Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

58. Bölüm Quantes (1)

Çevirmen: Harami / Editor: Harami

 

Crockta şehrin kapısının önünde durdu.

 

Burası Quantes’ti, cin cücelerin şehri. Belki de şehir cin cücelere ait olduğu için, hem kapısı, hem de şehrin kendisi Crockta’nın gözüne ufak görünmüştü. Şehrin kapısı sıkıca kapalıydı. Crockta kapıyı çaldı ve kapı muhafızının gelmesini bekledi.

 

Ancak, kimse gelmemişti. Kapı hala sıkıca kapalıydı. Crockta kollarını göğsünde birleştirip kaşlarını çattı. Görünüşe göre yabancılar için giriş yasağı vardı bu gün. Crockta içeriye doğru bağırmayı düşündüğü anda…

 

Yer sarsılmaya başladı.

 

“.....?”

 

Onun olduğu tarafa doğru bir şeyler koşuyordu. Crockta arkasını döndü ve etrafına bakmaya başladı. Gördükleri karşısında göz bebekleri büyüdü ve ufak bir şok geçirdi. Uzakta, toprağın içinden fırlayarak, ona doğru koşan devasa yaratıklar vardı.

 

Gulyabaniler!

 

Bir orktan kat be kat büyük ve güçlüydüler. Zeki oldukları söylenemezdi ama iç güdülerine göre hareket ederlerdi ve bu tarz, diğer türlere rastgele saldıran yaratıklar aslında en korkunçlarıydı. Ellerine geçirdikleri tür her ne olursa olsun canlı canlı yerlerdi gulyabaniler.

 

Gulyabaniler Crockta’ya bakıyorlardı ve ağızlarının suyunun aktığını ve gözlerinin parladığını söylemek hiç te yanlış olmazdı. Gulyabanilerin üstlerine başlarına et parçaları yapışmış ve çeşitli hayvanların kanları üzerlerinde kurumuştu.

 

Crockta kaçmaya çalıştı ama onu çoktan fark etmişlerdi ve kaçmasına izin vermediler, arkasından koşmaya başladılar.

 

“Kuweeeeh!”

 

En öndeki gulyabani elindeki devasa ağaç parçasını sanki bir sopayı savuruyormuş gibi Crockta’ya doğru savurdu. Crockta aceleyle kendini yere attı. Hemen üzerinden geçen ağaç parçasının rüzgarı yaran sesi kulaklarını doldurmuştu Crockta’nın ve omurgasında bir ürperti hissetti. İşte bu bir gulyabaninin gücüydü. Hikayelerde duymuştu ama direk olarak karşılaştığı ilk seferdi.

 

“Lanet olsun, Bul’tar…!”

 

Ancak o bir orktu, vahşi bir savaşçı. Ayrıca elinde de Gulyabani Katili vardı, Altın Örs Klanının demircileri tarafından yapılmış olan büyük kılıç. Belki gerçek düşmanlarla karşılaşma şansını şimdi bulmuştu büyük kılıcı. Crockta kendini yere attıktan sonra hızlıca yerde yuvarlanarak ayağa kalkmıştı. Kılıcı şu anda ellerindeydi, dikkatlice hareket etti.

 

Ama karşısında sadece bir tane gulyabani yoktu, daha fazlaydılar. Diğer dört gulyabani de kısa zamanda ona yetiştiler. Eğer bir gulyabani bile ortaya çıksa şehirde acil durum ilan edilirdi. Crockta dikkatlice geriledi, sırtı şehir duvarına yaslandı.

 

“Bu…!”

 

Arkasındaki duvarları unutmuştu. Crockta’nın tekrardan farkına vardığı durum karşısında gözleri genişlerken önündeki gulyabaniler gülümsüyorlardı. Crockta kendini en kötüsüne hazırlayarak çarpışmaya hazırlandı. En azından bir tanesini kendisiyle birlikte öbür tarafı ziyarete götürmeye ant içti.

 

Bam bam bbam bba bam bam bamm-!

 

Aniden Crockta’nın üstünden trampet sesleri duyuldu ve trampet sesinin ardından birinin bağıran sesi oluşan o sessizlikte çınladı.

 

“Quantes Cin Cüce Garnizonu! Asura Bin Dalga Topu, yükleyin!”

 

“Asura Bin Dalga Topu, yüklendi!”

 

Crockta sesin geldiği yere, yukarıya baktı. Şehir surlarının ucunda, toplar dizilmişlerdi. Çocuksu ses bağırmaya devam etti, “Güvenlik kilitlerini kapatın!”

 

“Kapatıldı!”

 

“Hedeflere nişan alın!”

 

“Alındı!”

 

“Şu canavarlara şehrimize saldırmanın ne demek olduğunu gösterelim! Ateşşşşşş!”

 

“Ateşşşşşşş!”

 

Crockta’nın tepesinden ışıklar çakmaya başladılar ve gök gürültüsü şeklinde patlama seslerinin eşliğinde çeşitli renkteki ışıklar gulyabanilere doğru uçtular. Kırmızı, mavi ve diğer renklerin de içinde bulunduğu çeşitli ışık topları gulyabanilerin vücutlarını vurdular.

 

“Wooooo…!”

 

“Kueeong…!”

 

Enerji topları tarafından vurulan gulyabaniler bir süre kıpırtısız kaldıktan sonra düşmeye başladılar. Bu arada cin cüceler saldırılarını kesmemişler ve gulyabanileri enerji topu bombardımanına tutmaya devam ediyorlardı. Gulyabaniler yere çöktüler ve kafalarını korumaya çalışıyorlardı.

 

Hiç ara vermeden devam ediyordu cin cücelerin top atışları. Fiziksel bir saldırı değildi bu, cin cücelerin eşsiz büyülü mühendislik eseri olan enerji toplarının bombardımanıydı. Sonra, cin cüceler saldırılarını durdurdular.

 

Crockta surlardan gelen yoğun bir gürültü patırtı sesi duydu.

 

“Uwahhh, daha hızlı şarj edin, daha hızlı şarj edin!”

 

“Yeterli büyü gücü yok!”

 

“Kalkmaya başladılar!”

 

“Neden yedekler bu kadar geç geliyor?”

 

“Sakin kalın!”

 

Üzerlerine yağan enerji toplarının artık gelmediğini fark eden gulyabaniler, kükreyerek ayağa kalkmaya başlıyorlardı.

 

“Kuweeeh!”

 

“Kuwaaaaaaaaaaaaah!”

 

Sinirli ifadeleriyle saldırıya geçen gulyabaniler bir kez daha yerin sarsılmasına neden oluyorlardı. Crockta aceleyle önlerinden çekildi.

 

Kwaang!

 

Ellerindeki silahlarla şehrin kapısına vurmaya başladılar, kapıda çatlaklar oluşmaya başladı. Gulyabaniler surlara da tırmanmaya bile başlamışlardı.

 

“Ne yapacağız Kaptan Tiyo?”

 

“S-S-Sakin!”

 

Kızgın gulyabaniler Crockta’dan uzaklaşıyorlar cin cüceleri hedef alarak kapıya ve surlara saldırıyorlardı.Crockta güvenli bir mesafeden gulyabanilerin hareketlerini izliyordu, elinde Gulyabani Katiliyle arkalarından yaklaşmaya başladı. Bir gulyabaninin kalın derisi normal bir kılıçla derin bir şekilde kesilemezdi, en iyisi şu an için gulyabanilerin öfkesini kendi üzerine çekmesiydi.

 

Ancak Crockta’nın kılıcı farklıydı. Normal bir kılıç olmaktan çok uzaktı, bir isme sahipti bir kere! Crockta, surlara tırmanmakta olan bir gulyabaniye doğru zıpladı ve dikey bir kesik attı gulyabaniye. Kılıç deriyi yardı geçti.

 

“Eeeeeeeng!”

 

Yaratık duvardan düştü.

 

“.....!”

 

Gulyabanilere top atışlarını yapan cin cüceler Crockta’nın varlığını keşfettiler.

 

“Ne?”

 

Surların dışında bir ork, gulyabanilerle savaşmak için kılıcını kullanıyordu.

 

“Bir ork?”

 

Orklar Quantes’te çok sık görülen türlerden biri değildi, bundan öte tek bir orkun gulyabanilere karşı tek başına mücadele ettiği bir manzara, birinin karşısına muhtemelen ömründe bir defa çıkardı. O da eğer o kişi şanslıysa. Ork kılıcını her savuruşunda, gulyabani geri çekiliyordu. Göz kamaştırıcı bir kılıç ustalığı!

 

Kaptan Tiyo müfrezedeki boş gözlerle orkun savaşmasını seyreden askerlere bağırdı, “Herkes, acele edin! Orkun tek başına hepsiyle savaşması imkansız!”

 

“Anlaşıldı!”

 

“Bu bize yeterli zamanı kazandırır dot!”

 

Surlarda bulunan topların başındaki cin cüceler tekrardan silahlarını şarj etmeye koyuldular. Kaptan Tiyo etrafını ciddi gözlerle süzüyordu. Beş gulyabaniden bir tanesini ork kendi kontrolü altında tutuyordu. Geri kalanlarıysa şehrin dış kapısına saldırıyor ya da surlara tırmanmaya çalışıyorlardı.

 

“Um…!”

 

Tehlike teşkil eden bir durumdaydılar, dış kapı parçalanmak üzereydi. O anda…

 

“Bul’tarrr------------!”

 

Kontrol altında tuttuğu gulyabaniden sıyrılan ork, kapıya saldırana doğru atağa geçmişti, kısa sürede gulyabaninin arkasına ulaştı ve büyük kılıcını gulyabaninin bacaklarına doğru savurdu.

 

“Keoooook!”

 

Gulyabani acıyla bağırdı ve bir an için sendeledi. Sonrasında gözlerinden ateş saçarcasına kızgın bir vaziyette orka doğru döndü.

 

Ork bağırdı, “Gel! Kaçmak ya da saklanmak yok!”

 

“Uwoooooh!”

 

“Kuooooh!”

 

İki gulyabani orka doğru ilerliyorlardı. Ork onların dikkatini üzerine topladıktan sonra kaçmaya başladı. Hareketleri hızlıydı ama etrafında kaçabileceği çok fazla alan yoktu. Gulyabani devasa sopasını orka savurdu.

 

Ork darbeyi kendi kılıcıyla engelledi ama darbenin şiddeti onu geriye doğru uçurmaya yetti. Kısa süre sonra yere düştü ve yuvarlandı. Bu arada gulyabaninin sopası bir kez daha orku hedef alarak havayı yara yara geliyordu, ork yuvarlanma hızını arttırıp darbenin etki alanından yuvarlanarak uzaklaştı.

 

Tiyo karşısındaki mücadeleyi izledikçe soğuk terler döküyordu. Ork, gulyabaniler karşısında ölümün kıyısından döne döne mücadele etmeye devam ediyordu. Eğer ork olmasaydı gulyabaniler çoktan onlara ulaşmış olurdu ve şu anda hayatta olmazlardı.

 

Büyük bir savaşçı.

 

Kaptan Tiyo bağırdı, “Hazır!”

 

“Evet, hazır!”

 

“Ayarlamalar tamamlandı!”

 

Quantes’in cin cüce askerleri Kaptan Tiyo’ya cevap verdiler. Tiyo’da aynı zamanda kendi tüfeğine büyü yükledi. Silahı, büyü tüfeği ‘General’, eser niteliğinde, antik zamandan kalma bir silahtı. Tiyo silahını bir gulyabaninin kafasına nişanladı.

 

“Orku kurtarın! Nişan al!”

 

“Alındı!”

 

“Ateşşşşş!”

 

Hemen akabinde, cin cücelerin renkli, içlerinde büyü gücü barındıran, enerji topları bir kez daha gulyabanilere doğru uçuşa geçtiler. Rengarenk enerji topları gulyabanileri vurduklarında, onların dengelerini kaybederek yere düşmelerini sağlıyorlardı.

 

“Uwooooooh!”

 

Crockta kafasını kaldırdı. Elinde tüfeğiyle küçük bir cin cüce, surların tepesinden ona doğru bakıyordu. Hemen önündeki gulyabaniyi işaret etmiş, elini yumruk yapıp baş parmağını kaldırmış ve hemen sonra da kolunu döndürüp baş parmağı aşağı gelecek şekilde konumlandırmıştı. Bu çok açık bir işaretti.

 

Crockta ciddiyetle onayladı ve büyük kılıcını daha sıkı kavradı, Gulyabani Katilini. Enerji toplarıyla vurulmaya devam eden gulyabaniler, daha fazla dayanamayarak yere çöküyorlardı. Onlara artık son darbeyi vurmanın zamanı gelmişti.

 

Onları sonraki hayata göndermek için bir seramoniye gerek yoktu. İlk bakışta, hayat ve ölüm aslında birbirlerinden uzak bir olgu olarak görülüyordu. Bir kılıç ustasının işi ise, bu iki birbirinden uzak gibi görünen noktayı, birbirlerine bağlamaktı!

 

Gulyabani Katili, adının hakkını vererek darbeleriyle savunmasız gulyabanilerin boyunlarını kırdı. İki gulyabani hızlı bir şekilde ölümden sonraki hayatlarına adım atmışlardı. Gulyabani grubunun geri kalanı hala surlarla uğraşıyorlardı. Yüzlerindeki ifadeleri değişmişti ve artık birer şeytan gibi görünüyorlardı. İğrenç suratlarındaki testerevari dişlerini göstererek kükrediler. “Kuweeeeh!”

 

“Kuaahhh!”

 

Kendilerini surdan aşağıya bırakıp Crockta’ya doğru atıldılar.

 

Onlar birer aptaldı.

 

“...Bul’tar!”

 

Crockta büyük kılıcını tekrar kaldırdı.

 

Surlardan uzaklaşmak onları sadece cin cücelerin silahları için kolay hedef haline getirmişti. Gulyabaniler orka doğru koşarlarken, arkalarından, surların üzerinden cin cücelerin toplarının sesi duyuldu. Cin cücelerinin büyü gücü dolu enerji topları kalan son üç gulyabaninin üzerine yağdı, Crockta’ya doğru koşarlarken sırtlarından vurulan gulyabaniler yere düşüp yuvarlandılar.

 

Topların gücü gulyabanileri öldürmek için yeterli değildi ama cin cücelerin ‘Asura Bin Dalga Topu’ her gulyabaninin ciddi acılar çekmesini sağlıyordu. Crockta ve kılıcı Gulyabani Katili, kalanları da öldürdü!

 

Elder Lord dünyasının korkulan yaratıkları olan gulyabaniler bile bu kombinasyonu alt edemezlerdi. Crockta onları birer birer dilimledi. Crockta’nın elinde son nefeslerini verdiler gulyabaniler.

 

Crockta başını çevirdiğinde, ellerinde tüfekler tutan, askeri üniforma giyen cin cücelerin ona doğru baktığını gördü.

 

Bam bam bbam bba bam bam bamm-!

 

Trompet sesi bir kez daha duyuldu, aynı savaşın başladığı anda duyulduğu gibi. O anda, elinde uzun bir tüfek olan cin cüce, Crockta’ya asker selamı verdi. Birlikte savaşan arkadaşlar için en büyük onurdu bu selam.

 

O cin cüceden sonra diğer cin cücelerde Crockta’ya aynı şekilde asker selamı verdiler. Surlardaki küçük cin cüceler tarafından bu şekilde selamlandığında Crockta içinde bilmediği bir duygu hissetti.

 

O, genellikle sınırı aşan bir askerdi ama bu şekilde sık sık selamlanmıyordu. İnsanlar ondan saygılarını gösteremeyecek kadar çekiniyorlardı. O sınırları korumak için savaşan bir asker değildi, insanları öldürmek için sınırları yıkan bir askerdi.

 

Bu garip bir histi. Crockta’da onlarla yüzleşti ve asker selamı verdi.

 

Bam bam bbam bba bam bam bamm-!

 

Trampetlerin sesi bir kez daha duyuldu. Savaşçılar arasındaki göz kontağı!

 

İşte o anlar Quantes Cin Cüce Garnizon Kaptan’ı Tiyo ve ork savaşçı Crockta’nın ilk tanıştığı zamandı.

 

*** ***

 

“Buraya neden geldin?” Kaptan Tiyo yüksek sesle sordu.

 

Sesinde çocuksu bir tını vardı ama içinde barındırdığı güç, savaş zamanı bir generalin emirlerini verdiği ses kadar güçlü ve yoğundu. Birlikte, Quantes dış kapısının hemen arkasındaki yönetim binasının önünde oturuyorlardı.

 

Crockta cevap verdi, “Buraya kuzeye doğru yola çıkmadan önce yardım almaya geldim.”

 

Kaptan Tiyo somurttu. Kuzey, tehlikeli ve korkutucu bir yerdi, daha biraz önce kuzeyden gelen beş gulyabani onları mağlup ediyordu. Onlar gibi daha bir çoğu ve başka nice tehlikeleri barındırıyordu kuzey.

 

“Şey, aslında bu bizi bağlamıyor, kendi nedenlerine sahipsindir kuzeye gitmek için. Ama Quantes bir süredir yabancıları kabul etmiyor. dot!”

 

“Neden?”

 

Crockta Quantes’in cin cücelerin şehri olduğunu biliyordu ama Arnin gibi kısıtlı bir erişim veren şehirlerden biri değildi.

 

Bu günlerde bir çok tehlikeli yaratık kuzeyden buraya geliyor sadece gulyabaniler değil, suret hırsızları ve şeytani bir liç. Şehre erişimi suret hırsızı yüzünden yasakladık dot.”

 

“Umm…”

 

“Suret hırsızı hala buralarda bir yerlerde dot!”

 

Crockta durumu anlıyordu. Ancak bu onun için işleri zorlaştırıyordu. Tiyo konuşmaya devam etti, “Ama ben sana inanıyorum dot. Bizimle birlikte gulyabanilere karşı savaştın. Senin kimliğin hakkında güvence verebilir ve seni içeri alabilirim.”

 

“Evet!”

 

Crockta onayladı. İçeri girebilecekti.

 

“Teşekkür ederim.”

 

“Bah! Sözünü etmene bile değmez dot!”

 

Tiyo sanki utanmış gibi ellerini sallamıştı. Cin cücelerin sözleri ve davranışlardı birbirlerinden çok farklıydılar.

 

Cin cüceler bir çocuğun ebatlarındaydılar. Eğer cüceler küçük ama güvenilir bir izlenime sahipseler, cin cücelerde küçük sevimli çocuklar gibiydiler. Onlar büyü mühendisliğinde çok ileriydiler, bu konuda sahanın en iyisi onlardı, eşyaları büyülemek ve büyü mühendisliği konusunda.

 

Elflerin en büyük alternatifi olmalarına rağmen, kullanıcılar tarafından orklardan sonra en az tercih edilen ırktı onlar.

 

“Güzel dot. Senin adın nedir? Nerelisin?” Tiyo sanki ona giriş başvurusunda bulunmuş biri gibi davranarak sorular sormaya başladı.

 

“Benim adım Crockta. Orcrox Hisarında bir savaşçı oldum ve şu anda kuzeye doğru ilerliyorum.”

 

Tiyo’nun gözleri genişledi “Crockta, Onurlu Ork Crockta?”

 

Crockta’nın omuzları dikleşti. “Hum hum, bazıları bana öyle diyor, evet. Kulkulkul.”

 

“Ohhh! Muhteşem!”

 

Tiyo heycanla ayağa zıpladı, sonra tekrar yerine oturdu. Tepkisi bir şekilde soğuk kanlılığını korumaya çalıştığını gösteriyordu.

 

“Hu, hum hum! Bu durumda! Büyük kılıç kullanıyorsun, vücudun dövmelerle kaplı, yani Crockta’nın tarif edilen görüntüsüne uyuyorsun. Ayrıca bu gün göstermiş olduğun cesarette Crockta’da olması gereken türden dot. Quantes’e hoş geldin dot.”

 

Böylelikle Crockta Quantes’e giriş hakkını kazanmıştı.

 

“Ama çok dikkatli olmalısın. Bu aralar, Quantes’in halkı pek sakin değil dot. Geçenlerde suret hırsızı tarafından bir kaç cinayet işlendi. Açıkçası, sende korkutucu bir orksun, yani…”

 

“Sorun değil.”

 

“Quantes’e gelme amacının kuzeye devam etmek olduğunu söylemiştin değil mi?”

 

Crockta onayladı.

 

“Kuzey… Kuzeyde eğitim gören öğrenciler var, eğer akademiyi ziyaret edersen iyi olabilir yani dot.” Sesinin tonu ne söylediğini bilen kendinden emin biri gibi çıkıyordu ama çocuksu bir sese sahipti, Crockta bunun karşısında gülümsemeden edemedi. Tiyo bunu fark etti ve kaşlarını çattı.

 

“Ah, çok gelişmiş iri kıyım bir ork cin cüceleri küçümsememeli dot. Bizler çok zeki, akıllı ve güçlüyüzdür dot.”

 

“Biliyorum, sizin büyü gücünüz gerçekten harika.”

 

“Hmm hmm! Bu doğal. Biz cin cücelerimizin yetenekleriyle gurur duyarız dot. Kikiki.” Tiyo iyi bir moddaydı ve yüksek sesle güldü. “Crockta, girişine onay veriyorum.”

 

“Teşekkür ederim Tiyo.”

 

Yönetim binasından Tiyo ile birlikte uzaklaştı. Cin cücelerin şehri küçük ve etkileyiciydi ama her şey güzelce organize edilmişti. Diğer şehirlerin aksine, yollar modern bir şekilde yapılmış ve güzelce düzenlenmişti.

 

“Hum hum. Crockta?”

 

“.....?”

 

“Senin asker selamını gördüğümde, duruşun ve selamın mükemmeldi dot. Acaba askeri bir geçmişin olabilir mi?”

 

Crockta güldü. “Evet askeriyeye hizmet etmiştim.”

 

“Hoh, anlıyorum. Sende bir askerdin.” Tiyo’nun gözleri parladı. “Bu gün gulyabanilerle savaşan ekiple içmeye karar vermiştik. Sende bu duruma katkıda bulunduğun için, bizimle içmeye gelmelisin!”

 

Alkol. Hiçbir erkek reddedemez.

 

Böylelikle Crockta, cin cüce kaptanı Tiyo ile Quantes sokaklarında dolaşmaya başladı.