Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

19. Bölüm Savaşçının Vasıfları (3)

Çevirmen: Harami / Editor: Harami

Bölüm 19 - Savaşçının Vasıfları (3)

 

Lenox önündeki iki orka baktı.

 

“Şimdi daha iyi görünüyorsunuz.”

 

Ian güldü. Hoyt’la tanışıp bir ork savaşçısının ne demek olduğunu öğrenmiş, Derek ve adamları ile savaşıp tecrübe kazanmıştı. Grom da aynı zamanda omuzlarını dikleştirmişti, yanında gittiği 10 ork savaşçı ile birlikte goblinleri mağlup etmişlerdi.

 

Lenox sordu, “Tatmin oldunuz mu?”

 

Ian ve Grom olumsuz manada başlarını salladılar.

 

“Ben tatmin olmadım!”

 

“Ben de tatmin olmadım!”

 

Lenox onayladı.

 

“Evet, sakın tatmin olmayın.”

 

Bir süre geçmişti ama Lenox değişmemişti. Ian Orcrox Hisarı'na döndüğünde, Lenox’la ilk karşılaşmaları sırasında gördüğü şey, onun bir orkun yakasına yapışıp orku havaya kaldırdığı olmuştu.

 

“Yorgunsun! Düştün! Artık ölüsün! Eğer bir savaş alanında olsaydın boğazın deşilmiş olurdu! Ve paçalarından sızan idrarın yerde ufak bir birikinti haline gelmeye başlardı!”

 

“O şekilde utanmaktansa kendimi öldürürüm!”

 

Lenox baltasını kaldırdığında önündeki ork çılgına döndü. Manzaraya baktığında Ian neden olduğunu anlamadığı bir şekilde kendini evinde hissetti. Lenox, Ian ve Grom’un yanına geldi.

 

“Savaşçı olmadan önce bilmen gereken bir şey var.”

 

Lenox çenesine dokundu, biraz sıkıntılı görünüyordu. Onun ilk defa tereddüt ettiğini görüyorlardı.

 

“O sanki birazcık…”

 

Ian ve Grom küçük dillerini yuttular.

 

Eğitmen Lenox’u tereddüde iten şey neydi? Lenox sonunda kafasını salladı.

 

“Sana inanıyorum.”

 

İnanç. Ona inandığını söyleyen kişi Lenox’tu, başka biri değil. Sanki göğsü alev aldı, yüzünde ciddi bir ifade oluştu Ian’ın.

 

Lenox arkasını döndü. Ian ve Grom onu takip edip Şöhretler Salonu'na girdiler.

 

Ayak sesleri taş duvarlarda yankılanıyordu. Büyük savaşçıların heykellerini de geçtiler. Bir meşale karanlık bir tüneli aydınlatırmış gibi yapıyordu. Tünelin sonundaysa büyük bir taş oda vardı.

 

Tek bir anıt vardı o odada. O kadar büyüktü ki başını görmek için kafalarını kaldırmaları gerekiyordu. Antik bir ork işlenmişti o anıta. Ian neden burada olduklarına anlam veremiyordu. Lenox anıta bir süre daha bakmaya devam etti. Yanan meşale yüzlerinin üzerine gölgelerin düşmesine neden oluyordu.

 

“Onur.”

 

Lenox fısıldadı. Ama yine de sesi tüm odada duyuldu.

 

“Savaşçının yasaları.”

 

“Kanıt.”

 

Bilinmeyen bir öyküydü. Lenox anıtın üzerine kazınmış olan antik ork kelimelerini okudu. Gözleri anıtın başından sonuna doğru hareket etti.

 

Lenox arkasını döndüğünde yüzünde hiç olmadığı kadar ciddi bir ifade vardı.

 

Sonra konuştu, “Uzun açıklamaları sevmem.”

 

“Evet.”

 

“İyi dinleyin.”

 

Lenox yumdu gözlerini açtı ağzını, sesi hiç olmadığı kadar yumuşaktı ama daha önce duymadığı kadar berrak ve canlıydı Ian’ın. Unutulmayacak bir rüya gibi iz bıraktı üzerinde.

 

“...Tanrım, lütfen kabul et beni.”

 

Ian orkların daha önce tanrılar hakkında konuştuklarını duymamıştı. Şimdi ilk defa Lenox Tanrılar'a sesleniyordu.

 

“... Onurumuzun yalnız kalmayacağına dair umudumuzu kaybettirme.”

 

“...Silahlarımızın çürümesine asla izin verme.”

 

“Yeminimizi dinle, senin ve savaşçılarının nesli için yedi yasa belirledik.”

 

“Tanrım.”

 

“.....”

 

“Ben.”

 

Lenox’un sesi bir anlığına durdu ve gözlerini açtı. Yoğun bir ışık Ian ve Grom’a doğru parladı. Sanki nefes alamıyorlarmış ve vücutları felç olmuş gibi hissettiler. Lenox’un sesi tekrar duyuldu ama bu sefer kulakları aracılığı ile değil, direk olarak zihinlerinde ve ruhlarında duydular.

 

“Ben.”

 

“Ben bir ork savaşçısıyım.”

 

“Savaşçı inancı terk etmez.”

 

“Savaşçı zayıfa acı çektirmez.”

 

“Savaşçı silahsızlara saldırmaz.”

 

“Savaşçı haksızlığa mahal vermez.”

 

“Savaşçı tanrıları utandırmaz.”

 

“Savaşçı her türlü iyiliğin ve intikamın karşılığını verir.”

 

“Savaşçı güçsüz olanı korur.”

 

“Tanrılara sözümdür ki, ben bir savaşçı olarak bu yasalara sadık kalacağım.”

 

Lenox baltasını kaldırdı. Baltasına sanki kutsal emaneti gibi bakıyordu ve yeminini tamamladı.

 

“Onurunu kanıtla.”

 

Sesi sonlandı. Ian ve Grom, Lenox’a şaşkın şaşkın bakıyorlardı.

 

Lenox gülümsedi. Baltasını savurdu. Darbe görünmezdi, sanki ani bir rüzgar gibi.

 

“.....!”

 

Ian ve Grom’un göğüsleri yarıldı. Saldırının farkına bile varamamışlardı bırak karşılık vermeyi.

 

Kan akıyordu, kesilen yerdeki yara sanki ateşe tutuluyormuş gibi yanıyordu. Kesinlikle, asla silinmeyecek bir izi kalacaktı.

 

Lenox sessizce güldü.

 

“Bunu açıkça hatırlamanız adına.”

 

******

 

Ian ve Grom bir birahanede birbirlerine dönük oturuyorlardı.

 

Bitirdikleri vazifelerden kendilerine ait kazanımlar elde etmişlerdi. Ian, Stella ile yaptığı görevin ödülünü de alabilmişti, keza Thompson için yaptığını da. Grom’sa goblinlerden topladığı ekipmanları demirciye satmıştı.

 

Aslında ciddi bir zehir olan Ork birası, boğazlarını yakıyordu.

 

“Bunu içebilmemiz ne iyi.”

 

“Kuoh…”

 

Grom sadece sessizce içti. Her zamanki halinden eser yoktu.

 

“Ne oldu?”

 

“Hiçbir şey, sadece…”

 

Grom ağzına attığı kuru eti çiğnedi.

 

“Yaşananlar yüzünden biraz dalgınım. Orklar benim düşündüğümden daha fazlalar… siktir… Düşündüğümden daha derin gibi görünüyorlar.”

 

Ian onayladı.

 

Savaşçıların yasaları, kaba orklar tarafından yazıldığına inanması zor olan şeylerdi. Bir de üstüne üstlük orta çağ şövalyelerinin kahramanlığını, mertliğini, cesaretliliğini ve cömertliğini yansıtıyorlardı. Yasalardaki sözleri yeniden dikte ederken Lenox’un ifadesi bile çok ciddi ve vakurdu.

 

Ian gülümsedi ve söyledi, “Orkların harika olduğunu düşünmüyor musun?”

 

Grom omuz silkti.

 

“Başka bir tür seçseydim asla tecrübe edemeyeceğim şeyleri yaşadım. Ork olmak zor.”

 

“Kulağa olumlu bir şey söylemişsin gibi gelmiyor.”

 

“Aslına bakarsan, bir ork olarak, aslında ork olmak istediğim için başlamadım…”

 

Grom tereddüt etti. Ian kafasını salladı.

 

“Mümkün, ama  sıkı çalışırsan bir gün başarırsın. Senin için olduğunu düşünmeseydim sessiz kalırdım Grom.”

 

“Hahahaha. Ben öyle düşünmüyorum ama.”

 

“Üzgün olma ve denemeye devam et…”

 

“Üzgün…”

 

Grom sözlerini tekrar etti.

 

Sonraysa içmeye devam etti, Ian da bardağındakini bitirdi. İkili gece boyunca sayısız bira bardağı devirdiler.

 

“Kuoh…!”

 

“Tamam!”

 

Yuvarlağımsı masaya başka bir ork daha oturdu. Grom bu yüzü tanıyordu.

 

“Savaşçı?”

 

“Hayattasınız! Benim adım Gulda. Acemi! Kuhaha!”

 

Grom’a bir omuz attı. Bu savaşçı, Grom’la birlikte goblin temizlik ekibinde olan diğer 10 savaşçıdan biriydi, savaşçı Gulda.

 

Gulda, Ian’a baktı.

 

“Sen de mi bir acemisin?”

 

“Evet.”

 

“Kulkulkul! Görüyorum! Sizi gördüğümde kendi acemiliğimi düşünmeden edemiyorum.”

 

“Sen de mi Lenox’tan eğitim aldın Gulda?”

 

“Tabii ki!”

 

“Sen de o zamanlar korkmuş muydun?”

 

“Hem de nasıl! Herkes Lenox’tan korkar! Kuhahaha!”

 

Aynı anda gülmeye başladılar.

 

“Ama şunu aklınızda tutun acemiler! Eğitmen Lenox korkutucu bir akıl hocası olabilir ama muhteşem bir savaşçıdır aynı zamanda! Onun öğretilerinden yararlandığınız için şeref duymalısınız.”

 

Ayağa kalktı, birasını kaldırdı ve sesi çıktığınca bağırdı.

 

“Büyük savaşçı Lenox için! Bul’tar------------------!”

 

Birahanede içen bütün orklar Gulda’nın ardından biralarını kaldırıp bağardılar.

 

“Bul’tarr-----!”

 

“Bul’tar----!”

 

Bütün orklar bardaklarındaki biraları tek seferde içtiler.

 

Bira musluğunun başında olan ork atmosferden etkilenip bir fondip daha yaptı. Ian ve Grom ise atmosferin yoğunluğundan biraz uzaklaşıp kendi biralarına döndüler. Sonra bir ork şarkı söylemeye başladı. Şarkı sözleri biraz acayip olsa da, Grom ve Ian da beceriksizce eşlik ettiler.

 

“Bizler orkuz! Kudretli orklar! Eğer bize bulaşırsan başın dertte demektir! Büyük savaşçılar göründü, yolu açın! İnsanlar, kaybolun! Elfler, defolun! Cüceler kaybolun! Cin cüceler defolun! Güzel kadınlar? Bir savaşçı kadına bile ihtiyaç duymaz. Hadi sen de yoluna! Bizler büyük orklarız, büyük savaşçılar!”

 

En acayip şarkı sözleri!

 

Gulda, birahanedeki atmosferden dolayı sarhoş vaziyette ellerini açtı ve Ian’la Grom’un omuzlarına koydu.

 

“Kuhahahaha! Şimdi söyleyin bakalım yeni vazifeniz nedir?”

 

Birahane gitgide kalabalık ve gürültülü bir hal alırken, Ian da sesini yükselterek konuşmak durumunda kaldı.

 

“İşte bu bize Eğitmen Lenox tarafından verilen vazife!”

 

Lenox onlara savaşçının yasalarını öğrettikten sonra bir vazife vermişti. Şimdiye kadar verdikleri arasında en zor olanını.

 

“Savaşçı gibi çalışın!”

 

Savaşçının yeminini ettirdikten sonra, Lenox onlara savaşçı olduktan sonra geri gelmelerini söylemişti. Ne yapacağı kişinin kendisine bağlıydı. Ian ve Grom ne yapacaklarını bilmiyorlardı.

 

“Ohhh…!”

 

Gulda’nın suratında karışık ifadeler vardı. Sonra sertçe ikisinin de sırtına vurdu.

 

“Keuk!”

 

“Ahhh!”

 

“Tebrik ediyorum sizi! Acemiler! Çok hızlı! Kuhahahaha!”

 

Gulda yüksek sesle gülüyordu.

 

“Neden bahsediyorsun sen?”

 

“Bu savaşçı olmadan önceki son kapı!”

 

Ian ve Grom’un gözleri buluştu.

 

“Cidden mi?!”

 

“Evet, siz bu vazifeyi baya çabuk almışsınız! Görünüşe göre Lenox ikinize de değer veriyor!”

 

Buna inanamadılar. Ian ve Grom için Lenox’un onlara değer verdiği düşüncesi inanılmazdı, asla onları övmemişti sadece her zaman azar ve bağırma vardı. Ama Gulda bundan emin görünüyordu.

 

“Savaşçı olmak üzere olan acemiler! Kuhahahaha!”

 

Başka bir bardak birayı mideye indirerek kutladı. Grom sordu, “O zaman, savaşçının işi nedir?”

 

“Bilmiyorum!”

 

“Bilmiyor musun?!”

 

“Acemi! Bütün savaşçıların onurları kendilerine hastır! Cevaplarını kendin bulmalısın!”

 

Sanki bir iş görüşmesine hazırlanmak gibiydi, sadece oraya varıp soruları duyduğun ya da gördüğün zaman bilebilirdin. Sadece adımları izleyerek tamamlayabileceğin basit bir görev değildi.

 

Grom, Gulda’ya sordu.

 

“Senin savaşçı olman için yapman gereken iş neydi?

 

“Benim mi?”

 

Gulda’nın gözleri uzağa bakmaya başladı.

 

“Çok çok çok zor bir iş yapmam gerekti savaşçı olmak için!”

 

“Ohhh! Neydi peki?”

 

“Lenox’a karşı kargılı baltamı kullandım!”

 

“.....!”

 

Ian ve Grom’un çeneleri neredeyse masaya çarpacak kadar açıldılar.

 

“Savaşçı güçlü olmalıdır! Ben de gücümü kanıtlamak için Lenox’a meydan okudum!”

 

“Nasıl sonuçlandı?”

 

“Kargılı baltamı ilk savuruşumdan sonrasını hatırlamıyorum! Kuhahahaha!”

 

“.....”

 

“Bir hafta boyunca baygın yatmışım! O zamandan beri sayı sayamıyorum ve bazen ellerim titriyor ama olsun! Onun sayesinde ben bir savaşçıyım!”

 

Ian ve Grom kendilerini daha da kaybolmuş hissettiler ve bakışlarını kaçırdılar.

 

Şimdilik vazifelerini bir kenara bırakıp günün geri kalanının tadını çıkarabilirlerdi. Evet. Ian, Grom ve Gulda. Üçlü biralarını aynı anda diktiler ve bitirdiler.

 

“Bul’tar!”