Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

65. Bölüm Yüksek Rütbeli Olmak (3)

Çevirmen: Harami / Editor: Harami

 

- [Elder Lord Hafalık]’la karşınızdayım, size bu hafta Elder Lord’daki gelişmeleri bildireceğiz!

 

Yiyu esnedi.

 

Artık Elder Lord oynamıyordu, ama arkadaşları hala devam ediyorlardı. Bütün herkesin bakışları ekrana dönmüş ve programı izlemeye başlamışlardı.

 

“Gidip bir içki alacağım.”

 

Yiyu bardağını masadan aldı ama kimse ona cevap vermemişti.

 

Bu mekana sömestrlarının bitişini kutlamak için gelmişlerdi. Yiyu ve arkadaşları olan Park Jungtae, Yoon Bora, Kim Ari ve Ban Taehoon bu birahanede toplanmışlardı. Hepsi de final sınavlarından yeni çıkmışlardı ve önlerindeki tatili kucaklamaya şimdiden başlamışlardı.

 

“Bak,” Yoon Bora, parmağıyla ekranı işaret etti.

 

-Bu hafta size sunacağımız ilk gelişme, Maillard’da yeni ortaya çıkmış olan rehabilitasyon servisi, kendileri ‘Rehabilitasyon Kardeşliği’ olarakta biliniyorlar.

 

“Wow.”

 

“Bu günlerde gerçekten çok ünlü oldular.”

 

Yiyu kendine bir bira doldurdu ve yalnız başına içti. Sonra ekranda birkaç yüz belirdi. Onlar Yiyu’ya Elder Lord’u bıraktıran üç kullanıcıydılar. Onlar Yiyu’yu sözlü tacizleriyle kovalayarak avlayıp öldüren üç kullanıcıydı. Onların artık rehabilite olup iyileşmeleriyle ilgilenmiyordu.

 

Yiyu bir kez daha boşalan bardağına bira doldurdu ama Park Jungtae ondan hızlı davranarak bira dolu bardağı kaptı ve sırıttı.

 

-Bu üç kişi son günlerde insanları rehabilitasyon programına sokarak iyileştiriyorlar.

 

Ekranda daha önceden kaydedilmiş olan bir video oynamaya başladı. Yeni oyunculara saldıran o üç kullanıcı yine bir av üzerindeyken, baskılanmış ve ele geçirilmişlerdi. Sonrasında da bir yere doğru sürüklenmeye başlamışlardı.

 

Ekrandaki görüntü bir kez daha değişti ve artık kullanıcılara bir şeyler yaptırılan bir görüntü çıktı ortaya.

 

-Şiddetten ve kötülükten başka şeylerde kullan gücünü.

 

Ekranda, eski kötülükle dolu olan kullanıcıların gönüllülük esaslı işlerde çalıştığı görülüyordu. Engelli NPClere yardım ediyor, başı dertte olan kullanıcıların sıkıntılarını gideriyor. Yardıma ihtiyacı olanlara yardım ediyorlardı. Bir kez daha ekran başka bir sahneyi göstererek değişti, Maillard’daki fakirler için ev inşaatını gösteren bir manzaraydı karşılarındaki. İnşaat alanında çalışan kullanıcıların yüzlerindeki mutluluk ve alınlarındaki ter ekrana yansıtılmıştı.

 

Rehabilitasyon Kardeşliğinin arkasındaki üç isimle röportaja başladı bir muhabir. Onlar şu anda bir inşaatın tam ortasındaydılar ve hepsi kendilerini işlerine vermişlerdi.

 

-Böyle bir şeyi yapmaya neden başladınız?

 

Üçlü röportaj için işlerine ara vermişlerdi, hepsinin vücudu çalışmaktan dolayı terliydi. Ortadaki adam cevap verdi.

 

-Aslında, biz eskiden kötülükler yapan kullanıcılardık. Bizler kötü adamlardık.

 

-Ahh… peki sonra ne oldu?

 

-Bir orkla karşılaştıktan sonra hayatımız değişti.

 

-Ork?

 

-Evet. Onunla karşılaştık ve o günden sonra Elder Lord’a oyun olarak değil de başka bir dünya olarak bakmaya başladık. O ork bir NPC olsa da bizim o zamanki yaşantımıza farklı bir şekilde bakmamızı sağlayıp, düşünce yapımızı değiştirerek bu gün karşınızda gördüğünüz insanlar olmamızı sağladı. Gerçek hayatta karşılaştığımız diğer bütün insanlardan daha fazla yardımcı oldu bize. Bu olayın ayrıntılarını açmış olduğumuz ‘Rehabilitasyon Kardeşliği’ sitemizin ana sayfasında bulabilirsiniz.

 

Rehabilitasyon Kardeşliği internet sitesinin adresi ekranda alt yazı olarak belirdi.

 

Muhabir ve Rehabilitasyon Kardeşliği kurucuları röportaja devam ettiler. Konuşma devam ettikçe rehabilitasyon için ne tür aktivitelerde bulundukları ve rehabilitasyon sonrası kullanıcılarla bağı nasıl kopartmadıklarından bahsediyorlardı. Rehabilitasyon Kardeşliği yakın zamanda diğer şehirlerde de faaliyet göstermek için yan kollar açmak istediklerinden ve bu programı Elder Lord’un her yerine yaymak istediklerinden bahsetmişlerdi.

 

-Şu an sizinle röportaj yapma şansını kullanarak bu güne kadar yapmış olduğumuz bütün kötülükler için af dilemek istiyoruz.

 

-Gerçekten içten bir şekilde bu güne kadar üzdüğümüz, zarar verdiğimiz herkesten özür diliyoruz.

 

-Üzgünüm! Özür Dilerim!

 

Üç adam ekrana doğru eğilerek izleyicilerden özür dilediler. Muhabir onları durdurmaya çalıştı ama üç adam bir süre o şekilde eğilmiş olarak durdular.

 

Yiyu omuz silkti.

 

-Bu gerçekten inanılmaz. Geçmişi bu şekilde silkip atarak yeniden doğmak kolay bir şey değil. Sizi rehabilite eden orkun adı neydi?

 

Birbirlerine baktılar. Adamlardan biri genişçe sırıttı ve cevapladı.

 

-Ben eminim şu günlerde ismini hepinizin duyduğu bir ork o. O orkun adı Crockta.

 

-Ah… o ork!”

 

Yiyu’nun arkadaşı, Ban Taehoon, ekrandakileri izlerken sordu, “Yine mi o ork? Arnin’deki?”

 

“Satranç Ormanındaki ork?”

 

“Evet o ork, değil mi? Adaletin orku? O acaba gerçekten bir etkinlik NPCsi mi?”

 

“Elder Lord’da gerçekten öyle şeyler var. Gerçeklik seviyesini göz önünde bulundurduğumuzda, NPCler her türlü olaya karışabilirler.”

 

Yoon Bora önündeki atıştırmalıklardan birkaç tanesini ağzına attı ve konuştu

“Geçen gün Crockta’nın hayran kulübüne katıldım.”

 

“Ne, Bora artık bir NPCye mi tapıyor?”

 

“O çok klas. Bu günlerde onun gibi kimse yok. O bir ork olmasına rağmen, onu övmekten ve beğenmekten başka bir şey yapamıyorum. Kulübün isminin ne olduğunu bilmek ister misiniz?”

 

“İsmi neymiş?”

 

“O bir Ork, yine de Takdire şayan!”

 

“Bu gerçekten çocukça. Hiç isimlendirme yeteneğine sahip olmayan biri mi koymuş o ismi?”

 

“Geçmişe dönmek ister misin?”

 

Yoon Bora, Ban Taehoon’un başına vurdu. Harika bir darbe! Övgüyü hak ediyordu.

 

[Elder Lord Haftalık] Rehabilitasyon Kardeşliğinin röportajını birkaç son sözün ardından bitirdi.

 

-Bu röportajı ‘Rehabilitasyon Kardeşliği’nin sloganını kullanarak bitireceğim.

 

Muhabir konuştuktan sonra, üç adam ekrana doğru işaret edip gülümsediler.

 

-Her ne kötülük yaptıysan!

 

-Sen aslında kötü bir insan değilsin!

 

-Biz biliyoruz!

 

Dudong! Bazı ses efektleri sonrasında tekrardan program stüdyoyu göstermeye başlamıştı.

 

Şimdi [Elder Lord Haftalık]’ta Crockta başlığını inceleyeceğiz. Onun isminin tanınmaya başladığı ilk olay Arnin Ovalarındaki kurtarma aktiviteleriydi.

 

Sonrasında Arnin Valisinin iç yüzünü ortaya çıkarmış, Satranç Ormanını büyük klanların istilasından kurtarmış, şu aralar da Quantes’te bir şeylere karışarak harika işler başardığını da biliyoruz. Şu anda Elder Lord içerisinde herkes Crockta’ya gittiği her yere adalet getiren bir kahraman olarak bakıyor.

 

Bay ve Bayan sunucu konuşmaya başladılar.

 

-Crockta bu aralar çok popüler biri. Onun takma ismi Adaletin Orku! Ne diyorsun?

 

-Bu harika. O bütün kullanıcılardan daha farklı. Elder Lord’un NPCleri için orası gerçek hayat, böylelikle inançlarına daha sıkı bir şekilde bağlılar. İşte bunu bu kadar harika yapan şey de bu. İddaasına varım ki her an kelle koltukta yaşıyorlardır.

 

-Peki ya Crockta’nın bir kullanıcı olabileceği söylentilerine ne diyorsun? Alnının görünmesini engelleyen bir saç bandı takıyor bu aralar.

 

-Hahaha, eninde sonunda ortaya çıkacaktır. Crockta’nın aktiviteleri daha da bilinmeye başladıkça, daha da fazla söylenti ortaya çıkacaktır. Ama çıkan her söylentinin gerçeği yansıtacağını söyleyemeyiz. Ayrıca ork savaşçılar vücutlarının neredeyse her tarafını dövmelerle kaplıyorlar. Sonuç her ne olursa olsun, Crockta sayesinde ork popülasyonunda büyük bir artış oldu.

 

Elder Lord’un haritası ekrana geldi. Arnin, Satranç Ormanı, Maillard ve Quantes’i birbirlerine bağlayan bir çizgi çekilmişti. Bu Crockta’nın geçtiği yerlerin bir göstergesiydi. Kuzeye doğru gittiği ap açık görülebiliyordu.

 

-Kuzeye gidiyor gibi görünüyor, yani bir kullanıcı olamaz, değil mi?

 

-Kesinlikle. Kuzey… belki bundan sonra Crockta’yı bir kez daha göremeyiz.

 

Sanki bu durum onları üzmüş gibi bir ifadeyle kafalarını salladılar.

 

Kuzeyde hiç bir başlama noktası yoktu, ayrıca oraya ulaşmak için Yaratıklar Ormanından geçmek gerekiyordu, bu güne kadar hiç bir kullanıcı o ormandan canlı çıkamamıştı.

 

Oyun yayıncıları, açık olarak kuzey diyarlarının Elder Lord’daki varlıklarını doğrulamışlardı ama kullanıcılardan arındırılmış bir bölgeydi orası. Gidebilen olmamıştı. Kuzey bölgesi keşfedilmemiş bir yerdi ve bilinmezlikle doluydu. Yani kullanıcılar kendilerini geliştirdikçe seviyelerini arttırdıkça gelecekte o bölgeyi keşfedebilirlerdi.

 

-Şöyle bir baktığımda, Crockta’nın, Elder Saga Şirketi tarafından oyuna eklenmiş bir etkinlik NPCsi olduğunu düşünüyorum. Umarım Crockta kuzeyden sağ salim döner.

 

-Bu doğru. İleride Adaletin Orkunu tekrar görmek isterim.

 

Sunucular omuzlarını silktiler sanki yapabilecekleri pek bir şey yokmuş gibi ve konuyu değiştirerek konuşmaya devam ettiler.

 

-Peki, sırada ne var?

 

-Yüksek rütbeliler sıralaması değişti. Uzun zamandır sabit olan sıralamaya yeni bir kullanıcı girdi ve dengeleri değiştirdi ama bu giren kullanıcı bilgilerini gizli tuttu yani nadir kullanıcılardan diyebiliriz. Sıralamaya 482. olarak girdi.

 

-Bu gizlilik merakımı cezbediyor.

 

-Haha, bende o kişiyle bir röportaj yapmak istiyorum ama kim olduğunu nerede olduğunu bilmiyoruz tabiki. Onun yerine 500. sıranın eski sahibiyle bir röportaj yapacağız, cüce kullanıcı Camas, yeni yüksek rütbelinin ortaya çıkmasıyla sırasını kaybeden kullanıcı.

 

-Camas-ssi gerçekten hayal kırıklığına uğramış olmalısın.

 

-Tekrardan sıralamaya gidip bir yüksek rütbeli olmak için yanıp tutuşuyorum diyebilirim.

 

“Yüksek rütbeliler iyidir. Bir sürü para kazanmıyorlar mı?”

 

“Kazançları bizim hayal edebileceğimizden de fazla.”

 

Yiyu ve arkadaşları ekrandaki konuşmaya ilgilerini kaybetmişlerdi ve içkilerine odaklanmışlardı. Üniversite öğrencileri olarak, bir iş bulma konusunda gittikçe endişeleniyorlardı.

 

“Yiyu’nun hali vakti yerinde.”

 

“Nedenmiş o?”

 

“Eğer istersen abinin kafesinde çalışabilirsin.”

 

“Bu doğru. Kafenin ismi Reason’du değil mi? Neden ismini Reason koydu ki, Yiyu koymak varken?” (‘Yiyu’ Korece’de ‘Reason’la aynı manaya geliyor.)

 

“O kız kardeşiyle ilgilenen bir abi.”

 

Yiyu omuz silkti. Mezun olmasına çok zaman kalmamıştı. Ban Taehoon sordu, “Acaba tam zamanlı bir Elder Lord oyuncusu mu olmalıyım?”

 

“Kes şunu.”

 

“Ben çalışmaktan nefret ediyorum. Bir süre önce, Taesung huyung utanç verici bir ön görüşmeden geldi. Kukuku, duyduğumda çok gülmüştüm. Ciddi manada onunla görüşme yapan kişiyle kavga etmiş.”

 

“Tam Park Taesung’luk hareket.”

 

Konuşmaya devam ederken içmeyi de bırakmadılar.

 

İlk kayan kişi Yiyu’ydu. Hiçbir zaman iyi bir içici olmamıştı, yüzü kırmızıya dönmüş ve sonunda kafası masaya düşmüştü, geldiklerinden beri tek içtiği bira olmasına rağmen. Yoon Bora Yiyu’nun sırtını dürttü ama Yiyu tepki bile vermemişti. Bora kafasını sağa sola salladı.

 

“Onunla ne yapacağız?”

 

“Ah, tam Yiyu’dan beklenecek hareket. Alkole hiç dayanamıyor.”

 

“Konuşmaya başladığımızda ona bira yerine kola vermeye başlamalıydık.”

 

Grubun geri kalanının durumu iyiydi. Park Jungtae telefonunu çıkardı. “Bir yolu var.”

 

“Nedir o?”

 

“Yiyu’nun abisinin telefonu var bende.”

 

“Ne zaman istersen arayabiliyor musun onu?”

 

“Yiyu’yla alakalı ne olursa olsun onu arayabileceğimi söylemişti.”

 

Park Jungtae, Ian’a bir mesaj attı, Ian anında cevaplamıştı mesajı.

 

“Geliyor.”

 

“Wow.”

 

“Daha önce Yiyu’nun abisini görmüş müydün?”

 

“Onu ilk ben görmüştüm.”

 

“Gerçekten yakışıklı biri.”

 

“En az benim kadar değil mi?” Ban Taehoon sordu.

 

“Kapa çeneni.”

 

Orada bulunanlardan sadece Ban Taehoon daha önce Ian’la karşılaşmamıştı. Diğerleri en az bir kere olmak üzere Ian’la tanışma şansını yakalamışlardı. Yiyu’yu kendi haline bırakıp tatil planları hakkında konuşmaya başladılar. Hepsinin bireysel hedefleri vardı, yarı zamanlı çalışmak, gönüllü işler yapmak, ders çalışmak gibi gibi…

 

Bir süre sonra tanıdık bir ses geldi arkalarından, “Merhaba.”

 

O Jung Yunji’ydi. Kim Ari’yle araları iyiydi, Kim onu içtenlikle karşıladı.

 

“Ah! Yunji. Wow, buraya nasıl geldin? Harika! Arkadaşlarınla birlikte mi geldin?”

 

“Evet, finallerin bitişini kutlamaya gelmiştik. Sizde mi?”

 

“Evet.”

 

Jung Yunji’de yakın arkadaşlarıyla birlikte sömestrın bitişini kutlamak için gelmişlerdi. Jung Yunji, kafası masaya dayalı bir şekilde uyuyan Yiyu’yu fark edince güldü. “Yiyu uçmuş.”

 

“Evet, yapacak bir şey yok, abisini çağırdım.”

 

“Ah…”

 

Jung Yunji, bulundukları birahanenin ön kapısına doğru baktı. O anda, Yiyu’nun abisinin görüntüsü ortaya çıkmıştı zihninde. Gözleri bir anlığına buluşmuşlardı. Ne tesadüftü o? Adını daha bilmiyordu ama Yiyu’nun abisini daha fazla tanımak istiyordu.

 

“Elder Lord’da işler nasıl gidiyor?” Yunji gelen soru üzerine düşüncelerinden sıyrıldı.

 

“Demirci Şirketinde umut vaat eden bir geleceğim var.”

 

“Gerçekten harika birisin.”

 

Masadakiler bölünmüş ve kendi aralarında muhabbet etmeye başlamışlardı. Masada konuşanların diğerlerini duyamayacağı kadar gürültülü bir mekandaydılar. Hemen yanında oturan kişi bile olsa sesini alçalttığında, mekandan yükselen diğer gürültüler yüzünden sadece anlamsız sesler haline dönüşüyordu konuştukları.

 

Yoon Bora, uyuyan Yiyu’ya baktı ve konuştu. “Ne zaman böyle oldu ki bu kız, bu halinin abisini yansıttığını zannetmiyorum.”

 

“Neden?”

 

“Yiyu iyi biri ama birine yaklaşana kadar hiç farklı değil.”

 

“Evet, bana da ilk başta o şekilde davranmıştı, tamamen kişiliksizdi.”

 

“Kötü bir öfkesi var ve birine vurmaktan hiç çekinmez ama abisi öyle mi? Çok nazik.”

 

“Gerçekten mi? Ben çok merak ediyorum.” Ban Taehoon dahil oldu.

 

“Ban Taehoon, onunla seni kıyaslayamayız bile, o yüzden beklentilerini yüksek tutma.”

 

“Ne? Lanet.”

 

Aniden, Park Jungtae kolunu havaya kaldırdı. Birine bakıyor gibi görünüyordu. Girişte olan bir adam. Ian gelmişti. Park Jungtae’yi fark ettiğinde Ian gülümsedi ve onların masasına doğru ilerlemeye başladı. Loş bardaki ışıklar Ian’ın yüzünü aydınlattı.

 

“Merhaba!”

 

“Selam.”

 

“Merhaba.”

 

Yiyu’nun arkadaşları bir uyum içerisinde onu selamladılar. Ian bakışlarını başını masaya yaslamış uyuyan Yiyu’ya çevirmeden hafifçe başını eğerek aldı gençlerin selamlarını. Yiyu’yu uyanması için bir parça sarstı. Kız sadece homurdandı ve yüzünü kollarının arasına biraz daha gömdü.

 

“Herkes eğleniyor. Yiyu için üzüldüm.”

 

“Hayır. Yiyu’nun sarhoş olmasının sorumluluğu bizde, Hyung-nim. Üzgünüm.” Bunlar Ban Taehoon’un Ian’la ilk karşılaşmasındaki ilk sözleriydi. Ian güldü.

 

“Önemli değil. Ben şimdi Yiyu’yu alıp gideyim. İyi eğlenceler gençler.”

 

Ian Yiyu’yu kaldırdı. Bu onun hafifçe gözlerinin açılmasına neden olmuştu, bir süre odaklanabilmek için gözlerini kırptı ve karşısında Ian’ı gördüğünde bir parça irkildi. Sonra Ian’ın yüzündeki ifadeye garipçe gülüp, abisinin onu kucaklamasına izin verdi, kafasını omuzuna yasladı. Sonra birlikte bardan çıktılar.

 

“Benim kardeşimle kötü bir ilişkimiz var. Bende aramızın bu şekilde olmasını isterdim, kıskandım.”

 

“Eğer senin gibi bir kız kardeşim olsaydı…”

 

“Kapa çeneni.”

 

“Bana her zaman çenemi kapamamı söylüyorsun. Yoksa sen üvey babam filan mısın?”

 

“Velede bak…”

 

Aniden devasa bir porsiyon çöp şiş geldi masalarına. Grubun gözleri genişledi.

 

“Biz bunu sipariş etmemiştik…”

 

Çalışan cevapladı, “Az önce giden adam o sipariş etti ve sizin adınıza bütün hesabı ödedi.”

 

“Wow.”

 

“Wow.”

 

Karşılarındaki mekanın loş ışıklarının altında sıcak sıcak dumanı tüten ve çok lezzetli görünen çöp şiş tepesine baktıkça ifadeleri değişti masadakilerin. Kesinlikle devasa bir porsiyondu. Bu mekanın en pahalı yiyeceği olabilirdi. Onların öğrenci gelirleriyle karşılayabilecekleri bir yemek değildi.

 

“Whoaa…”

 

“O Hyung-nim bir harika…”

 

Jung Yunji, Ian’ın gelip kız kardeşini kucaklayıp gidişini sessizce uzaktan izlemişti. Sonra tekrar o grubun olduğu masaya geldi. “Yiyu’nun abisi onu almaya geldi mi?”

 

“Uh, Yunji. Evet geldi, onu tanıyor musun?”

 

“Peki, adını biliyor olabilir misiniz Yiyu’nun abisinin?”

 

“Oh - yani Yunji onunla ilgileniyor.” Yoon Bora güldü.

 

Park Jungtae elini bir parça çöp şişe atmıştı bile, cevapladı. “Jung Ian.”

 

“Jung Ian?”

 

“Evet.”

 

Jung Ian, ona bir şekilde uyan bir isimdi.

 

Ona bu isim bir anda çok tanıdık gelmişti. Bu tanıdıklık hissi onun kafasını karıştırdı. Bu ismi daha önce nerede duymuştu? Jung Yunji, Park Jungtae’ye teşekkür ettikten sonra kendi masasındaki yerine döndü. O ismi daha önce nerede duymuştu?

 

-Umarım bir gün sıralamaya yeni giren yüksek rütbeli bilgilerini açığa çıkartır. Onların Elder Lord’da ne çeşit maceralar peşinde olduklarını her zaman merak ediyorum.

 

-Bu doğru.

 

Arka plandaki televizyondan sunucuların sesi hala geliyordu.

 

*** ***

 

“Gelsene, Crockta!”

 

Büyük sırt çantasını taşırken Tiyo bağırmıştı. Artık kuzeye doğru olan yolculukları başlıyordu. Crockta da büyük bir sırt çantası taşıyordu. Garnizondaki askerler kapıdan çıkarlarken Crockta ve Tiyo’yu asker selamıyla uğurlamışlardı.

 

“Lütfen Quantes’i yokluğumda da korumaya devam edin. Buraya iyi bakın dot!”

 

“Tabi ki kaptan Tiyo!”

 

“Teşekkürler!”

 

“Güvenle geri dönün!”

 

“Askerrrrr selaaammmm durr!”

 

Tiyo görünüşe göre adamları tarafından saygı duyulan bir kaptandı.

 

Crockta Elder Lord’un temiz havasını derince içine çekti. Şimdi tekrardan maceraya atılma zamanıydı ve vücudundaki yenilenmiş enerjiyi hissediyordu. Hedefi kuzeydi, korkutucu, bilinmeyen ve daha önce kimsenin ayak basmadığı topraklar.

 

“Hadi Tiyo!”

 

“Hadi Crockta!”

 

Ork ve cin cüce kuzeye doğru yolculuklarının başlangıcı olan ilk adımlarını attılar. O anda…

 

[Stella: Afedersin… Ian?]

 

Ian irkildi ve hafifçe sendeledi.

 

[Stella: Belki…]

 

“Ne oldu Crockta? Daha şimdiden yoruldun mu?”

 

Tiyo Crockta’nın karın boşluğuna dirseğini geçirdi. Crockta Stella’nın bir sonraki mesajını bekliyordu.