İşte ana karakterden beklenen hareket
vurdu gol olacakmı yoksa olmayacakmı
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
Tiyo ‘General’i ateşledi. Düşman cin cüceler vurulduklarında, eş zamanlı olarak devriliyorlardı. Arbaletler ara ara ateşleniyordu ama tam konsantrasyon içerisinde olan Tiyo için herhangi bir tehdit oluşturmaktan çok uzaklardı. General’in cezası ona ok atanları kısa zamanda buluyordu.
“Eğer şu anda teslim olmazsanız sizi öldüreceğim.”
Crockta büyük kılıcını cin cücelere doğrultup dim dik dururken kendinden emin bir sesle konuştu. Orkun göz korkutan görüntüsü ve arkadaşı cin cücenin amansız saldırıları sonrasında, cin cüceler ellerindeki arbaletleri bırakmaya başladılar.
“Herkes, savaşmaya devam edin!”
Kumandan bağırdı ama cin cüceler birer birer direnmeyi bırakıyorlardı. Korkuları, Tiyo’nun ‘General’in namlusunu, silahlarını bırakan cin cücelere doğrultmayarak indirmesiyle birlikte biraz azaldı.
“Kuaaaaak!”
“Hazır olmadığım bir zamanda bana ok atmak dot!”
Tiyo gözü dönmüş gibi General’i ateşliyordu, o sırada silahlarını bırakmamış olan birkaç şanssız cin cüce o ateşten nasiplerini alarak vuruldular ve vücutları acı içinde kıvranarak yere yığıldılar. Büyülü mermi onları vurduğunda vücutlarına yayılan elektrik akımı onları öldürmüyor ama kısa süreli de olsa vücutlarının kontrolünü kaybetmelerine neden oluyor ve acı çektiriyordu onlara.
“Aaaaaack!”
Acımasız bir saldırı! Düşman cin cüceler, savaşma iradelerini neredeyse tamamen kaybetmişlerdi. Kumandan bir kez daha bağırdı.
“Her kim kaçmayı denerse, kaçak ilan edilecektir!”
Bu başka bir cin cüceden eleştiri gelmesine neden oldu. “İlk başta onlara saldırmamız bir hataydı, bir sadece gözcüleriz!”
“Evet, şu sert ve iri yarı ork savaşçıya bak! Geri çekilmeliydik!”
“Şu herifler…!”
Birliğin içinde bir karışıklık vardı! Crockta gülümsedi ve kumandana yaklaştı. Kadın geri adım attı.
Diğer cin cüce askerler de geri doğru çekildiler. Şimdi kadın, Crockta’nın önünde yalnız başına duruyordu. Crockta büyük kılıcını cin cüce kadın kumandana doğrulttu. Elinde büyük kılıç tutan vahşi ork savaşçısı, küçük cin cüce kadına karşı, pek adil bir eşleşme olduğu söylenemezdi.
Orkun büyük kılıcı hiç efor bile sarf etmeden kadını ikiye bölebilecek gibi görünüyordu. Titreyen kadın, zorlukla da olsa kılıcını çekerek, Crockta’ya doğrulttu. Crockta gülümsedi ve kendi kılıcını yere saplayıp üzerine yaslandı.
“Eğer teslim olmazsan seni öldüreceğim.”
“.....”
Kılıcını indirmeden, elleri titrer bir halde Crockta’ya bakmaya devam ediyordu kadın. Crockta da aynı şekilde dik dik bakarak karşılık veriyordu. Birbirlerine gözlerini kırpmadan bakmaya bir süre daha devam ettiler.
“Ohhh…”
Crockta’nın kana susamış gözleri, kadını gözünü kırpmadan oracıkta tek hamleyle öldürebileceğini gösteriyordu! Sonunda, kadın gözlerini kaçırdı ve kılıcını indirdi.
“Anlıyorum. T-Teslim oluyorum.”
“Güzel. Bütün silahlarınızı bırakın.”
Kadın bir kere teslim olduktan sonra, her şey çok rahat ilerledi. Cin cüceler silahlarını bıraktılar ve kenara çekildiler. Savaş bittikten sonra, Caburak arkalarında ortaya çıktı.
Caburak, kumandan cin cüce kadının önüne kadar gelerek hafifçe başını eğerek selam verdi.
“Uzun zaman oldu, Yona.”
“Caburak?” Caburak’ı gördüğünde gözleri sonuna kadar açılmıştı. “Sen gerçekten Caburak mısın? Hayatta mısın?”
“Köyden sadece bir süreliğine ayrılmıştım. Ölmedim. Kyulkyulkyul.”
Birbirlerini tanıyor gibi görünüyorlardı. Kadın tam konuşmaya başlayacakken-
“Neden esirler konuşuyor? Herkes çenesini kapatsın dot!” Tiyo bağırdı.
Cin cücler ve Yuna bir anda sessizleşmişlerdi. Yüzünde acımasız bir ifadeyle esirlerine bakıyordu Tiyo. Esirlerinin önüne sanki ordudaki bir eğitmen gibi dikilmiş en ufak hareket edenleri tekmeleyerek cezalandırıyor ve hizada durmalarını sağlıyordu.
Ama cin cüceler tek bir karşılık bile göstermemişlerdi. Karşılarında bir arkadaşlarının tek hareketle boynunu kırmış bir cin cüce olduğunu biliyorlardı ve gazabını üzerlerinde hissetmek istemiyorlardı.
“Siz benim tarafımdan ele geçirildiniz dot. Şu andan itibaren benimle göz teması kurmayın dot”
“.....”
“Eğer koşulsuz şartsız itaat ederseniz zarar görmezsiniz.”
Tiyo konuşurken yürüyordu. Cin cüceler onu arkasından takip ediyorlardı. Yona, Tiyo’nun yoğun bakışlarının baskısı altında kaldığında bir an için duraksadı. Crockta ve Caburak, Tiyo’yu izlerlerken başlarını sağa sola sallıyorlardı.
“Kadını tanıyor musun?” Crockta sordu.
“Çocukken onunla birlikte biraz oyun oynamışlığım vardı.”
“Şu an da çok rahatsız hissediyor olmalısın.”
Çocukluk arkadaşının karşına düşmanın olarak çıkması. O kadın tanıdığı tek cin cüce olmamalıydı.
“İdare ediyorum.” Caburak eliyle gökyüzünü işaret ederken gülümsüyordu. Kendi işaret parmağını izleyerek kafasını gökyüzüne kaldırdı, “O bizi izliyor.”
Crockta’da aynı şekilde gülümsedi.
*** ***
Orklar, Tiyo’nun cin cüce esirleri Orcheim’e götürdüğünü fark etmişlerdi. Tiyo, bütün esir cin cücelerin Orcheim meydanında diz çökmelerini sağlamış ve sonra bir fatih gibi bağırmıştı.
“Sizler benim esirlerimsiniz dot! Eğer düzgün davranırsanız acı çekmezsiniz! Ama!” Tiyo, Yona’ya doğru döndü. “Eğer asileşir ve söz dinlemezseniz, o zaman bundan pişman...ahh!”
Orcheim’in reisi, Gorit ortaya çıkmış ve Tiyo’ya hafiften bir tane geçirmişti.
“Hrmm, bu arkadaşlar biraz histerik. Onları görmezden gel Yona.”
“Hayır.”
Yona ciddiyetle Gorit’in arkasında duran Tiyo’ya bakıyordu. Tiyo’da o bakışlara aynı şekilde karşılık verdi.
Crockta karşısındaki iki cin cücenin dik dik bakma mücadelesini izliyordu ve bir anda aklına eski bir anı geldi. Aşka dair bir anıydı. Onlar da savaş alanında karşılaşmışlardı, ellerinde saldırı tüfekleri ve sırtlarında roket atarlarla. O kadın ve Ian’da bu şekilde birbirlerine dik dik bakmışlardı, aynı şu an birbirine bakan iki cin cüce gibi.
“Kaba adam!”
“Ne dot! Saygısızca davranmamalısın! Güzel bir yüze sahip olduğun için sana iyi davranacağımı düşünüyorsan, bir aptal olmalısın dot!”
“N-Ne?”
Yona somurttu ve arkasını döndü. Tiyo kafasından buhar çıkıyor gibiydi ve sanki utanmıştı.
“B-Bah. Benim… şey… dilim sürçtü. Aslında, askerler düşmanlarına acıma göstermezler dot.”
“.....”
Yona kafasını salldı ve cevap vermedi. Ortamdaki atmosfer sanki başka bir tarafa doğru gidiyor gibiydi ve Gorit öksürerek dikkatleri üzerine topladı.
“Humm! Kuheom! Her neyse, Orcheim ve Altanas cin cücelerinin arası geçmişte kötü değildi ama bir anda Büyük Klan’a katıldılar ve bize saldırdılar.”
“.....”
“Orcheim’den bir çok ork Büyük Klan tarafından ele geçirildi ve şu andaki akıbetleri belirsiz, öldüler mi yoksa hayattalar mı… Yani…”
Yona’nın başı önüne düşmüştü. Gorit, cezalarının ilanını yapmak üzereydi. O anda Caburak müdahale etti.
“Baba.”
“Bundan uzak dur Caburak.”
“Şu anda bu durumun başında sen varsın. Onları esir al ve sorgula.”
“Orcheim orkları cezaların uygulandığını görmek zorundalar…”
Gorit, Caburak’a dik dik bakıyordu. O gülümseyen aptalın ifadesi değildi yüzündeki. O onun eskiden tanıdığı, oğlu olan, güçlü şaman Caburak’tı şu anda. Şu anda, oğlu bilge bir adam gibi görünüyordu.
“Umm.”
Gorit bir süre daha bakmaya devam etti onaylamadan önce.
“Anlıyorum. İlk olarak, hikayelerini dinleyeceğim.”
Gorit birkaç orka doğru başını eğerek işaret verdi. Cin cüce askerler başka bir yere götürüldüler, Yona’ysa onlarla birlikte meydanda kaldı ve sonra hep beraber Gorit’in evine doğru yola çıktılar. Yona konuk odasında bir koltuğa oturtuldu. Onun karşısında duran üç ork ve bir cin cüce vardı.
“Yona, Altanas’ın bir anda Büyük Klan’a katılmasındaki neden neydi?”
“.....”
“Eğer sessiz kalırsan sana karşı daha fazla cömert olamayız. Olsan bile…” Gorit’in yüzünde kararlı bir ifade vardı. “Altanas’ın lideri Golito’nun kızı olsan bile.”
Yona dudağını ısırdı. Crockta ve Tiyo birbirlerine baktılar. O yüksek mertebedeki biriydi. Giydikleri bile diğer askerlerden farklıydı.
“Sizin yüzünüzden… orklar…!”
Sakin ol.” Caburak Gorit’i durdurdu. “Yona bir çok nedenden ötürü ele geçirildi.”
“Ne demek istiyorsun?”
Yona kafasını yere doğru çevirmişti ve hiç bir şey söylemedi.
“O ilk bizi fark etti ve bize saldırdı. Sadece bir arbaletli asker grubuyla birlikte orada bulunuyordu. Ork savaşçı Crockta’da bizimle birlikteydi.”
“.....”
“Size saldırdı çünkü, seni tanıyordu.” Gorit Yona’ya bakarken konuşmuştu.
Yona kafasını sağa sola salladı. “Saçmalık. İstediğinizi düşünmekte serbestsiniz ama senin orada olduğunu bilmiyordum.”
“Peki, orada ne yapıyordunuz? Bunun işe yaramayacağını biliyor olman gerekiyordu.”
Yona sessizdi, Caburak elini Yona’nın yüzüne koydu. Yona Caburak’ın dokunuşundan kafasını sallayarak kurtulmaya çalıştı ama o arada Caburak’ın elinden beyaz bir ışık çıkmaya başladı. Caburak, Yona’ya iyileştirme büyüsü yapıyordu yorgunluğunu atması için.
“Bunu yapmak senin niyetin değildi. Sonucun ne olacağını önceden göremezdin, bu sadece senin yaptığın kasti bir ihmaldi.”
Caburak’ın sözlerinden sonra odaya sessizlik hakim olmuştu. Yona hiç bir şey söylememişti.
Tiyo, Yona’ya kaçamak bakışlar atıyordu ve bir şeyler söylemeden önce boğazını temizledi.
“Hum hum, üzgünüm dot.”
Yona ona doğru baktı.
“Evet, senin emrin altındaki asker…”
Boynunu kırdığı askerden bahsediyordu. Yona kafasını sağa sola salladı. “Bir anda saçmalamaya başladınız.”
Tiyo, Yona’nın soğuk cevabına aldırmadan devam etti. “B-Ben senin askerini öldürdüğün için üzgünüm. Yaptığım çok kabacaydı dot!”
“Bah. Tamam. O zaman size söyleyeceğim.“ Yona, Gorit’e bakıyordu. “Ben zayıf bir cin cüce kadınım ve üç korkutucu ork tarafından tehdit ediliyorum, size bilgi vermekten başka çarem yok.”
Gorit’in gözleri parladı ve onayladı. “Bu doğru, bizler çok ama çok acımasız orklarız. Parmaklarını kesip sana işkence edebiliriz.”
“Aman tanrım. Ona dayanamam.”
Yona gülümsedi. Bedeni biraz küçüktü ama kesinlikle güzel bir kadındı. Tiyo gözlerini kadının üzerinden alamıyordu.
“Babam çok endişeli.”
“Neden dolayı?”
“Kuzey cin cücelerinin geleceği hakkında.”
Yona ellerini masanın üzerine getirip hareket ettirmeye başladı, sanki bir harita çiziyor gibiydi.
“O bölgeler, orkların, kara elflerin ve insanların hüküm sürdüğü yerler. Ama cin cücler her tarafa yayılmış durumdalar.
“Orcheim için de durum aynı.”
“Yine de, sizler orksunuz. Büyük Klan sizi her zaman kabul edebilir.”
Gorit söyleyeceklerini yuttu.
Bu doğruydu, Büyük Klanın kapıları tüm orklara açıktı. Bu, Orcheim’deki orkların sayısındaki büyük düşüşün en büyük nedeniydi. Orcheim savaşçıları, savaşçı geleneklerini takip ettikleri için normal savaşçı orklardan daha güçlüydüler ve herhangi biri Büyük Klana katılmak isterse direk olarak kabul ediliyordu.
“Babam, cin cücelerin de artık bir bölgeye ihtiyacı olduğunu düşünüyordu ve Luklan Dağları bizim için en iyi yerdi.”
“Neden bir anda? Neden şimdi?”
Gorit bağırdı.
Luklan Dağlarındaki kara elfler, orklar ve cin cüceler her zaman birbirlerine karşı iyi ilişkiler içerisinde olmuşlardır. Bölgenin çetin ve sert koşullarına rağmen, komşuluklarını hep belli seviyenin üzerinde tutmuşlardır.
Ama bu durum, Büyük Klan ve Luklan cin cücelerinin anlaşmasıyla değişmişti. Kara elfler ve orklar sürekli olarak Büyük Klan savaşçıları tarafından saldırıya uğruyor ve ele geçiriliyorlardı. Cin cücelerin teknolojisi ve bölge hakkındaki bilgileri, Büyük Klan ile birleştikten sonra, hayatları zorlaşmaya başlamıştı Luklan’daki kara elfler ve orkların.
Bu değişimden sonra, Büyük Klan, Orcheim’in onlara katılmasını sabırla beklemekten vaz geçmiş ve agresif bir tutum izlemeye başlamıştı. Büyük Klan’ı takip etmek istemeyen Orcheim orkları esir ediliyor ve köle olarak satılıyorlardı. Eğer bu böyle devam ederse bütün Orcheim orkları köle haline geleceklerdi.
“Zor zamanlar önümüzde.”
“Zor zamanlar?”
Gorit’in bakışları değişti. Ne söylediğini biliyor gibi görünüyordu.
“Yakında kuzey, kıtanın güneyiyle tekrardan birleşecek.”
“.....!”
“Görünüşe göre bunu zaten biliyorsun.”
“Birazcık. Ama bu nasıl bir neden olabilir ki?”
“Büyük Klan’ın şamanlarının tahminlerine göre, kıtanın güneyi, hem teknoloji hemde popülasyon gibi faktörler açısından kuzeyden daha ileride.” Yona iç çekti. “Bir kere aradaki duvar ortadan kalkıp bağlantı sağlandığında, sonuç ap açık ortada.”
“Asla emin olamazsın.”
“Ama iyi bir tahmin yapabilirim. Bizi o zamanlar geldiğinde kim koruyacak? Orklar? Kara elfler?”
“Böylece Büyük Klana mı katıldınız?”
“Büyük reis, kuzeyi tek çatı altında toplayarak, kıtanın geri kalanına karşı güçlü durmak istiyor. Hayır, aslında çılgın herif güneyi istila etmek istiyor. Böylelikle babama bir teklifte bulundu. Sana Luklan’ı vereceğim, sende bana diğer türleri ver.”
Yona başını kaldırdı ve Gorit’le Caburak’a baktı. Odadaki herkes sessizleşmişti.
Sessizliğin ortasında, Crockta konuşmaya başladı. “Bütün bunlar, büyük reis yüzünden oluyor.”
Herkesin gözleri bir anda onun üzerinde toplanmıştı. Yona’nın yüzünde ise şaşkınlık vardı.
Odadaki ork savaşçı onun tanımadığı biriydi. Kuzeyde nadir olan vücudu dövmeli orklardandı ve ayrıca bir önceki savaşta sergilediği becerileri onun normal bir ork savaşçıdan çok daha fazlası olduğunu gösteriyordu. Bu da yetmezmiş gibi yanında eseri olan bir cin cüce arkadaşı vardı.
Orkların ve cin cücelerin birlikte yolculuk etmesi garip bir şeydi.
“Peki ya kara elfler ne yapacak? Onlar da Büyük Klan’a katılacaklar mı?”
“Onlar hala izliyorlar.”
Crockta, Yona’nın cevabını dinledikten sonra Caburak’a kaçamak bir bakış atmıştı. İkilinin bakışları buluştu. O kısacık anda gözleri aracılığıyla bir çok düşünceyi paylaştılar. Caburak güldü, Crockta’nın ifadesinin altındaki anlamı anlayabiliyordu.
“Crockta. Alın yazısına inanmıyorum. Ama eğer öyle bir şey varsa, belki de tanrılar bizim gerçekten buluşmamızı sağlamışlardır.”
Crockta’da aynı şekilde gülerek karşılık verdi. O anda odanın kapısı açıldı ve içeri bir ork girdi.
“Gorit! Büyük Klan, Altanas cin cüceleriyle birlikte geldi! Sayıları çok fazla! Orcheim tehlikede!”
Gorit’in gözleri genişledi. Konuştuğu anda…
Crockta araya girdi. “Tiyo, bizim Düşmüş Tanrının Tapınağına gitmemiz gerekiyor.”
“Bu doğru dot.”
“Ama eğer ki o kişiler bizim yolumuza gitmemizi engelliyorlarsa?” Tiyo, Crockta’nın sözlerindeki anlamı fark ettiğinde güldü. Ve yüzünde gülümsemeyle konuşmaya devam etti. “Bizi durdurmaya çalışanlar bundan pişman olacaklardır.”
“Peki ya bize kin tutarlarsa ve Büyük Klanla savaşmamız gerekirse?”
“Bunu yapmayı istemeyiz ama eğer olursa, o zaman olmuş demektir, yapacak bir şey yok dot.” Tiyo General’i eline aldı. Sonra Yona’ya baktı. “Aynı buradaki güzel hanımın yaptığı gibi, bu kasıtlı bir ihmal durumu.”
Tiyo, Yuna’nın yüzündeki şaşırmış ifadeye omuz silkti. Crockta gülümseyerek devam etti,
“Bu kasıtlı ihmal.”
Caburak yumruklarını Crockta’ya doğru uzattı. İkilinin yumrukları buluştu.
Caburak büyü gücünü hissedemiyordu. Şu anda, sadece düşük seviyeli, neredeyse hiç büyü gücü gerektirmeyen büyüleri yapabiliyordu. Ama Crockta, Caburak’tan gelen büyü gücünden daha da güçlü bir şeyler hissediyordu.
“Büyük reise karşı herhangi bir garezim yok, onunla savaşmak istemiyorum. Ama…” Crockta büyük kılıcını çekti ve bağırdı. “Eğer onu öldürmem gereken zaman gelirse, o zaman buna kasıtlı ihmal diyeceğim.”
İşte tam o anda. Kuzeyin bütün kaderi değişmişti.