Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

23. Bölüm Orcrox Savaşçıları (2)

Çevirmen: Harami / Editor: Harami

 

Ian, şamanların güçleri sağ olsun, Orcrox Hisarı'na bir anda varmıştı. Grup Orcrox’a yüzlerinde sert ve ciddi ifadelerle girdiler. Orcrox savaşçıları ve şamanları sefer için hazırlıklarını yapıyorlardı. Şafaktan beri bütün Orcrox Hisarı kalabalıktı.

 

Ian tanıdık bir yüz gördüğünde neler olduğunu sormaya hazırlanıyordu. O yüz Grom’du, etrafı bir grup savaşçıyla çevriliydi ve sorulara cevap veriyordu. Savaşçılar dağılmadan önce bir süre daha sorgulamaya devam ettiler. Sonra Grom bir iç çekişle birlikte arkasını döndü.

 

Ian ona doğru gitti.

 

“Neler oluyor?”

 

Grom korkmuş bir ifadeyle Ian’a baktı. Gözleri titredi.

 

“Nasıl, n-neden buradasın sen?”

 

“Basque Köyü!ne gittim ve şamanlarla karşılaştım.”

 

“.....”

 

“Neden böyle bir hazırlık var? Savaş mı çıktı?”

 

Grom, Ian’dan bakışlarını kaçırdı.

 

“...?”

 

“Bu durum, benim yüzümden.”

 

“Huh?”

 

“Ben… şans eseri…” Kekeledi ve iç çekti. “Hoo. Açıklamama izin ver. İlginç bir şey buldum.”

 

“Ne?”

 

“Kuzeye gittim…”

 

Grom uzun açıklamasına başladı.

 

******

 

Nasıl bir savaşçı gibi davranacağı hakkında kafasında tam bir fikir oluşmamışken kuzeye doğru gidiyordu.

 

Orcrox Hisarı'nın kuzeyi acemi savaşçılar için gidilecek bir yer değildi. Sadece kullanıcılar arasındaki yüksek rütbeliler oradaki korkutucu canavarlarla baş edebilirdi.

 

Orcrox Hisarı'nın kendisi kuzeydeki yaratıkların yayılmasını engellemek için inşa edilmişti. Grom kuzeyde rastgele dolanıyordu ve bir ara trollerden kaçarken garip bir şey buldu.

 

İki kayanın arasındaki bir açıklıktı, o açıklığa saklanmayı başardı. Troller onu bulamadıkları için bölgeyi terk ettiler ama Grom o iki kayanın arasındaki açıklığın devamı olan mağaraya merakına yenik düşerek girdi.

 

Biraz ilerledikten sonra geniş bir alana geldi. Duvarlarda asılı duran yanan meşaleler vardı. Bir insan gölgesi duruyordu ortada. Şekli bir insan gibiydi ama bir insan değildi. Meşalelerden gelen ışık çürümüş navmentin* yüzünü açıkça görünür kılıyordu.

 

Ölüm şövalyesi!  

 

Ölüm şövalyesi korkunç bir sesle fısıldadı.

 

“Burasıı güvendee olduğunn birr yerr değill… Davetsiz misafirlerrrr mutlakaa…”

 

Grom arkasını döndü ve dehşete kapılarak kaçtı. Ölüm şövalyesi onu takip etti ve kılıcını savurdu, bu, Grom’un refleksif olarak baltasıyla bloklamasıyla sonuçlandı. Grom muazzam güç karşısında geriye doğru uçuşa geçti, aynı zamanda ölüm şövalyesi de Grom’u yakından takip ediyordu.

 

Ölüm şövalyesinin soğuk eli Grom’u omuzundan yakaladı. Grom dehşete düşmüş vaziyette ölüm şövalyesinin koluna baltasıyla vurmaya başladı. Bir kere, iki kere, üç kere, çok kere… Sonunda ölüm şövalyesinin kolu koptu.

 

“Kkuaaaaah”

 

Ölüm şövalyesi acı içinde haykırdı, ruhu titreten ve rahatsız eden bir ses çıkartarak.

 

Grom çılgına dönmüş bir şekilde oradan kaçtı. Ölüm şövalyesinin bağırış sesleri arkasından duyulabiliyordu. Girdiği mağaranın çıkışına kadar, çıktıktan sonra da hiç duraksamadan, karşısına çıkan troller ve goblinleri atlatmak için tüm gücünü kullanarak, Orcrox Hisarı'na kadar koştu.

 

Sonunda, Orcrox Hisarı'nın güvenilir kapı korumalarının önüne vardığında derin bir nefes alabildi. Ancak korumaların yüzleri normal değildi.

 

“Acemi… O nedir?”

 

Grom korumaların bakışlarını omuzuna kadar takip etti. Ölüm şövalyesinin çürümüş eli hala oradaydı.

 

Grom’un omuzuna hala canlıymış gibi tutunuyordu. Grom’un şaşkınlığı artarken elin kavrayışı gitgide güçleniyordu. Tırnaklar Grom’un omuzunu deşerken, Grom çığlığı bastı.

 

Korumalar durumun aciliyetini hemen kavradılar ve Tanya ile Lenox’a haber verdiler. Onlar da hızlıca bu duruma müdahale etmek için bir sefer düzenlemeye karar verdiler. Eğer bir ölüm şövalyesi bir mağaranın girişini koruyorsa, bu ancak o mağaranın içerisinde daha güçlü bir varlığın olduğuna işaretti.

 

Lenox’un tahminine göre o bir Liçti.**

 

Orcrox’un kuzeyinde bir Liç'in yaşıyor olabileceği gerçeği muhtemelen oralarda şeytani büyünün kol gezdiği gerçeğini de beraberinde getiriyordu. Grom Orcrox Hisarı'na kadar kaçtıktan sonrasında bile, omuzuna tutunmuş olan ölüm şövalyesinin elini etkileyebilecek kadar kara büyü etrafta vardı ve bu çok tehlikeliydi. Zaman geçtikçe daha da güçlenecek olan böyle bir düşman bir an önce yok edilmeliydi.

 

Karar çok çabuk verildi ve Lenox’un komutasındaki savaşçılar toplandılar.

 

Böylece bu oluşturulan sefer için Grom rehber olarak atanmıştı.

 

******

 

“Bu tamamen…” Ian söylendi. “Bu bir zindan baskını değil mi?”

 

Zindan baskınları sanal gerçeklik oyunlarının nadide çiçekleri olarak nitelendirilir. Elder Lord da bir istisna değildi. Baskın videoları her zaman sıcak başlık olmuşlardır.

 

“Evet ama… Ian sen de mi katılacaksın?”

 

“Ben de katılmak istiyorum.”

 

“Tehlikeli olacak, sadece gitmemeyi seçebilirsin…”

 

Grom nedense çok negatif olarak yaklaşıyordu bu olaya. Halbuki kendisi oyunda ilerledikçe keyiflenen biriydi. Cidden bir ölüm şövalyesi o kadar dehşet verici olabilir miydi?

 

Ian bu düşüncelere dalmışken, Lenox ve Hoyt birliklerin önünde göründü. Orada bir de Ian’ın ilk defa gördüğü dişi bir orkta vardı. O dişi ork Tanya’ydı, Orkrox Hisarı'nın yöneticisi.

 

Lenox önündeki savaşçı ve şamanlara baktı. Kısa bir süre içerisinde birçok ork Lenox’un çağrısı üzerine komutası altında toplanmıştı.

 

Ian beklentiyle doluydu. Lenox’un tutkuyla bağırarak moralleri yükselteceğini düşünüyordu. Belki birkaç tokat bile atabilirdi oradakilere ruhlarını uyandırmak için. Ama beklenmedik bir şekilde sakindi.

 

Lenox ileri doğru yürüdü ve alandaki herkes sessizleşti.

 

“Hedefimiz bir navment zindanı. Tahminlerime göre orada bir Liç mevcut, ama risklerin ne olduğunu bilmiyorum. En kötü senaryo bile gerçekleşebilir. Ama…”

 

Her ork ciddiyetle Lenox’u dinliyordu.

 

“Bunu yapmak zorundayız.”

 

Lenox’un sesi yüksek sayılmazdı ama güçlü bir inanç duygusuyla doluydu. Savaşçılar başlarıyla onayladılar.

 

“Hayatta kalın.”

 

Orklar silahlarını kaldırdılar ve aynı anda bağırdılar.

 

“Bul’tar----------!”

 

Bağırışlar bütün Orcrox Hisarı'nda çınladılar, Lenox onayladı, yolda savaşçılar ve şamanlar onu takip ederlerken başı çekti. Birimler oluşturarak yürüyüş formasyonuna geçtiler.

 

Arkalardan takip etmekte olan Ian, bir anda Lenox’un bakışlarına yakalandı.

 

“Acemi.”

 

“Evet!”

 

Ian gergindi. Acemi bir savaşçı bu sefer için uygun olmayabilirdi. Ama Ian bu seferi kaçırmak istemiyordu ve Lenox’a ağırbaşlı gözlerle baktı.

 

Lenox sırıttı.

 

“Sakın arkada kalma ve yetişmeye çalış.”

 

Ian da Lenox’un sözlerine gülümseyerek karşılık verdi.

 

“Anlaşıldı!”

 

Lenox’un arkasında bulunan Hoyt da gülümsedi. Gulda Ian’ın arkasından ona yaklaştı ve sırtına bir tane yapıştırdı. Açıkçası Ian’a olan desteğini göstermek istemişti ama Ian’ın dünyası darbenin etkisiyle bir an için karardı.

 

“Kulkulkul”

 

Kinjur bütün üniteleri kutsadı. Ian’ın ork olduğundan bu yana katılacağı ilk büyük çaplı savaştı bu.

 

******

 

Baskın ekibinde 50 savaşçı ve 20 şaman vardı. 70 ork düzenli adımlarla orman boyunca ilerlediler. İri yarı omuzları ve büyük vücutları böyle büyük bir kuvvet halinde ilerlerken yoğun bir his yaratıyordu, Ian arkalardan takip etmeye devam etti.

 

Grom Lenox’a yolu gösterirken Ian da grubun arkasındaki savaşçılarla birlikte yürümeye devam ediyordu. Gulda Ian’ın yanındaki savaşçılardan biriydi. Omuz omuza yürüyüş formasyonunu bozmadan ilerlemeye devam ettiler.

 

“Acemi, bu senin ilk zindan baskının mı?”

 

“Evet.”

 

“Bu ilginç olacak. Kuhahah!”

 

Gulda sırtındaki kargılı baltayla tehditkar görüntüsünün aksine yüksek sesle güldü.

 

Şamanların gücünden ya da başka bir şeyden kaynaklı, bilinmeyen bir güç bütün ekibe yayılmıştı. Yolda rastladıkları yaratıklar düşen yapraklar gibi ork savaşçıları tarafından süpürüldüler.

 

Kuzeydeki yaratıklar goblinler ya da korkunç kurtlar seviyesinde değillerdi.

 

Trollerden, devasa peygamber develerine, gezinen ejderlerden, yeraltında yaşayan insan yiyen solucanlara kadar birçok çeşit güçlü yaratık vardı bu bölgede. Ian burada tek başına olsaydı çoktan bu yaratıklardan birine av olmuştu.

 

Ama bütün o savaşçılar onlara destek olan şaman büyüleriyle birlikte kolayca üstesinden geldiler. Lenox’un baltası özellikle korkutucuydu. Troller bile o baltadan bir darbe yedikten sonra kendilerine gelemiyorlardı.

 

Sürekli gülümseyen Gulda da ayrı bir harikaydı. Ian kocaman bir peygamber devesine karşı savunma yaparken, Gulda yanına gelmiş ve kahkaha ata ata peygamber devesinin uzuvlarını birer birer kesip atmıştı.

 

Ork savaşçılarının gücü kesinlikle insan üstü ve dehşet vericiydi.

 

Bir süre sonra varış noktalarına ulaştılar. Bir dağın yamacında bulunan büyük bir kaya. Kayanın arkasında gizli derin bir yarık vardı, ama o yarığı gördükten sonra bir mağara girişi olduğu açıkça belli oluyordu.

 

Şamanlar mağarayı gördüklerinde irkilmeden edemediler.

 

“Ne kadar yoğun bir büyü…”

 

Ian da aynı zamanda omurgasında soğuk bir ürperti hissetti. Lenox o arada onları buraya kadar getiren Grom’la konuşuyordu.

 

“İçeri gir.”

 

“Huh?”

 

“İçeriye gelmeyecek misin?”

 

“Ben sadece sizi buraya getireceğimi zannediyordum…”

 

“Tek başına geri dönersen daha tehlikeli olacaktır.”

 

Lenox, Grom’u yakasından tutup sürükleyerek mağaraya soktu. Arkasından birer birer diğer orklar dar geçitten geçerek takip ettiler.

 

Şamanların yarattığı ışıklar mağaranın içerisini aydınlattı. Bir çizgi halinde ilerlediler şamanlar ve savaşçılar. Daha sonra geniş bir tünele geldiklerinde formasyonlar tekrar ayarlandı. Birinin bu bölgeyi yapay olarak oluşturduğuna dair kanıtlar mevcuttu.

 

Ortamdaki hava ağırdı. Burası bir zindandı. Rahatsız edici bir his Ian’ın vücudunu sarmıştı. Bir şekilde hareket etmek gittikçe zorlaşıyor gibiydi.

 

Bir süre sonra tünel geniş bir alana açıldı. Meşaleler içerisini aydınlatıyordu. Alanın ortasında bir insanın gölgesi gibi görünen bir şey duruyordu.

 

“...Bu?”

 

O Grom’a saldırmış olan ölüm şövalyesiydi. Şövalye kılıcını kaldırdı.

 

“Siizzzzz orkkklaarrrrrrrrr… Buuraayııı terkk edinnnnn….”

 

Boşluk’tan gelen ürkütücü bir sesti bu. Ian’ın bütün tüyleri diken diken oldu.

 

“Yoksaaa…. korkunçççç bir ölümmmm… Sonnsuuzzzz acııııyıı kuccakkklaaayınnnn…”

 

Korkutucu bir varlık. Dehşet verici bir tehlike. Sonra Ian aniden garip bir şey fark etti.

 

“.....”

 

Ölüm şövalyesi orkları tehdit ederken bir adım geri atmıştı, o ürpertici sesiyle konuşurken bunu fark ettirmemişti.

 

Orklar sarsılmışlardı.

 

“Sayımızı gördükten sonra bile bir gram gerilmedi… O gerçek bir ölüm şövalyesi.”

 

“Ohh… Güçlü kişiler öldüklerinde, ölüm şövalyesine dönüşürler.”

 

“Ne kadar korkutucu. Kaybedemeyiz.”

 

“Kuock… Ölüm manasına gelse bile savaşacağım. Bul’tar…!”

 

Ölüm şövalyesi gittikçe uzaklaşıyordu. Sinsice, arkasındaki kapıya doğru gidiyordu. Diğer orklar fark etmiş gibi görünmüyorlardı. Eğer müdahale edilmezse, daha da uzaklaşacaktı. Ian aceleyle yerden bir taş aldı ve ölüm şövalyesine fırlattı.

 

Bam.

 

Şövalyeyi kafasından ustaca vurdu.

 

Takır, tukur.

 

Bütün gözler bir anda Ian’a doğru döndü. O an sona erdiğinde, Ian tereddüt etmeden bağırdı.

 

“Yakalayın şunu!”

 

Ölüm şövalyesi arkasını döndü ve koşmaya başladı. Orklar ruhlarını geri kazanmış gibi bir anda harekete geçtiler ve peşine düştüler. Onlarca ork mağaranın içinde  şövalyenin peşindeydi. Bir ork silahını fırlatmayı akıl etti. Balta döne döne uçtu ve ölüm şövalyesinin sırtına saplandı.

 

“KKuoooooh…”

 

Ölüm şövalyesi darbenin etkisiyle dengesini kaybedip düştü ve orklar ona yetiştiler. Etrafını çevirdiklerinde ölüm şövalyesinin ölümüne dayağı başlamıştı.

 

“B-B-Bekleyin bir dakika!” Ölüm şövalyesi feryat figan bağırıyordu.

 

“Ne, bu piç kurusu düzgünce konuşabiliyor mu?”

 

“Bu bir gösteri mi şimdi?”

 

Orklar dayağa daha sert bir şekilde devam ettiler, ölüm şövalyesi direnmekten vazgeçti. Lenox yanaştı ve ölüm şövalyesinin yakasına yapıştı.

 

“Ölüm şövalyesi, seni kim celp etti?”

 

“Ben cevapppp vereeeemeemmmmm...!”

 

Peeok!

 

“Düzgünce konuş.”

 

“B-Ben söyleyemem. Eğer konuşursam, o zaman yok edilirim.”

 

“Ne zaman geldin buraya?”

 

“Çok uzun zaman olmadı. Bir hafta önce bu girişi korumam söylendi.”

 

“Senin gibi kaç yaratık var burada?”

 

“Celp edildiğimde, burada iskeletler ve gargoylelar**** vardı. Şimdi daha fazlası da vardır. Ve birkaç tane daha ölüm şövalyesi…”

 

“Peki Liç?”

 

“B-Ben söyleyemem…”

 

Lenox ölüm şövalyesinin çürümüş suratına bir tane yapıştırdı, şövalye iniltiyle birlikte yerde birkaç tur yuvarlandı. Lenox geniş alana yüzünde kararlı bir ifadeyle göz gezdirdi.

 

“Garip.”

 

“Ne demek istiyorsun?”

 

“Ölüm şövalyeleri bu kadar zayıf değillerdir.”

 

“Öyleyse…”

 

“Bu bir tuzak.”

 

Geniş alanın sonunda büyük bir kapı vardı. Lenox kapıya doğru yaklaştı. Kapı hareket etti.

 

Sıkıca kapalı olan kapı yavaşça açılmaya başladı, sanki bir şeytan ağzını açıyor gibi görünüyordu. Arkasında kimsenin içeride ne olduğunu göremediği bir karanlık vardı.

 

Ancak artık geri dönüş yoktu.

 

“Girin.”

 

Şu andan itibaren neyle karşılaşacaklarından habersiz bir şekilde kapıdan geçtiler. Lenox başı çekerken diğer orklar sessizce onu takip ettiler. Boğazı kesilmiş ölüm şövalyesinin içi boş gözleri kapıdan geçerlerken onlara baktı.

 

Çevirmen notu
*Navment: Ölmeyen/Ölemeyen/Mezardan dönmüş, anlamına gelebilen, zombi, iskelet savaşçılar, vampir vb gibi şeylerin genel adı. DnD***’nin kullandığı bir kelime türkçede direk olarak karşılığı yok. İng: Undead

**Liç: Kısaca güçlü bir büyücünün karanlık ve şeytani tarafa geçerek doğal hayatı son bulduktan sonra da varlığını bir navment olarak sürdürmesi hali.   

***DnD: Dungeon and Dragons: Dünyaca ünlü fantastik masa üstü rol yapma oyunu.

****Gargoyle: Taştan heykel gibi görünen kanatları olan çirkin yaratıklar .