağlayabiliyordu.

Gu Qingluo, Köken Akışı Bilgesi değilken yaprakları gizli silah gibi kullanabiliyordu. Su Chen’in halihazırda Köken Akışı Bilgesi olduğundan bahsetmeye gerek bile yoktu.

Köken gücüyle dolu ağaç dalı, aceleyle fırlatılmış taştan çok daha güçlüydü. Havada ıslık çaldı.

Genç, engellemek için panikle ellerini kaldırdı.

Ne yazık ki, dövüş ruhu olsa da şan için dövüşecek güce sahip değildi. Hala, Vücut Tavı’ndaydı. Sınav alanında tek amacı diğerlerinin temelini güçlendirmek için puanlarından vazgeçmekti.

Bam!

Ağaç dalı ona çarparak bedenini havaya uçurdu. Basit bir saldırı genci hareketsiz bırakmıştı.

Su Chen yavaşça ona doğru yürüdü, yeşim tabletini aldı ve arkasını dönüp gitmeden önce talimatlara uygun bir şekilde bir puan aldı.

Ancak pek fazla adım atmamıştı ki, bir rüzgar aniden sırtını yaladı.

Bu kez Su Chen’in tepki verecek zamanı yoktu ve sakin bir şekilde kaçındı.

Az önceki gençti bu. Sadece, elinde artık Su Chen’in bedenini sıyıran bir bıçak tutuyordu.

“Neden hala peşimden geliyorsun?” Su Chen kaşlarını çattı.

“Puanımı bana geri ver!” Genç deli gibi bağırıyor, dinlemek istemiyordu. Bıçağını tekrar tekrar savurdu.

Su Chen ellerini arkasında birleştirdi ve kıvrılan buğulu adımları aktifleştirerek saldırılardan kolayca kaçındı. “Rakibim değilsin, o yüzden boşuna zamanımı harcama.”

“Bana geri ver, yoksa seni rahatsız etmeye devam ederim!” genç bağırdı, “Zaten bir puan çaldın, kurallara göre bugün benden ikinci kez çalamazsın.”

“Aptal!” Su Chen’in yüzünde bir öfke izi belirdi.

İlk rakibinin böylesine aptal biri olmasını beklememişti.

Genç, bıçağını savurdu.

Su Chen daha fazla şey söylemekle uğraşmadı. Enerjiyi eline gönderdi ve bıçak gibi saldırdı.

Eli, çelik bıçağa çarptı ama bıçak gerçekten de Su Chen’in elini kesemedi.

Gök gürültüsü bıçağı ve akan rüzgar vücut tekniği varken, Su Chen sıradan bir çelik bıçakla nasıl yaralanabilirdi ki?

Bam sesiyle, yeşim tablet kırıldı.

Gencin bedeni anında buğulandı ve nihayet arkasında iz bırakmadan kayboldu.

Su Chen, bu gencin sınav alanını terk eden ilk aday olmasa bile büyük ihtimalle ilk üç arasında olduğunu tahmin etti.

Ancak, bu sınav adayının onunla karşılaştığı için de şanslı olduğuna emindi.

Sınav sorumlusu, dövüş sırasında yaralanmalar ve ölümlerin mümkün olduğunu çoktan bildirmişti!

Su Chen insanları öldürmeyi sevmiyordu ama her zaman yapabilecek birileri olurdu.

Su Chen bunlara daha fazla kafa yormadı. Onun yerine, köken yüzüğünden bir harita çıkardı.

Bu, onlara Saklı Ejderha Tesisi tarafından verilmiş özel bir haritaydı. Buraya kurulmuş köken oluşumuna bağlıydı ve direkt bir adayın konumunu gösteriyordu.

Üç Dağlık Bölge’nin on beş şehri olduğundan, Kızıl Tepeler on beş alana ayrılmıştı.

Alanlar güçlerine göre belirlenmişti. Kuzey Yüzü on üçüncü alandı ve güç bakımından, Üç Dağlık Bölge’de sondan üçüncüydü.

Süzülen Bulut Şehri altıncıydı ve gücü besbelli Kuzey Yüzü’nden daha yüksekti. Böylece, Kuzey Yüzü’ne oranla üç tane daha yer hakkı vardı.

Bütün adaylar en başta kendi alanlarına yerleştirilmişti. Eğer Su Chen Süzülen Bulut Şehri’ne, altıncı bölgeye gitmek istiyorsa çok sayıda sınav alanını geçmeliydi.

Bu görev gerçekten oldukça büyük bir yüktü.

Ancak iyi haber şu ki; sınav görevlisi, kişinin sadece kendi alanında puan kazanabileceğine dair bir şey söylememişti.

Diğer alanlarda da puan kazanabilirdi ki bu Su Chen’in biraz zaman tasarrufu yapmasını sağlardı.

Aslında Saklı Ejderha Tesisi’nin öğrencileri bölgelere göre kabul etmesinin tek sebebi, daha zayıf ülkeleri koruyarak onlara da biraz fırsat sunmaktı. Eğer böyle olmasaydı direkt olarak en yüksek puan alanları seçerlerdi ve Kuzey Yüzü şehri gibi yerler en iyi yüze bile giremezdi.

Politikaları adil olmalıydı, bu yüzden böyle kurallar koymuşlardı.

Ancak, alanlara bölünmesi adayların diğer alanlarda puan kazanmaktan alıkoymuyordu, yani Su Chen farklı alanda bile puan kazanabilirdi. Ancak dövüş baskısı büyük ihtimalle çok daha fazla olacaktı. Bu yüzden normal şartlar altında, düşük alanlardaki insanlar yüksek alana gitmezdi. Gerçi yüksek alanlardakiler, puan kazanmak için düşük alanlara gidebilirdi. Bu yeni bir şey değildi.

Su Chen’in karar vermek için pek zamanı yoktu. Bu yüzden maskesini taktı ve altıncı alana doğru ilerlemeye başladı.

Orjinal plana göre Su Chen, Ruh Gömen Teras’ı halletmeden önce dövüşmeyi planlamamıştı.

Ancak durum Su Chen’in kontrolü altında değildi. Pek fazla yürümemişti ki geri zekalının biri yakındaki çimenlikten fırladı. Elinde tuttuğu kocaman palayı Su Chen’e doğru savurdu. Hatta savururken bir şeyler bağırıyordu.

Geri zekalı, elindeki palayla etrafında döndüğü sırada Su Chen de kıvrılan buğulu adımları kullanarak kaçındı. Palanın rüzgarı kuvvetlice esti, gücü yadsınamazdı. Açıkça görülüyor ki bu birden fazla insana karşı dövüşmek için yapılmış bir yetenekti.

Ne yazık ki, hızı hala çok yavaştı. Dönse de Su Chen’in kılına bile dokunamadı.

Rakibinin palası durduğunda, Su Chen çoktan yedi-sekiz tane dokunaç oluşturmuştu. Dokunaçlar ileri atılarak rakibini bağladı ve hareket etmesini engelledi. Önce geri zekalının puanlarına baktı, ardından elini salladı ve onu çimenliğe fırlatarak ayrıldı.

Geri zekalı, dokunaçlardan kurtulup ayağa kalktığında Su Chen çoktan ortadan kaybolmuştu.

Bir anlığına şaşırdı. Nasıl dövüş daha başlamadan bitebilmişti?

Bir rüyaya hapsolmuş gibiydi. Her şey gerçeküstü hissettiriyordu.