Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

40. Bölüm Satranç Ormanı (1)

Çevirmen: Harami / Editor: Harami

 

“Ne yapacaksın?” Derek’in elemanı Jeremy sordu.

 

Derek, Elsanad’ın düşüşü üzerine Ilya’ya oynamıştı bahsini, ama sonuç beklenmedik bir yönde gelmişti. Crockta Ilya ve Elsanad’ı suçlamıştı.

 

“Bekle bir dakika.”

 

Derek ofisindeki masasında bir şeyler yazıyordu. Jeremy bekledi, kalemini bırakmadan önce bir süre daha yazdı.

 

“İyi şanslar diliyorum... Ashira’nın çiçeklerinin yakında açması için dua edelim… Hangisi daha iyi?”

 

Jeremy’nin gözleri, Derek’in sesindeki gülümseme tınısı yüzünden, genişledi.

 

“Bence ikisi de güzeller.”

 

“Eğer kötü olduğunu düşünüyorsan, bana söyleyebilirsin.”

 

Jeremy onayladı ve bir soru yöneltti. “Bu kişi kadın mı erkek mi?”

 

“Bir erkek.”

 

“O zaman resmi olan daha uygun olacaktır.”

 

“Ama o bir elf.”

 

“O zaman ikinci seçeneği öneriyorum.”

 

“Türler ve cinsler konusunda baya ön yargılısın.”

 

Derek güldü ve kalemi eline tekrar aldı. Çiçeklerin açması hakkındaki cümle destansı bir şiirden türetilmişti. Ashira çiçeklerinin bir çelengi süslemesi, zafer yürüyüşü manasına geliyordu. İyi şansı ifade etmek için ama biraz kuru bir manada kullanılırdı.

 

“Benim beklenmedik bir problemi çözmek için bir mektup yazmamın üzerinden ne kadar geçmiş olabilir biliyor musun?”

 

“Daha önce yaşandığını görmemiştim.”

 

“Evet. O kadar uzun zaman oldu ki, ben bile hatırlamıyorum.”

 

Derek mektubu zarfın içine yerleştirdi ve bal mumuyla mühürleyip Jeremy’e uzattı. “Çok ilginç.”

 

“Beklediğiniz gibi mi oldu yani?”

 

“Jeremy, zafer sadece, zor ve beklenmedik bir problemle karşılaşıp onun üstesinden gelirsen, bir anlam taşır.”

 

Jeremy’e mektubu teslim etmesi söylendi. Alıcının ismini bilmediğini fark etti.

 

“O kim?”

 

“Kim? Benim yeni kuklam.”

 

Derek güldü. “Ork savaşçımız Arnin’i alt üst etti, bu durumu düzeltecek birine ihtiyacım vardı.”

 

“Öyleyse…”

 

“Kötüler Arnin’den temizlendi ama her zaman yeni kötü adamlar, öne çıkmaya hazırlardır.”

 

Jeremy onayladı. Bu Derek’i takip etmesinin nedenlerindendi, hiç bir zaman bir açığı görünmüyordu. Sanki her şey beklentileri dahilindeymiş gibi karşılık veriyordu, sonra da kendi isteğine göre durumu tekrar şekillendiriyordu.

 

Bu o orkun olayı için de geçerliydi. Crockta işleri onların beklemediği şekilde sonlandırmıştı. Üzerine yatırım yaptıkları Ilya, Arnin zindanlarında çürüyen bir suçluydu artık. Derek bunun beklenmedik olduğunu söylemişti ama Jeremy öyle düşünmüyordu. Derek ne olur ne olmaz diye birçok önlem almış olmalıydı.

 

Büyük resime baktığında, hala Derek herşeyi kendi çıkarları doğrultusunda kontrol ediyordu.

 

“Ayrıca, bir sonraki bilgileri Crockta’ya ilet.”

 

“Kontratı bozmuş olsa bile mi?”

 

“Bir açıdan, ben yanıldım.”

 

Crockta, kontrata ekstra bir madde ekletmişti. Bir savaşçının onuruna karşı gelecek hiç bir şey yapmayacaktı.

 

“Ilya ve Elsanad’ın böyle boka batmış olduğunu bilmiyordum, bu koşullar altında Crockta’nın bu şekilde davranmasını beklemek çok normal.”

 

“Anladım.”

 

“Lütfen bu sefer, umuyorum ki Crockta’ya biraz yardım edersin.”

 

Jeremy zarfın üzerindeki alıcının ismini tekrar okudu ve onayladı. Alıcı, Arnin Ovaları yöneticisi Enyanis’ti.

 

Artık Ilya ve Elsanad pozisyonlarını kaybettikten sonra, Arnin’in yeni bir valiye ihtiyacı vardı. Aslında kim olacağının bir önemi yoktu, Derek’in yardım elini kabul ettikten sonra o kişi Arnin’in yeni valisi olacaktı. Vatandaşlar, onun düzenbazlıklarını bilmeden, yeni vali yüzünden coşku ile dolacaklardı.

 

*** ***

 

İki politikacı birer suçluya dönmüşlerdi. Şehri kapsayan bir öfke vardı. Yeni bir başlangıç arzuluyordu vatandaşlar. Yeni bir başlangıç için heyecanlı bir sürü insan varken, yeni politikacılar çirkin geçmişi temizlemek adına konuşmaya başlamışlardı.

 

Onursal vatandaş Crockta’nın ismi de aynı zamanda sokakları dolduruyordu. Ancak ork daha fazla dikkat çekmek istemediği için ortalıkta görünmüyordu. Aynı zamanda orku onursal vatandaş olarak atayan Enyanis’in arkasında da büyük bir destek vardı.

 

Arnin Meydanına, ne bir insan ne de bir elf olan, onursal vatandaşın heykeli dikilmişti. Bir ork heykeli.

 

Onun isteği doğrultusunda heykelin altına ismi yazılmamıştı ama Arnin’deki herkes o onursal vatandaş orkun kim olduğunu biliyordu. Bu heykel vatandaşların, Arnin ne zaman yozlaşırsa, yine bir onursal vatandaşın ortaya çıkmasına dair dileklerini belirtiyordu.

 

“Yoruldum.”

 

Popülaritesinden dolayı Crockta kendini gizlemek durumunda kalmıştı. bir kapüşon ile yüzünü saklıyordu ama bir orkun eşsiz vücut yapısını saklaması imkansızdı, bu yüzden mümkün olduğu kadar az çıkıyordu dışarıya.

 

Enyanis konuştu, “Bu senin Arnin’de olan tek ork olmandan kaynaklanıyor. Gerçekten gidiyor musun?”

 

“Yapmam gereken şeyler var.”

 

“Çok kötü. Daha fazla kalabilseydin iyi olurdu.”

 

Derek beklenmedik bir şekilde Crockta’ya bir sonraki hedef noktası hakkında bilgileri göndermişti. Eriyen Balhae’nin başka bir üssü hakkında bilgi sahibi olmuştu. Varış noktasının adı Satranç Ormanıy’dı.

 

Bu sefer, Derek ondan bir şey istememişti ve gelen elçi ona istediğini yapabileceğini söylemişti. Crockta için Derek’in niyetini tahmin etmek kolay değildi ama derin düşünmemeye karar verdi. Ne yapması gerekiyorsa onu yapacaktı.

 

“Burası seni ilk gördüğüm yer.”

 

Crockta ve Enyanis ilk tanıştıkları yer olan Arnin Ovalarında duruyorlardı. Enyanis başıyla onayladı, Crockta’nın arkasında bıraktığı kayaya baktı. ‘Savaşçı silahsızlara saldırmaz.’ Bunu ilk gördüğü zamanki ürperti hissi hala zihninde canlıydı.

 

Önünde duran ork daha önce hiç karşılaşmadığı tipte biriydi. Bir çok insan adaleti sadece dillerinde bulurlardı, ama ilk defa birisi sadece kelimelerle yetinmeyip harekete geçmişti. Gelecekte bu orkun yapacaklarını dört gözle bekliyordu.

 

“Nereye gidiyorsun?”

 

“Satranç Ormanı.”

 

“Satranç Ormanı…”

 

İnsanların toprakları.

 

Oraya en uygun kelime ise ‘şeytanların toplandığı yer’. Lanetli bir bölge. Ama oraya gidecek olan kişi bu orksa, belki altından iyi bir şeyler çıkabilir.

 

“İyi şanslar. Umarım attığın her adım Ashira çiçekleriyle dolar.”

 

“Teşekkür ederim.”

 

Crockta neyi ima ettiğini bilmiyor olsa da iyi bir şey gibi gelmişti ona. Aniden, ovadan triterlerin avlandığı bölgeden gelen bir çığlık duyuldu.

 

“Wahh! Yardım edin!”

 

Bir adam triterden kaçmaya çalışıyordu, ama bu sefer yardıma koşan Crockta değildi, aniden onlarca ok havayı yararak tritere doğru uçtular. O oklar, Crockta’dan sonra Arnin Ovası Kurtarma Takımı’na dahil olan, Yurin’in kullandığı bir yetenekten geliyordu. Crockta’nın baktığını gördüğünde ona göz kırptı Yurin. Crockta’da başıyla selam verdi.

 

Yurin’e ek olarak, birkaç NPC ve kullanıcı da Arnin Ovası Kurtarma Takımı’nı sembolize eden kırmızı kurtarma yelekleri giyiyorlardı. Kendi başlarının çaresine triterler karşısında tam olarak bakamayanlar, sırtlarını bu kurtarma takımının üyelerine dayıyorlardı. Arnin Ovaları bu sayede bir çok sıcak görüntüye sahiplik yapıyordu.

 

“İşte bu senin mirasın.”

 

Triter avlarken ölen kişilerin sayısı çok azalmıştı. Onursal vatandaş olarak Crockta kendi katkısını sadece bu şekilde de değil, diğer türlere olan kusur bulmaya yönelik yaklaşımı azaltarakta yapmıştı.

 

“Güzel, öyleyse yaşayalım ve birbirimizi tekrar görelim.”

 

Artık gitme zamanıydı. Crockta tarzından vaz geçmeyerek yumruklarını uzattı, Enyanis’te karşılık verdi. Ork selamlaşması garipti ama ona farklı bir şeyler hissettiriyordu. Yumrukları orkun sert derisiyle buluştuğunda içinde sanki bir şeyler yükseliyormuş gibiydi.

 

İkili yumruklarını tokuşturdular.

 

Crockta arkasını döndü, büyük ork Arnin’den ayrılıyordu. Ork gittikten sonra ortam sakinleşecekti.

 

“Pheww.”

 

Orkun gittiği yöne doğru boş boş bakan biri Enyanis’e doğru yaklaştı. Derek tarafından gönderilmiş olan Jeremy’di o. Enyanis’in yanında durdu ve fısıldayarak konuştu.

 

“Pheww. O ork gerçekten korkutucu.”

 

Enyanis dik dik Jeremy’e baktı, ikisi de birbiriyle daha önce konuşmuşlardı. Jeremy sordu, “Her neyse, kararını verdin mi?”

 

“Sözünü kesinlikle tutacak mısın?”

 

“Tabi ki. Sana yardım edeceğiz.”

 

“Sade bir tefecinin bu kadar çok parası olabileceğini bilmiyordum.”

 

“Ağzını topla. Derek ondan çok daha fazlasıdır.”

 

Enyanis onayladı. “Peki.”

 

“Anlaştık”

 

“Ama şunu aklında tut. Politika için sizden parasal destek alıyor olabilirim ama adaletsiz olan hiç bir şey yapmam.”

 

“Onu yakında göreceğiz.”

 

Jeremy sırıttı. Herkes ilk başta böyleydi. “Daha sonra başkaları seninle bu konunun devamı hakkında konuşmaya gelecekler. Benim gitmem gerek.”

 

“Crockta’yla mı gideceksin?”

 

“Onun bilmesi gerekmiyor.”

 

Jeremy Crockta’nın gittiği yöne bakmaya devam etti, Derek ona bir sorun olmayacağını söylemişti ama o kendini emin hissetmiyordu. Gözlerini o orkun üzerinde tutmalıydı.

 

*** ***

 

Ian oyunla bağlantısını kesti.

 

Saatini kontrol etti ve uzun bir süredir oyunda olduğunu gördü. Garip olan şey şu ki kendini ne yorgun ne de sersem hissediyordu. Vücudu yenilenmiş gibiydi, sanki çok iyi bir gece uykusu çekmiş gibi.

 

Oyunda geçirdiği süreyi gözden geçirdi. Tamamen entegre olmuştu, sanki o gerçekten Crockta’ymış gibi. Arnin denilen yerde yaşanan şeyler onu gerçekten kızdırmıştı.

 

Arnin sağ olsun, başarı puanları çok ciddi oranda artmıştı. Vali gibi üst düzey bir NPCyi suçlamasına rağmen, Elder Lord’daki nüfuzundan dolayı övgüleri toplamış gibi görünüyordu. Başarı puanlarının yükselmesiyle birlikte, seviyesi de artmıştı.

 

Onu görmezden gelebilecek çok insan kalmamıştı Elder Lord’da.

 

Salona geçti ve televizyonu açtı, [Elder Lord Haberleri] yayınlanıyordu, Elder Lord hakkında son haberleri veren bir program. Programda Arnin’in valisinin değişimine de yer verilmişti. Ayrıntılar açıklanmamıştı ama Arnin’in valisi ve vali adayı bir vatandaşın suçlamasından sonra tutuklandığı belirtilmişti.

 

“Umm…”

 

Telefonunu kontrol etti ve kafenin yoğun bir zaman geçirdiğini gördü. Han Yeori’yi kafede yetkili olarak bırakmıştı. Aklında ona kızgınlıkla bakan kızın yüzü canlanınca, onunla biraz daha ilgilenmesi gerektiğine karar verdi.

 

Evden çıkarak arabasına binip kafeye doğru sürdü. Arabayı park edip kafeye girdikten sonra, yeni işe aldığı yarı zamanlı çalışan Yoo Sooyeon’un selamlamasını duydu.

 

“Hoşgeldiniz. Burası Kafe Reason.”

 

Dinleyenin modunu aydınlatabilecek neşeli bir sesti bu. Ian onayladı. Han Yeori ona iyi öğretmişti. Ian’ın geldiğini gören Han Yeori konuştu, “O patronumuz.”

 

“.....!”

 

Garip bir şeyler vardı. Yoo Sooyeon’un ifadesi, Han Yeori’nin söylediklerini duyduktan sonra düşmüştü. Sanki kız bütün canlılığını bir anda kaybetmiş gibi hissettirmişti. Çok hafif bir değişimdi ama Ian açıkça hissetmişti. Han Yeori Ian’a baktı ve başıyla kafenin köşesini işaret etti.

 

Ian onun işaret ettiği tarafa döndü.

 

“.....!”

 

Bir kez daha şaşırdı, bir fincan kahve içerken bacak bacak üzerine atmış zarif bir şekilde oturan tanıdık bir kadın vardı.

 

Ji Hayeon, Myeongsong Grup’un varisi olan kadın. Kadın da Ian’ı çoktan fark etmişti ve ona bakarken gülümsüyordu. Kafenin dışında ki takım elbiseli adamlarda bu kadın yüzünden etraftaydı demek ki.

 

Ian yaklaştı, ilk konuşansa Ji Hayeon oldu, “Bu günlerde meşgul musun?”

 

“Bence Hayeon-ssi benden daha meşguldür.”

 

“Bu doğru, ama biraz zaman yarattım.”

 

Kahvesinden bir yudum aldı, kadının görüntüsü sanki filmden bir kare gibiydi.

 

“Ian-ssi, biraz kahve ister misin? Yoksa bir kafe sahibi olduktan sonra çoktan sıkıldın mı?”

 

“Pek sayılmaz.”

 

“Yemek yedin mi peki?”

 

Bir çok soru vardı. Ian gülümsedi ve başını olumsuz manada salladı. “Hayır.”

 

“O zaman beraber akşam yemeğine gidelim mi? Ben ısmarlıyorum.”

 

Ian bir kez daha başını olumsuz manada salladı. Ji Hayeon’un ifadesi hayal kırıklığını yansıtıyordu. “Üzgünüm, bu akşam başka biriyle yiyeceğim.”

 

“Kiminle?”

 

Cevap vermek yerine bakışlarını Han Yeori’ye çevirdi. Kız müşteriler için içeceklerini hazırlıyordu. Neşesi kaçmış gibi görünüyordu bu yüzden bu akşam ona güzel bir yemek ısmarlayacaktı.

 

“Aranızda bir şey mi var peki?”

 

“Sadece patron çalışan ilişkisi.”

 

“Hrmm…”

 

Ian’a sanki bir şeylerden şüpheleniyormuş gibi baktı ama Ian sadece omuz silkti. Aralarındaki muhabbet sekteye uğramıştı ve Ji Hayeon başka bir şey hakkında düşünüyormuş gibi görünüyordu, konuşmaya başlamadan önce çekindiği belliydi.

 

“Elder Lord oynuyor musun?”

 

Ian kadına baktı.

 

Yakın zaman önce Elder Saga Şirketinin, Myeongson Grup’a bağlı bir kuruluş olduğunu öğrenmişti. Bu yüzden, kadının sorusunu garipsemedi.

 

“Evet.”

 

“Anlıyorum.”

 

“Peki ya Hayeon-ssi?”

 

“Ben oynamıyorum. Um… belki Ian-ssi de oynamamalı.”

 

Elder Lord’un ortağı olarak kabul edilebilirdi o kadın. Ian başını yana eğdi. “Bir problem mi var?”

 

“Yok bir şey, sadece…”

 

Sesi neredeyse duyulmayacak şekilde alçaldı.

 

Ji Hayeon’un babası, Ji Eunchul, aileden kimsenin Elder Lord oynamasına müsaade etmiyordu.

 

Güvenlik nedeniyleydi bu durum. Elder Lord’un çekirdek sisteminin düzgün bir şekilde kontrol edilemediği bir sırdı. Kapsüllerdeki kullanıcı koruma sistemi, oyuncuların güvenliklerini garanti ediyor olsa bile, Ji Eunchul kesinlikle ailesinin ve bütün hissedarların oynamasını yasaklamıştı.  

 

Bu durumun Myeongsong Grup’un itibarını zedelemesi an meselesiydi ve bu yüzden şirket bu durumu çözebilecek tek adam olan Yoo Jaehan’ı bulmak için her yolu deniyordu. Ancak adam yer yarılıp içine girmişti sanki, hiç bir yerde bulunamıyordu.

 

Ji Hayeon bunu Ian’a açıklayamazdı, o yüzden sanki bir şakaymışcasına güldü.

 

“Oyun oynadıktan sonra insanlar şiddete yönelmezler mi? Huhu.”

 

Başka bir yere çevirdi gözlerini, kafenin dışındaki korumalardan bir tanesi kolundaki saati işaret ediyordu. Neredeyse bir sonraki görüşmesinin saati gelmişti. Ian’la yemeğe gitmek için iptal edecekti ama görünüşe göre bu gün öyle bir şey olmayacaktı. İç çekti, “Bu gün senin tarafından reddedildim. Benden hoşlanmıyor musun?”

 

“Bu mümkün değil.”

 

Ian güldü. “Seninle akşam yemeğini gelecek sefere yiyelim.”

 

“Tamam o zaman bu bir söz. Yarından sonraki güne ne dersin?”

 

“Tamam.”

 

“Bu bir söz.”

 

Ji Hayeon koltuğundan kalktı. “O zaman, yarından sonraki gün görüşmek üzere.”

 

“Tamamdır.”

 

Kafeden zarif ve eşsiz bir yürüyüşle çıktı.

 

Ian kadının çıkışını takip ettikten sonra tezgaha doğru ilerledi. Yoo Sooyeon Ian’ı selamladı. Ian kıza yardım etmişti, kafede yarı zamanlı çalışmaya başladığından beri çok daha iyi görünüyordu. Han Yeori’yse Ian’a dik dik baktı.

 

“Patron bey, ne istiyorsun? Bir expresso?”

 

Yeori huysuz bir sesle konuşmuştu. Ian güldü. “Yeori.”

 

“Evet.”

 

“Hadi bu gün erken kapatıp beraber bir şeyler yemeye gidelim.”

 

“Tanrım, gerçekten mi?”

 

İfadesi anında değişmişti.

 

“Evet.”

 

“Ah, o kadınla bir randevun yok muydu?”

 

“Hayır.”

 

“Peki pahalı bir şeyler yiyebilir miyim?”

 

“Tabii”

 

Han Yeori onayladı. O arada kafenin otomatik kapısı açıldı ve içeri birkaç müşteri girdi. Han Yeori hızlıca onları selamladı.

 

“Hoşgeldiniz. Burası Kafe Reason.”

 

Kız bir kez daha kendi, her zamanki canlı haline dönmüştü. Ian gülmeye başladı.