her şey bitti kas kapıştırıyolar iyi mi
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
77. Bölüm Orcheim (2)
Caburak’ın geri döndüğünü duyduğunda, babası Orcheim Reisi Gorit koşarak gelmişti. Kocaman bir balta taşıyan güçlü kuvvetli bir orktu.
Caburak pembe çiçek yaprakları saçmaya devam ediyor ve gülüyordu.
İki orkun gözleri buluştu. Uzun zamandan sonra gerçekleşen bir buluşmaydı bu. Caburak ve Gorit’in gözlerinde her çeşit duygu okunabiliyordu.
“Baba!”
Gorit’in de tüyleri diken diken olmuştu. Uzun zamandır görmediği, haber alamadığı oğlu karşısındaydı!
Caburak’a eşlik etmiş olan Crockta ve Tiyo, bu yeniden buluşmayı izlerlerken kalpleri ısınmıştı. Sessizce geriye doğru çekilip baba oğulun arasından çıktılar. Caburak ve Gorit birbirlerine doğru yürüyorlardı, birbirlerine sıkıca sarılacak gibi görünüyorlardı.
Caburak’ın büyüsü sayesinde havada bir sürü pembe yaprak vardı. Ve…
Peeok!
“Huuk!”
Gorit, Caburak’ın yakasına yapışıp onu havaya kaldırdı.
“B-Baba?”
“Tek bir kelime söylemeden ortadan kayboldun ve şimdi geri mi döndün?” Sert bir şekilde sarstı oğlunu. “Peki ya Takım Yıldızı Asası?”
“Parçalandı baba…”
“Sen…”
Gorit oğluna vurmaya çalıştı ama, etraftaki orklar onu durdurdular. Büyük Gorit’i durdurmak o kadar kolay olmamıştı, birçok ork onu sıkıca tutmaya çalışıyordu. Gorit vahşice bağırmaya devam ediyordu.
“Köylüler! Beni dinleyin! Benim bu oğlum bir anda evdeki hazinemizi alıp ortadan kaybolmuştur. Bir süre sonra geri dönüyor ve parçalandığını söylüyor! Köylüler, bu saçmalık değil de nedir…!”
“Eğer ona vurursan ölebilir Gorit.”
Caburak mırıldandı, “Hayatım üç kere kurtarıldı…”
“Sana olan sabrımı çok önce kaybettim ben! Şimdi seni öldüreceğim!”
“Uhuh!”
Crockta ve Tiyo önlerindeki bu karmaşayı uzak bir köşeden izliyorlardı.
“Öhöö.”
“Acıtmış olmalı dot…”
Onlar misafir olarak gelmişlerdi köye ama, Caburak’ın dönüşü kadar dikkat çekmemişti onların varlığı. Aslında onların Caburak’ın misafirleri olduğu öğrenilirse, Gorit muhtemelen onlara da öfkelenirdi.
Crockta, yanındaki kara elf Yanura’ya sordu, “Neler oldu?”
“Bilmiyorum. Gorit’in harika bir şaman olan bir oğlu vardı… Bir gün evdeki eserle birlikte ortadan kaybolduğunu duymuştum.”
Köydeki ork savaşçılardan bir tanesi onları fark etti ve yanlarına geldi. “Görünüşe göre Caburak’ın arkadaşlarısınız, yaşadıklarınızdan dolayı üzgünüm. Bu sadece Gorit’in çabuk sinirlenen biri olmasından kaynaklanıyor. Şu an tehlikeli olabilir, ama sakinleştiğinde sizi karşılayacaktır.”
“Teşekkür ederim.”
“Benim adım Marak. Tanışmak bir zevkti.”
“Crockta, hayatta kal.” Crockta’da diğer orku selamladı.
“Hıh. Bunu bir yabancıdan duyacağımı düşünmüyordum. Hayatta kal!”
Gülümseyerek cevaplamıştı, Crockta’nın gözleri genişledi. Kuzeyde bu selamlamayı bilen pek fazla ork yoktu, hatta ork bununla da kalmayıp Crockta’ya yumruklarını uzatmıştı. Crockta içten bir şekilde yumruklarını tokuşturdu Marak’la.
Marak bir kez daha güldü. “Görünüşe göre sen Büyük Klan’dan bir ork değilsin!”
Sonunda, Caburak, bir fırsatını bularak Gorit’in elinden kaçtı. Ve konuşmaya başladı. “Şimdi, şimdi. Crockta Büyük Klan’dan değil. Aksine, klan savaşçılarını mağlup ederek beni onların elinden kurtardı. Büyük bir olaydı!”
Orkların gözleri genişlemişti. “Hoh, Büyük Klandan savaşçıları mağlup etmiş.”
“Sadece bir tane değil de bir çok savaşçıyla karşılaşmış!”
“Büyük bir savaşçı olmalısın.”
Gorit o arada Crockta, Tiyo ve Yanura’yı fark etmişti.
Gorit öfkesini bastırıp Caburak’a doğru ilerledi. Caburak babasının gözlerinin içine bakıyordu. Babası kolunu uzattığında, Caburak irkilerek geriye doğru çekilmişti ama babası sadece elini onun başına koymuştu. Caburak, Gorit karşısında küçük bir çocuk gibi görünüyordu.
“Onlar benim misafirlerim.”
Crockta kibarca selamladı, “Buraya, Caburak’ın daveti üzerine geldik. Ben ork savaşçı Crockta. Hayatta kal.”
“Hoh.”
Gorit, Crockta’yı baştan aşağı süzdü. “Senin ailen Orcheim’dan mı?”
“Hayır.”
“Orcheim dışından birinin bu selamlaşmayı bildiğini görmemiştim. Buralardan olmadığına emin misin?”
Crockta acı acı gülümsedi.
Sonra Caburak konuşmaya dahil oldu, “Benim hikayemi dinleyin! Uzun yollar kat ettim… ama… bu…”
Caburak’ın sesi, Gorit’in dik ve sert bakışlarını fark ettiğinde kısılarak yok olmuştu. Göz teması kurmamak için bakışlarını kaçırmış ve kafasını eğmişti. Gorit, oğlunu onaylayarak başını sallamıştı.
“Anlıyorum ama bunu düzgün bir şekilde açıklamalısın. Misafirlerin önünde kabalaşıyoruz. Beni takip edin.”
Görevine devam etmesi gereken kara elf kadın Yanura’yla vedalaştılar. Sonra Crockta ve Tiyo, Gorit’in evine doğru diğer orklara eşlik ettiler. Gorit’in evi tahtadandı ama sağlam yapılmıştı ve ikinci katı bile vardı, Crockta ve Tiyo, ikinci kattaki misafir odasına götürüldüler.
Sahip oldukları şeyleri odaya taşımayı bitirdiklerinde, yorgunluk hissetmeye başlamışlardı. Crockta kılıcı ‘Gulyabani Katilini’ sırtından ayırmadan yere oturdu, kılıcını her zaman yanında taşıyordu. Sırtını duvara dayayacak şekilde pozisyon almıştı ki bir ses çıktı.
“Ohu…”
“.....”
Şu ana kadar, Tiyo bir süredir sessiz kalmıştı. Yüzünde üzgün bir ifadeyle bir şeyler düşünüyor gibiydi.
Yanura’nın sözleri Tiyo’yu derinden etkilemiş gibi görünüyordu. O, cin cücelerle gurur duyardı. Cin cücelerin en rasyonel ve en akıllı tür olduğuna inanıyordu. Onlar tarafından geliştirilen büyü mühendisliği ve sahip oldukları medeniyet seviyesi üst düzeydeydi.
“İyi misin?”
“Evet iyiyim dot…” Sesinde hiç güç yok gibiydi.
“Durumu bilmiyorsun o yüzden daha şimdiden hüsrana uğrama.”
“Durumu öğrenmeme gerek yok… Cin cüceler asla köle tacirleriyle çalışanlara yardım eli filan uzatmamalıydılar, birlikte çalışmamalıydılar dot…”
Crockta güldü, “Görünüşe göre sende bende kendi türümüzden olanları avlamalıyız.”
“Öyle görünüyor dot…”
Tiyo ayağa kalkarken gülümsedi. “Teşekkür ederim Crockta. Ama lütfen endişelenme. Sadece bir an için düşündüm dot.”
“Ne hakkında düşündün?”
“Onları nasıl öldüreceğim hakkında!”
Crockta onayladı. Kişinin kendi kalbiyle olan problemler sadece kendisi tarafından çözülebilirdi. Tiyo kısa süre sonra, Crockta’nın tanıyıp bildiği Tiyo haline dönecekti.
“Gidiyorum dot! Ohhhhhh!”
Görünüşe göre eski kendi haline dönmüştü bile.
Sonra kapı açıldı ve Gorit kapıda belirdi. Crockta ve Tiyo’ya gözünü dikmiş bakıyordu. İkili bu hırçın bakışlar altında gerilmeden edemediler.
“Hadi gidelim.”
“Nereye gidelim?”
“Nereye?” Gorit’in sesi yükselmişti. “Erkeklerin birbirlerini tanımaları için sıcak bir banyo gerekli değil midir? Tabi ki banyolara gidiyoruz!”
*** ***
Sıcak su içerisinde geçirdikleri vakitte bütün yorgunlukları kaybolmuştu.
“Ohhhh, güzellll dot…”
“En iyisi.” İkili kendi kendilerine mırıldanıyorlardı.
Gorit onların karşısında diğer tarafta oturuyordu. Sıcak su dolayısıyla vücudu enerjiyle dolup taşmıştı. Yaşına rağmen, kasları hala sıkıydı. Gorit, kısık gözlerle Crockta’yı inceliyordu. Kaslı vücudu dövmelerle kaplıydı. Sıkı bir eğitim ve sonrasında da büyük kılıcını sürekli olarak kullanmanın şekillendirdiği vücudu nefes kesiciydi.
“Hrmmm.”
Crockta bakışlarını Caburak’a çevirdi. Küçük bir orktu, eğer ten rengi olmasa, onu bir insanla karıştırmak işten bile değildi. Caburak bakışlarını önüne eğdi, o iki orkun karşısında çelimsiz vücudu yüzünden rahatsızmış gibiydi.
“Yorgunluğumu atmak için sıcak banyoya girmeyeli çok uzun zaman olmuştu dot! Teşekkürler Gorit! Erkekler birlikte banyo yapmalıdır!”
İçlerinde en şaşırtıcı olanıysa Tiyo’ydu, Bruce Lee gibi kasları vardı. Yüzü bir cin cücenin tatlı yüzüydü ama vücudu… Sanki bir kaplanın vücuduna bir kuşun kafası yerleştirilmiş gibiydi.
“Huhut!”
Karın kasları ortaya çıktı! Crockta ve Gorit kaslı vücutlara sahiptiler ama aynı zamanca vücutlarını örten bir parça yağ da vardı, böyle açık kaslara sahip değillerdi. Tiyo herkesin karşısında kaslarını sıkıyor ve poz veriyordu. Orkların önünde bir cin cüce kaslarını sergiliyordu!
“Öhööö!”
Gorit konuşmaya başladı, “Bu cin cüce arkadaş baya iyiymiş.”
“Quantes muhafızları, asla eğitimleri aksatmazlar! Ohh!”
“Quantes?”
Daha önce duymadığı bir isimdi. Caburak direk lafa girerek açıkladı, “Baba, onlar güneyden geldiler.”
“Güney, yaban toprakları mı kast ediyorsun?”
“Oradan da daha güneyde.”
Gorit’in yüzündeki şaşkınlık ifadesi görmeye değerdi. Güneyin yaban arazisinin ötesinde tek bir şey vardı. Ve uzun zamandır oradan gelen kimse olmamıştı.
“Belki?”
“Evet o güney.”
“Hah…” Gorit bir kez daha Crockta’ya baktı. Bir önceki kararsız ifadesine nazaran, bir şeylerin üzerine düşünerek sonuca varmış gibi görünüyordu. “Bir şekilde, doğru görünüyor. Hayatta olduğunu söylemiştin.”
“Evet.” Crockta başıyla da onaylamıştı.
“Güneydeki bütün orklar bunu söylerler mi?”
“Tabi ki.”
“O zaman deyişi de biliyorsundur.”
Crockta onun ne demek istediğini anlamıştı. Crockta ve Gorit aynı anda söylediler.
“Bul’tar!”
“Bul’tar!”
İkisinin de sesi birbirine kombine olmuştu. Gorit ayağa kalktı, Crockta’da ona eşlik etti. Aynı anda yumruklarını uzatıp tokuşturdular.
“Seninle tanışmak çok güzel, Savaşçı Crockta!”
“Aynı şekilde, Gorit!”
Crockta sonunda kuzeyde gerçek bir orkla tanışmıştı.
Gorit, Crockta’ya güney hakkında sorular sordu. Crockta’ysa dikkatlice ve içtenlikle cevapladı soruları. Kıtanın güneyindeki orkların hikayesini dinledikçe başını eğerek onaylamaya devam ediyordu Gorit. Özellikle Crockta’nın akıl hocası ve eğitmeni olan Lenox’a olanları duyduğunda sinirden patlamak üzereydi.
“Güneydeki orklar öyle harika bir yerde yaşıyorlar.”
“Bende aynı şekilde düşünüyorum.”
“Kuzey bütün bunları unutmuş durumda… hah… kendimden utandım.”
Kuzeyde orkların eski geleneklerini takip eden tek bir yer kalmıştı, Orcheim. Şimdiyse Orcheim bile Büyük Klan tarafından tehdit altındaydı. Büyük Reis olan ork gerçekten savaş manyağı bir orktu. Bütün kuzeyi ork bölgesi yapmak istiyordu.
“Kuzeyde olan şeyler, güneyi de etkileyecektir.”
“Ne demek istiyorsun?”
“Aradaki duvar bir kere kalktıktan sonra, şu çılgın reis kıtanın güneyini rahat bırakmayacaktır.”
Crockta bir şeyin farkına varmıştı.
Kuzey 10 sene içerisinde tamamen açılacaktı. Yaratıklar Ormanı hala bir sürü canavarla doluydu ama bir ordu içinden rahatça geçebilirdi. Kıtanın geri kalanı ve kuzey savaşa tutuşabilirdi.
“Belki de büyük reis şu anda bunu düşünüyor bile olabilir. Büyük Klan savaş hazırlıklarını yaptığını saklamıyor.”
Gorit sıcak suyun yüzeyine vurdu, etrafa sular sıçradı.
“Demek istediğin…”
“Büyük Klanın köleleri toplamaya başlayıp büyük çapta diğer kabilelere saldırması yaklaşık olarak senin güneyden geldiğin zamana tekabül ediyor.”
“.....!”
“Büyük Klanda bir çok şaman var, gökyüzündeki işaretleri okumaları çok olağan bir şey.” Gorit ciddi bir ifadeyle konuşmuştu. “Büyük reis, kuzeyi tek çatı altında topladıktan sonra güneyi istila etmeyi planlıyor olabilir.”
“.....!”
“Bir şeyler çok garip…”
Kelebek etkisi.*
Crockta bunun gayet farkındaydı. Her attığı adım ve yaptığı şey, olaylarda tahmin edemeyeceği muazzam değişikliklere yol açabilirdi. Jung Ian olarak, Crockta bir çok kişiye suikast düzenlemişti, dünyada ki düzeni değiştirecek hareketlerde bulunmuş ve bir çok gizli işe parmağını sokmuştu. Jung Ian, bu dünyadaki en vahşi kelebek olabilirdi.
Crockta’nın ifadesi sertleşti. Tiyo’da ciddileşmişti. Sadece Caburak’ın suratında bilinmeyen bir gülümseme vardı.
Gorit, ortama uymayan oğlunun kafasına vurdu.
“Şu çocuk… Caburak. Bütün bunca zaman ne yapıyordun?”
“Biraz etrafı gezdim işte.”
“Ne çeşit bir gezi…!” Gorit bağırdı. Gözleri titriyordu ve yine sinirleri tepesine çıkmıştı. Bir kez daha kendini sakinleşmeye zorladı ve fısıldadı. “Bütün gücün kaybolmuş…”
“.....!”
Crockta ve Tiyo, Caburak’a baktılar. Caburak’sa sadece gülümseyerek ağzındaki kırık dişleri gösterdi.
“Beni kandıramazsın. Annenden bile daha güçlü bir kana sahipsin. Ama…”
Gorit, Caburak’ın geri dönmesinden dolayı çok memnun olmuştu. Sadece oğlu geri döndüğü için değil, aynı zamanda kabilenin güçlü bir üyesi de geri döndüğü için. Caburak kudretli bir şamandı ve Büyük Reis’in üzerlerindeki tehdidine direnebilirlerdi.
Ama şu an Caburak’ın içinde hissettiği güç sıradan bir şamanınki kadardı, belki daha bile az.
Oğlu Caburak’ın gücü, bir zamanlar dahi olarak nitelendiriliyordu, neredeyse tamamen yok olmuştu. Neredeyse bir okyanus kadar engin olan büyü gücü, şimdi sadece su birikintisi kadardı ve geriye neredeyse hiç bir şey kalmamış gibiydi.
“.....”
Caburak sadece gülümsemiş ve cevap vermemişti. Gorit yüzünde karanlık bir ifadeyle sadece kafasını sağa sola salladı. Sonra tekrar konuştu. “Öhöö! Hayır, mutlaka bir şeyler olmuş olmalı. Daha fazla sormayacağım! Bize sağ salim geri dönmen yeterli.”
“Teşekkür ederim.”
“Aish!” Gorit silkindi ve banyodan çıktı. “Dejame valisi ile buluşmam gerekiyor, lütfen siz banyonun tadını çıkartmaya devam edin.”
Tek başına oradan ayrıldı. Crockta ve Tiyo herhangi bir şey söylemeden sadece Gorit’in giyinmesini izlemişlerdi.
Caburak hakkında hiç bir şey bilmiyorlardı. İlk başta onun optimist bir ork olduğunu düşünmüşlerdi ama ortaya dahi bir şaman olduğu çıkmıştı. Şimdiyse bütün gücünü kaybetmiş talihsiz bir adam oluvermişti.
Ama Caburak’ın ifadesi hala sıradan görünüyordu. “Babam haklı, çok fazla şey kaybettim. Size söylemeli miyim?” Kyulkyulkyul.”
“Caburak…”
“Benim umurumda değil, bu yüzden endişelenmeyin.”
Caburak yavaşça suyun altına gömdü kendini. Tamamen suyun altına gömüldüğünde sadece burnu dışarıda kalmıştı. Sıcak suyun altındaki yüzünün ve gözlerinin ifadesi sakindi. Artık gücü kalmamış olmasına rağmen hala gözleri ileriye doğru bakıyordu.
Ondan garip bir his yayılıyordu. Gözleri uzaklara dalmıştı, sonra vücudu titremeye başladı, geçmişi hatırlıyordu.
Kısa bir süre sonra Caburak suyun altından çıktı. Telaffuzu düzelmiş gibi konuşuyordu.
“Size, Orcheim’in Kutsal Topraklarını göstereceğimi söylemiştim.”
Crockta onayladı. Buraya bu yüzden uğramışlardı.
“Babama söyleyemem ama, Kutsal Topraklara gitmeden önce size neden gücümü kaybettiğimi anlatabilirim.”
“Bize açıklamak zorunda değilsin…”
“Hayır, Crockta’nın sözlerini duyduktan sonra bir şeyi fark ettim. Bu yüzden size söylemem gerekiyor.”
Tiyo ve Crockta’nın söyeleyecek bir şeyleri yoktu. Caburak elini yukarıya kaldırdı, sıcak suyun içerisinde büzüşmüş olan eline sanki ateşler içindeymiş gibi bakıyordu.
“Ben dünyayı kurtardım.”
Ne demek istemişti? Crockta ve Tiyo kafaları karışmış bir vaziyette başlarını yana eğdiler.
Caburak onlara baktı ve güldü. Sonra konuşmaya devam etti, “Hayatımı riske atarak bir şeytanı yendim ve dünyayı kurtardım.”
“.....!”
Gözlerinin içi parlıyordu. Crockta, Caburak’ın ciddi olduğunu o an anladı.
Dünyayı kurtaran bir şaman.
Crockta başını salladı, Caburak’ın kendi hikayesi vardı ve Crockta bu ork hakkında daha fazla şey bilmek istiyordu.
“Anlıyorum. Anlatmaya devam etsene.”
“Uzun bir hikaye… Size Kutsal Topraklara giderken anlatırım. Hadi çıkalım, çok sıcak.”
“Anlıyorum.”
Crockta ve Caburak sıcak banyodan çıktılar. Orkların sert vücutları sudan çıkmışlardı ama bir kişi yanlarında eksikti.
“Huh?”
Crockta etrafına bakındı ve Tiyo’yu sonunda gördü. Hala banyodan çıkmamıştı ve neredeyse kendini tamamen içine gömmüştü.
“Tiyo?”
“Um…”
Ürkmüş görünüyordu, bu kendi vücudundan gurur duyan Tiyo’nun normal hali değildi. “Siz önce çıkın… Ben… arkanızdan geleceğim…”
“Ne…?”
Bütün cesaretini kaybetmiş utangaç ifadesi! Onu bu hale getiren neydi?
Crockta Tiyo’nun bakışlarını takip etti.
Tiyo, Crockta ve Caburak’ın vücuduna bakıyordu ve yavaşça gözlerini indirmişti. Gözleri yavaşça kaslı gövdelerinden daha da aşağıya doğru indi. Sonrasındaysa orkların vücutlarının ekstra parçaları buhar altında kalmış bir şekilde hafiften belli oluyorlardı.
Bu…
Tiyo’nun başı önüne düşmüştü. Crockta’da söyleyecek bir şey bulamamıştı…
“O zaman biz önden gidelim… sen biraz sonra gelirsin…”
“Teşekkür ederim dot…”
Magnec