Güzel payladı adamı. Acaba hocanın adı ne. Bölümler için çok teşekkürler
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
86. Bölüm Akademinin Onuru ve Tavrı
Akademinin Onuru ve Tavrı
Li Wu'nun sözleri çok bir şey anlatmıyordu ve kasvetli taş tapınakta yüzündeki değişiklikler belli olmuyordu. Ancak Lin Xi bu sözlerin arkasındaki ciddiyeti hissetti ve bu Beden Bilimleri mezununun kesinlikle normal biri olmadığını anladı... Dahası, Li Wu'nun tonunda bir ağırlık vardı. Bu yüzden Lin Xi, bu Beden Bilimleri mezununun cidden saygıyı hak eden bir figür olduğunu ve şu anda kötü bir durumda olma ihtimali olduğunu anlamıştı.
...
Müdür Yardımcısı Xia için Lin Xi hala şımartılması ve yoluna devam etmesi için büyük umutlarla dolu olması gereken bir çocuktu. Belli miktarda baskıya hayır demezdi ama bu yeni öğrencinin karanlıkla çok fazla karşılaşmasına kesinlikle izin veremezdi. Bu yüzden Lin Xi çok bir şey bilmiyordu ve bir gün önce Merkezi Kıta'nın İmparatorluk Şehri'nden gelen vagonun Dört Mevsim Ovası'nı geçip Gökdağları'nın eteklerine geldiğinden bihaberdi.
Şu anda Hükümet Sektörü'nün iki numaralı figürü Yan Shaoqing, Adalet Sektörü'nün büyük kumandanı Feng Qianhan ve Merkezi Kıta Korumaları'nı temsil eden genç Ye Shaofeng, Yeşil Kereste Akademisi'ndeki bir sarayda çay içiyorladı.
Bu salon inanılmaz büyüktü ve tavanı bir düzine devasa sütun destekliyordu. Zemini kaplayan yeşil taş tuğlalar sonsuz bir nehri andırsa da şu anda bu büyük salonda yalnızca birkaç sandalye vardı.
Çay Gökdağları'nın saf buzullarının suyuyla yapılmış, çay yaprakları ise akademi sınırlarındaki küçük bir uçurumda büyüyen bir çay bitkisinden alınmıştı. Çay tatlıydı ve pencerenin dışındaki karlı dağların manzarasıyla inanılmaz bir ahenk oluşturuyordu.
Hükümet Sektörü'nün iki numarası Yan Shaoqing oldukça yakışıklıydı. Eğer Lin Xi onu görürse kesinlikle geçmişteki Zheng Shaoqiu gibi göründüğünü düşünürdü ama bu orta yaşlı adamın bu dünyaya özel bir havası vardı.
Kafasında yeşil bir resmi hükümet şapkası vardı ve üniformasındaki kare şeklindeki zümrütte ayağa doğru bakan bir mandarin ördeği vardı.
Resmi üniforması ve imparatorluk çizmeleri biraz lekelense de bunu fark etmiş gibi değildi; aksine sakinliği yüzünden insanlar kıyafetlerindeki bu pislikleri görmüyordu bile.
Feng Qianhan'ın üstünde bir Yüce Kumandanın Parlak Ay Zırhı vardı ve Parlak Ay Kristalleri ile kara altın iplikleri ile örülmüştü. Dahası zırhını kaplayan yarım karışlık kristaller zırhın yüzeyini kaplıyor ve güçlü kara altın iplikleri üzünden dışarıdan görülmesi imkansız bir hale getiriliyordu. Parlak Ay Kristallerinin eşsiz beyaz parlaklığı ve hilal şeklinde oyulmuş ay rünleriyle birlikte Feng Qianhan adeta buzdan oluşan bir zırh giyen bir savaş tanrısına benziyordu.
Sayısız savaş tecrübelediği için askeri bir acımasızlığı vardı ve diğer üçüne kıyasla öfkesini en çabuk kaybeden kişi oydu; buna rağmen şu anda sadece kaşlarını çatmış, sabırla çayından içiyordu.
Sabrını çoktan kaybetmiş tek kişi aralarındaki en genç olanı Ye Shaofeng idi.
Burası İmparatorluk Şehri değildi ve şehri koruma görevi olmadığı için sıradan kıyafetler giyse de üstünde hala bir Beyaz Kaplan Zırhı seti vardı ve bu beyaz deri zırh bedenini oldukça sıkıyordu. Kaplan tasarımlı rünler zırha işlenmişti ve kafasında birleşiyorlardı. Kaplan kafasına benzeyen bir miğfer kafasının yarısını kapatıyordu ve sadece öfkeli, genç, görkemli suratını açıkta bırakıyordu.
Çay bardağını aldı, geri koydu, tekrar aldı ve sonra tekrar geri koydu. Bunu birkaç kez tekrarladıktan sonra artık sabrının sonuna geldi. Kapının yanında duran siyah cübbeli hocaya baktı. "Ne zaman gelecek bu Müdür Yardımcısı Xia?!"
Hoca otuz altı otuz yedi yaşlarında gibi görünüyordu ve oldukça zayıftı. Hafif sarı saçlarını bağlamıştı. Bedenini kaplayan kara cübbeler olmasa görünüşü inanılmaz sıradan bir köylüye benzerdi.
Ye Shaofeng'nın sorusunu duyunca kafasını sabırla iki yana salladı. "Bilmiyorum."
"Bilmiyor musun?" Adamın sakinliği Ye Shaofeng'i daha da sinirlendirdi. Adama bakıp buz gibi bir sesle konuştu. "Yeşil Kereste Akademiniz biraz fazla kibirli değil mi? Çoktan bir gün bekledik, daha ne kadar bekleyeceğiz? Akademinizdekileri görmek isteyenler biz değiliz, imparator!"
Bunları duyunca Yan Shaqing gülümsedi; Merkezi Kıta'daki genç korumalar ve geri kalanları arasındaki nesil farkını görebiliyordu. Dahası uzun bir süre İmparatorluk Şehri'nde kaldıktan sonra Yeşil Kereste Akademisi'nin saygı duyulması gereken bir yer olduğunu bilse de bu saygıya sahip değildi; bu yüzden Yeşil Kereste Akademisi'nin neden bu kadar gururlu olduğunu anlayamıyordu. Bu sözlerin Yeşil Kereste Akademisi'nde biraz gülünç olduğunu bilse de Zhou Shoufu'nun Ye Shaofeng'i buraya göndermesinin sebebi onlarda olması gereken saygısı almalarını sağlamak ve akademinin onurunu anlamaktı. Bu yüzden tüm bu süre zarfında sakin kalmış ve sakince dinleyerek tek kelime etmemişti.
Feng Qianhan'ın düşünceleri çok daha basitti. Bu aptal gence bir ders verilmesi gerektiğini düşündüğü için homurdanarak güldü ve Ye Shaofeng'i daha da öfkelendirdi.
"Bu sizi ilgilendiren bir şey." Yan Shaoqing'in tahmin ettiği gibi siyah cübbeli hoca ne yavaş ne hızlı konuşarak cevap vermişti.
"Ne dedin?"
Ye Shaofeng'i bedeni titredi ve beti benzi attı. İmparatorun ismini söylemesine rağmen karşısındaki adam hiç umursamamıştı.
"İmparatoru kâle almıyor musun yoksa?" Bu kibrinin ve gururunun nereden geldiğini anlamayarak hocaya baktı.
Hoca kafasını hafifçe kaldırdı. Gözlerinde kayıtsızlık ve alay vardı. "Bizzat imparatorun kendi gelmiş bile olsaydı Müdür Yardımcısı Xia ile konuşup konuşamayacağına yine Müdür Yardımcısı Xia'nın kendisi karar verir. Bu yüzden sizinle buluşup buluşmamak ona kalmış. Bekleyip beklememek de size."
Ye Shaofeng başta şaşırdı, ardından öfkelendi. Birden ayağa kalktı ve bıçak gibi gözlerle cübbeli hocaya baktı. "Pek bir cüretkarsın! Yoksa imparatorun bile Müdür Yardımcısı Xia ile denk olamayacağını mı söylüyorsun?!"
"Bunu nasıl göreceğiniz sizi ilgilendiren bir şey." Hoca tekrar sakince konuşmuştu.
Kısa bir duraksamadan sonra bile kara cübbeli hoca Ye Shaofeng'e bakmamıştı. "Dahası siz sadece Merkezi Kıta'daki bir koruma liderisiniz, oradaki korumalara emir verebilirsiniz ancak akademide kimseye emir verme yetkiniz yok. Benim buradaki görevim sadece beklemek. Eğer istersem size hiçbir şey söylememeyi seçebilirim."
Bu sözleri duyunca Yan Shaoqing ve Feng Qianhan içten içe derin bir nefes aldılar. İkisi de akademinin bu tavırlarla anlatmak istediği şeyi açıkça anlıyordu. Ancak görünüşe göre akademinin tavırları beklediklerinden daha sertti. Bu da demekti ki birkaç gün daha beklemeleri gerekebilirdi.
Dahası akademinin ilk cevap olarak onları reddedeceklerini de biliyorlardı ancak sırf cevap almak için beklemeleri gerekiyordu.
Ancak Ye Shaofeng bunu anlamıyordu ve imparatorun emriyle geldikleri için akademinin onları hemen kabul etmesi gerektiğini düşünüyordu... Bu yüzden hocanın sözlerini duyunca inanılmaz öfkelendi ve bir adım ilerledi. Kara cübbeli hocaya bakarken katı bir sesle konuştu. "Peki şu anda seninle savaşmak istesem bu sizi ilgilendiren bir şey olur mu?"
"Evet, olur." Hocanın dikkati bir anlığına dağılsa da hemen ardından Ye Shaofeng'e bakıp sakince konuştu. "Ancak ben sadece bir Siyaset bölümü hocasıyım, gücüm Yeşil Kereste Akademisi'ndeki tüm hocalar arasında en alt sıralarda yer alır. Cidden benimle savaşmak istiyor musunuz?"
Ye Shaofeng öfkeden kahkaha attı. "Aynı seviyede olmasak bile bu akademide sana zarar verecek halim yok. Ayrıca anlamsız bir savaş olsa bile oturup beklemekten daha iyidir."
Hoca kafasını iki yana salladı; dudaklarında hafif bir alaycılık vardı. Daha fazla bir şey deme ihtiyacı hissetmedi ve eliyle "gel bakalım" dermiş gibi işaret yaptı.
Ye Shaofeng'in bedeni hafifçe büküldü ve hocaya basit bir selam verdi. Beyaz Kaplan Zırhı'ndaki rünler parladı ve büyük salonda bir kaplan gibi atılarak anında hocanın karşısında belirdi. Herhangi bir teknik falan kullanmamıştı, sadece yukarıdan aşağı doğru, hocanın kafasına bir tekme atmıştı.
Yunqin, askeri gücü ile bilinen bir imparatorluktu ve cesaret en önemli şeylerden biriydi Bu yüzden saygı hareketlerinden sonra, savaş başladığı anda hedefi düşmanını indirmek olmuştu.
Aynı zamanda bu hoca onu sinir etmişti. Bu yüzden Ye Shaofeng kendini tutmuyordu. Adımını atarken ayağının çılgın bir fırtına oluştu ve hocanın cübbelerini savurdu.
Bu oldukça vahşi bir adımdı. Dahası Ye Shaofeng'in ayağı yere değdiği anda diğer ayağı çoktan hafif bükülmüştü ve tekmeye çevrilmişti; karşı tarafın yapacağı hamleye göre tekmesini değiştirmeyi bekliyordu.
Ancak Ye Shaofeng'in gözleri bir anda küçüldü. Çünkü hocanın hiç kaçınma gibi bir niyeti yoktu. Çılgın rüzgarın eşliğinde sadece kafasını kaldırıp gözlerini kısmakla yetinmişti.
Güm!
Hocanın bedeni hafifçe büküldü ve aniden tekrar düzleşti. Ye Shaofeng'in taşları ve zırhları bile parçalayabilecek güçteki bu rüzgarlı adımını engellemek için sağ omzunu kullanmıştı.
Omzundan sarı ve beyaz ışıklar yükseldi. Bir gümlemeyle beraber ayağının altındaki yeşil tuğlalar parçalandı ve iki ayağı da molozların altına gömüldü. Yüzü biraz solsa da aynı zamanda yüzünde gururlu ve alay dolu bir ifade belirdi. İki eliyle Ye Shaofeng'in tekmesini tuttu ve sıkıca kavradı. Ardından bedenini vahşice döndürerek ayaklarını havaya kaldırdı. Bir şahin tarafından kapılmış bir tavşan gibi Ye Shaofeng'in diğer ayağının tabanını tekmeledi.
Bir ayağıyla kara cübbeli hocanın omzuna vururken diğer ayağını suratına savurmuştu. Gelişimleri arasındaki fark o kadar fazla gibi görünmüyordu ve tek tekmeyle hocayı yaralamıştı. Ancak hoca ayaklarını savurup ayak tabanlarına basınca beti benzi attı ve bacağının kasığına bağlandığı yerde kemiklerin kırıldığını duydu ve tüm bacağındaki his yok oldu.
Yan Shaoqing ve Feng Qianhan bunu izlerken hoca, Ye Shaofeng'in bedenini sanki parçalıyormuş gibi görünüyordu.
Gürültülü bir sesle Ye Shaofeng geri ayağa kalkıp yere düştü; ayağındaki ve kasıklarındaki acı ayağa kalkmasını imkansızlaştırıyordu. Kara cübbeli hoca ise olduğu yerde kalıyordu. Ye Shaofeng ayağını yere vurduğu anda elleri bir kartal pençelerine benzemişti ve Ye Shaofeng'in yüzüne doğru savurduğu ayağını kesmişti.
Ardından Ye Shaofeng'i takip ederek peşinden zıplamıştı.
Sağ kolu omzundan itibaren sallanıyordu; yediği darbe saldırı gücünü oldukça azaltmıştı. Ancak sol elindeki işaret ve orta parmağı bir bıçak gibi keskince Ye Shaofeng'in boğazına dayalıydı.
"Lütfen merhametli olun!"
Bu manzarayı gören ve normalde sadece keyifle bu savaşı izlemeye niyetli olan Yan Shaoqing ve Feng Qianhan endişeyle bağırdı.
Bu akademideki her bir hocanın dış dünyanın anlamadığı bir gücü ve kibri olduğunu biliyorlardı. Ancak kara cübbeli hocanın bu denli şiddetli olmasını beklememişlerdi.
İki parmağını Ye Shaofeng'in boğazına dayayan hoca geri çekildi. Bir küre gibi yaklaşık on kere takla atarak geriye doğru gitti.
Ye Shaofeng ise yerde hareketsiz yakıyordu. Boğazında iki kırmızı parmak izi vardı. Eti kan toplamaya başlamıştı.
Bu kara cübbeli hocanın gelişimi o kadar fazla değildi; Ye Shaofeng de o da Ruh Efendisi seviyesinin üst seviyelerindelerdi.
İki Ruh Efendisi savaştığında birinin ruh gücü bitmeden önce birbirlerinin savunmalarını delmeleri çok zor olurdu. Ancak Xu Shengmo'nun Lin Xi ve diğer öğrencilere söylediği gibi, insan bedeninin birçok zayıf noktası vardı. İki taraf da Ruh Efendisi olsa da boğaz tam da bu zayıf noktalardan biriydi ve iki parmağı bile durdurmamıştı.
Magnec